Dünyayla aramızdaki zaman farkını nasıl kapatacağız?

Haberin Devamı

Türkiye’de politikacılar konuştukça, hayat politikanın sığ oyunlarına gömüldükçe, bizler de bunu hayatın en önemli şeyi zannettikçe...

Gelişen dünyanın zaman ölçüsünden iyice kopuyoruz.

Dünyada zaman burada olduğundan daha hızlı akıyor...

Biz bir köylü yavaşlığıyla yürüyoruz hayatın içinde.

Dünyanın laboratuarlarında, araştırma merkezlerinde, üniversitelerinde, fabrikalarında neredeyse her an bir yenilik bulunup hayata katılıyor.

Her an yeni bilgisayarlar, robotlar, insan yerine düşünen aletler, çipler oralarda insanların hayatını ve hayatı algılayış biçimlerini sürekli değiştiriyor...

Hayat süratli koşuyor oralarda...

***


Geçen gece televizyonda Uludere’de akrabalarını kaybeden iki genç adamı seyrettim.

Yaşadıkları hayat, başlarına o korkunç felaket gelmeseydi bile televizyona çıkmayı hak ediyormuş doğrusu.

Onları dinledikçe zaman durdu sanki...

Onların yaşadığı yerdeki zamanı düşündüm...

Yozgat’ın köylerindeki, Hakkari’nin mezralarındaki, Diyarbakır’ın gettolarındaki, Mardin’in sınırındaki hayatın hangi süratle aktığını...

Karadeniz’in çay toplayan köylülerinin hayatını, İstanbul’da gecekondularda oturan kadınların hayatının hangi aralıklarla değişime uğradığını...

Hayatlarına yeni bir unsur, yeni bir makine, yeni bir düşünce, yeni bir bilgi, yeni bir anlayış hangi süratle katılıyor sizce onların?

***


Türkiye’de yenilik ve değişim çok yavaş...

Dünyayla aramızdaki fark geometrik bir hızla açılıyor...

Cebinde parası olan, dünyanın hızına yetişiyor, evet... Ama ya diğerleri?

Mezralarda hayat yüzlerce yıldır değişmeden aynı yavaşlıkla akıyor.

Batılıların hayatına bir günde katılan yenilikler onların hayatına kaç günde katılıyor acaba?

***


Dünyayla aramızdaki zaman farkını nasıl kapatacağız?

Aynı değişim sürecini nasıl yakalayacağız?

Aynı zaman ölçüsüne nasıl kavuşacağız?

Ve en önemli soru;

Yakalayamazsak ne olur?

Politikacılar ne çok konuşuyor Türkiye’de değil mi?

Ama bir tanesi bile dünyanın zamanını nasıl yakalayacağımızı anlatmıyor.

Bununla ilgilenmiyor ki...

Hâlâ “dindar nesil” yetiştirmek isteyenlerle “Atatürkçü nesil” yetiştirmek isteyenlerin mücadelesini izliyoruz.

Facebook’u bulan genç, Windows’u icat eden Bill Gates, Apple’ı kuran Steve Jobs, ne dindar, ne Atatürkçü, onlar yaratıcı sadece.

Yaratıcı geçlik yetiştirecek, gençlerin aklını, zekasını, düşünme gücünü artıracak bir eğitimden yana kimse yok mu burada?

Yok.

Kendileri yaratıcı değil ki, kendileri özgün düşüncelerle ortaya çıkabilmiş değil ki gençlerin öyle olmasını istesinler.

Saz aşıkları gibi laf yarıştırıyorlar.

Düzeyleri bu kadar.

***


Zaman ölçüsü tümüyle dünyadan kopmuş, değişim hızı çok yavaş, neredeyse bütün enerjisini savaşa, şiddete, ölüme harcayan bir toplum, çok hızlı davranan, tüm enerjisini insanı daha iyi yaşatmaya harcayan sürekli üreten bir dünyayla nasıl bütünleşecek?

Üniversite öğrencilerini dekanı eleştirdi diye okullardan atan, hapishaneleri gençlerle dolduran, en küçük bir eleştiriye tahammül edemeyen bir anlayış zaman ölçümüzü onların ölçüsüne nasıl denk getirecek?

***


Köylülükten polisliğe, hukukçuluktan marangozluğa, siyasetçilikten gazeteciliğe kadar hiçbir dalda evrensel ölçüleri tutturamıyoruz.

Laboratuvarlarımızda, araştırma merkezlerimizde, üniversitelerimizde hayatımıza yenilik, derinlik, anlam katacak büyük buluşlar pek olmuyor.

Hayat çok yavaş burada...

Bizim ölçümüze göre gelecek çok uzaklarda, onların zaman ölçüsüne göre gelecek çok yakında.

Bize “uzak” geleceği “yakın” gelecek yapacak birileri lazım.

Ama onları da siyasette, televizyon ekranlarında, gazete sütunlarında pek bulamıyoruz.

DİĞER YENİ YAZILAR