Arabamı salonu açmak için kapora olarak verdim

BERNA LAÇİN / blacin@gazetevatan.com |  09 Nisan 2017 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 09 04 2017 - 2:30

Şevket Çoruh, tamamen kendi yatırımı olan ve İstanbul’un kültür sanat hayatına büyük emeklerle kazandırdığı Kadıköy’deki tiyatrosu ‘Baba Sahne’yi bu hafta açtı. Çoruh ile buluştum ve Baba Sahne’nin macerasını dinledim.


Kapıdan içeri adım atar atmaz, gördüğüm karşısında öyle çok heyecanlanıyorum ki birden dönüp Şevket’in boynuna tekrar sarılıyorum. Bir oyuncunun tam da hayalini kurduğu, yurt dışında gördükçe “neden bizdekiler böyle değil” diye iç geçirdiği türden bir sahne bu. Buram buram klasik tiyatro şıklığını, geleneksel sıcaklığımızla harmanlayan, tiyatroya saygısını gösteren ve seyirciden de bekleyen bir havası var bu mekanın. Burada oyun izlemeye gelirken kendinize özen göstermek isteyeceksiniz. Yırtık kotların değil, mis gibi pudra kokan kadınların, tertemiz ayakkabılı beyefendilerin seyirci koltukları bunlar, şimdiden hayal edebiliyorum. Konservatuvar yıllarım boyunca kimi zaman tiyatro olarak karşıma çıkan ama en çok “Ercan Sineması“nda film izlemeye geldiğim, bir zamanların efsane oyuncusu Yıldırım Önal için yapılmış bu mekan artık “Baba Sahne” olarak seyircisini bekliyor. Ben Baba Sahne’ye bayıldım ve bir an evvel burda oynamak için hayaller kurmaya başladım bile... İşte, kahraman yürekli, güzel gönüllü bir “baba adam” Şevket Çoruh ve Türk Tiyatrosu’na  armağanı Baba Sahne...

 

Neden “Baba Sahne”?

Sözlük, “Baba”nın karşılığını şöyle tarif ediyor; kızan, karışan, koruyan kollayan, özlenen, kıymeti, yokluğunda daha çok hissedilen kişi... Baba, hiçbir sözcükten türetilmemiş, çocuk  sesinden türetilmiş. Tam yaptığımız işi tarif eden bir ifade. Bir oyuncu için yokluğu en çok hissedilen şey sahnedir. Ve tiyatro, toplumu kışkırtan ve bir o kadar koruyup kollayıp sahip çıkan şeydir bana göre. Aziz Nesin şöyle der “Kutsal kitaplar önce söz vardı, bilim ise eylem vardı.” Eylem ise bir mekanda gerçekleşir. O yüzden en önce mekan vardı. O yüzden atalarımız da “Dünyada mekan, ahirette iman” demiştir. Bize de önce “babalık” edecek bir mekan gerekliydi.

 

Ustalarımın izindeyim

Ne zamandan beri vardı kafanda bir tiyatro salonuna sahip olma fikri?

Hep vardı. Bulduğumuz yerlerin bazıları, ekonomik olarak imkansızdı, bazıları da kafamdaki tiyatro anlayışına uygun değildi. Ben, yıllar içinde Ferhan Abi’nin (Şensoy) ya da Yıldız Hoca’nın (Kenter) tiyatrosuna gittiğim zaman, onları kendi salonlarında gördükçe, sadece oyunlarıyla sanat yaşamına kattıklarını değil, yarattıkları mekanlarla kültür hayatını var ettiklerini de farkettim. Usta-çırak ilişkisine bir de burdan bakmak lazım. Ustalarım, bu ülkedeki kültür-sanat hayatını, her şeye rağmen mekanlarının içinde özgür sanat üreterek yaşattılar. Ben de ustalarımın izinden gitmek istedim. Elbette son yıllarda kapatılan ya da kaderine terk edilen salonları gördükçe “Niye bizim ülkemizde böyle” diye de çok dert edinmiş, daha çok kafama takmıştım. Oyuncuların kendi salonuna sahip olması müthiş bir özgürlük ve sansürsüz sanat demek. Ustalar iyi ki var, geleceğe taşınacak miras onlar ve ben de üzerime düşeni yapmak istedim.

 

Borçları ödeyebilmek için dizilere devam

Salonun yapımı ne kadar sürdü?

755 gün sürdü. Tek tek saydım. Bu dönem içinde ne otoyollar, ne köprüler ne toplu konutlar bitti de bir ben bu tiyatro salonunu bitiremedim. Ama o arada ben bittim. Çok zormuş. Bu zamana kadar tüm tiyatro salonu yaptıran ustalarımızın ellerinden öperim.

Peki “Arka Sokaklar” 11 yıldır var ve bu süre içinde ancak bir oyun filan çıkarabilmişsin. Artık tiyatron var ve dizileri bırakıp tamamen tiyatro ile yaşamayı düşünüyor musun?

Teknik olarak zaten böyle bir şey söz konusu değil şu an çünkü çok borcum var bu salondan ötürü. En az üç yıl dizi kazancımı borca yatırmam gerek. Beni bilirsin tabii ki şu kadar harcadım demedim, gazetelerde yazılanlar, yok 50 milyar harcamışım filan doğru değil ama oturduğum ev dışında kazandığım her şeyimi de bu salon yatırdığım bir gerçek. Hatta kapora olarak bile buraya geldiğim gün altımdaki arabayı verdim. Bir de bankadan kredi aldım. Yani dizi çekmeye devam. Biraz bölünmek zorunda kalacağım ve daha çok yorulacağım ama çok mutluyum.

 

İsmail Dümbüllü‘nün ‘Tuluat Fesi’ ona emanet

İsmail Dümbüllü‘nü Tuluat Fesi yıllardır usta oyuncu Müjdat Gezen’deydi, Baba Sahne’nin açılışında Müjdat Gezen fesi kendi öğrencisi Şefket Çoruh’a devretti.

Kendi mekanında özgürce tiyatro yapmak büyük lüks

Pek çok arkadaşımız, kendi tiyatrosunu kurdu ama salonu yok. Senin henüz bir tiyatron yokken, önce salonu yaparak işe başladın.

Biz okuldan (Müjdat Gezen Sanat Merkezi) çıkar çıkmaz ben, Günay Karaca, Ahmet Saraçoğlu, Özlem Turkat ve okuldan başka arkadaşlarla MSM Oyuncuları diye bi grup kurduk ve çok çabuk battık.

Çok tecrübesizdik filan ama asıl mesele salon bulamıyorduk. Sadece oynamak için değil ki prova için de salon gerek ve bunlar hep maliyet.

Bizim yerimize maalesef bunları devlet yapmıyor. Keşke eski binaları yeniden fabrika ayarlarına döndürmek için bizlere verseler de el birliğiyle ülkeyi zenginleştirsek. Mesela, Beyoğlu Belediyesi Muammer Karaca Tiyatrosu’nu bana verse de çiçek gibi yapsam o tarih dolu tiyatroyu.

Peki, deli misin yıllardır tüm kazandığını buraya harcadın da bir apartman alıp kat kat kiraya vermedin?

Ne olurdu?

Zengin olurdun. Arabaların, malların, çantaların ve çantaların sahibi malların olabilirdi mesela!

Aman aman! Ben öyle mutlu olamam. Ben bu çatı altında, nefes alıp veren bu mekanda soluk alırken mutluyum.

Lüksse eğer, kendi mekanında özgürce tiyatro yapmak en büyük lüks. Daha büyük lüks yok benim için. Benim için de başkalarının o çok konforlu hayatları çok sıkıcı.

Hiçbir kurum ya da kuruluştan yardım almadım

Kuruluşlardan sponsorluk ya da yardım aldın mı?

Hayır, hatta kapıya da yazdım, “Hiçbir kurum ya da kuruluştan yardım alınmamıştır, hısım - akraba, eş - dost ve bazı meslektaşların desteği ile açılmıştır” diye.

Ne zaman perde açılıyor?

1 Nisan’da, ustam Savaş Dinçel’in doğum gününde açılış yaptık. Bu salonun da adını ona hediye ettik. 14 Nisan’da Günay Karaca tek kişilik oyunu “Aşk Ölsün” ile perdeyi açacak daha sonra Mayıs ayında ben ve Murat Akkoyunlu’nun “Bir Baba Hamlet” başlayacak. Genco Erkal gibi başka ustalar da salonda oynayacak. Seyirciler, babasahne.com adresinden programı görebilirler.