Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'Yeni Zelanda' açıklaması: Batı medyası işi tamamen sinsice götürüyor

AA |  18 Mart 2019 Pazartesi - 21:27 | Son Güncelleme : 19 03 2019 - 7:36

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Yeni Zelanda'daki terör saldırısı ile ilgili, 'Bu olayda Avrupa'nın sesi çıktı mı? Hayır. Batı medyası işi tamamen sinsice götürüyor.' açıklamasında bulundu.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal 7 ve Ülke TV ortak yayınında katıldığı  "Cumhurbaşkanı ile Seçim Özel" programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

"Bugün için Çanakkale ruhu ne anlama geliyor?" sorusu üzerine Erdoğan,  "Bir terörist çıktı, bir serseri çıktı. Benim ülkemi kendine göre ikiye böldü.  'Anadolu yakasında yaşarsanız ne ala ama Avrupa yakasına geçmeye kalkarsanız  şöyle yaparız, böyle yaparız.' Tabii bu, oradaki zihniyetin acaba bir ifadesi  miydi? Çünkü bu olay, bireysel bir olay değildir. Bu olay, tamamen örgütlü bir  olaydır. Zira burada 50 Müslüman şehit edilmiştir. Bunların içinde yavrular var  3-4 yaşında. Acımasızca bunlar orada şehit edilmiştir." diye konuştu.

Charlie Hebdo olayında bütün dünyanın Avrupa'da bir araya geldiğini  ama Yeni Zelanda'daki olayda Avrupa'nın sesinin çıkmadığını dile getiren Erdoğan,  şöyle devam etti:

"Avrupa'dan henüz daha bir şey duymuş değiliz. Batı medyası işi  tamamen sinsice götürüyor. İslam dünyasından da ses yok sadece Türkiye olarak biz  yorumlarımızı, değerlendirmelerimizi yapıyoruz. Yardımcımı, Dışişleri Bakanımı,  geniş bir heyet ile gazeteci arkadaşlarla beraber Yeni Zelanda'ya gönderdim.  Orada görüşmeleri yaptılar. Genel Vali, Belediye Başkanı, Başbakan ile  görüşmelerini yaptılar. Benim de oradaki İslami cemaat liderleriyle,  arkadaşlarımız toplantıdayken sabah telefon bağlantısıyla görüşmem oldu. Bizi  üzen şey şu; bir taraftan barıştan, özgürlüklerden bahsedeceksiniz ama bütün  bunlardan bahsederken bir terörist ortaya çıkacak, ondan sonra da onunla ilgili  çok farklı bir yaklaşım olacak."

Daha önce de aldığı bilgilere göre, olayın zanlılarına 11 yıl gibi bir  mahkumiyetin verildiğini anlatan Erdoğan, "Bu sabah yaptığım görüşmede oradaki  Müslüman cemaatlerin liderleri de 15 gibi bir şeyden bahsediyorlar. Yani 50  Müslüman orada şehit ediliyor, bunların cezası azami 15 yıl olacak. Böyle bir şey  olabilir mi? Bu, kabul edilebilir mi? İdam bugün Amerika'nın bile belli  eyaletlerinde hala devam ediyor, dünyanın değişik yerlerinde hala devam ediyor.  Bu çocuk oyuncağı mı? 50 insan, ibadet esnasındayken şehit ediliyor. Kiliselerde,  şurada, burada bunların hiçbirini kabul etmiyoruz. Böyle bir şeyin olmaması  lazım. Bizim ülkemizde böyle şeylere asla müsaade etmedik, her türlü tedbiri  aldık. Ama bunlar, bu tür şeylerde çok rahatlar. Böyle bir şeyi kabullenmek  mümkün değil." ifadelerini kullandı.

"Her şey teknoloji değildi"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Yeni Zelanda'dan, 16 bin 500 kilometreden bunlar Çanakkale'ye niye  geldi? Avustralya niye geldi? Kanadası, Amerikası buraya niye geldiler? Biz o  zamanın şartları içinde, bunlar dünyanın en güçlü ordularına sahip oldukları  halde, biz Seyit Onbaşı'nın o topuyla, o mermisiyle orada onları Çanakkale'nin  sularına gömdük. Bu tabii bir şeyi gösteriyordu, her şey teknoloji değildi. Her  şey imkanlarla olmuyordu. Ama bir de nusret-i ilahi vardı. Meşhur 15'liler  hikayesi. 15 yaşındaki çocuklar, Çanakkale'de bu savaşa katılıyor. O kadar  askerden yoksun bir dönemdeyiz. Rabb'im orada nusreti veriyor ve Çanakkale'den  bizler zaferle çıkıyoruz.

Her yıl bunlar anma törenlerine gelirler biz her türlü kolaylığı  gösteririz. Gazi Mustafa Kemal'in 'Burada koyun koyuna yatıyorlar, yatacaklar,  endişe etmeyin.' gibi gayet güzel bir ifadesi de var. Ama demek ki bunlar bu tür  şeylerden anlamıyorlar. Nasıl o zaman tabutlarıyla dönenler olduysa, bugün de  böyle bir şeye tevessül edecek olurlarsa, bu millet aynı cevabı vermekten geri  değildir."

Yeni Zelanda'daki saldırıyı gerçekleştiren teröristin Ayasofya'ya  minareyi yakıştıramadığını ifade eden Erdoğan, "Senin dedelerin bu işi ne kadar  kudretle yapabildiyseler, sen onların seviyesine bile çıkamazsın. Terbiyesiz, önce haddini bileceksin. Sen daha bu milleti tanımamışsın. Geldi bu adam burada 3  gün tur attı. Çevreyi dolaştı." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, teröristin Konstantinapol meselesiyle  ifadelerinin sıradan ifadeler olmadığını, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun  oğlunun ifadelerine benzediğini anlatarak, şunları kaydetti:

"Demek ki bunların ruh kökünde, düşünce dünyasında hala bunlar  yaşıyor. Ama şunu bilmeleri lazım ki burası İslambol. Konstantinapol olma diye  artık bizim ne bir düşüncemiz ne bir hayalimiz... Böyle bir şeyi yaşatmayız. Bu  ülkenin içinde yok mu? Var. Ana muhalefetin başındaki adam gibi. Gezi olaylarında  'Zulüm 1453'te başladı.' diye yazanlar. 'Terör İslam dünyasından kaynaklı.'  ifadesini kullanıyor bu ülkenin ana muhalefetinin başı. Lafı geldiği zaman bu  ülkenin yüzde 99'u Müslümandır diyeceksin ondan sonra da faturayı geleceksin,  'Terör İslam dünyasından kaynaklı.' bunu kullanacaksın. Bunları anlamakta ben  zorlanmıyorum ama zorlananlar var. Niye? Hala bu adamın peşine takılıp gidenler  var. Avustralya'daki o alçak bir senatörün kullandığı ifadelerden bunun bir farkı  var mı? Aynı ifadeleri kullanıyor. Demek ki aynı merkezden yönetiliyorlar. Bu da  tabii hassasiyetimizi çekiyor. Bu ifadelerimin altında bunlar yatıyordu."

'YARMA HAREKATIMIZI GERÇEKLEŞTİRMEMİŞ OLSAYDIK...'

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Şu anda  eğer biz o terör koridorunu kapatmamış olsaydık, Afrin'den ve Cerablus'tan biz  yarma harekatımızı gerçekleştirmemiş olsaydık, bugün bizim güneyimiz tamamen bu teröristler tarafından işgal edilmiş olacaktı." dedi. 

Erdoğan, "Geçtiğimiz yıl 18 Mart 2018'de sabah saatlerinde 08.30'da  'Afrin'in kontrol altına alındığı müjdesini vermek istiyorum.' cümlelerini kullanmıştınız bir mitingde. Bugün 18 Mart 2019, acaba Afrinlilere mesajınız  neler?" sorusu üzerine, şunları söyledi:

"Afrin'e verdiğimiz sözü, programımızı, planımızı, belirlediğimiz gibi  Afrin'de tahakkuk ettirdiğimizden dolayı mutluyuz. Her şeyden önce şehitlerimize  Allah'tan rahmet diliyorum. Gazilerimize şifalar diliyorum. Afrin'de gerçekten  Mehmetçiğimiz, Özgür Suriye Ordusu çok büyük bir mücadele verdi. Afrin'deki o  azmi, o kararlılığı, o imani noktadan teşviki görünce dedim ki bu iş biter.  Buradan geri dönüş olmaz. Çünkü mevsim koşullarının çok sert olduğu bir dönem  oldu. Ama buna rağmen bizim askerimiz içeriden bazı düşmanların da olmasına  rağmen, güya bizim askerimizin giyeceği, şuyu, buyu yokmuş. Bu tür şeyleri de  söylediler. Bizim bir defa teknolojik olarak imkanlarımız vardı. Her ne kadar  bize stratejik ortak olarak gözükenler, karşımızdakilere her türlü desteği  veriyorsa da bu desteklere rağmen biz, bütün silah, mühimmat ile birlikte  Mehmetçiğimizle, Özgür Suriye Ordusu ile beraber kararlıydık.

Yerin altında çok ciddi tüneller açılmıştı. Bu tünelleri açanlar  arasında, koalisyon güçlerinin içinde özellikle de Fransa'nın önemli bir yeri  vardı. Onların meşhur bir çimento firması var. Onun orada çimento fabrikası  vardı. O çimento fabrikasından oranın bütün ihtiyacı karşılanmış ve o tüneller o  şekilde açılmıştı. O tünelleri kurmalarına rağmen bizim askerimiz o tünelleri de  onların başına geçirdi. Çünkü bu tünellerin içinde ameliyathaneler kurdular.  Depolar orada. Askerimiz bunların hepsini yakaladı, başlarına geçirdi."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Özgür Suriye Ordusu'nun, Mehmetçiğin çok ciddi  yükünü aldığını, planlayanın, koordine edenin Mehmetçik olduğunu anlatarak,  "Özgür Suriye Ordusu'nun liderler takımı beni ziyarete geldi. Onların gözünde  'biz bu işi bitireceğiz' kararlılığı vardı. Ben bunu tabii Amerikalılara  anlatamamıştım. Sayın Trump ile konuştuğumuz zaman 'Benim generaller bana şöyle  şöyle şöyle diyor.' diyordu. İnanmıyordu. Benim generaller de bana böyle böyle  böyle diyor. Bizim generallerimiz 'Biz Özgür Suriye Ordusu ile Rakka'yı  hallederiz.' dedi. Özellikle buradaki YPG, PYD güvenilir takımlar değildir.  Bunlar tam manasıyla teröristtir. Bunların hala terörist olduğunu kabul etmediniz  ama gün ola harman ola edeceksiniz." diye konuştu.

Kendisini ziyarete gelenlerden birinin özellikle aranan bir mücahit  olduğunu belirten Erdoğan, "Vücudunda mermi almadığı yer neredeyse kalmamıştı.  Midesini almışlar. Ama hala lider. Ameliyatlar geçirdi. Ondan sonra o haliyle  tekrar savaşa gitti. İman bambaşka bir şey. Ölümü bunlar öldürdüler. Ölümü  öldürdükten sonra zaten mesele yoktur. Bizim Mehmetçiğimizin de arazideki durumu  bu." ifadelerini kullandı.

ABD'nin bu bölgeye 23 bin tır, kamyon silah, mühimmat yığdığını,  bunların içinde tanklar, zırhlı taşıyıcılar, mermilerin yer aldığını aktaran  Erdoğan, "Biz böyle bir şey yapmadık. Onların maliyeti çok yüksek. Farkımız bu.  Afrin'in zaferini yazan Mehmetçiklerimize de şahsım ve milletim adına, en üst  takımdan en alta kadar hepsine şükranlarımı ifade ediyorum. Bu millet onlarla  beraber çok daha zaferler yazacaktır." dedi.

Beka meselesi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçmenin beka meselesine bakışının  ne olduğuna ilişkin soru üzerine Erdoğan, milletin buna nasıl baktığını ifade  etmekten öte beka meselesinin ne olduğunun millete anlatılması gerektiğini  söyledi.

Ana muhalefet partisi ve diğerlerinin "Beka meselesi yoktur." dediğini  hatırlatan Erdoğan, şöyle devam etti:

"YPG'nin, PYD'nin terör koridoru olarak ilan ettiği yer bizim  sınırımız değil mi? 911 kilometre sınır var ve buradan Kilis'e, Gaziantep'e,  Urfa'ya roketlerle, havanlarla yapılan saldırılar bizim beka meselemiz değil mi?  Yüzlerce buraya atılmış bombalar, havanlar var. 100'ün üzerinde buralarda  şehidimiz var. Bunları beka meselesi olarak görmeyeceğiz de neyi göreceğiz? Biz  bunlara 'İyi yapıyorsunuz, hoş geldiniz mi?' diyeceğiz. Buna hakkımız var mı? Bay  Kemal'in keyfi yerinde. Niye? 'Oradan atılsa bu tür bombalar, havanlar falan  filan... 'YPG bize saldıracak mı?' diyor. Daha ne yapacak? Bize saldırdı bile. Şu  anda eğer biz o terör koridorunu kapatmamış olsaydık, Afrin'den ve Cerablus'tan  biz yarma harekatımızı gerçekleştirmemiş olsaydık, bugün bizim güneyimiz tamamen  bu teröristler tarafından işgal edilmiş olacaktı. Biz bunu Kobani'de yaşadık.  Kobani'de Obama bir gece beni aradı, 'Kobani yarın düşecek.' dedi. 'Ne olacak?'  dedim. Bana verdiği cevap, 'İlla burayı açın, bunlara yardımcı olun, bunlar da  içeriye girsinler.' 'Biz bunu şu anda yapamayız.' dedik. Ama sizin anlattığınız  gibi de bir durum söz konusu değil. Öyle bir noktaya getirdiler ki o gece  helikopterlerle Kobani'ye sandıklarla silahları, mühimmatı indirdiler. Ciddi bir  çatışma bölgesi de orada oluştu."

Erdoğan, Kürtlerin bazen "Türkiye Cumhuriyeti hükümeti bize sahip  çıkmıyor." dediğini dile getirerek, Aynularab'dan (Kobani) gelen 300 bin Kürt'ün  Türkiye'de olduğunu anlattı. Bu konuda dürüst ve yaklaşımlarda samimi olunması  gerektiğini aktaran Erdoğan, şunları kaydetti:

"Şu anda bizim oradaki samimi yaklaşımımız, değer taraflardaki  Cerablus'ta, Afrin'de takındığımız tavır, eğer onun da önünü açsaydık, bizi çok  daha zor duruma düşürebilirdi. Böylece bu işi güneyden kurtarmış olduk, oraları  güvence altına almış olduk. Zaten benim güvenli bölge ifadem buradan  kaynaklanıyordu. Eğer biz güneyde güvenli bölgeyi ilan edemezsek her an bu  sıkıntıyı yaşarız ama bu güvenli bölgeyi ilan eder de burada koalisyon güçleriyle  müşterek bir hareket içine girersek, buraları teminat altına almış oluruz."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, mitinglerde bazı HDP'li  milletvekillerinin söylediklerini dile getirdiğini belirterek, eski HDP Eş Genel  Başkanı Figen Yüksekdağ'ın "Biz sırtımızı PYD'ye, YPG'ye" dayadık demesinin çok  manidar olduğunu söyledi.

"Bunlar beka meselesi olmaz mı?" diyen Erdoğan, yine "1 Temmuz'a kadar  terörle mücadele yasasını kaldırmazsanız savaş kapıdadır." denildiğini  belirterek, "Yasal olarak kesin suçtur. 1 Temmuz geldi, geçti. Savaş kapıdaysa  haydi gelin, topunuz gelin." diye konuştu.

Cudi'de, Gabar'da, Tendürek'de terör örgütü PKK'nın inlerine  girildiğini anımsatan Erdoğan, FETÖ'ye de "Nereye kaçarsan kaç kovalayacağız"  dediğini kaydetti.

Erdoğan, "10 binler eğer cezaevinde duruyorsa, hukuk noktasında ne  yapılıyorsa bunların bir sebebi var. Demek ki böyle yol geçen hanı değil bu  memleket. Öbürü kalkıyor, Kandil'den mesaj veriyor. 'Oylar kesinlikle şuraya.'  Diyorlar ki bizim onlarla bir ilişkimiz yok." dedi.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli'nin "Kürdistan'da oylar HDP'ye,  batıda AK Parti ile MHP'yi yok edeceğiz." dediğini dile getiren Erdoğan,  Türkiye'de Kürdistan diye bir bölge olmadığını, Kürdistan'ın  Irak'ın kuzeyinde  yer aldığını söyledi. Erdoğan, "Çok seviyorsan, defol git oraya, orada yaşa."  ifadelerini kullandı.

Bu gerçeklerin millete anlatılması gerektiğini, bunların hepsinin  bölücü hareket olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

"Zaten bunlarda bir bölücü örgütün şu anda önde gelenleri değil mi?  Arkalarında bunların terör örgütü var. Bunlar da siyaseten önde görünenler.   Bunlara 31 Mart'ta sandıkta milletim gereken dersi vermezse bunlar daha da  şımaracaklar, azacaklar. Bizim birbirimizle olan sadakatimiz, rabiamız dediğimiz  konu bu. 'Bütün olarak birbirimizi çok iyi anlamamız lazım. Bu oyuna gelmememiz  gerekir.' diye bu ifadeleri kullanmak zorunda kalıyoruz."

Erdoğan, Kandil'deki terörist başının talimatı verdiğini  belirterek, "Ama ne diyorlar, 'Bizim onlarla bir alakamız yok, hiçbir temasımız  yok, onlarla ittifakımız yok.' Her şey ortada. Onun için 31 Mart sandığı çok  önemli. Şu ifadelere karşı bir beka meselesidir. Bunun cevabı da ancak sandıkta  en güzel şekliyle verilecektir." diye konuştu.

Ayasofya'nın ibadete açılması talebi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yeni Zelanda'daki saldırıda  teröristin 74 sayfalık manifestosu olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle  sürdürdü:

"Bunun böyle bir manifesto yazması mümkün değil. Bu özel bir kurul  tarafından hazırlanmış bir manifesto. Bunun arkasında çok ciddi bir kurul var.  Çünkü Batı'nın niye sesi çıkmıyor? Batı'daki medyanın niye sesi çıkmıyor. Bunu  bulmuşlar ve hazırlayıp eline de vermişler. Benim ülkemin adı geçiyor, şahsımın  adı geçiyor, Ayasofya'nın da adı geçiyor. Ayasofya adeta sanki emanetmiş de onu  geri alacaklar. Sıkıysa geri al. O ayrı mesele. Burada hala ülkemizde birileri  bakıyorsunuz 'Ayasofya açılsın.' Kardeşim bir şeyi söylerken duygusallıkla, bu  alçağın, teröristin sözlerine karşı böyle bir talepte bulunmanın bir anlamı yok."

Erdoğan, Büyük Çamlıca Camisi'nin kapalı bölümler olarak 30 bin, açık alanıyla da yaklaşık 60 bin kişi aldığını dile getirerek, bunun Cumhuriyet  döneminin en büyük camisi olduğunu, yine Sultanahmet ve Süleymaniye camilerinden  de daha büyük olduğunu anlattı.

Bu dönemde yapılan camilerin sayısının çok fazla olduğunu vurgulayan  Erdoğan, şöyle devam etti:

"Büyük Çamlıca Camisi'nin ramazan öncesi resmi açılışını da yapacağız.  Bu oyunlara gelmeyelim diye. Çünkü bunlar da bir tahriktir. Tahrik unsurlarını  bozalım diye açıklamasını yapmak durumunda kaldım. Orada mesela bir sergi  yapıldı, orada Kur'an tilaveti de yaptık. Belli bir bölümünde şu anda namaz da  kılınıyor. Bunları da aşmak bizim için sorun değil aşarız ama getirisi, götürüsü  nedir? Bunu da burada açıklamam doğru olmaz. Bunun bir götürüsü var. O, bizim  için faturası çok daha ağırdır. Unutmayalım dünyanın çok çeşit ülkelerinde bizim  binlerce camimiz var. Acaba bunu söyleyenler, bu camilerin başına ne gelir, bunu  düşünüyor mu? Şu anda kundaklama hareketleri, bir çok şeyler yapılıyor. Bunları  düşünmeden, bunların hesabını yapmadan söylüyorlar. Kusura bakmasınlar bunlar  dünyayı tanımıyorlar, muhataplarını bilmiyorlar. Ben bir siyasi lider olarak bu  oyuna gelecek kadar istikametimi kaybetmedim. İslam dünyasının yükünü çekiyoruz.  'Nerede, ne oluyor, ne olabilir?' Bunların hepsini düşünmek zorundayız. Onun için  hassas olacağız, dikkatli olacağız."

AP'NİN TÜRKİYE KARARI

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Avrupa  Parlamentosu'nun almış olduğu kararların, yaptığı açıklamaların bizi bağlayıcı  hiçbir yanı yok. Kıymet-i harbiyesi yok. Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar.  Bunlar, Avrupa Birliği'nin bizimle müzakereleri durdurması nasihatinde  bulunuyorlar ya ah keşke öyle bir şey yapsalar, bizimle müzakereleri durdursalar  veyahutta Türkiye'yi Avrupa Birliği'nin dışına çıkarıverseler. Yapmazlar,  yapamazlar çünkü Türkiye'ye bunların da ihtiyacı var." dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal 7 ve Ülke TV ortak yayınında katıldığı  "Cumhurbaşkanı ile Seçim Özel" programında, gençlerin sorularını yanıtladı.

Yeni Zelanda'daki terör saldırısında, İsrail Başbakanı Netanyahu'nun  oğlunun söylemlerinde ve Hollandalı AP üyesi Kati Piri tarafından hazırlanan  "2018 Türkiye Raporu"nda Ayasofya ve İstanbul'un sürekli zikredilmesi hususunu  değerlendiren Erdoğan, şunları kaydetti:

"İsrail, siyonizmin beşiği. Orada şu anda seçim var. Başbakan şu anda  yargılanıyor, hanımı yargılanıyor. Hepsi de aynı şeylerden yargılanıyor.  Manidardır. Oğlu da bu olayla aynı derinlikte olan ifadeler kullanıyor. Bir defa  'Konstantinopol' ifadesi durup dururken söylenecek bir şey değil. Babasıyla yatan  bu evlat aynı şekilde kalkıyor. AP'deki kadını zaten hiç dile dolamaya gerek yok.  Hiç propagandasını yapmayalım. Avrupa Parlamentosu'nun almış olduğu kararların,  yaptığı açıklamaların bizi bağlayıcı hiçbir yanı yok. Kıymet-i harbiyesi yok.  Kendileri çalıp kendileri oynuyorlar. Bunlar, Avrupa Birliği'nin bizimle  müzakereleri durdurması nasihatinde bulunuyorlar ya ah keşke öyle bir şey  yapsalar, bizimle müzakereleri durdursalar veyahutta Türkiye'yi Avrupa  Birliği'nin dışına çıkarıverseler. Yapmazlar, yapamazlar çünkü Türkiye'ye  bunların da ihtiyacı var."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisinin sabırlı olduğunu belirterek, bu  alanda bildiği çok şey olduğunu söyledi. Bunların zamanında kullanılınca değeri  olacağını ifade eden Erdoğan, zamanlı kullanılmayan bilgilerin değerli olmadığını  aktardı.

"Petrolün şımarık çocukları..."

Erdoğan, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun gerekli açıklamaları  yaptığını dile getirerek, "Ama bunlar dürüst ve samimi değil. Şunu unutmayacağız.  Biz Müslümanız. Bunlarsa İslam düşmanı. Sıkıntının nirengi noktası bu. İslam  dünyasına bakın. Ses çıkıyor mu? Çıkmıyor. Biz petrol zengini değiliz ki  kardeşim. Biz şu anda teknolojimizle ve sanayimizle ne yapıyorsak onlarla  ayaktayız. Onlar da petrolün şımarık çocukları. Maalesef 'Yok şu kadar sipariş  verdim, bu kadar sipariş verdim.' Oraya onu buraya şunu filan aktarmak suretiyle  ayakta durmanın mücadelesini veriyorlar. Biz öyle yapmayacağız. Biz onurumuzla  ayakta duracağız. Elimizden geleni her türlü gayreti göstereceğiz. Siyasetin  dilini iyi kullanacağız." diye konuştu.

Ekonomiyi yürütmedeki başarının yanı sıra, beka sorununda da  birilerinin oyununa gelmeyeceklerini anlatan Erdoğan, beka sorununu Afrin'de,  Cerablus'ta atlattıklarını söyledi.

Erdoğan, Rusya'yla müzakerelerin başarılı bir şekilde yürüdüğünü  belirterek, "İdlib bize çok büyük bir fatura olarak dönebilirdi. Ama İdlib'i  gayet iyi noktaya getirebildik. Sorun bitmedi. Ama görüşmelerimiz devam ediyor.  Temenni ederim ki onu da en ideal şekilde bir yere oturtacağız." dedi.

8,5 milyar dolar yardım

Programa konuk olan gençlerden gelen "Uluslararası camiada, dünyada  pek çok mazlum ülkenin sesi oldunuz? Bu sorumluluk size nasıl hissettiriyor?"  şeklideki soru üzerine ise Erdoğan şu değerlendirmelerde bulundu:

"İslam dünyasında birçok ülke... Bazıları sıkıntılarını direkt olarak  bize yansıtıyorlar. Ayni, nakdi bütün bu ülkelere elimizi uzatıyoruz. 2018 örneği  bütün bu en az gelişmiş ülkelere yardım konusunda milli gelire oranla Türkiye'nin  onlara verdiği destekte biz 1 numarayız. Amerika bazen diyor ki 'Ben bir  numarayım.' Hayır değil. OECD'nin rakamları var. Açıklanan rakamlara göre Türkiye  gayri safi milli hasılaya göre dünyada 1 numara. Yaklaşık 8,5 milyar dolar bizim  yardımımız var. Bütün bu ülkelere. Bunun içinde bu Müslüman, bu Hristiyan, bu  şuymuş bu buymuş gibi bir ayrım yok. Hepsine biz bu desteği veriyoruz. Vermeye de  devam edeceğiz. Verdikçe güçlü oluyoruz. Bizim sivil toplum kuruluşlarımız da bu  konuda hakikaten çok ciddi çalışmalarımız var. Kızılay, AFAD, bunların yanında  diğer birimlerimizle verdiğimiz destekler var."

Erdoğan, Türkiye'nin dünyada üstlendiği bu misyondan ayrı bir güç  bulduklarını söyledi.

Seçimlerde gençlere yönelik en önemli vaadi sorulan Cumhurbaşkanı  Erdoğan, AK Parti döneminde gençlere seçme ve seçilme konusunda sağlanan  kolaylıkları hatırlattı.

Erdoğan, ilk etapta seçilme yaşını 25'e çektiklerini anımsatarak,  akabinde bu sınırın da 18'e indirildiğini kaydetti.

Gençlerin kendilerine güvenmeyen siyasilere oy verebildiği hususuna  dikkati çeken Erdoğan, "Bizim dedemiz Fatih Sultan Mehmet Han düşünün o 19  yaşında bir çağı kapatıp bir çağı açıyor. Böyle bir kudret. Böyle bir güç onda  var. Biz bunu gördüğümüz zaman ne yapacağız. Biz de ecdadımızın bu ulaştığı  seviyeye ulaşmamız lazım. Biz 18-19'da yapmayız da 21-22'de yaparız. Ama biz de o  yolda olalım. Adımlarımızı o istikamette atalım. Sistemde eksiklerimiz olabilir.  Eğitimde öğretimde eksiklerimiz olabilir. Bir taraftan bunları da gidermemiz  lazım. Bir taraftan da gençliğimiz 'Ben de bu makama geleceğim.' demesi lazım.  Buraya tırmanması lazım. Kendinde kompleks görmemeli. İşte şu anda Avusturya'nın  başındaki adam. 27-28 yaşında dışişleri bakanı oldu. Şimdi Türkiye'nin belası.  Gerçekler var. Onun için size ihtiyacımız var. Çok iyi çalışacağız. Bu makamlara  bir an önce gelmeniz lazım. Kadınıyla erkeğiyle." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Hollanda'nın Utrecht kentinde meydana gelen  silahlı saldırının ayrıntılarına ilişkin gelen soruya ise "Olayın içeriği  hakkında henüz... Ailevi mesele olduğunu söyleyenler var. Terör olayı olduğunu  söyleyenler de var. İstihbarat Teşkilatımız olayın peşinde. Benim de henüz...  İstihbarat başkanımız 'Bilgileri alalım size dönelim.' dediler. Bekliyoruz."  yanıtını verdi.

Erdoğan, "Siyasi yaşamınız boyunca birçok görevde bulundunuz bunların  içinde en zevk aldığınız hangisiydi?" sorusu üzerine ise şunları kaydetti:

"Gerçekten en mutlu olduğum, zevk aldığım nedir derseniz? İstanbul  Büyükşehir Belediye Başkanlığıdır. Çünkü İstanbul'u devraldığım zaman bir  felaketti. Hep diyorum ya 'CHP 3 Ç'dir.' Çöp, çukur, çamur. Gerçekten böyleydi  İstanbul. Siz tabii ki hatırlamıyorsunuz. Anne ve babalarınıza sorun nasıl bir  İstanbul olduğunu. 94'teki İstanbul'u bir sorun. Çöp dağları... Hava kirliliği...  Teneffüs edemezsiniz. CHP'nin  günkü belediye başkanı 50 bin eve doğal gaz  götürebilmiştir. Ben cezaevine girerken 1 milyon 250 bin eve doğal gazı  götürmüştüm. Hava o zaman temiz hale gelmişti. Gazeteler maske dağıtıyordu.  Neden? Kirli havayı teneffüs etmesinler diye. Su yoktu İstanbul'da. Benzin  istasyonları gibi su istasyonları kurulmaya başlanmıştı."

İstanbul'a suyun getirilmesi çalışmalarını anlatan Erdoğan, Avrupa ve  Anadolu yakalarında bu konuda yapılanlar hakkında bilgi verdi.

Erdoğan, İstanbul'un 2040 yılına kadar su sıkıntısı olmadığını  belirterek, bu sorunu kendilerinin çözdüğünü ifade etti.

Kentteki çöp depolama sistemini hatırlatan Erdoğan, Ümraniye'de  gerçekleşen patlamada 39 kişinin öldüğünü anlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, hava  kirliliğinin de doğal gazın yaygınlaşmasıyla çözüldüğünü aktararak, kentin bu  konuda sorununun kalmadığına vurgu yaptı.

Yerel seçimlerin ilçeler ve büyükşehirde çok büyük önemli olduğunu  dile getiren Erdoğan, "Başımızı iki elimizin arasına alacağız. Gerek  gençliğimizin gerekse de şu anda gençlerin üstünde annelerin babaların oylarını  verirken artık bu işi çok basite alan bir havada değil. İstanbul'un kaderini  'Marifet iltifata tabidir.' anlayışıyla ele alması ve buna göre de oyunu  kullanması gerekir. Ondan sonra 'Yandık.' demenin hiçbir anlamı olmaz." diye  konuştu.

MANSUR YAVAŞ'LA İLGİLİ İDDİALAR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CHP'nin Ankara  Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş'la ilgili iddialara ilişkin, "Bu  konuyla ilgili olarak bu belgelerin ortaya çıkması ve yargının Sayın Yavaş'la  ilgili verdiği karar, bunlar kenara konulacak bir şey değil ve bu seçime böyle  girebilse dahi, seçimden sonra çünkü bunun dokunulmazlığı yok, bunlar milletin  önüne geldiği zaman burada çok ciddi bir bedeli kendisi ödeyeceği gibi maalesef  tabii Ankaralı hemşehrilerimize de ödetme durumuna düşüyor. Yani burada çok  dikkatli olmak gerekiyor." dedi.

CHP'nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mansur Yavaş'la ilgili iddiaların Ankara seçimine yansımalarının nasıl olacağına ilişkin bir soru  üzerine Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bu konuyla ilgili olarak bu belgelerin ortaya çıkması ve yargının  Sayın Yavaş'la ilgili verdiği karar, bunlar kenara konulacak bir şey değil ve bu  seçime böyle girebilse dahi, seçimden sonra çünkü bunun dokunulmazlığı yok,  bunlar milletin önüne geldiği zaman burada çok ciddi bir bedeli kendisi ödeyeceği  gibi maalesef tabii Ankaralı hemşehrilerimize de ödetme durumuna düşüyor. Yani  burada çok dikkatli olmak gerekiyor."

Ankara'da iki adayın yarıştığını, bunlardan birinin Mansur Yavaş  diğerinin ise Mehmet Özhaseki olduğunu anımsatan Erdoğan, "Şimdi bunları benim  partilim olduğu için söylemiyorum. Bir gerçeği söylememiz lazım. futbol takımı  tutar gibi siyasi parti tutmamak gerekir. Kaldı ki bu zat, zaten yuvarlanıyor.  Kökeni itibarıyla MHPli. Geldi, CHP'den girdi, iki kez girdi ve kaybetti. Mehmet  Özhaseki ise 5 kez Kayseri'de Büyükşehir Belediye Başkanlığı yaptı. Yaklaşık 25  yıl Kayseri'yi yönetti ve Kayseri'yi nereden aldı, nereye getirdi. Bu, çok  önemli." ifadelerini kullandı.

Özhaseki'nin daha sonra Ankara milletvekili olduğunu ve ilk etapta  kendisini Çevre ve Şehircilik Bakanı yaptıklarını aktaran Erdoğan,  belediyecilikte ciddi deneyimi olduğunu, bu bakanlığın da belediyelerle ilintili  birçok işlevinin bulunduğuna işaret etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Özhaseki'nin bu işi çok iyi bildiğini dile  getirerek, "Tuttuğunu koparan, koşturan, insanlarla ikili ilişkilerinde çok  hassas, pırıl pırıl bir arkadaşımız. Dürüstlükse dürüstlük. Gönülden hizmetse bu  var." dedi.

"Kurşunlu Camisi'ni bunlar kurşuna tabi tuttular"

Bu arada Mehmet Özhaseki'nin üzerine çok önemli yük de yıktıklarına  vurgu yapan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Her tarafı bu terör örgütü çukurlarla delik deşik etmiş ve bitişik  nizam evlerde de apartmanlar aşağıdan tünellerle birbirine bağlanmıştı. Bütün  buraları 'Mehmet Bey dedim bunları yıkmamız lazım' ve mağduriyet olmadan,  oralarda yaşayan insanlara biz konutlarını yapıp vereceğiz. Bakınız Diyarbakır, o  Sur içi, dışı her yer... Ve 3 gidiş, 3 geliş, 4 gidiş, 4 geliş yollar ve  aydınlık. Şu andaki adayımız orada Mehmet Bey'in eli ayağı idi. Oraya kayyumdu,  şimdi de belediye başkan adayı yaptık. Sur içini gayet güzel bir şekilde ele  aldık. Oralarda piknik alanları vesaire Dicle'nin boyunda şu anda muhteşem bir  peyzaj çalışması ile birlikte güzellikler var.

Malum Kurşunlu Camisi'ni bunlar kurşuna tabi tuttular. Kim bu? HDP  denilen dinsiz, imansız, ateist olan takım. Bunların böyle bir yapısı var. Cami  vesaire bunlar bir şey dinlemediler, okulları yakanlar, yıkanlar bunlar değil mi  ? Bunlar için  yakmak, yıkmak bunlar kolay şeyler. Tek şeyleri bunların, anında  yakmaktır, yıkmaktır ama benim vatandaşım, benim Kürt kardeşim buna dikkat etmesi  lazım yani illa bunlar Kürt'tür diye bakmaması lazım. Kürt de olsa yakıyorsa,  yıkıyorsa bu memlekete bu millete zarar veriyorsa, öldürüyorsa bunlarla yol  yürümemesi lazım, buna çok dikkat etmemiz lazım. 'Bana kim hizmet veriyorsa onun  yanında olurum.' demesi lazım."

"Diyarbakır mitingi muhteşemdi"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, son Diyarbakır mitinginin muhteşem olduğunu  ifade ederek, iyi bir kucaklaşma elde ettiklerini söyledi.

Oraya şu anda devasa bir stat, kapalı bir spor salonu yaptıklarını  anlatan Erdoğan, "Diyarbakır'dan bize gerekli olduğu kadar milletvekili çıkmıyor  diye biz Diyarbakır'ı bir kenara koymadık. Orası da bizim memleketimiz. Mardin,  Hakkari, Şırnak. Bunlar milletvekili verse, vermezse hiç önemli değil. Bizim için  önemli olan bu topraklar 780 bin kilometrekare ile bizim. Dolayısıyla biz batıda  hangi hizmeti veriyorsak oraya da o hizmeti vereceğiz dedik. Hakkari'de öyle.  Orada da miting yaptık. Diğerleri gitmiyor ama ben gittim. Şırnak'a gittim. Çünkü  çalışacağız, göz göze bakacağız, bu elektriği vereceğiz, alacağız. Hangi tehdit  olursa olsun." ifadelerini kullandı.

Gerek İçişleri gerekse Milli Savunma Bakanı ile kuvvet komutanlarının  araziyi hiçbir zaman boş bırakmadıklarını ve bırakmayacaklarını belirten Erdoğan,  er veya geç bu işi çözeceklerini kaydetti.

Mehmet Özhaseki'nin tüm tecrübesini Ankara'ya yansıtacağını vurgulayan  Erdoğan, "Ankara'yı yönetmek bir ilçeyi yönetmek demek değildir. Buraya her  yönüyle çok geniş bir bakış açısı olabilen bir aday gerekirdi. Onun için de  Mehmet Bey'le dedik ki büyükşehire yakışan bir isim olsun ve adayımızı o şekilde  belirledik." dedi.

"Güven yoksa istikrar yoktur"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ekonomide seçim sonrasına dönük  birtakım spekülasyonların yapıldığının hatırlatılması üzerine, şunları söyledi:

"Biz şu anda mahalli idareler seçimi yapıyoruz, genel seçim değil.  Aslında benim iki kelimem var. Hep bunu söylerim, bu iki kelime ekonominin  anahtarıdır. Birisi istikrar, birisi güvendir. Eğer bir ülkede güven yoksa  istikrar yoktur, güven ve istikrar birbirinin mütemmimi iki kavramdır. Bunu  yakalarsanız mesele yoktur. Biz yaklaşık 16-17 senedir bunun üzerinden çalıştık.  Şu anda bir yerel seçimdeyiz. Ben Cumhurbaşkanı olarak 4,5 sene Allah ölüm  vermezse, hayat devam ederse ülkenin başındayım ve kabine olarak zaten mevcut  kabinemle yola devam edeceğiz. Yerel yönetimlerle bu konuda herhangi bir  sıkıntımız söz konusu değil. Kimler kazanır bilemeyiz, kazanan kendi ilinden,  ilçesinden, beldesinden sorumlu olacaktır. Hesabını sonra kendisi verir ama  bizler devlet yönetimi olarak gerek Cumhurbaşkanı olarak şahsım, gerek tüm  bakanlarım tüm kurumlarımız hepsiyle biz hizmete devam edeceğiz. Bunda bir  sıkıntı yok."

Bugün Çanakkale'de olduklarını hatırlatan Erdoğan, orada 18 Mart  Köprüsünün keson kuyuları ile alakalı bir adım atarak birinci tüpü orada  indirdiklerini söyledi.

Bu rakamın yaklaşık 2,5-3 milyar dolarlık, Korelilerin büyük oranda  finansör olduğu bir rakam olduğunu dile getiren Erdoğan, şimdi kendilerine Kanal  İstanbul'a ilgili tekliflerin geldiğini, bunun dışında Boğazın altından geçecek 3  katlı tüp geçide şimdiden girmek isteyenlerin olduğunu ve bu konuda görüşmelere  başladığını aktardı.

Erdoğan, Türkiye'nin bu noktada bir sıkıntısının olmadığını  belirterek, "Ama Türkiye'de birileri muhalefetini yapabilme adına Türkiye'yi  kendine göre zora sokma adına bu tür yollara tevessül ediyorlar. Buradan size  ekmek çıkmaz. Yapabileceğiniz bir iş var mı, onu söyleyin." şeklinde konuştu.

"S&P filan bunlar bizim için hayırlı rüya görmez ki"

Erdoğan, Türkiye'nin enflasyon ve faiz belasıyla mücadelede yavaş  yavaş olumlu istikamette geliştiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Şu anda benim istediğim yerde henüz değil ama 2019 bunun adeta yavaş  yavaş ışığının yandığı ve olumlu istikamette gelişmeleri aldığımız bir yıl  olacak. Hele 2020, bu konuda çok daha ideal bir noktaya geleceğiz. S&P şöyle  demiş, böyle demiş. S&P filan bunlar bizim için hayırlı rüya görmez ki. Biz ne  görüyoruz, bu önemli. Şu anda ihracatta malum geldiğimiz yer ortada. Şu anda 870  filan buraları bulduk ama nereden geldik 36 milyar dolardan geldik. Böyle durup  dururken buralara gelmedik. Demek ki iyi bir yoldayız, çok daha iyi noktaya  geleceğiz. Turizmde biz 46 milyon turist çektik. Şimdi bu yıl bu rakam 50'yi  aşacaktır, iyi bir gidiş var. Şu anda destinasyonlarımız çok hareketli."

Sanayide ve özellikle savunma sanayisinde önemli noktada olduklarını  belirten Erdoğan, savunma sanayide yüzde 20 olan yerlilik oranını yüzde 65-70'e  doğru getirdiklerini söyledi.

Erdoğan, şu anda savunma sanayinde 2,5 milyar dolarlık ihracatlarının  olduğuna dikkati çekerek, bunları daha yukarı çıkaracaklarını anlattı.

BM'de gençlik komisyonu kurulması ve bu komisyonun İstanbul'da  olmasına yönelik bir çağrısının olduğu hatırlatılarak, bu merkezin temellerinin  İstanbul'da atıldığı yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine Erdoğan, "Bunun  çağrısını yaptım ama o temel attığımız yer zannediyorum onunla ilgili değil."  dedi.

Kendisine, BM'nin birçok biriminin kurulması sözünü verdiğini anlatan  Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Gerek kadınlar konusunda, çevre konularında düşüncem de benim, daha  önce bunu Ban Ki-mun'a da söylemiştim, Harbiye'de TRT binasını buraya tahsis  edelim. Orayı da düşünmemin sebebi bölge oteller bölgesi olduğu için burada  herhangi bir toplantı yapılacağı zaman hem  konferans salonları var hem de gelen  misafirlerin rahatlıkla kalabileceği, ağırlanabileceği oteller var. Tabii  Harbiye'deki radyoevi orası sadece bu işin koordinasyon merkezi olacaktı. Bunlar  binayı görünce bayağı beğendiler. Mutabık da kaldık ama adım atmakla maalesef her  işte olduğu gibi Birleşmiş Milletler gene çok ağırdan alıyor. Aslında inşaat  yapılması gerekiyorsa bu tür işe girilebilir. Çünkü BM'nin buraya çekilmesi  noktasında o birimlerinin önemli bir şey, bir hareketlilik inşallah getirir diye  düşünüyoruz takipçiyiz. Dışişleri bunu takip ediyor. Bu arada kendimiz çok önemli  adım attık, BM'nin tam karşısında daha önce Türkevi olarak bulunan binamız vardı,  o bina ihtiyaca cevap vermiyordu. Sonra onun yanındaki binaları da satın aldık,  şimdi orada gerçekten mimarisi ile her şeyi ile muhteşem bir Türkevi yapıyoruz.  32 katlı bir bina ve çevresindekilerden hepsinden çok daha muhteşem, görkemli bir  bina olacak ve orada bütün birimlerimizi rahatlıkla inşallah çalıştırabileceğiz.  Orada tabii bazen hervele derim. Hacda, umrede Safa Merve arasında hervele  yapılır ya. Adeta o da bizim hervelemiz olsun dedik ve böyle güzel bir şeyi orada  yapmakta fayda var dedik. Bunların hepsi bir mesajdır. O mesajı vermek için de  bütün çalışma mekanlarınız her şeyiniz güçlü olmanın da bir ifadesidir. Mayıs  ayında çok daha iyi bir konuma gelecek."

'DEVLET HER ÜNİVERSİTEYİ  BİTİRENİ BİR İŞE YERLEŞTİRMEZ'

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Ben Bay  Kemal gibi konuşmam ama açık konuşurum, açık sözlüyüm. Devlet her üniversiteyi  bitireni bir işe yerleştirmez. Bu Amerika'sında da böyledir, Batı'sında da  böyledir." dedi.

Mardinli bir üniversite öğrencisi, terör sorunu çözüldükten sonra  memleketinde turist rekoru kırıldığını belirterek, Erdoğan'a teşekkür etti.  Erdoğan, öğrencinin sözlerinden büyük memnuniyet duyduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan; bir öğrencinin "İşsizlik her ülkede sorun.  Devlet kurumlarına girme konusunda ne diyeceksiniz bizlere?" sorusu üzerine,  "Devlet kurumlarına girme noktasında yol tek: KPSS... Kamu Personel Seçme  Sınavı'na gireceksin, bütün maharetini orada ortaya koyacaksın. Kazandığın  takdirde zaten devlete girersin." ifadelerini kullandı.

"Devlet kendine güvenmeyenlerin gittiği bir kapı olmamalı"

İş denilince yalnızca devlet kapısının algılanmaması gerektiğini  belirten Erdoğan, kendisinin de yıllarca özel sektörde çalıştığını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:

"Devlette çalışırken çok cüzi bir para alıyordum ama özel sektöre  geçtim, 4 katını aldım. Bu noktada bizim toplumumuzda şöyle bir sıkıntı var,  'Devlete girersem, kimse beni atamaz.' havası var. 'Devlete kapağı atma.' diye  bir laf var ya, bunun olmaması lazım. Ben kendime güveniyor muyum? Güveniyorum.  Niye ben özel sektöre gitmeyeyim? 12 bin 500 lira alıyordum, 50 bin lira maaşla  başladım. Kendini ispat. Bunu yapacaksın. Bunu yaptığın zaman kazancının da bir  zevki olur. Kendini özel sektörde de ispat et. Dolayısıyla devlet kendine  inanmayanların, güvenmeyenlerin gittiği bir kapı olmamalı. Niye ben özel sektöre  gitmeyeyim? Eğer hakikaten başarılıysan özel sektörde bugün çok daha iyi paraları  veren yerler var, oralara gitmek lazım. Çekinmemek lazım. Devlette de zaten KPSS  ile tutturdun mu puanı... Devlet zaten sizden daha iyisini bulacak değil ya,  puanı tutturanı devlet rahatlıkla alıyor ve alır. Ben Bay Kemal gibi konuşmam ama  açık konuşurum, açık sözlüyüm. Devlet her üniversiteyi bitireni bir işe  yerleştirmez. Bu Amerika'sında da böyledir, Batı'sında da böyledir. Onlarda da  girersiniz imtihanı kazanabilirseniz sizi yerleştirir. Kazanamıyorsanız o zaman  siz kendinize alternatifler meydana getirmeye çalışacaksınız. Bu iş böyledir.  Kaliteli olanı da bulduğu zaman özel sektör de devlet de onları peşinden  kovalar."

Erdoğan, kendisine başvuran başarılı gençleri yurt dışına da millet,  devlet adına gönderdiğini belirtti. "Devleti şirket gibi yönetme" gibi bir tabiri  de kullandığını aktaran Erdoğan, "Devlette bir mantık var, affınıza sığınıyorum,  'Devletin malı deniz, yemeyen domuz.' Yıllarca böyle devletin malına baktılar ama  biz böyle bakamayız. Biz, devletin bir defa kuruşunu çok dikkatle harcayan bir  iktidar olmaya mecburuz. Bunu yakaladığımız anda da bizi kimse yakalayamaz." diye  konuştu.

"Başakşehir şampiyon olursa, bu bir devrimdir"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, futbol oyuncusu olduğunu belirten Marmara  Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Öğrencisi Gizem Işık'a hangi mevkide  oynadığını sordu. Erdoğan, "Stoper" cevabını alınca, kendisinin de futbolu libero  oyuncusu olarak bıraktığını ifade etti.

Öğrencinin, "Fenerbahçe'nin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?"  sorusuna Erdoğan, şöyle cevap verdi:

"Çok ama çok zor bir soru. Ben rahatım biliyor musun? Niye rahatım.  Başakşehir'i ben kurdum. Başakşehir'i ben kurdum, bir taraftan Rize de kurtardı  işi, o da yükseldi. Başakşehir'i kurduğum gibi bir de onun altında proje takım  var, o proje takımı da mahalle takımı olarak çocukluğumda 14-15 yaşında oynadığım  takım. O da Başakşehir'in altyapısını oluşturuyor, Esenler Erok diye. İkisi de  bunların başarılı gidiyor. Esenler Erok da ikinci sırada, o da çıkabilir.  Dolayısıyla Başakşehir bu sene eğer hakikaten şampiyon olursa, bir Bursaspor gibi  o da bir şampiyonluk yakalarsa bu da tabii bir devrimdir. Yani illa on binlerin  veya milyonların izlediği takımlar değil, demek ki binlerin izlediği takımlar da  şampiyon olabiliyormuş... Tabii iyi bir yönetim kadrosu, teknik direktörüyle,  Abdullah Hoca ile. Gerçekten maliyeti düşük bir takım. Öbür taraftan bakıyorsunuz  milyonlarca dolarla takımlar kuruluyor netice yok ama çok daha cüzi rakamlarla  kuruluyor. Şu anda maliyet yüzdesi çok düşük olmasına rağmen Başakşehir şampiyon  oluyor, tesisler noktasında iyi bir konumdalar, temenni ederiz ki Fenerbahçe son  anlarda filan bir şeyler yapmaya yelteniyor tabii Allah yaşatmasın."

Bir öğrencinin, gençlik yıllarında kendisine ilham veren kitapları  sorması üzerine Erdoğan, "Benim yastık altı kitabım Safahat'tı. İkincisi de  'İdeolocya Örgüsü'ydü." ifadelerini kullandı.

Belediyelerin borçları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yerel yönetimlerde finans  yönetiminin büyük önem taşıdığını, bu konuda başarılı olamayanların adeta  battığını ifade etti.

Belediyelerin borç altında olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bizim  partimiz de diğerleri de iyi bir konumda değil. Bir defa istihdam politikaları  yerel yönetimlerin çok kötü. Bütçesinin yüzde 30'unu istihdama ayırması  gerekirken bırakın yüzde 30'unu yüzde 60, yüzde 80, bazen yüzde 100'ü aşanlar  bile var. Bunlar da ne yapıyor, finansı çökertiyor. Ondan sonra nereye  başvuruyorlar? Hemen bankalara; kredi alma, vesaire. Oralara da başvurdukları  zaman, oralardan da bazıları kapıyı kapatıyor. Bazıları verse bile bu faizlerin  yükü altından kalkamıyorlar." dedi.

Belediyelerin öncelikle altyapı sorununu çözmesi gerektiğini dile  getiren Erdoğan, "Bakıyorsunuz yağmur suyu kanalları çalışmıyor, atık su  kanalları çalışmıyor, kanalizasyonlar çalışmıyor veyahut da bunlar birbirine  bağlanmış. Şöyle bir yağmur şiddetli geldiği zaman taşıyor, taştığı zaman da  bütün şehir sular altında kalıyor. Bazısında tabii atık su vesaire şehri istila  ediyor. Niye? Ciddi manada altyapı ele alınmamış. Bunların yapılması lazım.  Buralardan işe girmek lazım. Buna artık önem vermemiz gerekiyor. Artık yıllar  yılı geçti hala bu işte çok başarılıyız diyemem." ifadelerini kullandı.

"İzmir'in içme suyu ihtiyacını biz karşıladık"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İçme suyu noktasında da ciddi sorunlar var. Birçok ilin, içme suyu  sorunu hala devam ediyor. Dün İzmir'deydim. İzmir'de aynen Haliç gibi Körfez  bölgesinde bir yer var ve burayı belediye hala temizlemiş değil. İzmirli bu  kokuyu teneffüs ediyor ama hala CHP belediyesiyle bilmiyorum bu seçimde yola  devam eder mi? Koku bizi bile orada vurdu. Ne olacak? Temizleyeceksin. Bu senin  görevin, merkezi yönetimin değil. Mesela biz, Gördes Barajı'nı yaptık, merkezi  yönetim olarak. Aslında Büyükşehir Belediyesinin görevidir şehrin su ihtiyacını  karşılamak. Baktık İzmir'de böyle bir sıkıntı var. İzmir'in içme suyu ihtiyacını  da merkezi yönetim olarak biz karşıladık. Şu anda orası Gördes Barajı'ndan içme  suyu olarak beslenmektedir. Hatta bazı dört beş ilçenin de bu ihtiyacını  karşılamak için adımlar attık."

Yatay mimari

Kendisinin yatay mimari konusunda hassasiyeti olduğunu dile getiren  Erdoğan, bu konunun üzerinde ısrarla durmaları gerektiğini ifade etti.

Bazı illerde arsa sıkıntısı yaşandığını ve bunun dikey mimariyi  zorladığını aktaran Erdoğan, "TOKİ bizim son dönemlerde bunda hassas davranmaya  başladı. Benim de tavsiyem şu oldu, yani zemin artı 4, zemin artı 5 bunları  yapmak lazım. Arsa sıkıntısı olmadığı yerlerde zemin artı 3, hele hele taşından  dış kaplamaları kastediyorum, bu hassasiyetler içinde konutlar yapmak bizi dışa  yansıtmada çok çok önem arz ediyor. Herkes diyelim ki Safranbolu evleri diyor.  Niye diyor? Yerelden gelen bir zenginlik olarak bakıyor. Biz de öyle bir mimari  yapılanma ortaya koyalım ki bunu yurt dışından birileri geldiği zaman da  gelsinler buraları özel sadece bunun için gezsinler."

"Batı'nın sömürgecilik anlayışı hiçbir zaman durmadı"

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinde yüksek lisans eğitimini gören  Çadlı bir öğrencinin, "Sömürge sistemi Afrika'da nasıl bitecek? Herkes farkında  ama bunu değiştiremiyoruz?" şeklindeki soru üzerine Erdoğan, şöyle konuştu:

"Ben Çadlı kardeşime bir şey söyleyeceğim; önce değiştirmekte sen  kararlı mısın? Orada şu anda yönetimde olan arkadaşlarımızın değiştirmekte  kararlı olması şart. Kısa bir süre önce misafirimdi zaten Başkanları. Afrika'nın  sıkıntısı burada. Afrika, bakıyorsunuz, çoğu bunların Fransa sömürgesi oldukları  için kalkıp da Fransa'ya karşı dirsek çeviremiyorlar. Fransa'da bunlara bir şey  vermiş değil, bol bol nasihat veriyor. Herhangi bir destek filan söz konusu  değil. Bu sömürgecilik çok kötü bir şey. Çoğu asimile olmuş zaten. Bir defa  diliyle girmiş. Diliyle girmenin yanında her türlü oradaki malı mülküyle o  satıyor, onun ürünleri orada satılıyor. Bizim kendileriyle ziyaretinde filan da  kendilerine anlattığım gibi onlar da bize geldiğinde anlatıyoruz. Bu tavrı koymak  çok başka bir şey ki Çad'dan on binlerce insanı soykırıma tabi tuttular. Ruanda  da aynı şeyi yaptılar: Cezayir'de aynı şeyi yaptılar. Batı'nın sömürgecilik  anlayışı hiçbir zaman durmadı ama bugün de durmaz, yarın da durmaz. Eğer Çad'da  zaman zaman terör eylemleri oluyorsa altında bu olaylar yatıyor."

Yeni yetişen neslin, gençlerin bu noktada büyük oynaması gerektiğini  aktaran Erdoğan, "Ülkelerine döndüklerinde siyasette yerlerini almaları lazım.  Oralarda yerlerini aldıktan sonra da işte bak, Türkiye'de neler var, neler oldu.  Biz göreve geldiğimiz zaman kişi başına milli gelir 3 bin 500 dolardı. Hamdolsun  şu anda biz, 11 bin doları yakaladık, bu ara bir düşme var. Bu daha da artacak."  diye konuştu.

Türkiye'nin nüfusunun ortalama her yıl 1 milyon arttığını, bazı  kişilerin ise kendilerini nüfusu azaltmayı tavsiye ettiğini vurgulayan Erdoğan,  "Ben de diyorum ki rızık Allah'tandır. En az 3; nüfusu artırmamız lazım. Çünkü  ekonominin ağırlık merkezi neresidir diye sorarlarsa, kesinlikle insandır. İnsan  varsa üretim var. İnsan varsa tüketim var. Tüketim olmazsa üretim olmaz. Geçen  gün Bay Kemal diyor ki 'İşsizliği gidermenin tek yolu var, üretim, üretim,  üretim.' Ben de bir yerden cevap verdim, 'Bay Kemal, yatırım olmadan üretim olur  mu? Yatırım, yatırım yatırım.' Önce yatırımı yapacaksın ki üretim olsun. Yatırım  olmadan üretim olur mu? İşi bilmiyor. Alışacak." dedi.

İRAN İLE ORTAK OPERASYON

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "(İran'la  ortak operasyon) Bunlara karşı ortak operasyon, ortak eylemi konuştuk. Hamdolsun bu (dün) gece yapıldı. Daha önce de yapıldı ama bu daha kapsamlı bir şey oldu. Bunu  devam ettirecekler. Bizim buradaki kararlılığımız birçok şeyi de orada farklı bir  şekilde etkileyecektir. İş burada kalmayacak. Bunun devamı var. İran tarafı da bizim arkadaşlarımız da kararlılıklarını sürdürüyorlar." dedi.

Bir gencin Bayburt'un gelişimiyle ilgili sorusu üzerine Erdoğan, "Biz  Bayburt'a üniversiteyi yaptık. Bunun dışında hamdolsun Anadolu lisesine, fen  lisesine varıncaya kadar bunları Bayburt'umuza getirdik. Hala Bayburt'ta böyle  yatırımlar devam ediyor. Ama hepsinden öte Gümüşhane üzerinden Bayburt'u Zigana  Tüneli ile şu anda Karadeniz'e bağlıyoruz. Geçmişte oranın sıkıntıları çok çok  daha büyüktü. Aynı şekilde Bayburt'u Erzurum'a yine çok farklı bir şekilde  bağladık. Ulaşımı itibarıyla Bayburt'u ciddi manada rahatlattık. Bayburt, Bayburt  olalı böyle bir hizmet görmedi." ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başka bir soru üzerine ise AK Parti'ye oy veren  gençlerin miktarının da oranının da diğer siyasi partilerle mukayese edilemeyecek  şekilde önde olduğunu dile getirdi.

Gençlerin yüzde 40-45'inin AK Parti'ye oy verdiğini gördüklerini  aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Tüm bunların yanında üyeler açısından da bizde 30 yaş sınırı var. 30  yaşın altında gençlik teşkilatımızın mensuplarıdır. Ve 1 milyon civarında bizim  sadece gençlikte üyemiz var. O sınırı aştığı anda onları ana kademeye alıyoruz.  Bayanlarda da bizim şu anda üye sayımız yaklaşık 4,5 milyondur. Hiçbir siyasi  partinin böyle bir üye sayısı yok. Diğerlerinin topunun üyesini alsanız bu rakama  ulaşamazsınız. Bizim toplamda üye sayımız zaten yaklaşık 11 milyon civarında. Bu  noktada da gayet iyi bir konumdayız. Birimlerimiz var, araştırma geliştirme  merkezimiz, medya tanıtım. Onlar sosyal medyayı en ideal şekilde kullanırlar ve  gençliğe ulaşma noktasında Ar-Ge merkezimizle medya tanıtım bölümümüz oralara  yönelik çalışırlar ve başarılı olarak da bu çalışmaları sürdürüyorlar."

Erdoğan, "O Tweetleri siz mi atıyorsunuz?" sorusu üzerine ise "Ben  ekibimi kurdum Tweetleri onlar atıyor. Çünkü Tweete pek iyi bakmıyorum. Konuları  bilirler, ona göre hemen sorarlar. Biz de uygundur deriz ve atarlar. Şimdi ben  bir de onlarla uğraşırsam bu çalışmaları kim yürütecek?" dedi.

"Aselsan'da ayrılmalar söz konusu değil"

Gençlerin yurt dışında çalışmak istediği ve Aselsan'daki bazı  mühendislerin istifa ederek başka yerlere gittiği yönünde haberlerin olduğu  hatırlatılan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bunlar bir defa asparagas haberler. Şimdi yurt dışında iş bulur  bulmaz onu pek bilmem ama şimdi tam aksine yurt dışından Türkiye'ye dönüşlerin  yoğunlaştığı bir döneme gidiyoruz. Bu sadece inşaat mühendisliği değil, elektrik  elektronik, makine mühendisliği vesaire. Bunun yanında tıp, bu konuyla ilgili tam  bir geri dönüşümün olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Mesela Şu anda Ankara'da  kurduğumuz 3 bin 600 -3 bin 700 yataklı şehir hastanesinde çok ciddi bir geri  dönüş var. Yurt dışından Türkiye'ye dönenler var, özel sektöre gidip tekrar  devlete dönenler var. Bu tür bir süreci yaşamaya başladık ve Aselsan'dan falan bu  şeyler filan bunlar da çoğu uydurma. Çünkü Aselsan bir defa ücret politikasıyla  vesaireleriyle de uygun bir yer. Zorla kimseyi tutamazsın ama bu anlattıkları  gibi de böyle bir ayrılma şeyi falan Aselsan'da söz konusu değil. Aselsan, tam  aksine şu anda genç, kabiliyetli olanları seçerek kervanına katıyor ve orada  çalıştırıyor ve güçlü bir kuruluş olarak da yoluna devam ediyor."

Erdoğan, gelenekçilik ve modernitenin ortasının bulunmasının en  isabetli yol olacağını düşündüğünü anlatarak, tekdüze modernitenin de tekdüze  gelenekçiliğin de doğru olmadığını söyledi.

Her ikisinin ortası bulunduğunda isabetli bir karar verilmiş olacağını  dile getiren Erdoğan, "Modern mimariden alacaklarımız var ama geleneksel  mimariden de alacağımız var. Mesela yaptığımız yatırımlarda her zaman  arkadaşlarıma tavsiyem odur. Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde biz her  ikisini de kullandık. Hatta üçünü de kullandık. Bizde şimdi Selçuklu mimarisi  var, Osmanlı mimarisi var ve bir de modern mimari var. Yani üçünün sentezidir  bizim Cumhurbaşkanlığı Külliyesi. Üçünü de orada bulursunuz. Niye? Bize bakan  bizim ecdadımızı orada görsün aynı zamanda şu anki yapıyı da görsün ve gelenler  de dünyanın en ileri ülkeleri girdikleri zaman görünce diyorlar ki 'Bu çizgilerle  siz neyi ifade ediyorsunuz?' Hepsi de takdirleriyle ayrılıyorlar. Bizim orta yolu  bulmamız her zaman için en isabetli olandır. Tekdüze bir yere kapılıp gitmenin  yanlış olduğuna inanıyoruz." ifadelerini kullandı.

İran'la ortak operasyon

"İran ile doğu sınırda PKK'ya yönelik ortak operasyon" konusunda  değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, "Uzun zamandır İran-Türkiye sınırında...  Orada biliyorsunuz PKK'nın İran yüzü PJAK'tır. Biz de PKK. PJAK'tan İranlılar  rahatsız. Tabii biz de PKK'dan rahatsızız. Zaman zaman bizden o tarafa zaman  zaman onlardan bu tarafa... Bunlara karşı ortak operasyon, ortak eylemi konuştuk.  Hamdolsun bu gece yapıldı. Daha önce de yapıldı ama bu daha kapsamlı bir şey  oldu. Bunu devam ettirecekler. Bizim buradaki kararlılığımız birçok şeyi de orada  farklı bir şekilde etkileyecektir. İş burada kalmayacak. Bunun devamı var. İran  tarafı da bizim arkadaşlarımız da kararlılıklarını sürdürüyorlar. Ortak  operasyonlar. Ne kadar etkisiz hale getirildiği daha açıklanmadı." ifadelerini  kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi tecrübelerini kaleme alıp almayacağı hususunda gelen soru üzerine ise şunları söyledi:

"Siyasette bunları siyasetçinin kendisine sormak siyasetçiyi zor  durumda bırakır. Bunları ben yazmaya kalkarsam... Bunlar artık geçmişte kaldı.  Yazdırıyorum. Bu görevleri yapan arkadaşlarım var. Yaklaşık 10-15 arkadaşım  çalışıyorlar. Bu eserler de çıkmaya başladı. Bunları önümüzdeki yıldan itibaren  piyasaya da süreceğiz."

Eserlerde yapılan konuşmalar ve hizmetlerin yer alacağı bilgisini  veren Erdoğan, bu eserlerin yazıldığını ve gelen misafirlere verildiğini söyledi.

Erdoğan, eserlerin başta devlet başkanları olmak üzere hediye  edildiğini yineleyerek, "Bunlar sadece Türkçe değil, İngilizce ve Arapça olarak  basılıyor. Gelen ülke lideri hangi dil üzerine ise bunlardan hediye ediyoruz.  Sadece devlet başkanları, başbakanlar, dışişleri bakanları veyahutta büyükelçiler  değil. Biliyorsunuz büyükelçileri kabullerimiz var. Agreman dediğimi olay var.  Onlar geldiklerinde bunlardan birer tane hediye ediyoruz ki onların  büyükelçiliklerinde bizim eserlerimiz bulunsun. Bu şekilde bunu devam  ettiriyoruz. Ama özellikle son dönemde 'Dünya Beşten Büyüktür' adlı eserim. onu  hemen hemen her gelene dışarıdan, uluslararası bir marka konumunda olanlara  hediye ediyorum. Dünyanın beşten büyük olduğunun anlaşılması lazım. İlk etapta üç  dil. Türkçe, İngilizce ve Arapça." diye konuştu.

Bütün müzakere ve görüşmelerde mutlaka not tuttuğunu dile getiren  Erdoğan, bu notları özel kalemine ilettiğini ve orada tasnif edildiğini anlattı.

"İstişarede konuya dayalı olarak ekiplerim vardır"

Erdoğan, siyasette yalnızlık hissedip hissetmediğine ilişkin soruyu  ise şöyle yanıtladı:

"Zaman zaman 'Yalnız adam' rolünü oynadığımı söyleyenler oluyor.  Bunları doğru bir yaklaşım olarak görmüyorum. Yalnız olan bir adam herhalde 82  milyon nüfusu olan bir Türkiye'yi böyle bir konuma getiremezdi. Bizim işimiz  tamamen bir kolektif aklın bir ortak dayanışmanın ve 'Ve şavirhum fil emr.'  hükmünün gereği olarak yani 'Bütün işlerinizde istişare ediniz.' hükmü gereği  istişareye dayalı olarak yürür. Benim istişarede konuya dayalı olarak ekiplerim  vardır. Bu kabine herhalde boşuna değil. Kabine içerisindeki arkadaşlarımın belli  bir alanı var. Diyelim ki terörle ilgili bir karar mı vereceğim, bu konuda  kimlerle görüşme yapmam gerektiği bellidir. Savunma alanında bir karar mı  vereceğim, bu alanda kimlerle görüşme yapmam gerekir, bunlar bellidir. Bunları  bir kenara koymak mümkün değil. Sürekli olarak da bu istişare mekanizmasını,  kolektif akla dayalı olarak sürdürürüm. Bundan da taviz vermem asla mümkün  değil."

Enerjik olmasını antrenmanlı olmasına bağlayan Erdoğan, "Eğer  antrenmanlarınızı dikkatli yaparsanız bu kadar yoğun mitingler, kapalı salon  toplantılar, vesaire... Bunların hepsi birer antrenman. Bugün önce Çanakkale'de  stadyumda yaptığımızda o adete miting, ondan sonra geldik hemen abidede  yaptığımız toplantımız. Bu arada Troya... Tavsiye ederim. Troya Müzesi'ni  muhakkak gezin. Çok çok önemli bir müze. 60 milyonluk bir yatırım." dedi.

KYK borçları 

Erdoğan, "Birçok öğrencinin ortak derdi olan KYK borçlarını affı veya  indirimi var mı?" sorusu üzerine, şunları söyledi:

"Bu soruya iki türlü cevap verilir, bir Bay Kemal gibi, bir Tayyip  Erdoğan gibi. Bay Kemal gibi cevap verirsek 'Sildim gittim.' der ama benim  Erdoğan gibi cevap vermem lazım. Ben 82 milyonun hakkının olduğu bir parayı  korumak uğruna bunu vermem lazım. Bir defa kredide iş bulduğunuz zaman faiz yok,  bu borcunuzu ödemeye başlıyorsunuz, taksitleri de çok çok düşük. Biz geldik,  harçları kaldırdık mı? Kaldırdık. Bizden önce vardı ama bu burs olduğu zaman  ödeme yok ama kredide ödeme var. Bunu da sigortalı bir işe girdiğin andan  itibaren taksitli olarak faizsiz olarak ödüyorsun. Bunu da artık devlete çok  görmeyelim ve bu da sizi rahatsız edecek bir ödeme planı değil. 'Bana devletim  okuma imkanı sağladı, ben de okudum, mezun oldum, onun kredisiyle okudum, sonra  da paramı sigortalı olduktan sonra taksit taksit ödedim.' Bunun huzuru içinde  hayata atılmak çok da isabetli olur diye düşünüyorum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir öğrencinin, "Gençler sizden 'Yüzümüzü  Asya'ya dönmeliyiz.' sözünü duymak istiyor. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?"  sorusunu şöyle yanıtladı:

"Diyorum her zaman, rabia. Tek millet. Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla,  Çerkez'iyle, Gürcü'süyle Abhaz'ıyla, Roman'ıyla, bu ülkede 82 milyon biz tek  milletiz. Çünkü biz yaratılanı Yaradan'dan ötürü severiz, bizde ayrımcılık yok.  İki, tek bayrak. Bizim bayrağımıza eş asla, o paçavraları filan yanına koyuyorlar  ya, asla bunları kabullenemeyiz ve bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,  toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Oradan da tek vatana geçiyoruz, tek  vatan. 780 bin kilometrekare. Biz buraya nereden geldik biliyor musunuz? Biz  buraya 22 milyon kilometrekareden tıraşladılar tıraşladılar ve 780 bin  kilometrekareye geldik. Ecdadımızın tüm hakim olduğu yerlerin miktarı o dönemde  22 milyon kilometrekare. Şu anda 780 bin kilometrekare. Tek vatan derken, buradan  asla taviz vermek yok, burası bizim son kalemizdir. Bunun için Afrin'de de  Cerablus'ta da ne gerekiyorsa her şeyi A'dan Z'ye yaptık ve yaparız. Dördüncüsü  tek devlet. Devlet içinde devlet asla tanımıyoruz. Devletimiz tektir, Türkiye  Cumhuriyeti Devleti, başka yok. Buna da eş bazıları kurmak istediler. İşte bu  malum güneydoğudakiler, Kandil'den yönetilenler, sonra inkara başladılar, onu  külahıma anlatsınlar. Hepsinin biz gizli dosyalarını biliyoruz. Dert başka ama  bunlar bir ülkede böyle bir hayale gerçek olarak ulaşamayacaklar. Bunun için de  bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız ve hep birlikte  Türkiye olacağız. Birbirimizi de makam ve mevki için sevmeyeceğiz. Bu benim  hemşehrimdir, bu Laz'dır, bu Türk'tür, bu Kürt'tür, bu Arnavut'tur, bu  Çerkez'dir, bu Roman'dır, bu Abhaz'dır. Ben insanım o da insan. Rabb'imiz ne  buyuruyor, 'Biz sizi kavimler halinde yarattık.' Üstünlük hangi kavme ait  olduğunla değil, üstünlük ittika iledir, takva noktasında, Allah'a yakınlık  konusunda kim daha üstünse üstün odur. Onun için kimse afra tafra yapmasın. Ancak  müminler kardeştir ve kardeş olarak sadece ve sadece Allah için seveceğiz."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 31 Mart seçimlere değinerek, "31  Mart malum ülkemiz için bir beka sorununun halli kararının verileceği bir tarih."  dedi.

Seçimde dörtlü çetenin olduğunu ifade eden Erdoğan, "CHP, sözde İYİ  Parti, HDP ve onun yanında Saadet, dördü birleşmişler, bir adımın içindeler. Neyi  nereye taşıyacaklar ortada. Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu.  Bir diğeri de çok önemli sevgililer sevgilisi Peygamberimiz ne buyuruyor, 'Kişi  sevdikleriyle beraberdir.' Bunları bir kenara koymak mümkün değil. O zaman  hareket tarzımız, ölçümüz bu. Buna göre adımlarımızı da atacağız. 31 Mart  gençliğimiz, geleceğimiz, ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olsun." diye konuştu.