İnsanlara sözsüz masallar anlatıyorum

BURAK TAPAN / brktpn@gmail.com |  11 Mart 2017 Cumartesi - 2:30 | Son Güncelleme : 11 03 2017 - 11:14

Türkiye'de caz dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri şüphesiz Kerem Görsev... Piyanosuyla resital sunan, 17'inci albümü "Spring Water" geçtiğimiz ay müzikseverlerle buluşan Görsev’le albümünü ve kariyerini konuştuk...


Kerem Bey, 17'inci albümünüzü çıkardınız... Şu an hangi noktadasınız kariyerinizde?

Her albüm, bir sonrakiler için daha büyük sorumluluklar veriyor. Daha az hatalar, daha az lezzetsizlikler yapıp bunları minimize ediyorum. Yorum olarak daha tatmin edici olmaya çalışıyorum. Daha riskli projeler üzerinde çalışıyorum. Son albüm dünyanın önemli müzisyenleriyle çalıştım. Stresli ama bir yandan da çok keyifli oldu albüm.

Dünyaca ünlü, Grammy ödüllü bir isimle çalıştınız...

Daha önce Saint Petersburg, Londra ve Prag Flarmoni'yle çalışmıştım zaten. Bu albümde Alan Broabent'le işbirliği yaptım. Dünyanın en iyi piyanist ve orkestra şeflerinden. Onunla daha önce Bill Evans belgeseli de çekmiştik. Onun tabiriyle “Benim siyah-beyaz bestelerimi renklendirdi” kendisi. Bir sene sonunda ortaya çıktı albüm. Los Angeles'ta bulunan dünyanın en ünlü stüdyolarından United Records'ta kayıt yaptık. Var olduğumdan beri akustik çalıyorum, ortak yönlerimiz çok Broabent'le.

Neden "Spring Water" ismini seçtiniz?

Eşimin ismi Pınar... Spring Water, kaynak suyu, pınar suyu anlamına geliyor. Eşime ithaf ettim. İlkbahar ve sonbahar benim yaratıcılığımı tetikleyen aylardır.

 

İnsanlara hayal kurdurmayı seviyorum

Konserler, radyo programları, albümler... Sizi bu kadar üretken olmaya iten motivasyon nereden geliyor?

Hayal ve hedefiniz biterse hayat biter. Sporumu yapmaya çalışıyorum, Bodrum'un bir dağ köyünde bulunmayı çok seviyorum. Zinde kalmam üretkenliğimi etkiliyor. Aslında yaptıklarımın iki amacı var: Türkiye Cumhuriyeti'nin arşivinde müzisyen olarak bu ülkede yaşadığım görünsün, kızım da "Babam bana temiz bir soyad bıraktı" desin. Kalıcı bir şeyler bırakayım yeterli. 

Çevrenizden, yaşanan olaylardan etkilendiğinizi biliyoruz. Albümde yer alan "Soma'ya Ağıt" dikkat çekici...

Evet. Dediğiniz gibi "Soma'ya Ağıt" adlı bir bestem var. Olay yaşandığında o an TV karşısındaydım ve bir şeyler karalamaya başladım. Orada 301 vatandaş hayatını yitirdi. Yıllar sonra albümde yer vermek istedim. Keşke o facia yaşanmasaydı da bu şarkı da olmasaydı. Innocence'yi kızım için, Mistrust'u da evimde çalışıp hırsızlık yapan bir hizmetçi kadına yazdım. Caz yaşanmışlıkların hikayesi, sahne de masal anlatma mekanıdır. İnsanlara sözsüz masallar anlatmaya çalışıyorum. Müziği dinlediklerinde, hayal kurmalarını istiyorum.

İstanbul iki caz kulübünü kaldırmaz

Festivaller düzenleniyor, önemli isimler ülkemize geliyor. Fakat Nardis Jazz Club dışında bir mekan yok İstanbul'da?

Bu şehir iki caz kulübünü kaldırmıyor. Nardis de zor bela dönüyor zaten. İnsanlar caz barlara önce moda olsun diye gidiyor, sonra ayağını kesiyor. Ben de girişimde bulundum ama tutmuyor işte. New York'ta onlarca caz kulübü vardır, bütün etkinliklerin bileti tükenir. Turistler dinlemeye yüzden gelir.

"Caz Yapma" diyen bir anlayış var bizde. Caz neden "elit" ve "tepeden"miş gibi algılanıyor?

Tepeden falan değil! Üniversiteye konserlere gidiyorum, öğrenciler tıklım tıklım dolduruyor. Cazın kendisi tabiattır, doğadır. Klasik müzikle beraber en şahsiyetli müziktir caz. 1940'lardan bu yana ana akım müzik türleri cazdan türemiştir. Öteki müzikler, trend, teknoloji gibi faktörlerden hep kabuk değiştirir ama cazın özü asla değişmez.

"İnsanlar caz barlara önce moda olsun diye gidiyor, sonra ayağını kesiyor."

Bir caz müzisyeninin hayatını sürdürmesi zor değil mi?

Meşakkatli bir iş. Ülkemizdekilerin hepsi idealist müzisyenler. Özellikle caz türünde sponsorluk da zor. O yüzden zor bu iş yani. Gerçi her yerde zor be...

Bütün gününüz piyano başında mı geçiyor?

Canım ne zaman istiyorsa oturup çalışıyorum. Müzik dinlerim, kitap okurum. Piyano iyi arkadaşım, ona dokunmadan arkadaşlık edemezsiniz. 2019'da yapacağım albümün hikayelerini oluşturuyorum şimdiden. Adı "Zeytin Ağacı" olacak.

Denizle kurduğunuz özel bir bağınız var...

Bodrum'un bir köyünde var teknem. Her hafta gidiyorum . gökyüzünde yıldızlar, deniz çarşaf gibi, arkada hafif müzik, hayaller kuruyorsun.. Hayal bittiği zaman hayat da bitiyor maalesef. Denize aşık bir insanım ben.

Yorum Yazın
Gönder
Yorumlar
    Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yapan siz olun!...