Cumhurbaşkanı Erdoğan: Her yerden vuracağımızı ilan ediyorum!

AA |  12 Şubat 2020 Çarşamba - 11:19 | Son Güncelleme : 12 02 2020 - 16:37

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şubat sonuna kadar rejimi Soçi muhtırası sınırları dışına, gözlem noktalarının gerisine çıkartmakta kararlı olduklarını bildirerek "Bunun için karada ve havada her ne gerekiyorsa çekinmeden, tereddüt etmeden, hiçbir oyalamaya meydan vermeden bunu yapacağız. Bugün itibariyle İdlib'de Soçi anlaşmasına bağlı kalmadan Rejim güçlerini her yerden vuracağımızı buradan ilan ediyorum" dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısında konuştu. Van'da  meydana gelen çığ felaketinde hayatını kaybeden 41 kişiye Allah'tan rahmet,  yaralanan 84 kişiye geçmiş olsun dileyerek başladı. İstanbul'daki uçak kazasında hayatını kaybeden üç vatandaşa da  Allah'tan rahmet, yaralanan 180 kişiye geçmiş olsun dileklerini yineleyen  Erdoğan, daha önce Elazığ ve Malatya depreminden etkilenenler için grup olarak  ayrıca bir yardım kampanyası başlattıklarını anımsattı. 

Erdoğan, bu kampanyada yaklaşık 1 milyon lira toplandığını belirterek  kampanyayı il, ilçe, belde teşkilatları, belediye başkanları, belediye ve il  genel meclisi üyeleri, tüm üyelerini kapsayacak şekilde genişlettiklerini  kaydetti. Erdoğan, Ziraat Katılım Kızılay Şubesinde AK Parti adına açılan yardım  hesap numarasının, tüm milletvekilleri ve teşkilatlara mesajla da gönderildiğin  söyledi. Erdoğan, teşkilat mensupları ve tüm vatandaşları, bu hesaba katkıda  bulunmaya çağırarak "Her zaman olduğu gibi, bu sıkıntılı dönemde milletimizin  yanında olmak bizim en büyük görevimizdir. Şimdiden teşekkür ediyorum." dedi.

 
"Kana susamışlıklarını gösteriyor"
 
Erdoğan, önceki gün rejim güçlerinin ateşi sonucu İdlib'de şehit olan  askerlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifa dileyerek bu son saldırıyla  bugüne kadar İdlib'de verilen şehit sayısının 14, yaralı sayısının 45 olduğunu  kaydetti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:  "Ülkemizin kontrolü altında tuttuğu yerlerdeki huzur ortamından  rahatsız olan terör örgütleri, sürekli insanlık dışı eylemleriyle kana  susamışlıklarını gösteriyor. Sadece iki gün önce Afrin'de meydana gelen bombalı  araç saldırısında aralarında çocukların da olduğu, tamamı sivil 8 kişi hayatını  kaybetti, 7 kişi yaralandı. Benzer tacizler diğer harekat bölgelerimizdeki  sivillere de yöneltiliyor. İdlib'de rejim ve onlarla birlikte hareket eden Rus  güçleriyle İran destekli militanlar, sürekli sivil halka saldırıyor, katliam  yapıyor, kan döküyorlar. Söze gelince insan haklarını, çocukları, kadınları,  sivil hassasiyetini ağızlarından düşürmeyenler, tüm bu saldırılar karşısında  derin bir sessizliğe gömülmüş durumdalar. İdlib ile ilgili kimi endişe  ifadelerinin de insan hayatına ve onuruna saygıdan değil, başka saiklerden  kaynaklandığını çok iyi biliyoruz. Herkes gözünü kapatsa, sırtını dönse,  vicdanını dondursa da Türkiye bu duruma seyirci kalmayacaktır.
 
İdlib'de rejim ve Ruslar ile yine rejimle birlikte harekat eden  güçlerin çoğu saldırılarının teröristleri değil doğrudan sivil halkı hedef aldığı  gerçeğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Amaç kolayca işgal etmek için  bölge halkını ülkemiz sınırlarına doğru hareketlenmeye zorlayarak sahayı tamamen  boşaltmaktır. Bugüne kadar yapılan anlaşmalara, verilen sözlere riayet edilmesini  bekleyerek en az fiili müdahaleyle süreci yönetmeye çalıştık. Ama bize verilen  sözler yerine getirilmediği gibi anlaşmalara da kimse uymuyor. Üstelik bir  süredir bu saldırılar doğrudan askerlerimizi, dolasıyla doğrudan Türkiye'yi de  hedef almaya başladı. Madem durum buysa biz de artık lafa değil sadece sahadaki  gerçeklere bakarak hareket edeceğiz. Şubat ayının sonuna kadar rejimi Soçi  muhtırası sınırları dışına yani gözlem noktalarımızın gerisine çıkartmakta  kararlıyız. Bunun için karada ve havada her ne gerekiyorsa çekinmeden, tereddüt  etmeden, hiçbir oyalamaya meydan vermeden bunu yapacağız."
 
Erdoğan,Türkiye'nin, Suriye konusunda bitmez tükenmez toplantıların sonucunu beklemeden  ne yapması gerekiyorsa buna yönelik adımları hemen şimdi atacağını vurguladı. Türkiye'nin, bu amaçla son günlerde İdlib'deki askeri gücünü ciddi  oranda tahkim ettiğini belirten Erdoğan, bölgedeki muhalif gruplardan başı bozuk  hareket ederek, rejime saldırı bahanesi verenlere de artık tavizsiz  davranılacağının mesajının iletildiğini aktardı. "Geldiğimiz noktada, artık kimsenin taşkınlığına, bağnazlığına,  satılmışlığına, provokasyonlarına göz yumacak değiliz." diyen Erdoğan, Türkiye  ile birlikte mücadele eden Suriyelilerin, rejimi Soçi mutabakatı sınırlarının  ötesine atmak için harekete geçtiklerini anlattı.
 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:  "İdlib'de sivil yerleşim yerlerini vuran hava araçları artık eskisi  gibi rahat hareket edemeyeceklerdir. Karada da rejim güçlerini aynı şekilde  belirlediğimiz sınırların ötesine kadar kovalayacağız. Adana mutabakatının gereği  bu. Bu süreçte gözlem noktalarındaki veya diğer yerlerdeki askerlerimize en küçük  bir zarar gelmesi halinde bugünden itibaren İdlib ile ve Soçi muhtırası  sınırlarıyla bağlı kalmadan rejim güçlerini her yerde vuracağımızı buradan ilan  ediyorum. Türkiye'yi hedef alan herkes, bunun bedelini sadece saldırı alanında  değil, her yerde ödeyeceğini bilmelidir. Harekat bölgelerimize yönelik tacizlere  ilişkin karşılık özellikle hakkımızdır. Hakkımızı da gerektiğinde bire on  misliyle vereceğimiz, en küçük bir ihlali dahi affetmeyeceğimiz bir döneme  girdik. Şehitlerimizin bir tek damla kanını dahi teröristlerin ve rejimin tüm  güçlerine değişmeyiz."
 
"Hesap vermemiz gerekiyorsa onu da yaparız"
 
 Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib başta olmak üzere Suriye halkının hayatta  kalma ve onurunu koruma mücadelesine destek vermenin, Türkiye'nin hem tarihi hem  ahlaki hem de insani sorumluluğu olduğuna işaret etti. "Şayet bunun için hesap vermemiz gerekiyorsa, her platforma göğsümüzü  gere gere ve her türlü bedeli ödeyerek onu da yaparız." ifadesini kullanan  Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Mehmetçiklerin kanının döküldüğü bir yerde kendini ne kadar büyük  görürse görsün, hiç kimsenin güvende olamayacağını da burada açıkça söylüyorum.  Bugün Suriye'de vermekten imtina edeceğimiz mücadeleyi, yarın kendi  topraklarımızda yürüteceğimizin bilinciyle tüm gücümüzü kullanacağız.  Unutulmamalıdır ki, Suriye halkının özgürlük mücadelesi aynı zamanda 83 milyon  Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının beka mücadelesidir. Bu mücadeleyi başarıya  ulaştırırsak, önümüzdeki yarım asır da bir asır da Anadolu topraklarında huzurla  yaşayabiliriz. Eğer Suriye, terör örgütlerinin ve ipi başkalarının elinde kukla  rejimlerin elinde kalırsa, bizim de burada güvenliğimiz ve istikrarımız tehdit  altına girer. Suriye güvende olacak ki, biz de kendi evimizde rahat edebilelim."
 "Türkiye'nin Suriye'de ne işi var" sorusunu yöneltenler bulunduğunu belirten Erdoğan, "Kim olduğunu anlıyorsunuz. Aslına bakılırsa terör örgütlerinin  niçin ülkemizde değil de hala Suriye'de faaliyet gösterdiğine hayıflananlardır.  Ülkemizin ne terör örgütlerinin eylem sahası haline getirilmesine ne de kukla  rejimlerin burnunun dibinde sürekli tehdit unsuru olarak kalmasına izin  vereceğiz." diye konuştu.
 
Erdoğan, Türkiye'nin, kendisi ve Suriyeli kardeşleri için en hayırlısı  ne ise onu yapmak için çalışmayı sürdüreceğine dikkati çekerek, "Milletimden,  ülkemizin Suriye'deki mücadelesine bu gözle bakmasını ve desteklerini artırarak  sürdürmesini bekliyorum. Bugün gösterdiğimiz çabalarla gelecekte evlatlarımıza  2053 ve 2071 vizyonlarını hayata geçirebilecekleri bir ülke bırakmayı  hedefliyoruz. Rabbim bu yolda gayret gösteren kahraman ordumuz başta olmak üzere  herkese güç, kuvvet versin; zafer nasib eylesin." değerlendirmesinde bulundu.
 

Erdoğan, kendilerinin milletle el ve gönül birliği içinde Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek büyük mücadele verirken birilerinin içeride sürekli fitne çıkarmanın, kafaları bulandırmanın peşinde olduğunu belirtti.
"Üstelik bunu dışardan ve içeriden belli kesimlerle aynı anda, aynı argümanlarla aynı hedeflere saldırarak yapıyorlar. Açık söylüyorum, bunun adı tetikçiliktir, alçaklıktır, fırsatçılıktır." ifadesini kullanan Erdoğan, siyasetçinin görevinin tetikçiliğe soyunmak değil, ülkesinin ve milletinin ortak menfaatleri çerçevesinde hitap ettiği kesimin sözcülüğünü yapmak olduğunu vurguladı. Erdoğan, şöyle konuştu:

"Türkiye'nin en büyük sorunlarından birinin ana muhalefet ve onun başındaki zat olduğunu söylemekten dilimizde tüy bitti. Bu şahıs, son günlerde FETÖ'nün siyasi ayağı diye esip gürlemeye başladı. Madem bu kadar istiyor, bugün burada FETÖ'nün siyasi ayağını açıklıyorum."

Tolstoy'un "Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma, önce senin ellerin kirlenecektir." sözünü hatırlatan Erdoğan, "Kılıçdaroğlu, bize çamur atmaya çalışırken elinde çamurla yakalanmıştır çünkü bu ülkede FETÖ'nün en önemli siyasi ayağı bizatihi Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisi ve ekibidir." diye konuştu.

"FETÖ vesayetine teslim olmadık"

Bunu tüm delilleriyle anlatacağını belirten Erdoğan, şunları söyledi:

"FETÖ denilen yapı, ülkemizde uzunca bir süre hayır, eğitim, dayanışma faaliyeti yürüten bir sivil toplum yapısı görüntüsüyle varlık göstermiştir. Ülkemizdeki tüm siyasi iktidarlar, pek çok benzer yapı gibi FETÖ'nün faaliyetlerini ihtiyatlı ve aynı zamanda müsamahakar bir şekilde takip etmiştir. Hatta diğer yapılara karşı oldukça hoyrat olan CHP iktidarları, darbe yönetimleri ve cunta rejimleri zamanında dahi FETÖ, aynı müsamahayı görmeyi sürdürmüştür. Ne zaman ki bu yapı doğrudan milleti ve devleti hedef almıştır, milli iradeyi devirerek ülkeyi teslim almaya kalkmıştır, işte o vakit durum değişmiştir. Bizim FETÖ ile davamız asla kişisel değildir. Bizim davamız ülkemiz ve milletimizin hakkını, hukukunu, geleceğini koruma davasıdır. Geçmişte irtica ile mücadele bahanesiyle bu ülkenin, milletin değerlerine yönelen saldırılara nasıl karşı çıktıysak, FETÖ tehdidi ortaya çıktıktan sonra da bu yapıya karşı aynı kararlılıkla mücadele ettik. Daha önce CHP güdümlü vesayete eyvallah etmediğimiz gibi ardından gelen FETÖ vesayetine de teslim olmadık. Bu yapıyı suç örgütü olarak ilan eden ve o Milli Güvenlik Kurulu kararının altında imzası olan benim."

"Seni oraya getiren FETÖ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, FETÖ'yü temsil eden kişi ve kuruluşların kendisine, AK Parti hükümetlerine ve partisine karşı başlattığı saldırılara ve sürdürdüğü savaşa herkesin şahit olduğunu dile getirerek "Peki CHP, bu işin neresindedir? Daha eskileri bir kenara bırakıyorum. Sayın Baykal'ın genel başkanlıktan ayrılması ve yerine Kılıçdaroğlu'nun gelmesiyle birlikte CHP bu işin tam göbeğine yerleşmiştir. Kılıçdaroğlu, kendisini genel başkanlığa taşıyan o kaset kumpasının dahi sorumluluğunu üzerimize yıkmaya çalışarak, FETÖ'nün istediği yolda yürümeye başlamıştır. Seni oraya getiren FETÖ, ne konuşuyorsun?" dedi.

"Sayın Baykal'a kurulan kaset kumpasının savcısı FETÖ'den ihraç edildiği halde Kılıçdaroğlu'nun bunun hiç sözünü ettiğini duydunuz mu?" diye soran Erdoğan, tam tersine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun FETÖ tetikçisi savcının görevden alınmasına şiddetle karşı çıktığını söyledi.

"CHP, FETÖ'nün safında yer aldı"

CHP milletvekillerinin, kaset kumpaslarının sorumlusu olarak FETÖ'yü gösteren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye Pensilvanya'daki şahsı ilzam ettiği için teessüflerini dile getirdiğini anlatan Erdoğan, geçmişten bugüne hukukun suç isnat etmediği tüm yapıların haklarına saygı duyduklarını belirtti.

CHP'nin ise FETÖ'nün hukuk tarafından terör örgütü olarak tanımlandığı halde bu yapının safında yer aldığının altını çizen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bölücü, mezhepçi terör örgütleriyle ve uzantılarıyla kol kola yürüyen CHP, 17-25 Aralık'tan sonra bu kadroya FETÖ'yü de dahil etmiştir. Esasen bu konuda söyleyecek tek sözü olmayan partinin FETÖ'nün siyasi ayağı diye ortaya çıkması, suç mahalline dönen hırsız misali kendi kendini ele vermesidir. FETÖ'nün, MİT Müsteşarımıza sinsi kumpasını özellikle ifade eden 7 Şubat MİT krizi olarak bilinen hadisede CHP'nin ortaya koyduğu tavır, FETÖ'nün siyasi ayağının bir başka örneğidir. Biz, bu kumpasın önüne geçmek için çalışırken dönemin CHP milletvekilleri 'MİT Müsteşarı yetmez, Başbakan da soruşturmaya dahil edilsin' diyerek FETÖ tezlerinin borazanlığını yapıyorlardı. Kılıçdaroğlu'nun tavrı da farklı değildi. O da MİT Müsteşarını hedef alan FETÖ kumpasını engellemek için yaptığımız düzenlemeyi desteklemek yerine 'Kişiye özel düzenleme yapılamaz.' diyerek FETÖ ağzıyla kamuoyu oluşturmanın peşindeydi."

Kılıçdaroğlu'nun her sözü, her eyleminin FETÖ medyasında manşet olduğuna işaret eden Erdoğan, CHP liderinin FETÖ ile mücadele konusunda atılan her adımda hükümetin karşısında yer aldığını söyledi.

FETÖ'nün en önemli insan devşirme ve mali kaynak kapısı olan dershanelerin kapatılması tartışmasının CHP'yi ele veren bir diğer örnek olduğunu vurgulayan Erdoğan, daha önce dershaneleri kapatmayı seçim beyannamesine koyan CHP'nin hükümet aynı amaçla harekete geçtiğinde en büyük dershane destekçisi olduğunu ifade etti.

"Tek dertleri AK Parti'ye ve şahsıma zarar vermektir"

"Bu zat ve ekibi omurgasızdır. FETÖ'ye diyet borçludur." diyen Erdoğan, "Tek dertleri AK Parti'ye ve şahsıma zarar vermektir. Bunun için yapmayacakları iş, atmayacakları iftira yoktur. Bunlarda yalan zaten bol. Biz, kararlılıkla bu işin üzerine giderken, CHP milletvekilleri çıkıp 'Dershaneler kapatılırsa eğitimde sorunlar büyür.' diyebilecek kadar zıvanadan çıkabilmişlerdir." diye konuştu.

CHP'nin dershanelerin kapatılmasıyla ilgili düzenlemeyi FETÖ'nün talebine uygun şekilde Anayasa Mahkemesine taşıyarak bu yapıyla aynı safta durduğunu belli ettiğini dile getiren Erdoğan, FETÖ mensupları tarafından hazırlanan dokümanların, Meclis'te CHP milletvekilleri tarafından soru önergesi, konuşma, teklif olarak sürekli gündemde tutulduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz, FETÖ'nün üzerine gittikçe, Kılıçdaroğlu 'Biz cemaat dahil bu grupların özgürlük alanını genişletmek istiyoruz.' diyerek siyaseten nerede durduğunu gösteriyordu. FETÖ'nün siyasi ayağını soranların bakacakları yerler buralardır." dedi.

"Tehdit eden bizzat Kılıçdaroğlu'nun kendisidir"

Gezi olaylarının FETÖ ile CHP'nin birlikteliğini ortaya koyan hadiselerden bir diğeri olduğunu anlatan Erdoğan, bu süreçte CHP yönetiminin FETÖ'nün dolaşıma sürdüğü her argümana dört elle sarıldığını belirtti.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun Avrupa ülkelerine FETÖ tezleriyle mektup yazarak Türkiye'yi şikayet ettiğini, İstanbul Havalimanı ve Yavuz Sultan Selim Köprüsü inşaatlarının durdurulmasını istediğini aktardı.

Bu işin asıl dönüm noktasının "17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişimi süreci" olduğunun altını çizen Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bu süreçteki işbirliklerini, aynı mesajları kopyala yapıştır yaparak atacak kadar aleniyete dökmüşlerdir. CHP yöneticileri, 'Turbun büyüğü heybede' diyerek bu tezgahı FETÖ ile birlikte kurduklarını, gelişmelerden haberdar olduklarını ikrar etmişlerdir. Heybe dolu. Bugün hepsi de kaçak durumda olan FETÖ mensubu savcılar ile CHP yöneticileri, 17-25 Aralık emniyet-yargı darbe girişimini yapan çeteye karşı gösterdiğimiz tepkiye aynı refleksle karşı çıkıyordu. FETÖ savcılarının hukuksuz emirlerine karşı koyan devlet görevlilerini 'Sanmayın, bu devran böyle gidecek.' diyerek tehdit eden bizzat Kılıçdaroğlu'nun kendisidir."

17-25 Aralık'tan sonra CHP grup kürsüsünün aylar boyunca Kılıçdaroğlu tarafından FETÖ mensuplarının montaj ve iftira kasetlerinin dinletildiği bir mecraya çevrildiğini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"FETÖ ne demişse, Kılıçdaroğlu aynını tekrar etmiştir. Biz, Paralel Devlet Yapısı adıyla FETÖ'nün üzerine giderken Kılıçdaroğlu, emniyet ve yargı içinde çöreklenmiş bu yapıyı devletin vicdanı diye tarif ediyordu. Bu şekilde tarif ettiği kişiler arasında Sayın Baykal'a kaset kumpası kuranların bulunduğunu özellikle hatırlatmak istiyorum. Devleti bu terör örgütünün mensuplarından temizleme çalışmalarımızın hepsinde karşımızda öncelikle CHP'yi ve başındaki zatı bulduk. Allah aşkına bundan ala siyasi ayak olur mu?"

Erdoğan, 2014 yılındaki mahalli idareler seçimleri ile cumhurbaşkanlığı seçimlerinde FETÖ'nün CHP'yi desteklediğini bizzat bu partinin milletvekillerinin açıkladığını da anımsattı.

Adana'daki MİT tırlarının durdurulması

CHP ile FETÖ'nün ilişkisinin çok net göründüğü hadiselerden birinin de Adana'daki MİT tırlarının durdurulması olayı olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu kumpasın amacı, Türkiye'yi Suriye'deki radikal gruplara silah gönderen bir ülke göstererek uluslararası müdahaleye açık hale getirmekti. FETÖ'nün tüm unsuları ve CHP yönetimi, bu olaya adeta dört elle sarılmıştır. Kılıçdaroğlu, doğrudan devletimizi hedef alan bu kumpası, 'Savcının görevi bu değil mi?' diye savunarak FETÖ'nün siyasi ayağı olduğunu bir kez daha göstermiştir."

CHP'nin yayın organı gibi çalışan Cumhuriyet gazetesinin, bu operasyonu yürüten savcı görevden alınınca hemen kendisiyle röportaj yapıp "MİT suç işledi" başlığını attığını kaydeden Erdoğan, "Şimdi (Cumhuriyet gazetesi) genel yayın yönetmeni nerede? Beş küsur yıla mahkum olan bu adam şu anda Almanya'da. Onunla beraber ajanlık yapan CHP'nin milletvekili cezaevine girdi, bir müddet yattı, şimdi nerede? CHP'de ve parlamentoda. Kim siyasi ayak? Hali hazırda CHP Meclis Meclis Başkanvekili olan dönemin CHP Grup Başkanvekili FETÖ'cüler gibi bizi, Lahey Adalet Divanında yargılanmayı gerektirecek savaş suçu işlemekle itham ediyordu. FETÖ'nün siyasi ayağı tarifine en çok, bu örgütün üyelerinin gözaltına alınmasını 'cadı avı' olarak niteleyen CHP yönetimi yakışıyor." şeklinde konuştu.

"FETÖ elebaşının kitaplarının toplatılmasına da karşı çıkmıştı"

Genel başkanı başta olmak üzere CHP milletvekillerinin kapatılan FETÖ gazetelerinin binalarına giderek dayanışma gösterisi yaparken, aynı zamanda siyasi ayağın kimliğini ilan ettiklerini belirten Erdoğan, yine CHP'nin cumhurbaşkanı adayının, yapılan operasyonları "Cemaati sindirme operasyonu" olarak niteleyip, devamında CHP'nin mallarına el konacağını iddia etmesinin de aradaki ilişkinin bir ikrarı olduğunu ifade etti.

Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun, 15 Temmuz'dan sonra FETÖ elebaşının kitaplarının toplatılmasına karşı çıktığı hatırlandığında da bu tavrın gayet bilinçli olduğunun anlaşılacağını kaydetti.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Kendilerini yıllarca Atatürkçü olarak pazarlayan CHP destekçisi kimi yazarların bir anda en büyük FETÖ sevdalısı kesilmeleri, projenin kapsamının genişliğini gösteriyor. Savcı Mehmet Selim Kiraz'ın şehit edilmesinden, Büyükelçi Karlov suikastine ve 6-8 Ekim hendek olaylarına kadar ülkemizin karşı karşıya kaldığı her krizde CHP yönetimiyle FETÖ ortak dil ve tavır geliştirmiştir.

15 Temmuz'u 'kontrollü darbe' olarak niteleyen Kılıçdaroğlu'na bu aklı ve tabiri veren kim? O da FETÖ. Halen ByLock dahil pek çok delille FETÖ üyeliğinden hapiste olan Kılıçdaroğlu'nun bir danışmanının yazışmalarında bu durum zaten anlatılıyor. FETÖ'cü danışman ByLock'ta yazıştığı örgüt abilerine, 'Kılıçdaroğlu'na istediklerini söyletebileceklerini' belirtiyor. Ben söylemiyorum. Her şey açık, net ortada."

Kılıçdaroğlu'nun "adalet yürüyüşü"

Kılıçdaroğlu'nun sözde adalet yürüyüşünü zahirde kendi milletvekili ama aslında FETÖ'cüler için yaptığını söyleyen Erdoğan, yollarda, FETÖ'cüler ile PKK destekçilerinin kol kola yürüdüğünü ifade etti.

Erdoğan, "Dünyada terör örgütüne destek için bunca yol yürüyen bir siyasetçinin aynı yapının bir ayağı olmadığına kimseyi inandıramazsınız." dedi.

CHP yönetiminin, sadece 15 Temmuz'u itibarsızlaştırma çabası ile darbe girişiminin ardından FETÖ'yü devletten ve toplum hayatından tasfiyeye yönelik her adımı engelleme çabasının, örgütün siyasi ayağı olduğunun en büyük delili olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti:

"Ağızlarını her açtıklarında bizi FETÖ konusunda ikaz ettiklerini söyleyenler FETÖ'nün hain yüzü ortaya çıktıktan sonra bu yapının en büyük sözcüsü, taşeronu ve müdafileri haline geldi. Ya ikazları yalandı ya sonrasında ortaya koydukları tavır yalandı. Netice itibarıyla bunların hayatı yalan. Madem bu işler soru sorarak oluyor öyleyse ben de birkaç soru sorayım: FETÖ'nün siyasi ayağı, FETÖ'cülerin devirmeye çalıştığı siyasetçi midir yoksa yükseltmeye çalıştığı siyasetçi midir? FETÖ'nün siyasi ayağı, FETÖ'nün darbe gecesi öldürmeye çalıştığı siyasetçi midir FETÖ'nün yol verdiği siyasetçi midir?"

Partililer, Erdoğan'ın, "Gezi'den önce hükümete tehdit, FETÖ lobisiyle toplantılar, FETÖ kanalından şahsıma tehditler. Kaçarsam dışarıda beni yakalayacakmış. Bu vatandan ben kopmam, sen kaçarsın ama ben buradayım. Biz hiçbir zaman bu topraklardan kaçmadık, kaçmayız, kaçmayacağız. Sen kendini tarif ediyorsun." sözlerini, bir süre ayakta alkışladı.

Söz konusu videodaki "FETÖ'cü gazetecilere destek", "ByLockçu başdanışman", "FETÖ'cülerle yoğun telefon görüşmesi", "ByLock üzerinden FETÖ-CHP yazışması" başlıklı kesitlere işaret eden Erdoğan, "Buyurun kendi adamı söylüyor. 'Genel Başkanın talimatıyla Zaman Gazetesi'ne gittim.' diyor. 6 danışman FETÖ'cü çıktı. Urla Belediye Başkanı malum FETÖ'cü çıktı ve şu anda içeride. Nereye bakarsan bak, FETÖ'nün siyasi ayağı tamamen Bay Kemal'in yatak odasına girmiş, haberi yok." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "FETÖ'nün siyasi ayağı" tartışmasına ilişkin şu soruları sıraladı:

"FETÖ'nün siyasi ayağı, bu yapı terör örgütü olarak tanımlanmadan önce görüntü veren midir, devlet aynı yapıyı terör örgütü olarak tanımladıktan sonra yanından ayrılmayan mıdır? FETÖ'nün siyasi ayağı, gerçek yüzü ortaya çıkmadan önce oy verdiği parti midir, FETÖ tehlikesi ayyuka çıktıktan sonra tüm gücü ve imkanlarıyla desteklediği parti midir? FETÖ'nün siyasi ayağı, FETÖ ile kavgada saldırıya uğrayan parti midir, FETÖ adına yumruk sallayan parti midir? FETÖ'nün siyasi ayağı, bu yapıyla topyekün mücadeleye giriştiği için hedef alınan parti midir, FETÖ'nün organlarına, kurumlarına, adamlarına sahip çıkan, onlara göğüslerini siper edenler midir?

FETÖ'nün siyasi ayağı, 2012 MİT operasyonundan, 2013 17-25 Aralık yargı kumpasından, 2014 Milli Güvenlik Kurulu bildirisinden ve Bakanlar Kurulu kararından, 2016 darbe girişiminden sonra FETÖ'ye kol kanat geren, FETÖ'nün propagandasına hizmet eden, FETÖ'cülerin argümanlarını kullanan değil midir? FETÖ'nün siyasi ayağı, FETÖ'nün yargı darbesinde kullandığı montaj ses kayıtlarındaki yalan ve iftiraları siyasete taşıyan, seçim malzemesi yapan, kürsü kürsü gezdiren değil midir? FETÖ'nün siyasi ayağı, FETÖ ile mücadeleye tam destek vermek yerine, süreci sulandıran ve kafaları karıştırmaya kalkan değil midir? FETÖ'nün siyasi ayağı, darbe kalkışmasını milletle birlikte durduran mıdır, 'kontrollü' diyerek darbeyi meşrulaştırmaya çalışan mıdır? FETÖ'nün siyasi ayağı, bu yapıyla canı pahasına mücadele eden midir, genel başkanlık koltuğu dahil CHP Genel Merkezini işgal etmiş olan FETÖ'nün ayak takımı mıdır?"

"Vesayet döneminin hastalıklarının kalıntısı"

Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "sürekli yalan söyleyerek, sürekli altı boş ithamlarla kamuoyunu meşgul ederek suçunu bastırmaya çalıştığını" söyledi.

Bugünlerde eski genelkurmay başkanlarından biri vasıtasıyla, doğrudan Meclisin yasama dokunulmazlığına saldırı anlamına gelen bir kampanya başlattıklarını dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

"Mecliste tam kadro destek verdikleri bir düzenlemeyi, hemen ardından iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine götürenlerin kulaklarının, bu arada kimler tarafından çekildiği ortadadır. Vesayet döneminin hastalıklarının kalıntısı gördüğümüz bu tür saldırılara karşı tüm milletvekillerimizin derhal dava açması önemlidir. Buradan soruyorum, malum Genelkurmay Başkanı, bir diğer şu anda tabii öldü Genelkurmay Başkanı. Bunlar bildiriyi hazırladılar. Bu bildiri yetmez. Şimdi soruyorum, her ikisinin de Genelkurmay Başkanlığı döneminde çıksınlar şunu söylesinler, 'Biz şu kadar FETÖ'cü subayı ordudan ihraç ettik.' Bu görev kimin? Benim görevim değil, sizin görevinizdi. Niye ihraç etmediniz? Kimi aldatıyorsunuz?

Yüksek Askeri Şura'da önümüze imza için getiriyorlardı. Şahsım, Milli Savunma Bakanım ve generaller... Her şey hazırlanır, önümüze gelir. Önümüze geldikten sonra da imzalar atılır. Bunların içinde çoğu zaman FETÖ'cü değil, Nurcuların içerisinden Kurdoğlu takımı vardır. Bunların onlardan da ihraç ettikleri olmuştur. Biz onlara bile imza atmadık. Ben de atmadım, Milli Savunma Bakanları da atmadı. Peki bunlar neye atıyordu imzayı? Onlara atıyordu. Peki FETÖ'cülere niye atmadınız? Onları niye ihraç etmediniz? Bana bunun cevabını verin, bunu söyleyin. Çıkıp sağda solda 'Ben Başbakan'a şunu söyledim, bunu söyledim.' Yalan söylüyorsun. Sadece yargıdakilerden endişe ettiğin, korktuğun için ve bunlardan dolayı da 'biz acaba bunu çözer miyiz' diye bize bunları anlattınız. Açık ve net söylüyorum, elinizde rahatlıkla ihraç edebileceğiniz FETÖ mensubu subaylar vardı. Bunları en iyi sizin bilmeniz gerekirdi. Niye bunların tespitini yapmadınız? Askeri istihbarat da vardı. Askeri istihbaratla bunları niye çıkarmadınız? Nitekim şu anda televizyon televizyon dolaşan istihbaratçı bir korgeneral de var. Niye bunları halletmediniz, niye bunları çıkarmadınız? Kimi aldatıyorsunuz?"

"FETÖ'cüler Silahlı Kuvvetlerimizden büyük oranda temizlendi"

Orduda sivilleşme süreci kapsamında Genelkurmay Başkanı'nı, Savunma Bakanı yaptıklarını hatırlatan Erdoğan, şunları söyledi:

"Çünkü bu onların işine gelmiyordu, bunu istemiyorlardı. Şimdi bu beyefendi de istemiyor aslında. İşine gelmiyor ve bundan rahatsız. Ama biz bu adımı atarak nitekim Avrupa Birliğinin de 2014 sonuna kadar tamamıyla savunma bakanlıklarının sivil olması noktasında ortaya koyduğu tezi de halletmiş olduk. Neyle birlikte? 15 Temmuz'la birlikte ama rahatsız bundan. Demek ki artık bu süreç mütekait olanlarla değil, bundan sonraki süreç daha kararlı, daha ciddi şekilde yürüyor. 15 Temmuz'la birlikte de görüldüğü gibi FETÖ'cüler Silahlı Kuvvetlerimizden büyük oranda temizlenmiş oldu. Daha bitmedi, daha yapacağımız işler var. Ama 'Yanlış iş yaptın ve şimdi bu yanlışı düzelt.'

Avukatlığına da Kılıçdaroğlu soyunuyor. Çok anlamlı değil mi? Herhalde bir şeyler vadettiler ve sırtında resmi kispeti, kıyafeti varken boruyu çıkarıp medya mensuplarına gösteriyordu. Yeri geliyordu yargıya ama şimdi onlar yok. Şu andaki hale gelişinde de yine bu parlamentonun, yasama organının çok büyük onlara desteği var ama bunun da kıymetini bilemedi. Şimdi onun savunmasını yapan partinin de destek verdiği o düzenlemeyi, şimdi onlar da inkar ediyor. Kusura bakmasınlar, ne gerekiyorsa yaparız, yapacağız."

Erdoğan, "yıllarca bu ülkenin ve milletin adeta kanını, iliğini, enerjisini sömüren vesayet anlayışının sesi olan CHP'nin, aynı role FETÖ soyunduğunda bu kez de oraya demir atmakta tereddüt etmediğini" ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Vesayete, darbelere, cuntalara karşı verdiğimiz mücadelede dün de karşımızda CHP vardı, bugün de karşımızda CHP var. Vesayetin, darbecinin kimliği değişiyor ama CHP'nin oradaki konumu hiç değişmiyor. Hamdolsun, bizim de bunların karşısındaki konumumuz değişmiyor. Yıllarca bu ülkeyi irtica tehdidiyle korkutanlar ile teröre bulaşmış bir yapının siyasi temsilciliğini yürütenlerin aynı kalmasının takdirini milletimize bırakıyorum. Bunlar FETÖ'cülerle, FETÖ'yle uğraşmadılar, bizimle uğraştılar." değerlendirmelerinde bulundu.

"Eşim, başörtülü olduğu için Nejat Uygur'u GATA'da ziyarete gidemedi"

Başbakanlığı döneminde yaşadığı bir anısını paylaşan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Yaşadığımız bir Yüksek Askeri Şura. Rahmetli Nejat Uygur, GATA'da yatıyor. Eşim, eşiyle arkadaşlar, dostlar onu ziyarete gitmek istiyor. Hastanenin başında tabii bir general var. Rahmetlinin eşine diyorlar ki 'Sakın gelmesin.' Niye? Başörtülü olduğu için. Düşünebiliyor musunuz eşim, Başbakanın eşi Nejat Uygur'u ziyarete gidemiyor. Tabii bu olay sebebiyle tatsız bir Yüksek Askeri Şura geçirdik. Şimdi öldü tabii bazı şeyleri anlatmak istemiyorum. Bunlardan geçtik. Başbakanın eşi, GATA'daki bir hastayı, devlet sanatçısını, bu ödülleri alan Nejat Uygur'u, ziyarete gidecek, bundan rahatsız oluyorsunuz. Niye? Başörtüsü var. Buralardan geldik. Bu millet neler çekti. Bunları bir daha yaşamamak için çok daha fazla çalışmamız, yere sağlam basmamız lazım ve bunlara bu ülkede, buraları terk etmememiz lazım. Biz dün de milli irade düşmanlarına karşıydık, bugün de karşıyız, yarın da karşı olmayı sürdüreceğiz."

Erdoğan, AK Parti olarak Türkiye'ye yaptıkları en büyük hizmetlerden birinin de içeride ve dışarıda ne yaşanırsa yaşansın, hedeflerinden kopmama iradesini temel bir ilke olarak yerleştirmeleri olduğunu belirtti. Erdoğan, yaşadıkları onca tarihi hadiseye rağmen, ülkede tüm çarkların işlemesini bu kabiliyete borçlu olduklarını söyledi.

Türkiye'nin, son açıklamaya göre artık 83 milyonu geçen nüfusunun her birinin, bu gerçek ışığında yönünün daima geleceğe dönük olarak hayatını sürdürdüğünü vurgulayan Erdoğan, "Hatırlarsanız 2019 yılına başladığımızda, birileri yine milletimizin umudunu kırmak için kendilerine biçilmiş rollerini oynuyorlardı. Onların senaryosuna göre, 2018'deki kur-faiz-enflasyon darbe girişiminin ardından Türkiye 2019'da tümüyle batacak, bitecek, yerle yeksan olacaktı. Bunlara göre dolar 10 lira olacak, enflasyon yüzde 30'u aşacak, bankalarımız tökezleyecek, hazinemiz iflas edecekti. Bunların hiçbiri oldu mu? Aldığımız kararlar, uygulamaya koyduğumuz tedbirler, iş dünyamızın dirayetli duruşu ve en önemlisi milletimizin desteğiyle, hamdolsun bir kez daha bu felaket senaryolarını yırtıp attık." diye konuştu.

Türkiye'yi hızla bir toparlama sürecine sokarak, 3. çeyrekte ekonomiyi yeniden artı büyümeye geçirdiklerini dile getiren Erdoğan, öncü göstergelerin, 4. çeyrek rakamı da açıklandığında 2019'un tamamını da artı büyümeyle kapatacaklarına işaret ettiğini belirtti.

Erdoğan, 2019'da tarihte eşine nadir yaklaşacak şekilde faizlerin 4 ayrı indirimle yılı yüzde 12 ile kapattığını anımsatarak, bu yılın ilk ayında faiz rakamının yüzde 11,25'e gerilediğini, piyasa faizlerinin yüzde 8-10 aralığında olduğunu, Gezi olayları döneminin gerisindeki seviyeye kadar düştüğünü anlattı.

Risk göstergesinin 235'e gerilediğini, borsanın tarihin en yüksek seviyesi olan 120 binleri bulduğunu, ocak ayında yıllık bazda Tüketici Fiyatları Endeksi'nin yüzde 12,2, Üretici Fiyatları Endeksi'nin yüzde yüzde 8,8 olarak gerçekleştiğini dile getiren Erdoğan, "İnşallah enflasyonda yıl sonu hedefimiz olan yüzde 8,5'un bile altına ineceğiz." dedi.

"51,7 milyon turist, 34,5 milyar dolar turizm geliri"

Erdoğan, Merkez Bankası döviz rezervinin Ağustos 2018'in rakamının üzerine çıkarak 105 milyar dolar seviyesinde seyrettiğine dikkati çekerek, Başbakanlığı döneminde 135 milyar doları bulduklarını, bunu tekrar yakalayacaklarını belirtti.

Turizmde yılı 51,7 milyon turist ve 34,5 milyar dolar turizm geliriyle kapattıklarının altını çizen Erdoğan, bunu, "Turizmde patlama" olarak nitelendirdi. Erdoğan, geçen yıl ihracatın yüzde 2'nin üzerinde artarak 180,7 milyar dolara yükseldiğini, dış ticaret açığının yüzde 45 düşerken, ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 76'dan yüzde 86'ya çıktığını ifade etti.

Erdoğan, Türkiye'nin çok uzun süre cari dengede fazla verir hale gelmeye başladığını vurgulayarak, kasım itibarıyla 2,7 milyar dolar cari fazla elde ettiklerini belirtti. Erdoğan, geçen hafta açıklanan ocak ayı dış ticaret rakamlarının ise bu ivmenin devam ettiğini gösterdiğini söyledi.

"Otomobil satışlarında yüzde 100'ün üzerinde artış"

Ocakta ihracatın aylık bazda yüzde 6,1 artarak 14,8 milyar dolara, yıllık olarak 181,6 milyar dolara ulaştığını bildiren Erdoğan, bunun şimdiye kadarki en yüksek ocak ayı ihracat rakamına tekabül ettiğini vurguladı.

Erdoğan, ocak ayında otomobil satışlarında yüzde 100'ün üzerinde bir artış yaşandığına dikkati çekerek, "Görüldüğü gibi faizler indiği halde ne döviz kuru patladı ne enflasyon zıpladı ne piyasalar karıştı ne başka bir sıkıntı yaşandı. Tam tersi açıklanan her gösterge daha iyiye doğru bir gidişe işaret ediyor. Bu tablo ülkemizde eskiden beri sürekli faizleri indirirseniz batarsınız, bitersiniz diyen zihniyete verilmiş en güzel cevaptır. Ekonomimizin gerçeklerine uygun olarak bu süreci kontrollü bir şekilde sürdüreceğiz." değerlendirmesinde bulundu.

PATARA YILI

Grup toplantısında Erdoğan, turizm sektörü açısından önem taşıyan bir müjdeyi paylaşmak istediğini belirterek, 2020 yılını Patara yılı ilan ettiklerini açıkladı.

Patara antik kentinin, Fethiye-Kalkan arasında bulunduğuna işaret eden Erdoğan, "Anadolu'nun saklı anıtları gün yüzüne çıkıyor. 2020 Patara Yılı" yazan bir videoyu da grup toplantısında izletti.

Erdoğan, Likya'nın ana liman şehri olan Patara'nın, tarihlerinin de önemli sembollerinden biri olduğunu söyledi. Osmanlı Devleti'nin, kuzey Afrika ile olan telgraf bağlantısını, Patara Telsiz Telgraf istasyonu aracılığıyla sağladığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

"Yaklaşık 850 kilometrelik uzunluğuyla Avrupa'nın en büyük hattının ucunda yer alan Patara istasyonu, İtalyanlar tarafından bombalana kadar ülkemize çok önemli hizmetler vermiştir. Bu telsiz telgraf istasyonunu aslına uygun şekilde yeniden ayağa kaldırıyoruz. Roma'nın bir parçası olan Likya birliğinin yönetim modeli, ABD'nin kuruluşuna örnek olacak kadar önemlidir. Likya birliğinin meclis binası, tarihi önemine binaen TBMM Başkanlığımız tarafından restore ettirilmiştir. Antik dönemden günümüze kadar ulaşan tek deniz feneri de yine Patara'dadır. Bu deniz fenerini de en kısa sürede ayağa kaldırmayı planlıyoruz. Şehir kapısından su yollarına kadar, daha pek çok nadide özelliğiyle Patara'yı ülkemizin tarihi zenginliğini dünyada temsil edebilecek bir yer olarak gördük. 2020 Patara yılının ülkemize ve turizm sektörümüze hayırlı olmasını diliyorum. Bu kampanya ile geçtiğimiz yıl 200 bine yakın turisti ağırlayan Patara'yı çok daha ileri bir yere taşımayı hedefliyoruz."

Grup toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını da yanıtlayan  Cumhurbaşkanı Erdoğan Putin ile yaptığı görüşmeye de değindi. Erdoğan, "Şu anda İdlib’teki devam eden süreci Putin ile değerlendirdik. Bu değerlendirmede karşılıklı şu andaki askerlerimizin, rejim güçlerinin, hatta hatta Rusya’nın vermiş olduğu hasarlar konusunu ele aldık. Bu konuyla ilgili olarak askerlerimizin Türkiye’de, Dışişleri, Savunma ve İstihbaratın da Moskova’da bir araya gelmeleri konusunda Putin ile mutabakata vardık. En kısa zamanda bu görüşmeleri yapacaklar” ifadelerini kullandı. Barış Pınarı Harekatı'nın aynı kararlılıkla devam ettiğini vurgulayan Erdoğan, “Arada geri adım atma söz konusu değil. Tel Abyad’tan Resulayn’a kadar, Tel Rıfat zaman zaman oradaki çalışmalar zaten belli bin zeminde yürüyor. Şu anda gündemimizde olan ağırlıklı olarak İdlib. Çünkü İdlib’ten Türkiye’ye yönelik malum bir iltica hareketi var. Bu iltica hareketine de pek müsamaha ile bakmak istemiyoruz. Onu engellemek için de Suriye topraklarında bazı çalışmalar yürütüyoruz. Bu çalışmaları yaparak o insanları orada iskan edelim istiyoruz” dedi.