Fırça kalem resim yazı olmuş

Lütfü Özel/lozel@gazetevatan.com |  10 Haziran 2017 Cumartesi - 2:30 | Son Güncelleme : 10 06 2017 - 2:30

Hasan Pekmezci yılların ressamı... Aynı zamanda öğretim üyesi, öğrenci yetiştiriyor. Yaklaşık 15 yıl önce başladığı, toplumsal olayları renklerle ifade ettiği serüveninde şu ana kadar içerisinde 3 bin resim olan günlük biriktirmiş.


Günlük, en yalın ifadeyle herkesin "arkadaşı"! "Tutmayan, kalem sallamayan yoktur" denecek kadar yaygın bir yazı türü ya da!
Ve en “özeli”! Kimsenin görmesi, bilmesi, okuması istenmez!
Peki bu olursa; herkes okur, bilir, öğrenir ve anlarsa?
O zaman edebiyat olur!
Reşat Nuri Güntekin, Salah Birsel, Tomris Uyar, Nurullah Ataç, Gogol, Wolf olur. 
Peki ya bunu kalemle kağıtla değil de fırçayla, tuvalle yani resimle yaparsanız?
Sanatla karşı karşıyasınızdır!
Hasan Pekmezci'dir artık karşınızda duran!
Hasan Pekmezci yılların ressamı. Bir ayağı Ankara'da bir ayağı dünyanın her yerinde sanatını yaşıyor ve yaşatıyor. Aynı zamanda öğretim üyesi, öğrenci yetiştiriyor. Ve aynı zamanda bir gönül adamı, eşi sanatçı Şükran Pehlivanlı ile birlikte sosyal projeler eşliğinde çocuklara resim öğretiyor. Pek çok insan gibi o da günlük tutuyor, ama bunu yazarak değil resmederek: “Sanatçı toplumsal duyarlılığı en yüksek insan” diyoruz. Bu çok doğal! Böyle bir insanın günlük yaşamda duyduğu haberlerden,  karşısına çıkan bir görüntüden etkilenmemesi 
mümkün değil. 
 
 
Benim açımdan bakıldığında bunu sözel olarak da anlatmak her zaman olmayabilir. Hatta bu da mümkün değil! O zaman ne yapacak? Ya bunu yazıya dökecek, masal, öykü gibi ya da bir şekilde ifade edecek. Çünkü sanatçı, gördüm, tamam bitti diyemiyor. Ben de bunu nasıl ifade edebilirim diye düşündüm elbette. Renklerle ifade ederim, biçimlerle ifade ederim, çizgilerle. Bazı toplumsal olaylar herkeste sıkıntı yaratıyor. Öyle başladı. Bunu görselleyerek betimleyeyim, anlatayım dedim. Bir projede çocuklara resim yaptırıyorum. Bir gün onlara sordum, ‘Sanatı, resmi bir tanımlayın, sorsalar, iki kelimeyle anlatın deseler ne dersiniz?’ dedim. Onu renklerle, biçimlerle  kullanarak  ifade ediyorum işte ben.”
 
 
Yazı ile ifade bir yere kadar
 
Pekmezci günlükleri çizmeye, boyamaya başladıktan sonra önce kendisinden hareket etmiş: Ama önce yaşam öykümü resimlemeye başladım. Küçük öyküler yazıyordum. Onları yazarken o öykülerin yetmediğini gördüm. Yani işi görsel olan, görselle ifade eden bir adam için yazı ile ifade bir yere kadardı. O yetmeyebilir,  yeterli olmayabilirdi. Yazı ile ifade edenler ona alıştıkları için normal olabilir. Ama benim asıl ifade alanım başka bir şey. Çocukluğumdan, annemden başladım. Onları anlatırken doğal olarak işin içine yaşadığımız olaylar da giriyor. Toplumsal olaylar da giriyor.”
Çocukluğu ve annesi çok ayrı ve farklı Hasan Pekmezci için. Annesi ve iki kardeşiyle birlikte hiç de kolay olmayan bir zor hayat şartlarının içinde yer almış. Annesine bağlılığı, sadece günlüklere aktarılan anı kırıntılarında değil, resimlerinde de sıklıkla yer almış! 
 
 
Günlükte 3 bin resim var 
 
Günlükleri çabucak çıkıyormuş Pekmezci'nin; “O anlık. Çizgim yanlışsa öyle kalır. Düzeltmeye gitmem. Yaptığım hiçbir şeyi yırtmam. 10 dakika harcadım. Yırtarsam benim 10 dakikam nerede?” 
Pekmezci’nin günlüleri için zamanla da bir sıkıntısı yok. Bunun için elinin altındaki kağıdın nasıl ve hangi ölçüde olduğunun da bir önemi yok. 4-6 santimlik bir parçadan, 1-1.5 metreye kadar değişen boyutlar onun günlüğünün bir parçası olabiliyor. Yaklaşık 15 yıl önce başladığı serüvende şu ana kadar 3 bin civarında günlük birikmiş. Birkaç defa sergilemiş de. Ama daha çok Ankara'daki evine gelen sanatçı ya da değil, dostları görebiliyorlar sık sık.