Gazetevatan.com » Yazarlar » Başkalarının hayatı

Başkalarının hayatı

07 Ekim 2016 Cuma


Paula Hawkins’in The Girl on the Train (Trendeki Kız) adlı romanından uyarlanan aynı isimli film; güçlü, hırslı, keşfetme arzusu yüksek kadın karakterleri ön plana çıkarıyor.

 

Gerilim ve gizem türündeki Trendeki Kız, Paula Hawkins’in aynı isimli romanından uyarlama. 15 milyona yakın satan roman, 50 ülkede satışa sunuldu. Uzun süre gazetecilik yapan Hawkins’in gözlem yeteneğinin ne kadar iyi olduğu, yarattığı karakterlerden anlaşılıyor.

Mükemmel hayatlar

Emily Blunt (Rachel), her gün yanında kaldığı arkadaşının evinden trenle New York’a seyahat ediyor. Seyahatlerin amacı iş olmasına rağmen Rachel aslında işsiz. Alkol bağımlısı olan genç ve güzel Rachel, tren seyahatleri sırasında yol kenarındaki evleri izleyip o evlerde yaşanan hayatları merak ediyor. Özellikle de boşandığı eşi Tom’un (Justin Theroux) ve hemen onun yanındaki güzeller güzeli Megan’ın evini (Haley Bennett)… Megan’ın yaşamı dışarıdan mükemmel görünüyor Rachel’a. Güzel bir evi, vücudu ve seven bir kocası var. Tom ise onunla beraberken sahip olamadığı bebeğine kavuşmuştur. Hem de evliyken onu aldattığı Anna ile (Rebecca Ferguson)…

Rachel, bir gün yine trenle evleri izlerken Megan’ın kocası dışında bir erkekle yakınlaştığını görüyor. Aklı bulanıyor ve hayallerinde kurduğu ‘mükemmel’ dünya başına yıkılıyor. Hemen o günün akşamı Rachel sarhoşken ve yaşadığı hiçbir şeyi hatırlamazken Megan’ın ortadan kaybolması işleri daha da karmaşık bir hale getiriyor.

 

Kadınlar ön planda

Hawkins’in yarattığı dünyada kadın karakterler yeri geldiğinde çok güçlü olmalarının yanı sıra kendilerini ve hayatı keşfetmeye de oldukça istekliler. Erkekler biraz ikinci planda kalıyor. Film ilerledikçe kadınların iç dünyasına derinlemesine bir yolculuk yapıyoruz. Adeta psikolojik sorunları masaya yatırıyoruz desem de yalan olmaz çünkü psikiyatr-hasta sahneleri de bayağı yer alıyor.

Ne kadar kadınlar ön planda olsa da erkeklerin hakkı da yenilmemiş. Olaylara gerçekten objektif bir pencereden bakılmış. Kimin neyi, neden, hangi duygularla yaptığı mutlaka cevaplanıyor. İki tarafa da yer yer hak verebiliyoruz.

Gerilim eksik

Ancak filmin gerilim kısmı eksik kalmış. Neredeyse her şey tahmin ettiğimiz yönde ilerliyor. Flasback’lerle desteklenen olaylar bir gerilim yaşatmıyor. Senaryonun inceliği, yönetmen Tate Taylor’ın yakın plan çekimleri özellikle gözler-karakterlerle yakınlaşmamızı sağlıyor. Onlarla yakınlaştıkça da olanlara üzülebiliyoruz.

Görüntüler, müzikler ve gözü yormayan, konuya adapte olmamızı sağlayan yakın çekimler sayesinde ortaya oldukça düşündürücü, kadın-erkek ilişkisini sorgulatıcı bir film çıkmış.