'ABD, F-35'leri vermezse kendisi zararlı çıkar'

AA |  23 Nisan 2019 Salı - 11:56 | Son Güncelleme : 23 04 2019 - 12:01

Prof. Dr. Sencer İmer, ABD'nin F-35'leri vermemesi durumunda zararlı çıkacağını belirterek, "Türkiye S-400'leri alarak her türlü hava saldırısına, bombalamaya karşı kendini güven altına almış oluyor, F-35 ihtiyacını ise başka yerlerden karşılayabilir." dedi.


Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı  ve ANKASAM Başdanışmanı Prof. Dr. Sencer İmer, Türkiye-ABD arasında devam eden  F-35 krizi, Doğu Akdeniz'de yaşanan hareketlilik ile Akdeniz ve Karadeniz'de  barışın sağlanması için Türkiye-Rusya iş birliğinin önemini AA muhabirine  değerlendirdi.
 
Prof. Dr. İmer, ABD'nin  F-35 tipi savaş uçaklarını Türkiye'ye teslim  etmek zorunda olduğunu belirterek, teslimatın yapılmamasının ABD'nin zararına  olacağını ifade etti.
 
Türkiye'nin F-35'leri almaması durumunda ABD'den daha az zararlı  çıkacağını savunan Prof. Dr. İmer, "100 tane F-35 alacaktı. Bunların bedeli  nereden bakarsanız 13 ila 15 milyar dolardır. Türkiye ayrıca projeye başından  beri dahildir. Fakat şunu belirtmekte de fayda var, eğer F-35'leri vermezlerse  Türkiye çok kazançlı çıkar. Çünkü Alman Hava Kuvvetlerinin kamuya açık olan  raporunda aynen şu ifadeler yer almaktadır. 'F-35'leri almayalım'. Almanya da 100  tane alacaktı. Çünkü F-35'ler uçması gereken zamanın dörtte birini ancak  uçabiliyor. Ayrıca attığını vuramıyor. Bu uçakları savunmada kullanmak pek  avantajlı olmasa gerek." diye konuştu.
 
Başkan Donald Trump'ın, bu skandal karşısında kendi silah  üreticilerini sorguya çekmesi gerektiğini savunan Prof. Dr. İmer, şu  değerlendirmede bulundu:
 
 "ABD'liler ve Almanlar, tornado uçakları ve modernize edilmiş  F-16'ların çok daha iyi durumda olduğunu söylüyor. Biz de bu şekilde çözümlere  gidebiliriz. F-35'leri  Avrupa'dan, Rusya'dan, Çin'den de alabiliriz. Hatta bu  ülkelerle müşterek üretim de yapabiliriz. Dolayısıyla ABD burada sadece kaybeden  olur, eğer böyle bir adım atarsa. Türkiye'yi bununla tehdit etmesin. Zaten  S-400'leri getirmek suretiyle havadan gelecek her türlü baskını ve bombalamayı  ortadan kaldırmış oluyoruz."
 
"Rus Su-57'lerde ortak üretim olabilir"
 
Prof. Dr. İmer ABD'nin F-35'leri vermemesi durumunda Ankara ile  Moskova'nın çok daha nitelikli Rus Su-57 uçağı alımı konusunda görüşmeleri ve  olası bir anlaşma sonucunda da ortak aksam üretimi olabileceğini ifade etti.
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir  Putin'nin son görüşmelerinde de ortak üretim konusunun ele alındığını hatırlatan  Prof. Dr. İmer, "Putin ayrıca ortak füze ve uçak üretimi teklif etti. Bence  Türkiye bu seçeneği kullanmalı, böylece savunma sanayinde bağımsız bir hale  gelebilir. Zaten 1974'te yaptığımız Kıbrıs Barış Harekatından sonra bize  uyguladıkları ambargo sonuç vermediği gibi tam tersine Türkiye'nin daha güçlü  savunma sanayine sahip olmasına vesile olmuştur. Şimdi de öyle olur." ifadesini  kullandı.
 
ABD'nin Türkiye'ye yönelik olası bir ambargosu karşısında Türkiye'nin  Rusya ile gireceği iş birliğinin ne kadar güvenilir olabileceği sorusunun sık sık  gündeme geldiğinin dile getiren Prof. Dr. İmer, iki ülkenin kritik dönemlerde  yaptığı iş birliklerini şöyle anlattı:
 
"Sovyetler Birliği kurulduğunda eğer Rusya'dan gelen yardım olmasaydı,  biz İstiklal Savaşını hangi silahlarla yapacaktık. Atatürk, Cumhuriyeti kurduktan  sonra Sovyetler Birliği ile yakın ilişki sayesinde Türkiye'nin ekonomik  kalkınması sağlanmadı mı? ABD Başkanı Lyndon B. Johnson tarafından Başbakan İsmet  İnönü'ye 5 Haziran 1964 tarihinde gönderilen, Türkiye'nin Kıbrıs'a müdahalesini  önlemek amacıyla ve kaba bir üslupla yazılmış mektuptan sonra İnönü, Muammer  Erten'e 'Moskova'ya gidiyorsun ve biz şu andan itibaren NATO'nun Sovyetler'e en  yakın kanadı oluyoruz.' diyorsun demişti. Bu ziyaretten sonra Sovyetler Birliği  portakal ve limon karşılığında İskenderun Demir Çelik, Seydişehir Alüminyum,  Aliağa rafinerisi, Petkim, Bandırma Bor ve Asit, Çayırova pencere ve cam gibi  birçok fabrika kurdu. Bu sanayileşme yardımı o gün olduğu gibi bugün de devam  ediyor."
 
Türkiye'nin güneyden ateş çemberi ile kuşatılırken kuzeyinin bir barış  denizi haline geldiğine vurgu yapan Prof. Dr. Sencer İmer, sözlerini şöyle  sürdürdü:
 
"Türkiye bugün de NATO'nun Rusya'ya en yakın kanadı. Demek ki Rusya ve  Türkiye aynı tehdit altında. Dolaysıyla Türkiye Boğazları da kontrol ettiği için  Rusya açısından hayatı öneme sahiptir. Aynı zamanda içerisinde Türk azınlıklar  vardır. Hem de sayıları az değildir. Türkiye ve Rusya hem etnik hem tarihi hem de  stratejik ortak olarak bir arada hareket etmek zorundadırlar. Rahmetli Turgut  Özal, Karadeniz Ekonomik İşbirliğini bunun için kurmaya çalışmıştı. Maalesef  kağıt üzerinde kaldı. Eğer bu iş birliği kurulmuş olsaydı bugün bir Ukrayna krizi  olmayacaktı. Karadeniz'in bir barış denizi olması Türkiye-Rusya iş birliği  sayesindedir."
 
"Türk donanması 9 günlük tatbikatla varlığını ortaya koydu"
 
Prof. Dr. Sencer İmer, ABD'nin Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de ve Suriye'de  köşeye sıkıştırarak Antalya körfezine hapsetmeye çalıştığını, Türkiye'nin  iktidarı ve muhalefeti ile bu oyunları bozmak için birlikte hareket etmesi  gerektiğini belirtti.
 
Doğu Akdeniz'de ve Suriye'de, Türkiye ile ABD'nin çıkarlarının  uyuşmadığını vurgulayan Prof. Dr. İmer, "ABD, Suriye'de PKK/PYD'yi silahlandırıp  65 bin kişilik bir kuvvet meydana getirdi. Suriye'deki iç savaşın bitmesini  İsrail şahin kanat ile birlikte engelliyor. Golan Tepelerini İsrail toprağı ilan  ediyor. İran'daki Devrim Muhafızlarını terör örgütü ilan ediyor, ambargoyu  şiddetlendiriyor. Tüm bunları yaparken bir yandan da Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi  sıkıştırılarak 100 bin metrekarelik 'Mavi vatan' ve Kıbrıs üzerine planlar  yapılıyor. Amaç ise Kıbrıs'taki Türkleri azınlık haline dönüştürmek ve Türkiye'yi  Antalya körfezine hapsetmek. Türkiye'nin iktidar ve muhalefet ayırımı  yapılmaksızın bu planlara karşı durması gerekiyor." ifadelerini kullandı.
 
Ani saldırılara karşın Türkiye ve KKTC'nin ortaklaşa TSK için bir  deniz üssü ve hava üssü kurması gerektiğini ileri süren İmer, şöyle konuştu:
 
"Sevr yüz yıl sonra karşımıza geliyor ve Türkiye'nin birinci Sevr'de  mağlup olmasının sebebi Osmanlı donanmasının olmamasıydı. Daha doğrusu karşı  tarafın donanmasının bizi sıkıştırması ile başlamıştı. Bugün Türk donanması 9  günlük bir mavi vatan tatbikatını yaparak hem Akdeniz'de hem Ege'de hem de  Karadeniz'de varlığını ortaya koymuştur. Dolayısıyla her halükarda donanmamıza  gözümüz gibi bakmamız ve donanmamızın denizlerimizi koruması için destek vermemiz  gerekiyor. Bu arada İngilizlerin Kıbrıs'ta F-35 uçaklarını konuşlandırmaları da  hem Türkiye hem bölge için bir tehdittir. Kanaatimce bir an önce Türkiye ve KKTC  bir deniz üssü ve bir hava üssünü TSK için kurmalıdır. Tehdit unsuru içeren  uçuşlara karşı biz de karşı uçuşlar yapmalıyız. Bu hem Kıbrıs halkı hem de  Türkiye için moral açısından şarttır."
 
 "S-400 sistemine ihtiyacımız var"
 
Prof. Dr. Sencer, gafil avlanmamak, ani bir durumla karşılaşmamak için  Türkiye'nin S-400 sistemine ihtiyacı olduğunu belirterek, bu sistemin havadan  gelecek ani baskınları bertaraf edebilme özelliğine sahip olduğuna dikkati çekti.
 
Aynı şeyin Türk donanması için de söz konusu olduğuna vurgu yapan  Prof. Dr. İmer, "ABD Deniz Kuvvetleri Enstitüsünün başında Yunan asıllı emekli  Oramiral James Stavridis bulunuyor. Donanma Taktikleri ve Deniz Harekatı adlı  kitaptaki senaryoya göre, Türk donanması ani bir baskınla imha edilmek  istenmektedir. Bu çok ciddi bir tehdittir. Dolayısıyla bizim buna hazırlıklı  olmamız ve bu tehditleri boşa çıkarmamız lazım. Bunu hem askeri önlemlerle hem  yurt içinde sağlayacağımız birlikle hem de ittifaklarla çözmemiz gerekiyor."  değerlendirmesinde bulundu.
 
ABD ve müttefiklerine karşı Türkiye'nin, Rusya ve İran ile  ilişkilerini daha çok güçlendirmesi gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. İmer,  şunları kaydetti:
 
"Denizlerdeki hükümranlık alanlarımızı belirlemek için yeni bir atağa  geçmek zorundayız. ABD bölgede İsrail'in çıkarları ve kendi çıkarları için  Türkiye'yi tehdit eder bir duruma gelmesi müttefiklik ilişkisine kesinlikle  sığmamaktadır. Türkiye Doğu Akdeniz'de kendi bağımsızlığını, kendi egemenliğini  korumak, kollamak, muhafaza etmek zorundadır. Israrla 'beka' denilen mesele de  budur. Ekonomik sıkıntılar olsa bile bunlara katlanabiliriz. Çünkü önemli olan  Türkiye'nin toprak bütünlüğü, üniter yapısı, bekasıdır.
 
Türkiye ve KKTC'nin daha sık bir araya gelmesi gerekiyor. KKTC'nin  dünyada tanınması için gerekli adımlar bir an önce atılmalıdır. Dışişleri  Bakanlığı doğru bir karar alarak 29. boylamın doğusunun Türkiye'nin deniz sahası  olduğunu ilan etti. Türkiye geçtiğimiz haftalarda bunu Birleşmiş Milletler'e  bildirdi. Bunun arkasında durmalıyız. Halk bu konuda aydınlatılmalı ve birlik  sağlanmalıdır."
 

ETİKETLER

abd F-35 ABD