Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan flaş güvenli bölge çıkışı!

AA |  06 Ağustos 2019 Salı - 12:44 | Son Güncelleme : 06 08 2019 - 15:09

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Suriye'de kurulması planlanan güvenli bölge ile ilgili olarak "Suriye'nin kuzeyindeki terör bataklığını kurutmak ülkemizin en öncelikli meselesidir. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla başlattığımız süreci inşallah çok yakında farklı bir aşamaya geçireceğiz. NATO müttefikimiz ve stratejik ortağımız ABD'den gerçek bir müttefike yaraşır adımlar atmasını bekliyoruz" dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde 11. Büyükelçiler Konferansı  katılımcılarına verilen öğle yemeğinde yaptığı konuşmada, gelenekselleşen  konferansın hariciye teşkilatıyla beraber diğer kurumlar için de geniş bir  istişare zemini sunduğunu belirterek, konferans vesilesiyle bir taraftan geçen  yılın muhasebesi yapılırken diğer taraftan küresel gündemdeki meseleleri, ülkenin  dış politika önceliklerini değerlendirme imkanı elde ettiklerini söyledi.
 
Bugüne kadar yurt dışından gelen misafirlerin katkılarıyla pek çok  önemli başlık üzerine fikir jimnastiği yapıldığını belirten Erdoğan, "Gerek  Başbakanlığım, gerekse Cumhurbaşkanlığım döneminde sizlerle bir araya gelmeye  ihtimam gösterdim. Bu yılki Büyükelçiler Konferansımızın teması 'Sahada ve Masada  Güçlü Diplomasi'dir. Konferans başlığını, Türk dış politikasının şu anki  hassasiyetlerinin tespit ve tayini bakımından son derece isabetli buldum.  Konferansa Ankara ile beraber İstiklal Harbimizin başlangıcının yüzüncü yıl  dönümüne binaen Samsun da ev sahipliği yapıyor." diye konuştu. Toplantının hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, Dışişleri  Bakanlığını, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ekibini her yıl düzenli olarak  yapılan bu konferans sebebiyle tebrik etti.
 
"Sistemden ziyade sistemsizlikle karşı karşıyayız"
 
Dünyanın teknolojik yenilikler yanında diplomaside de büyük bir  dönüşüm sürecinden geçtiğine işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:"20-30 yıl öncesinin dinamikleriyle, eski dönemin kalıplarıyla,  günümüzü değerlendirmek artık mümkün değildir. Bireylerle, şirketlerle,  toplumlarla beraber devletlerin de zamanın ruhunu iyi okuması, politikalarını da  buna göre belirlemesi gerekiyor. Yeni dönemin alameti farikası hiç şüphesiz  uluslararası sistemin çok merkezli bir yapıya doğru evrilmesidir. Bu değişim  öngörülmezliği artırmakta, karar alıcılar bakımından yeni riskleri beraberinde  getirmektedir. Siyasi ve ekonomik kırılganlıkları dikkate aldığımızda aslında  sistemden ziyade sistemsizlikle karşı karşıya kaldığımızı söylemek durumundayız.  Düzensiz göç meselesinden teröre, İslam düşmanlığından Batılı toplumlarda  yükselen kültürel ırkçılığa, yabancı ve mülteci karşıtlığına kadar birçok alanda  yeni durumun emarelerine şahit oluyoruz. Son günlerde uluslararası gündemi meşgul  eden ticaret savaşlarını da işte bu sistemsizliğin bir parçası olarak görüyorum.  Alışageldiğimiz kurallar, kısa vadeli hesaplarla rafa kaldırılırken, ne yazık ki  bunların yerine daha iyisi, daha kuşatıcısı, daha etkilisi konulamıyor."
 
 "2 milyar insanın yoksulluk içinde yaşadığı gerçeği ile  yüzleşiyoruz"
 
Küresel güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli müesseselerin  beklentileri artık karşılayamadığını kaydeden Erdoğan, "Uluslararası toplum,  geleceğini tehdit eden güvenlik ve terör  gibi açlık, istikrarsızlık, küresel  ısınma gibi temel problemlere kalıcı çözümler üretmek kabiliyetini giderek  kaybediyor. Bugün bir yanda dijitalleşmeyi, yapay zekayı, ekonomik büyümeyi,  obeziteyi konuşurken diğer yanda 2 milyar insanın yoksulluk içinde yaşadığı  gerçeği ile yüzleşiyoruz." değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerika siyasetçilerin, obeziteyle  mücadeleyi, gıda israfını tartışırken Somalili, Haitili, Gineli siyasetçilerin  vatandaşlarının hayatına mal olan fakirliğe, yokluk ve çaresizliğe çözüm bulmaya  çalıştıklarına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Dünyanın en zengin kişisinin mal varlığını toplam nüfusunun yarısına,  yani 3,6 milyar insana denk ise burada bir sorun var demektir. 1 milyara yakın  insan gece yatağa aç olarak girerken diğer tarafta lüks, şatafat ve israf hakimse  burada bir sorun var demektir. Terör örgütlerine yönelik çifte standart azalmak  yerine yaygınlaşıyorsa, terör elebaşıları Başkanlık Saraylarında ağırlanıyorsa,  Birleşmiş Milletler'de eli kanlı katilleri meşrulaştırmak özel bir çaba  gerektiriyorsa, burada arızalı bir durum var demektir. Suriye'de, Myanmar'da,  Yemen'de çocuklar ölmeye devam ediyorsa burada gerçekten bir sistem sorunu var  demektir."
 
 "Biz, kolayın değil zorun tarafındayız"
 
"İnsana sadece ve sadece insan olduğu için değer vermeyen bir  anlayışın küresel güvenlik ve huzuru sağlaması söz konusu olamaz." ifadesini  kullanan Erdoğan, şunları kaydetti: "İletişimin bu kadar yaygınlaştığı, mesafelerin anlamını yitirdiği,  dünyanın küresel bir köye dönüştüğü böyle bir çağda, hiç kimse 'Başkasından bana  ne' deme lüksüne sahip değildir. Vicdanı olmayanın ne ahlakı, ne kutsalı ne de  ekseni, rotası, tutarlılığı olur. Bu vahim tablo karşısında hadiselere vicdan  penceresinden bakmamız, akılcı politikalar üretmemiz gerekiyor. Türk diplomasinin  çerçevesini çizen girişimci ve insani dış politika perspektifi işte bu ihtiyacın  ürünüdür. Cumhuriyetimizin banisi Gazi Mustafa Kemal'in 'Yurtta sulh cihanda  sulh' arzusu ancak girişimci, aktif, cesur bir dış politika vizyonu ile gerçeğe  dönüştürülebilir.  Çünkü barış savaştan çok daha fazla bedel ister. Çok daha  sabır, emek, gayret, çaba ister. Barışı korumak uzun soluklu çetin bir mücadeleyi  gerektirir. Biz, kolayın değil, zorun tarafındayız. Biz tribünlerden seyreden  değil, hadiselerin, meselelerin içinde yer alan, onları yöneten, yönlendiren  aktörler olmalıyız. Türkiye sadece kendi geleceği için bölgesinin barış ve huzuru  için de inisiyatif almak zorundadır. Son dönemde Suriye'de yaşadıklarımız bize  sahada olmayan, masada olunamayacağı gerçeğini bir kez daha göstermiştir.  Gerektiğinde diyalogla, gerektiğinde yumuşak güç unsurlarıyla, gerektiğinde  zorlayıcı diplomasi araçlarıyla, gerektiğinde de fiili güç kullanarak milli  menfaatlerimizi mutlaka savunacağız."
Hariciye teşkilatının ve büyükelçilerin, dış politikanın hayata  geçirilmesinde en kritik rollerden birini oynadıklarının altını çizen Erdoğan,  "Bugün hamd olsun, 243 dış temsilcilikle dünyanın en büyük 5 diplomatik ve  konsolosluk ağından birine sahibiz. TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, Türkiye Maarif  Vakfı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı ve Kızılay gibi  kurumlarımız sizlerin sahadaki en büyük destekçilerinizdir." diye konuştu.
 
Türkiye'nin etrafı ateş çemberi ile kuşatılmışken asırlardır  sürdürülen diplomasi geleneğinin dış politikaya kılavuzluğa devam edeceğini  vurgulayan Erdoğan, güvenlik politikalarının önemine dikkati çekti. Türkiye'nin 60 yılı aşkın NATO'ya üyeliğini Avrupa Atlantik  savunmasının temel taşı ve güvenlik politikasının ana sütunu olarak gördüklerinin  altını çizen Erdoğan, "Özellikle NATO'ya bakışımızın esasını güvenliğin  bölünmezliği, ittifak dayanışması, adil risk ve külfet paylaşımı teşkil ediyor.  NATO müttefikimiz ve stratejik ortağımız ABD'den de bu çerçevede gerçek bir  müttefike yaraşır adımlar atmasını bekliyoruz." diye konuştu. Erdoğan, bu kurumlarla ilişkilerde bugüne kadar samimi bir çaba  harcadıklarını belirterek, şunları kaydetti: "Üzerimize düşeni fazlasıyla yaptık. Angajman ve diyalogda ısrarcı  olduk. Bununla birlikte Türkiye, müttefikleriyle veya müttefikleri olmadan milli  bekasına yönelik her türlü tehdidi bertaraf etme hakkına sahiptir. Suriye'nin  kuzeyindeki terör bataklığını kurutmak ülkemizin en öncelikli meselesidir. Güney  sınırımızda adeta kanser hücresi gibi büyüyen, müttefiklerimizin ağır silahları  ile büyütülen bu yapı ortadan kalkmadıkça Türkiye kendini emniyette hissedemez.  Şayet bugün gerekeni yapmazsak, Allah korusun yarın bunu da ağır bedeller  ödeyerek yapmak zorunda kalırız. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekatlarıyla  başlattığımız süreci inşallah çok yakında farklı bir aşamaya geçireceğiz. Böylece  Suriyeli kardeşlerimizin huzur, esenlik, güven içinde yaşayacağı bir barış  koridorunu kurmuş olacağız."
 
 "Türkiye ticari bir tercihte bulunmuştur"
 
Atılacak bu adımla hem Türkiye'yi hem de Avrupa'yı Suriye kaynaklı  düzensiz göç baskısından kurtarmayı hedeflediklerini dile getiren Erdoğan,  böylece 8 yıldır vatan hasreti çeken Suriyeli muhacirlerin ülkelerine geri  dönüşlerini de hızlandırmayı amaçladıklarını bildirdi. Erdoğan, Türkiye'nin güvenliğinin, NATO'nun ve tüm bölgenin güvenliği  olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:
"S-400'lerin NATO'ya ve F-35'lere zarar vereceğine dair hiçbir somut  veri yoktur. Kimse kimseyi aldatmasın. Nitekim daha önce NATO ve Avrupa Birliği  üyesi birçok ülke Rusya'dan benzer hava savunma sistemleri satın almışlardır.  Sesleri çıkmadı. Bu ülkeler için sorun olmayan bir konunun Türkiye için kriz  haline dönüştürülmesini biz iyi niyetli görmüyoruz. Hele hele S-400'ler üzerinden  Türkiye'nin Batı ile olan ilişkilerinin sorgulanması kesinlikle yanlıştır.  S-400'ler meselesinde Türkiye güvenliği ile ilgili stratejik değil, tamamen  ticari bir tercihte bulunmuştur. Ülkemizi bu tercihe zorlayan da müttefiklerinin  uzlaşmaz tavrıdır. Biz, baştan beri bu meselenin suhuletle çözüme kavuşturulması  için ortak komite dahil her türlü gayreti sergiledik. Ancak çabalarımızın ya  yokuşa sürüldüğünü, ya da bürokratik ayak oyunlarıyla çıkmaza itildiğini gördük."
 
Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'ın G-20 Osaka Zirvesi'nde  "Türkiye'ye adil davranılmadığına" dair yaptığı açıklamanın bu gerçeğin en üst  düzeyde teyidi olduğunu vurguladı.
 
"AB'ye üyelik mücadelemizi sürdürüyoruz"
 
 "Sayın Trump'ın bu doğru yaklaşımını sürdürerek S-400 konusunun  Türk-Amerikan ilişkilerini esir almasına müsaade etmeyeceğine inanıyorum." diyen  Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:  "Amerika'dan gerek FETÖ elebaşlarının ülkemize iadesi, gerek PKK/YPG  terör örgütünün silahlandırılmasına son verilmesi konularında da net adımlar  bekliyoruz. Bu vesileyle Avrupa Birliği'ne tam üyelik hedefimizi koruduğumuzu  ifade etmek istiyorum. Avrupa Birliği küresel bir aktör olmak istiyorsa,  öncelikle Türkiye'yi kazanmalıdır. Türkiye'nin üyeliği birkaç ülkenin  ihtiraslarına kurban edilmemelidir. Biz, her şeye rağmen yarım asırlık tam üyelik  mücadelemizi pozitif gündemle sürdürmeye çalışıyoruz. Vize serbestisindeki kalan  son 6 kriteri de süratle çözerek vatandaşlarımızın hak ettiği kolaylığı sağlamak  istiyoruz. Yargı reformu stratejimiz bu bağlamda çok önemli bir adım olacaktır.  Yeni yasama döneminin başlamasıyla Meclisimizin yargı paketindeki reformlarla  ilgili gerekli çalışmayı yapacağına inanıyorum."
 
 Erdoğan, Avrupa Birliği'nden Gümrük Birliği güncellemesi  müzakerelerine başlamasını ve fasıllardaki siyasi engelleri kaldırmasını  beklediklerini dile getirdi.
 
 "Güzel haberler alacağımıza inanıyorum"
 
Suriyeli sığınmacılarla ilgili Türkiye'ye verilen sözlerin yerine  getirilmesine büyük önem verdiklerini vurgulayan Erdoğan, şu an itibarıyla  verilmiş sözlerin yerine getirilmediğine dikkati çekti. Türkiye'nin Rusya ile hem Suriye'de hem de ticaretten enerjiye ve  turizmden savunmaya kadar çok geniş bir yelpazede yakın iş birliği içerisinde  olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti: "Rus doğal gazını ülkemiz üzerinden Avrupa'ya taşıyacak Türk Akım  Projesi'nde artık sona geldik, yıl sonu itibarıyla bitirmiş olacağız. Akkuyu  Nükleer Güç Santrali'nin inşası da planlandığı şekilde ilerliyor. İran'ın da  katılımıyla yürüttüğümüz Astana sürecinde Suriye'de kalıcı çözüm yolunda önemli  mesafe kat ettik. Soçi Mutabakatı ile İdlib'de büyük bir insani trajedinin önüne  geçtik. Anayasa Komitesi kurulması çalışmaları tamamlanmak üzeredir. İnşallah  yakında bu konuda güzel haberler alacağımıza inanıyorum. Komşumuz Irak'ın barış,  huzur ve güvenliğine de özel önem veriyoruz. Irak halkının en sıkıntılı  dönemlerinde yanlarında yer alarak kara gün dostu olduğumuzu ispat ettik. Irak'ın  toprak bütünlüğüne ve istikrarına verdiğimiz önemi sadece sözle değil,  eylemlerimizle de açıkça ortaya koyduk. Türkmen kardeşlerimizin sıkıntılarını her  seviyede gündeme getiriyoruz. Buradan Irak Türkmenlerine selamlarımı iletiyor,  Türkiye olarak daima yanlarında olduğumuzu ve olacağımızı bilmelerini istiyorum."
 
Konsolosluklar açılacak
 
 Kerkük ve Necef'te de başkonsolosluk açma talebini, Irak makamlarına  ilettiklerini bildiren Erdoğan, Erbil Başkonsolosluğunda görevli Osman Köse'nin  kalleş bir saldırıda şehit olduğunu hatırlattı. Köse'ye Allah'tan rahmet dileyen  Erdoğan, istihbarat birimlerinin çalışması, Irak Merkezi Yönetimi ve Kuzey Irak  Bölgesel Yönetimi'nin desteğiyle Köse'nin kanını yerde bırakmadıklarını dile  getirdi. Erdoğan, terör eyleminin faillerinin yakalandığını, başarılı bir  operasyonla etkisiz hale getirildiğini anımsattı. "PKK denen çıbanbaşını Irak topraklarından kopartıp atmakta  kararlıyız." diyen Erdoğan, Irak'ın kuzeyinde yürütülen Pençe Harekatı'nın  hedeflere uygun şekilde başarıyla ilerlediğini, Irak ve İran yönetimleriyle de  terörle mücadele noktasında hemfikir olduklarını bildirdi.İran'a yönelik azami baskı politikasının, Türkiye'nin ve bölge  ülkelerinin ekonomilerine zarar verdiğine dikkati çeken Erdoğan, tek taraflı  yaptırımların, sivil halkı cezalandırmanın dışında bugüne kadar hiçbir etkisinin  olmadığını kaydetti.
Erdoğan, İran'da da yaptırımların işe yaramayacağına, sorunlarını  ancak diyalogla çözüme ulaşacağına inandıklarını vurguladı. Filistin meselesinin bölgenin kanayan yarası olmaya devam ettiğinin  altını çizen Erdoğan, bu meselenin tek taraflı tasarruflarla daha da  körüklendiğini söyledi.
 
"Filistin devletinin kurulması ve tanınması mecburiyettir"
 
Bölgede kalıcı barışın teminatı olan iki devletli çözüm vizyonunun son  dönemde benzeri görülmemiş şekilde tehdit altında olduğunu bildiren Erdoğan,  İsrail'in hukuk tanımayan işgal, zulüm ve yıkım politikasının yanı sıra bazı dış  aktörlerin müdahalelerinin de barış umutlarını baltaladığını dile getirdi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: "1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen  bir Filistin devletinin kurulması ve tanınması artık bir tercih değil  mecburiyettir. Filistinlilerin vazgeçilmez haklarını göz ardı edecek hiçbir plan  uluslararası kamuoyu nezdinde kabul görmeyecektir. Türkiye olarak, Filistin  meselesinde sonuna kadar adalet ve hakkaniyeti savunmaya devam edeceğiz. İlk  kıblemiz, göz bebeğimiz Kudüs'ü işgalcilerin insafına asla terk etmeyeceğiz. Orta  Doğu, Kuzey Afrika ve Avrupa'nın güvenliği için Doğu Akdeniz'in istikrarı da  önemlidir. Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'de istikrar, ancak Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs  Türk Cumhuriyeti'nin hak ve çıkarlarının gözetilmesi ile mümkündür. Bu bölgede  sondaj adı altında yürütülen gaz ve sabotaj girişimlerine kayıtsız kalamayız. Hem  ülkemizin hem de Kıbrıslı Türklerin meşru haklarını sonuna kadar koruyacağız.  Türk dünyası ile bağlarımızı yeniden tahkim ediyoruz. Türk Konseyinin 10. yıl  dönümünü ekim ayında Azerbaycan'da kutlayacağız."
 
Afrika ile ilişkilerde yakalanan ivmenin güçlenerek devam ettiğini  ifade eden Erdoğan, 2020'de Türkiye'de düzenlenecek 3. Türkiye-Afrika Ortaklık  Zirvesi ile gelecek yılların yol haritasının belirleneceğini aktardı. Erdoğan, Latin Amerika ve Karayipler Eylem Planı'ndaki hedefleri adım  adım gerçekleştirdiklerini, Güneydoğu Asya ve Pasifik Bölgesi'nin özellikle dış  politikalarındaki öneminin ve ağırlığının günden güne arttığını vurguladı.  Asya bölgesinde, bölgeye yönelik "Yeniden Asya" adıyla bir açılım  politikasını hayata geçirmeyi planladıklarını anlatan Erdoğan, benzer şekilde son  günlerde Keşmir'de yaşanan kaygı verici hadiseleri yakından takip ettiklerini  belirtti. Pakistan Başbakanı İmran Han ile dün verimli bir telefon görüşmesi  gerçekleştirdiğini bildiren Erdoğan, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile de  görüşerek gerilimin azaltılması için çaba harcayacaklarını dile getirdi.
 
 Balkanlarda istikrarı, refahı ve Avrupa Atlantik kurumlarıyla  bütünleşme sürecini de kararlılıkla desteklemeye devam edeceklerine değinen  Erdoğan, bu yıl içinde Yeni Zelanda ve Sri Lanka'da yaşanan saldırıların, terör  ve radikalizmin ulaştığı noktayı açıkça gözler önüne serdiğine dikkati çekti.
 Erdoğan, önceki gün ve dün ABD'de meydana gelen menfur eylemlerin de  ırkçı terörün kanlı yüzünü tüm dünyaya gösterdiğini söyleyerek, şunları kaydetti:  "Teröristi, rengine, ideolojisine, etnik kimliğine göre ayırma  yanlışından artık vazgeçilmelidir. Ne 2011 yılında 77 insanın hayatına mal olan  Breivik katliamı ne de 52 kardeşimizi şehit verdiğimiz Christchurch vahşeti,  Neo-Nazi tehdidinin anlaşılmasını sağlamıştır. DEAŞ'la nasıl mücadele ediliyorsa  PYD, YPG, FETÖ veya Neo-Nazi terör yapılarıyla aynı şekilde mücadele edilmelidir.  Bakınız biz, Solingen'de ve NSU cinayetlerinde vatandaşlarını ırkçı cinayetlere  kurban vermiş bir ülkeyiz, böyle bir milletiz. Bugün 6 milyonu aşkın insanımız  yurt dışında yaşıyor. Hemen her gün Avrupa'daki vatandaşlarımıza ait iş  yerlerine, mescitlerine, evlerine yönelik saldırı haberleri alıyoruz. Yurt  dışındaki insanlarımızın hak ve hukukunu savunmak, bizim ve devletimizin  temsilcisi olan sizlerin en önemli görevidir. Irkçı saldırıların engellenmesi ve  faillerin bulunması noktasında gereken her türlü çabayı göstermeliyiz."
 
 Almanya'da işlenen NSU cinayetlerinin birileri tarafından "dönerci  tarzı" yaftalarla önemsiz hale getirilmesine fırsat vermeyeceklerini belirten  Erdoğan, "Türk toplumunun dil, din ve kültürümüzden uzaklaşmadan eşit  vatandaşları olarak bulundukları ülkelerin siyasi, sosyal ve ekonomik hayatına  katılmaları asimile olmadan entegre olmaları çok önemlidir." dedi.
 
Erdoğan konuşmasında büyükelçilere, "Sizlerden görev bölgelerinizdeki  Türk diasporasına kol kanat germenizi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin  vatandaşları olduklarını her bir kardeşimize hissettirmenizi istiyorum. Müslüman  azınlıklarla soydaşlarımızla ülkemize muhabbet besleyen tüm kesimlerle  irtibatınızı güçlendirmeniz gerekiyor." diye seslendi. Mısır'ın seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'nin mahkeme salonunda  25 dakika bütün hakimlerin önünde kıvranarak ölmesine seyirci olan bir dünyanın  olamayacağının altını çizen Erdoğan, "Eşini defin hadisesine gitmesini müsaade  etmeyenler, insanlıktan nasibini almamıştır. Sadece avukatı ve iki evladı ile  beraber bir defin hadisesi ve düşünün ki vasiyeti olan 'köyüme beni defnedin.'  Buna bile müsaade etmeyenler gelmişler devlet mezarlığına defnetmişlerdir.  Bunlar, insanlıktan nasibini almamış olanlardır." ifadelerini kullandı.
 
 "Maşeri vicdan rahatlamayacak"
 
 Cemal Kaşıkçı davasında da adaletin tecellisi için büyükelçilerden  çalışmalarını isteyen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu iki mesele, uluslararası toplum açısından bir turnusol kağıdıdır.  Mursi'nin şehadetindeki sır perdesi kalkmadan, Kaşıkçı cinayetinin tüm  sorumluları adalete hesap vermeden maşeri vicdan rahatlamayacaktır. Biz, bu  meselelerde hasım üretme, husumet üretme peşinde değiliz. Biz ilkeli duruyoruz,  net bir duruş sergiliyoruz. Sadece haktan, sadece haklıdan ve adaletten yana  tavır alıyoruz. Siz değerli büyükelçilerimizden, bu değerlerden beslenen bir  vizyon ve perspektifle hareket etmenizi bekliyorum."
 
Erdoğan, gelecek yıllarda Türkiye'yi dünya siyaset ve ekonomi  çevrelerinin en önemli buluşma, konuşma, tartışma, fikir üretme merkezi haline  getirmek için çeşitli adımlar atacaklarını dile getirerek, bu süreçte  büyükelçilerin gayretlerinin de belirleyici olacağını söyledi. Son 17 yılda diplomatların özverili çalışmalarının Türkiye'nin önünde  yepyeni ufuklar açtığını ifade eden Erdoğan, Türk dış politikasının güç ve itibar  kazandığını daha önce varlık göstermediği bölgelere açılım sağladığına işaret  etti.  Erdoğan, ihracatın Cumhuriyet tarihinin en yüksek miktarlarına  ulaştığına dikkati çekerek, şu değerlendirmede bulundu: "İnşallah yakaladığımız bu ivmeyi artırarak devam ettireceğiz.  Türkiye'yi hayalleri ve hedefleri ile mutlaka buluşturacağız. 11. Büyükelçiler  Konferansı'nın ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Devletimizin ve  Cumhurbaşkanlığının yurt dışındaki temsilcileri olarak mesleki tecrübeleriniz,  yetkinliğiniz, özveriniz ve görev bilincinizle hem sahada hem de masada her  engeli aşacağınıza inanıyorum. Görev yaptığınız ülkelere ve halklara bizim ve  milletimizin samimi dostluk, kardeşlik mesajlarını iletmenizi rica ediyorum."
 
  
 

ETİKETLER