Gazetevatan.com » Yazarlar » Renklerin özgür adamı

Renklerin özgür adamı

29 Aralık 2017 Cuma


Kimileri için kulağını kesen bir deli, kimileri için ‘Yıldızlı Gece’nin ölümsüz ressamı. Bir gerçek var ki doğanın sunduğu tüm renkleri en canlı haliyle, özgür ruhuyla tuvale yansıtan bir adam o. Vincent Van Gogh’un gizemli ölümünü 853 tabloyu birleştirerek anlatan ‘Loving Vincent’ filmi, ressamın tabloları gibi büyülüyor

 

 

Film, bugüne kadar gördüğüm en ilginç ve sadece verilen emek için bile büyük saygıyı hak eden yapımlardan. Kare kare Van Gogh’un üslubuyla çizilmiş tablolardan oluşturuldu. 125’den fazla ressamın 853 tablosu kullanıldı. Sanatçılar, tabloları Polonya ve Yunanistan’daki stüdyolara giderek çizdi. Yapım aşaması 6 yıl sürdü. Dorota Kobiela ile Hugh Welchman’ın yönettiği ve Douglas Booth, Jerome Flynn, Robert Gulaczyk ile Helen McCrory’in yer aldığı filmde, karakterler de Van Gogh’un tablolarına yansıttığı kişiler olarak ele alındı.      

Tabloların dünyası

Hollanda’nın Groot-Zundert köyünde bir papazın çocuğu olarak dünyaya gelen Van Gogh, okulu yarım bıraktı. Bir resim galerisinde memur olarak çalışmaya başladı. Aşık olduğu Ursula evlilik teklifini kabul etmeyince bunalıma girdi. Kendini Paris’te buldu. Fakat öfkeli hali işten kovulmasına neden oldu. Farklı farklı işler denedi ama içindeki resim aşkı onu bırakmadı. Fakirlikten hastalandı. Kardeşi Theo yardımına yetişip onu Brüksel’e götürdü. Ressam Ridden van Rappart’tan ders aldı bir süre. Kardeşinin maddi desteğiyle resim yapmayı sürdürdü. Bir daha hissedemeyeceği duyguları kuzeni Kate’e hissetmeye başladı ancak Kate’den de olumsuz cevap aldı. Kendini tamamen resme verdi. Paris’te yaşadığı 1 yılda 200’den fazla resim yaptı. 1888’de Güney Fransa’da Arles kasabasına yerleşti. Güneşine ve renklerine aşık olduğu kasabada bir başka ressam Gaugin ziyaretine geldi. Bir akşam aralarındaki tartışma büyüdü ve Van Gogh eline aldığı usturayla Gaugin’e zarar vermemek için kendi kulağını kesti. Kesilmiş kulağını bir hayat kadınının ellerine bıraktı. Ve bu haldeyken de kendi resimlerini yaptı. Halüsinasyonlar görmeye başlayınca kendi isteğiyle Saint - Remy akıl hastanesine yattı. Hastaneden çıktıktan sonra Paris’te tarlalara resim yapmaya gittiği bir gün karnından vurulmuş bir şekilde kaldığı eve döndü. 2 gün sonra, dahiliği öldükten sonra anlaşılan Van Gogh’un yaşamı son buldu. Kardeşi Theo da bu acıya dayanamadı ve kısa süre sonra vefat etti. 37 yıllık kısa yaşamında yüzlerce tablo yapmasına rağmen sadece ‘Kırmızı Üzüm Bağı’ tablosunun satıldığını görebildi. Bütün özgür tekniğini yansıttığı ve akıl hastanesinin penceresinden resmettiği ‘Yıldızlı Gece’ tablosu en bilineni oldu.

 

Film, Van Gogh’un ölümünden sonra flashback’lerle geçmişte yaşananları sorguluyor. Ressamın tablosunda 16 yaşındayken yer alan Armand Roulin, filmde bir postacının oğlu. Ressamın ölmeden önce yazdığı mektubu bir yakınına vermek için yolculuğa çıkıyor. Bu yolculukta ressamın hayatındaki acılara, hayal kırıklıklarına ve onu ölüme götüren sebeplere şahit oluyor. Ancak Van Gogh’un kendi kendini vurması hakkında şüpheler duyuyor. Tüm araştırma süreci Van Gogh’un sonsuz renkleri arasında sürüp gidiyor. Renkler, diyaloglar, karakterlerin değişimi şahane. Tablolardan oluşmuş bir filmi izlemek de ayrıca etkileyici.