Gazetevatan.com » Yazarlar » İnsanlığın geleceği zeytin ve üzümde

İnsanlığın geleceği zeytin ve üzümde

15 Eylül 2018 Cumartesi


Türkiye’de organik tarımın öncülerinden olan Gürsel Tonbul, “Çocuklarıma yediremeyeceğim şeyi üreteme” diyor ve ekliyor, “Organik tarımın olmazsa olmazı dürüstlük, sevgi ve saygıdır.”

Sanırım başarı konusunda Türkiye’nin en öncü kadınlarından biri Gürsel Tonbul. Organik tarımın öncüsü. Yerlim markasının yaratıcısı. Sadece Türkiye’nin değil belki de dünyanın en kapsamlı zeytinyağı müzesinin kurucusu. Geçtiğimiz aylarda ‘Yerlim/Ania Pregreen’, zeytinyağı ile, 28 ülkeden yaklaşık 1000 markanın yer aldığı New York Uluslararası Zeytinyağı Yarışması’nda ‘a robust’ (en sağlam-en baba) kategorisinde altın madalyayla ödüllendirildi. Tonbul ile çok keyifli bir sohbetimiz oldu. Onu dinledikçe hayranlığım artı...

Organik tarım süreci nasıl başladı?

90’lı yılların başında Kuşadası turizm nedeniyle çok vahşi bir değişim yaşıyordu. Paranın, milyonların adının çok büyük olduğu yıllardı. Biz eşimle önce sadece kendimiz ve çocuklarımız için, keyifli vakit geçirebileceğimiz ve de temiz gıda üretebileceğimiz bir arazi alıp ev yaptık. Ancak daha sonra turizmden kazandığımız para artınca bu arsanın da boyutları giderek büyüdü ve kontrol edilmesi gereken bir hal aldı. Bana dediler ki, hem turizm şirketi ortağı olarak, hem anne olarak bu arazinin başında dur ve işi ele al. İlk üç beş yıl orada ne yapıldığını, ekonomik düzen kurmayı anlamaya çalışmamla geçti. Çünkü benim hiç ziraat eğitimim yok. Almanya gezim sırasında organik tarımla karşılaştım. O günden sonra her şey değişti. Bütün kimyasal ilaçlar atılacak dedim. Gördüklerimden etkilendim, onlar yapabiliyorsa biz niye yapamayalım dedim.

Dürüstlük ve saygı

Cesur ve kararlı davranmışsınız..

Ben tarım yapacaksam, doğru olanı, doğru şekilde yapmalıyım dedim. Çocuklarıma yediremeyeceğim ve kendim yemeyeceğim şeyi üretemem ve satamam.

Sertifikalı organik üretimine hemen başlamadınız diye biliyorum.

Evet. Beş yıl boyunca hem kendime, hem toprağa, hem çalışanlarıma bu dönüşüm için zaman tanımam gerektiğini biliyordum. Bu yüzden de sertifikalı organik üretime girmedim. Çok zorlu bir beş yıldı. Sonra 1999 yılında artık kendimden emindim. Bu aşamada sertifikasyon sistemine geçmek çok

kolay oldu.

Ne gibi zorluklar bunlar?

Birlikte çalıştığım elemanlarımla da erkek egemen toplumdan dolayı zorluklar yaşadım. Bana her zaman destek olan eşimle de aynı şekilde, “Tamam sana güveniyorum ama adamlarımız başka söylüyor, köylüler bize gülüyor” diyordu. Çünkü Arap sabunuyla bahçeleri yıkattırıyordum. Tabii o zaman dönem şimdiki gibi değildi, artık organik sertifikalı zararlıyla mücadele girdileri bulmak mümkün. Katkıları olanlar da oldu. Ancak bir o kadar da köstek olanlar. Zararlılar gitti yararlılar kaldı.

Organik tarımın olmazsa olmazı diye sorsam?

Dürüstlük, sevgi ve saygı. Kime! İnsana, toprağa, suya, bitkiye, hayvana sevgi, saygı. Dolayısıyla hayatın özüne sevgi, saygı şart. Ve tabii dürüstlük. Ondan sonra detaylar geliyor.

 Ürünlerinizi Yerlim markası adı altında topladınız. Bir de Eko-turizm-tarım örnek hizmeti veren Değirmen Restoran var. Biraz bunlardan da bahseder misiniz?

Ürün bahçeden sabah toplanıyor, akşam müşterinin tabağında oluyor. Yol gitmemiş, hırpalanmamış ve karbon izi yok. Dolayısıyla Değirmen ve Yerlim markası girdi devreye. Kendimi en iyi orada ifade ediyorum.

Oleatrium zeytin ve zeytinyağı müzesindenden de bahsedelim…

Bu müze eşimin hayaliydi. Tutku derecesinde zeytine sevdalı bir adam. 10 zeytinyağı ve bir de şarap reyonundan oluşan 11 reyonlu bir müze yaptık. Zeytin ve üzüm… İnsanoğlunun hem refahını hem de beslenmesini sağlayan çok önemli iki meyve. O yüzden bir reyonu da üzüme ayırdık.

Peki ya İstanbul projeleri?

Önümüzdeki dönemde sadece benim markamı değil, birçok yerli markayı, bu ürünleri arayan ve ulaşamayan insanlara ulaştıracağız.

New York’tan ödülle dönen ‘Yerlim/Ania Pregreen’ zeytinyağının özelliği nedir?

Yağın içine suyun kimyasının hiç karışmadığı yeni bir sistem kurduk. Çok erken hasat yaptık. Sadece Memecik zeytini. Nane likörü rengindeki zeytinyağımızı Amerika’ya gönderdik ve altın madalya aldık.  Tüm dünyadan 150 ülkenin  katıldığı ve binin üzerinde zeytinyağın yarıştığı bu yarışmada bu altın madalya, bizi gerçekten çok onurlandırdı.