Gazetevatan.com » Yazarlar » Tayyip Erdoğan nasıl bu kadar emin partisinden kaset çıkmayacağına

Tayyip Erdoğan nasıl bu kadar emin partisinden kaset çıkmayacağına

12 Mayıs 2011 Perşembe


Bu aralar sürekli olarak politikacıların ipe sapa gelmez konuşmalarını dinliyoruz televizyonlarda.

Sanırım önümüzdeki bir ay da böyle geçecek.

Ya birbirlerini ihbar ediyorlar ya da birbirlerine küfür ediyorlar...

Politikacı imajının kamuoyuna yansıması da buna uygun oluyor haliyle ‘politikacılar palavracıdır, cahildir, küfürbazdır, seviyesizdir...’

Gerçekten politikacılar bu kadar seviyesiz mi?

Bunların hiç bilgileri, görgüleri, akıllı lafları yok mu?

Elbette var...

Ama onları bilmemize gerek olmadığını düşünüyorlar sanırım...

‘Avrupa Birliğine girmemiz için harika bir planımız var ama boşver sen şimdi onu, seyrettin mi kasedi?’ heyecanında siyaset yapıyorlar...

‘Siyasetin düştüğü yer kasetler olmamalı’ diyor herkes ama ben seçim dönemlerinde bu düzeyden yukarıya çıkıldığını pek görmedim ki.

Siyaset Türkiye’nin en kirli, en puslu, en hileli alanlarından biri...

İnsan, siyasetteki en akılda kalan virajları kasetlerle alan politikacılara acıyarak bakıyor ister istemez...

İçimde öfke birikiyor, her yeni kasette şöyle bağırmak istiyorum:

‘Bu mudur yani en büyük, en akıllı düşmanlık planınız... Bir erkeği bir kadınla onların haberi olmadan kasete çekmek mi?’

Çok sevdiğim bir söz var, evi camdan olan başkasına taş atmaz...

Erkeklerin kadınlarla gizli buluşmaları bizim toplumumuzda çok az rastlanılan bir şey mi ki bu kadar büyük koz olabiliyor?

Bunu koz olarak kullananlar aynı silahla vurulabileceklerini hiç mi düşünmüyorlar?

Aklıma 1988 yılında yayınlanan ünlü MİT raporu geliyor...

Necdet Uruğ geliyor...

Mafya, polis şefleri, eski bir genel kurmay başkanı, bir vali, MİT’in eski yöneticileri büyük bir soygun çetesinin elemanları olarak anlatılıyordu.

Ortalığı birbirine katmıştı rapor...

Örtbas edilen cinayetler, toplanan haraçlar, şantajlar, tehditler, mafya reislerinin fedailiğini yapan polisler, herkesin ortak olduğu kaçakçılık...

Bir de tıpkı şimdiki kaset işlerine benzeyen aşk raporları yayınlanmıştı.

O raporlarla, bu iddiaların doğruluğu ortaya çıkmadıysa da şu gerçek ortaya çıktı:

MİT raporlarıyla o günlerde birçok kimsenin hayatı perişan edilmişti, aydınlar zindanlarda çürü-müştü... Solcu aydınlar için yazıldığında inanılan MİT raporlarına, Genelkurmay Başkanı, polis, asker için yazıldığında inanılmamıştı...

Kimse ‘acaba aydınlar hakkında ileri sürülen iddialar doğru mu’ diye sormamıştı ta ki raporlar kendilerini ilgilendirene kadar...

MİT raporlarındaki aşk bölümleri sadece Necdet Uruğ için değildi ki herkes için tutuluyordu bu raporlar...

Ama bazı raporlara inanılıyor bazılarına inanılmıyordu...

AK Parti, CHP’nin ve MHP’nin kasetlerini seçim oyuncağı haline getirdi.

İçim acıyor, bu kasetleri seçim propagandası yapan siyasetçileri görünce.

Hem çaresizliklerine, hem kendileri başına gelse çıkaracakları sesi başkalarının başına gelince çıkartmayışlarına...

Bu kasetleri hazırlayanlar, sunanlar, inananlar, Necdet Üruğ’un hikayesini iyi incelemeli diye düşünüyorum.

Neden mi?

Çünkü daha önce MİT raporlarıyla birçok öğretim görevlisini üniversiteden uzaklaştıran sıkıyönetim komutanı... Yıllar sonra hakkında MİT raporları hazırlanan aşk mağduru Necdet Uruğ’du...

Başkasının raporlarına inanmış, onları okullardan atmış komutanın kendisi rapor mağduru olmuştu.

Kasetler için ‘bu özel değil genel hayattır’ diyen Tayyip Erdoğan, kendi partisinden kimsenin kasetinin çıkmayacağına nasıl bu kadar güveniyor?

Milletvekillerini toplayıp ‘kimseyle sevişmiyorsunuz değil mi arkadaşlar, ortalığı görüyorsunuz’ mu dedi acaba...

***


Da Vinci Sergisi

Londra’daki National Gallery ekim ayında Leonardo da Vinci sergisi açıyormuş...

Fakat bilet sayısını sınırlayacağını açıklamış.

Sergide olabilecek izdihamı önlemek içinmiş bu. Her yarım saatte bir 180 bilet

satma kararı vermişler.

Biletlerin satışı başlamış.

Da Vinci’nin 60 tablosu olacakmış... Bu haber beni

gülümsetti...

*****


Uma Thurman ve De Niro

64.Cannes Film Festivali başladı...

Açılış gecesinden iki kare uzun süre aklımda kalacak sanırım...

Uma Thurman’ın beyaz tuvaleti içinde kuğu gibi süzülüşü ve yeşil küpeleriyle göz alıcı şıklığı içinde ürkek ve çekingen hali...

Bir de Robert de Niro’nun dakikalarca ayakta alkışlandığı anlarda, kalabalık salonun karşısında sahnede tek başına dururken sezilen mahçubiyeti, mutluluğu ve mütevazi kısa konuşması...

Çok etkiledi beni...

Gülümsemenin, kendini değil işini önemsemenin, sahip olduklarını hırsla değil aldırmaz bir yumuşaklıkla sunmanın hem kadını hem erkeği nasıl güzelleştirdiğini gördüm...

Hiç düşünmeyin bile...

Bizim sahnelerimizde bundan çok az rastlanıyor bunlara...

Bunların yanında bir de, bu sene festivalde çok iyi filmler var...

Büyük yönetmenlerin filmleri yarışıyor bu sene...

Lars Von Trier, Almodovar, Terrence Malick var Brat Bitt’in oynadığı Tree of life ile...Takash Miike var...

Prenses Diana’nın öldüğü trafik kazasının daha önce görülmemiş fotığraflarının yer aldığı bir belgesel de seyircinin karşısına çıkacak.

Bu film İngiltere’de gösterilmeyecekmiş. Hiçbir dağıtım şirketi kabul etmemiş...

Bir de Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’su var...

Filmde kadın başrol oyuncusu yokmuş...

Muhammet Uzuner, Yılmaz Erdogan, Taner Birsel, Ahmet Mümtaz Taylan, Fırat Tanış ve Ercan Keşal oynuyor...

Daha önce Cannes Film Festivali’nde ödüller alan hatta 2008’de en iyi yönetmen ödülünü kazanan Ceylan, bakalım bu kez Altın Palmiye’ye ulaşabilecek mi?

Sonuç 22 Mayıs’ta...

***


D&R bu dergiyi neden satmıyor?

Mecmua dergisinin mayıs sayısını almak için D&R’a gittim... İstinyePark’taki...

Dergi bölümüne bakan genç arkadaş ‘bugün dergi geldi ama geri gönderildi, alımı durduruldu, almayacakmışız o dergiyi artık’ dedi...

D&R’ın böyle tuhaf alışkanlıkları var...

Bir + Bir’i de bir okuyucunun şikayeti üzerine raflarından indirmişti... Mecmua’yı neden almaktan vazgeçtiler acaba çok merak ettim...

Sonra dergiyi bulmak için İzzet Çapa’yı aradım.

Anlattım... ‘nedenini bilmiyorum’ dedi...

Bana da dergiyi gönderdi... Fakat derginin bu sayısı bana fazla nostaljik ve ‘naftalin kokulu’ geldi...

Çarpıcı ve yeni bir tat yoktu.

Fakat bunun D&R’ı ilgilendirdiğini sanmıyorum...

Raflarında Mecmua’yı bulmak isterdim...

Mecmua dergisi D&R’larda neden satılmıyor

öğrenmek istiyorum...


*****


Hayat çok basit ve yalın.. ne olursa olsun...

Bugün cuma...

Perşembeden sonra, cumartesiden önce gelen gün yani...

Sabah saatlerinde yağmur bekleniyor... Mayıs ortasına geldik ama hala bacalardan dumanlar çıkıyor...

Arkadaşım üşüdüğü için söyleniyor ‘Sivas’a kar yağmış yakında buraya da yağacak.’

‘Akşamüstü güneş açar’ diyorum gülümseyerek ama ben de üşüyorum...

Ben de kar yağsa şaşırmayacaklardanım...

Hava durumunu dinledim, cumartesi güneş açacakmış...

Geçen hafta cuma günü de ‘yarın cumartesiydi... Gelecek hafta da ‘yarın cumartesi’ olacak...

Geçen hafta da güneşi özlüyorduk...

Bu hafta da özlüyoruz. Hayat ne kadar yalın ve basit aslında...

Haftanın günleri belli... Biri bitince öteki başlıyor... Saatler, günler, aylar hep aynı hızda geçiyor...

Ama belki bu sefer biraz karışık... Yaz geldi ama kış bitmedi.

‘Yaz gelse de yalın ve basit olanlar değişmeyecekti’ diye söylendi arkadaşım...

‘O zaman da güneş her sabah doğudan, her akşam batıdan batacaktı’ dedi kızgın kızgın...

Ve ekledi, ‘hayat hep yalın ve basit, karışık olanlar bu yalınlığa ayak uyduramayanlar.’

Haklı herhalde...

Kasım ile Mayıs yer değiştirdi... O zaman bile hayatın basitliği değişmedi...

Yalınlığı sevenler var, bu yalınlıktan ‘hayat anlamsız’ diye sıkılanlar var, ‘hayat anlamsız demek çok anlamsız’ diyenler var...

Ama ne yaparsak yapalım, ne olursa olsun hayat basit ve yalın... Hatta isterseniz sakin... Görmeyi becerebilirseniz her şey net ve sade...

Bugün cuma yarın cumartesi...

Bu hep böyle olacak...

Ama bazı şeyler de hep karmaşık kalacak...

Arkadaşım ne derse desin...