Babam çizgi romanlarımı yakardı

Burak Kara (bkara@gazetevatan.com) |  05 Kasım 2017 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 05 11 2017 - 2:30

Ahmet Ümit’in 400 bin satan ‘Elveda Güzel Vatanım’ kitabı, çizgi roman oldu. Kitapta, Şehsuvar Sami’nin Fransız İhtilali’nden etkilenerek İttihat ve Terakki’ye katılması resmediliyor.


Çocukluğunuzda nasıl bir ilişkiniz vardı çizgi romanlarla?
 
Okumayla ilgili ilk göz ağrım çizgi romanlardır, hatta okumayı sökmeden önce ağabeylerimin eve getirdiği Tommiks, Teksaslara bakardım. Oku mayı sökünce onların bağımlısı oldum, elimden bırakamadım. Babam başa çıkamazdı bu durumla, çizgi romanlarımı yırtar atar, hatta yakardı. Çok büyük bir yanlışmış bu. Bugün polisiye yazmamda, çocukkenki çizgi romanların etkisi olmuştur. 
 
Çizgi romanların çocukların hayal dünyasına katkısı nasıldır?
 
Çizgi romanlarda hem görselik hem de edebiyat bir aradadır. Mekanlar ve karakterler görsellikle tanımlanır. Ama romanda yazar karakteri ve mekanı hayal etmenizi tümüyle size bırakır. Ben çocukların hayal dünyalarını geliştirmeleri için çizgi roman dışında masal ve roman okumalarını da öneririm. 
 
Ama ebeveynler ve eğitimciler çizgi romanı, romandan saymıyor.
 
Büyük yanlış. Çizgi roman okuyan çocuk zamanla roman da okumaya başar. Derslerini de çok iyi anlar. Çizgi roman okuyan çocuk gördüğü şeyi anlamaya, analiz etmeye başlar. Ders denen şey nedir? Problemleri analiz et, karşılaştır ve buradan bir sonuç çıkar. Hayalgücü arttıkça algıları da açılır çocukların.
 
5 milyona yakın okurum var
 
 
Ülkemizde hayatında hiç kitap okumayanların oranı yüzde 39. Okumayı çok sevmeyenlere de okutmak gibi bir amaç var mı?
 
Benim açımdan böyle bir sorun yok. 5 milyona yakın okurum var. Çizgi roman kitlesi ise çok özel bir kitle. Çizgi roman dünyanın her yerinde romandan daha az okunur. Bu eseri ilk olarak çizgi roman tutkunları okuyacaktır. Sonra Ahmet Ümit okurları çizgi roman halini merak edip okuyacaklardır. Resimli romana çok daha düşkün olan çocuk ve gençler de ilgi gösterecektir. Ama asıl olarak ülkemizde okuma alışkanlığı yaratmak için bir anlayışın değişmesi lazım. Vazgeçilmez tüketilmesi zorunlu gıdalar vardır. Süt, yumurta, et, ekmek, yoğurt gibi. Kitap da bu toplumun tüm katları tarafından tüketilmesi zorunlu gıdalar kategorisinde yerini alması lazım. Kitaplar karnınızı doyurmaz ama ruhunuzu besler. Okul öncesi dönemden itibaren kitap çocuklar tarafından okuması zorunlu bir madde olarak algılanırsa bu alışkanlık ömür boyu devam eder. Çocuklara okuma zevkini vermemiz lazım. Bunun ilk adımı resimli romanlar ve masallardır. Ben iki masal kitabı yazdım bunlar ders olarak da okutuluyor, bir masal daha yazacağım çocuklar için.
 
Herkes Atatürk olmak ister
 
 
Elveda Güzel Vatanım’ın çizgi roman olmasına nasıl karar verdiniz?
 
Bu benim dördüncü çizgi romanım. Daha önce İsmail Gülgeç iki romanımı, Aptülica (Abdülkadir Elçioğlu) da bir öykümü çizgileriyle çizgi roman haline getirmişti. Şimdi de Bartu Bölükbaşı Elveda Güzel Vatanım’ı çizdi. Bartu genç ve yetenekli bir çizer, bana ‘Ahmet abi senin kitabını çizgi roman yapmak istiyorum’ teklifinde bulundu. Çizimlerini gördüm, çok başarılı buldum ve teklifini kabul ettim. Bartu bana, ‘Elveda Güzel Vatanım çizgi roman için çok iyi bir malzeme. Büyük olaylar, İttihat ve Terakki, 1’nci Dünya Savaşı, güçlü karakterler, ihanet edenler, kahramanlar her şey var. Tüm bunlar çizgi roman formuna çok iyi yakışır’ dedi. Ve çizmeye başladı.
 
İttihat ve Terakki dönemi çizgi romana yakıştı mı?
 
Dönemin bütün atmosferini veriyor. Bartu o dönemin fotoğrafları üzerinde tek tek çalıştı, ayakkabılara, kıyafetlere, tabancalara her şeyi ince ince işledi. İttihat Terakki konusu çizgi romana çok yakıştı.
 
Bu romandan bir film çıkar mı?
 
Harika bir tarihi film olur. Ama dizi olmaz. Film bir sanat ama dizi her bölüme bir senaryo yazılıyor ve senin eserin, karakterlerin geri plana çekiliyor. Uzak duruyorum bu nedenle dizi tekliflerinden.
 
Siz İttihat ve Terakki döneminde yaşasaydınız hangi karakter olurdunuz?
 
Şehsuvar Sami olmak isterdim. Enver Paşa olmayı asla istemem. Talat ya da Cemal Paşa da olmayı istemem..
 
Peki ya Atatürk?
 
 
Herkes ister Atatürk olmak. Ama çok zor iş. Öyle bir lider olmak çok zor iş... Herkes eleştiriyor bugün Atatürk’ü. Tabi eleştirilir, peygamber değil, ama eleştirirken o dönemin koşullarına bakmak lazım. O koşullarda sen neyi ne kadar yapabilirdin? Bugün kağıt üstünde konuşmak kolay.
 
Kadınlar neden polisiye romanları çok okuyor?
 
Erkek günlük hayatta dağılıyor, rahatlamak için futbol izliyor. Ama kadınlar çok daha detaycı, hayatla çok ilgililer. Kadınlar bu nedenle çok okuyor özellikle de polisiye... 
 
Polisiye okuyan kadınlardan korkulur mu?
 
Aslında polisiyenin mantığı ile kadının mantığı çok uyuşur. Kadınlar ayrıntıyı görür. Biz erkekler bakarız ‘burası orman’ deriz, kadın tüm ağaçları inceler türlerine ayırır. Kadınlarda ayrıntı okuma yeteneği var. Hayatı böyle kadının. Çocuk baktığı için böyle bir yeteneği var. Kadınlar öldürebilme sınırını aştıysa çok iyi seri katil de çıkar. 
 
Siz bugünleri ne zaman yazacaksınız?
 
Ben bugünden geçmişe gitmek istiyorum. Tarihi anlamadan bugünü anlamak mümkün değil. Elvada Güzel Vatanım 100 yıl öncesini anlatıyor, herkes diyor ki “bugünü anlatmışsın” ama görüyoruz ki hiçbir şey değişmemiş.
 
Peki tarihten ders almıyor muyuz?
 
Hiçbir şeyden ders almıyoruz. Almadığımız için tekrar ediyor hatalar. Türkiye için almadığımız ders kul kültürüdür. İttihat Terakki’nin varlık nedeni kul kültürünü kırmaktı. Padişah var ama yanında Meclis olsun diyorlardı. Padişahı ortadan kaldıralım demiyorlardı, saltanatı, hilafeti kaldıralım demiyorlardı. Ama işbaşına geldiler ve padişahtan daha beter, Abdülhamit’ten daha despot oldular. Daha sonra Mustafa Kemal ve arkadaşları bunu gerçekleştirdi. Osmanlı’yı yıkmadı Atatürk, zaten Osmanlı yıkılmıştı. Onun yerine yeni bir şey kurmak gerekiyordu ve cumhuriyeti kurdu. İttihat ve Terakki’den sonra çok daha radikal bir şekilde kurdu hem de. Saltanatı kaldırdı, hilafeti kaldırdı. Daha radikaldi bu.
 
Peki öyle olması gerekir miydi?
 
Ben onaylarım. Ama olmaması gereken şu; kitaba uymayan cumhuriyet devrimleri halkın katılımıyla gerçekleşmedi. Ne İttihat Terakki Meşrutiyeti halk katılımıyla gerçekleştirdi, ne de cumhuriyet halk katılımıyla ile kuruldu. Halk bunları kendisi isteyerek bilerek yapsaydı bugün başka yerlerdeydik.
 
Kul kültüründen kurtulamadık
 
 
Cumhuriyetin ilanıyla kul kültüründen kurtulamadık mı? 
 
4 temmuz 1908, Meşrutiyetin ilan edildiği gün kutlamalar yapılıyor. Padişaha karşı yapılan bir eylemde “Padişahım çok yaşa” sloganları atıyor halk. Mustafa Kemal geldi ve, “Kul kültürünü kaldırmam lazım, yurttaş ve vatandaş yaratıyoruz biz. Yurttaşlar..” diye halka seslendi. Ama halk onu da padişah olarak algıladı, hatta sonra ardından gelen tüm liderleri de padişah olarak algıladı. “Ben vatandaşım, birey olarak varım, oyumla hayatı dönüştürürüm” diyen çıkmadı bunca yıl.
 
Bugün Osmanlı çok övülüyor. Cumhuriyet’in kuruluşundaki hatalar yine tekerrür mü ediyor?
 
Cumhuriyet’in yanlışı vardı, Osmanlı’yı reddetti. Sonuçta köklerimiz Osmanlı, hatta biraz daha geri git köklerimiz Roma, Hititler... Şimdi ilerleme adına ‘600 yıllık bu süreci reddediyorum’ diyip atmak yanlış ama anlaşılır bir şeydir. Yeni bir devrim yapılıyor çünkü. Ama yanlıştır bu. Bugün yapılan da tam tersi; Osmanlı’yı hatalarıyla sevaplarıyla sahip çıkıp, cumhuriyeti, Atatürk’ü reddediyorlar. Bu olmaz, tarihi boşaltamazsın. Tarihin basamaklardan birini çekersen çöker. O zaman yapılan yanlışın bir başkası şimdi yapılıyor. Cumhuriyet zaten gelecekti, Allah’ın emri kaçacak bir şey yok. Osmanlı kalmamıştı ki. Cumhuriyeti kuranlar, şahane işleyen güçlü bir sistemi ortadan kaldırıp yeni bir rejim önermediler. Ekonomik, askeri, politik olarak çökmüş bir rejimin yerine sağlıklı dünyaya uygun bir rejim kurdular. Ama olmayan şey ne, demokrasi. Demokrasiyi kuramadık. Cumhuriyet demokrasi ile taçlansaydı bugün bunları yaşamazdık.
 
Ülkeyi kurtarmak için savaştık demokrasiyi kurmak için değil..
 
Aynen öyle. Demokrasiyi kursaydık bu sıkıntıları yaşamazdık. Ama halk bunu yüzde yüz öğrenecek. Tarih bir adım geri gider dört adım ileri sıçrar. Avrupa Naziler’den nerelere sıçradılar. İnsanlık bedel ödüyor ama sonunda öğreniyor.  
 
Ne yazmak isterdiniz gerçek bir olaydan esinlenerek?
 
15 Temmuz’u yazmak isterim. O gece ne olduğunu yazmak isterim. Şöyle bir ilk cümlesi olurdu kitabın, “Telefondaki ses: ‘Boğaziçi Köprüsü’nün sağ tarafı askerler tarafından tutuldu’ ve karşıdaki kulaklarına inanamaz...” Böyle bir telefonda başlar roman “Bir şeyler oluyor...”