Gazetevatan.com » Yazarlar » İtalya’nın şişman şehri: Bologna

İtalya’nın şişman şehri: Bologna

22 October 2017 Sunday


İtalyanlar Bologna’ya La Grassa, yani “şişman” derler. Bereketli topraklarda kurulu bu şehir, lezzetli yemekleri ve harika restoranlarıyla bu ünvanı hak ediyor.

Bologna’nın bulunduğu Emilia Romagna bölgesi İtalyan mutfağının kalbi olarak kabul edilir. Emilia Romagna genelde parmesan olarak bilinen parmigiano reggiano gibi dünyanın en “büyük” peynirlerinden birisinin, prosciutto di Parma gibi dünyanın en ünlü jambonlarından birisinin ve aceto balsamico, yani gene dünyaca ünlü balsamik sirkenin yapıldığı yerdir. Bu ürünlerle özdeşleşmiş Parma, Reggia Emilia ve Modena şehirleri bütün dünyadaki yeme içme meraklılarının yüzlerinde tatlı gülümsemelere neden olurlar. Bologna’ya gelince, bu muhteşem şehir de mutfağıyla dünya çapında bir üne sahiptir. Kendi adıyla anılan bolonez sosu her makarnaseverin hayallerini süsler. Bizde de oldukça bilinen mortadella salamı da bu şehrin ürünüdür. Onun için isterseniz bu hafta beraberce “La Grassa”yı gezelim.

Manhattan’ı andırıyor

Bologna’nın tarihi merkezi çok iyi korunmuş, yürüyerek gezmeye doyulmayacak kadar güzel binalarla süslü. Şehrin ana meydanı Piazza Maggiore’ye hakim olan bina San Petronio kilisesi 14’üncü yüzyılda yapıldığında Vatikan’dan da daha büyük bir kilise olarak planlanmıştı. Ancak Katolik kilisesinden ne münasebet gibi bir tepki gelmiş olmalı ki, fonlar kesilmiş, San Petronio Kilisesi’nin de ön cephesinin üst yarısı bile kaplanamamış, yarım kalmış.

Bologna orta çağda aristokrat ailelerin şerin dört bir yanına diktikleri 200 kadar kule ile adeta 20’inci yüzyılın Manhattan’ınına benziyormuş. Bu kulelerden ikisi biraz yana yatmışlarsa hala şehrin sembolü olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Due Torri, yani iki kuleden yüksek olanı 12’nci yüzyıldan kalma ve tam 97 metre yükseklikte!

Dünyaya en güzel hediyeleri

Yeme içmeye gelince ana alışveriş caddelerinden Via Ugo Bassi’deki 110 yıllık Gamberini pastanesi güne sıkı bir espresso eşliğinde birkaç tatlı ile başlamak için ideal. Akşamüstü olunca İtalyanlar sokaklara çıkıp bir “aperitivo” için bol sayıdaki café-bar’lardan birine otururlar. Piazza Maggiore’de binaların sizi gününe göre güneşten ya da yağmurdan koruyan galerilerinden meydana akan café’lerinden birinde siz de onlara katılabilirsiniz. Kadehinizdeki aperitif ise tabii ki İtalyanlar’ın dünyaya hediye ettikleri en güzel kokteyl olan Negroni olmalı!

Nefis pizzalar için iki adres

Piazza Maggiore’nin etrafındaki daracık sokaklar her daim dolu olan masaları sokaklara taşmış olan onlarca restoran ve oturup yemek yiyebileceğiniz Simoni gibi muhteşem şarküteriler ile dolu. Ama İtalya’ya gelmişken ille de pizza yiyeceğim derseniz Nicola’s veya Trattoria Pizzeria Belle Arti çok iyiler. Belle Arti adından anlaşılacağı gibi Güzel Sanatlar Akademisi talebelerinin gece hayatını canlı tuttukları bir mahallede. Belle Arti’nin pizzaiola’sını İtalya’da pek nadir görülen kadın pizza ustaları yapıyor.

Anna Maria’nın 40 yıllık tarifi

Ama Bologna’da asıl yenmesi gereken iki yemek var ki onlar için en iyi adreslerin başında Via delle Belle Arti’deki Trattoria Anna Maria geliyor. Bu 40 yıllık çok tipik trattoria’da tagliatelle’ler upuzun masalarda elde açılıyorlar. Bolonez sos, daha doğrusu Bologna’daki adıyla “ragú” Anna Maria’nın kırk yıllık tarifi ve nefis. Bologna’da Tagliatelle Ragú dışında mutlaka yenilmesi gereken Tortellini in brodo, yani et suyu içinde tortellini de aklınızı başınızdan alacak lezzette olabiliyor. Onu da denemeden Bologna’dan dönmeyin derim. Bir de mutlaka trenle yarım saat mesafedeki Modena’ya gidin. Modena’da ne yenir, önümüzdeki haftanın konusu…