Gazetevatan.com » Yazarlar » Egzotik kokteyllerin şehri Rio de Janeiro

Egzotik kokteyllerin şehri Rio de Janeiro

03 Şubat 2013 Pazar


1502 yılının ilk günü yeni keşfedilmiş bir kıtanın sahillerinde dolaşan birkaç Portekiz gemisi geniş bir boğazdan oldukça büyük bir körfeze girdiler. Karşılarına çıkan manzara olağanüstüydü, bembeyaz kumsalların uzandığı sahillerden yemşeyil dağlar yükseliyor, birbirinden ilginç şekillerdeki sipsivri tepeler bulunduklar körfezi adeta kucaklıyordu. Daha insanların denize girmeye çekindikleri, hatta korktukları, denizcilerin bile yüzme bilmedikleri devirlerdi. O kumsalların tadını çıkarmayı ve denize girmeyi düşündüklerini sanmıyorum, ama denizcilerin o zaman bilinen dünyanın çoğu yerini dolaşmış olmalarına rağmen karşılarına çıkan bu muhteşem tablodan etkilenmemiş olmaları imkansızdı.
Gemilerden birisinde bulunan Amerigo Vespucci girdikleri körfezi bir nehrin ağzı sanınca buraya bulundukları aya istinaden Rio de Janeiro, yani "Ocak nehri" adını vermiş. İşin ilginç yanı Rio de Janeiro'nun adını koyan Amerigo Vespucci'nin adı daha sonra bu kıtaya, hatta Kuzey Amerika'yı sayacak olursak iki kıtaya birden verilecekti. Adını koyduğu Rio de Janeiro ise ileriki yıllarda dünyanın en egzotik seyahat adreslerinden birisi olacaktı. Kuruluşundan sonraki yılları oldukça yavaş geçiren Rio'nun yükselişi 1763 yılında başkentin Salvador'dan Rio'a taşınması ile başladı. Rio de Janeiro hem olağanüstü güzelliği hem de ülkenin başkenti olmasıyla Brezilya'nın merkezi oldu.
1920 ve 30'lu yıllarda zamanın Amerikan ve Avrupa sosyeteleri tarafından keşfedilmesiyle de uluslararası üne kavuştu. Rio de Janeiro bir anda sihirli bir kelime olmuştu. Bu dönemde yapılan ve Copacabana Palace hâlâ şehrin en iyi oteli, hatta dünyanın en iyi otellerinden birisi.



Et sevenler churrascaria denemeden dönmemeli



Copacabana plajı son yıllarda havasını biraz kaybetti, Rio'nun sosyetesi Ipanema, Leblon ve daha ötesindeki plajlara doğru kaydı. Ipanema'nın hemen başındaki Fasano oteli havuzu ve barı ile şehrin en havalı adreslerinden birisi. Rio'nun en iyi restoranları ve barları Leblon plajına paralel olan birkaç caddenin kenarında. Buradaki Leblon Sushi'de bütün Brezilya'nın en iyi sushilerinin yapıldığı söyleniyor. Devassa ise oldukça başarılı biralar yapan bir bar, Caipirinha'ya ara vermek isterseniz denemeye değer. Caipirinha ülkenin milli kokteyli, şeker kamışı suyundan damıtılan cachaça'nın bol buzla doldurulmuş bir kadehte limon ve şeker ile beraberliği.





Brezilyalıların yılda 2 milyar litre cachaça içtiği tahmin ediliyor. Caipirinha yaz yaklaşınca sayfamıza konu olacak, ama şimdilik ülkenin et sevenlere hediyesi olan churrascaria'lardan bahsedeyim.

Churrascaria'lar Brezilya usulü steak house, yani et lokantaları. Garsonlar sürekli devasa şişlere takılmış dana, kuzu ve domuz etleri getirip mada tabağınıza usta bir dönerci edası ile kesip servis ediyor. Fogo de Chao gittiklerimiz arasında en iyisiydi. Zaten Rio dışındaki şehirlerde, hatta Amerika'nın önemli şehirlerinde bile şubeleri var. Ama Rio de Janeiro'ya gitmek için asıl sebep tabii ki yeme içme değil. Rio de Janeiro dünyanın en güzel şehirlerinden birisi ve bu güzelliğin hakkını vererek gezmek gerekir. Bu da çok zor değil.



Dünyanın en güzel manzaralarından birisini görmek için yapmanız gereken Corcovado tepesine çıkmak. İsa'nın 1145 ton ağırlığında ve 30 metre yükseklikteki heykelinin kaidesini saran seyir terasından bütün Rio de Janeiro plajlarıyla, tepeleriyle, binaları ve parklarıyla önünüze serilmiş durur. Bu muhteşem manzarayı içinize çektikten sonra o aşağıda gördüğünüz yuvarlak tepenin, Pao de Açugar'ın üstüne çıkmak için Botafogo plajına inip teleferiğe binmeniz gerekir ve bu da kesinlikle yapmaya değer.

Selaron merdivenlerinden inip beş çayını Colombo’da için

Rio müziğin eksik olmadığı bir şehir ve birçok samba kulübü var. En ünlülerinden Rio Scenarium çok iyi, bulunduğu Lapa ve yanıbaşındaki Santa Teresa bar ve küçük restoranlara dolu bohem mahalleler. Santa Teresa'daki Şilili sanatçı Jorge Selaron tarafından 20 yılda bütün dünyadan rengarenk fayanslarla kaplanmış olan "Escadaria Selaron" merdivenleri bir şehre renk katmanın harika bir örneği. Selaron geçen ay kendi eseri olan merdivenlerde ölü olarak bulundu. Eski şehir modern mimarinin ilginç örnekleriyle dolu. Onların arasında biraz dolaştıktan sonra 5 çayı için mutlaka gidilmesi gereken yer Confeitaria Colombo. 1894 yılında kurulan bu kafe Avrupa'nın en ünlü kafelerini aratmayacak kadar görkemli ve güzel. Bir de 5 çayını kaçırırsanız Caipirinha içebilmek gibi bir artısı var.
Rio'ya kadar gelmişken maça da gitmek istiyorum derseniz, tabii ki dünyanın en büyük stadı Maracana görülmeli, ama Rio'nun dört büyüklerinden Vasco da Gama'nın Sao Januario stadına da gidin derim. Kapalı tribünün dışı Lizbon'dan gelmiş fayanslarla süslenmiş harika bir stadyum, kalelerden birisinin arkasında kulübün kilisesi olduğu için tribün yok. Kulüp adını Hindistan'a deniz yolunu bulan kaşiften almış. Böylece kaşiflerle başladığımız yazıyı en ünlü kaşiflerden birisiyle bitirmiş olalım.