Gazetevatan.com » Yazarlar » Ferzan’ın İstanbul’u aşk kırmızısı

Ferzan’ın İstanbul’u aşk kırmızısı

03 Mart 2017 Cuma

“Hiçbir şey aşktan daha önemli değildir” diyen Türk asıllı İtalyan yönetmen Ferzan Özpetek’in İstanbul’u kırmızı. Aşk kırmızısı! Ve aşk için her zorluk her acı göze alınabilir...


'Hamam’, ‘Kemerlerinizi Bağlayın’, ‘Şahane Misafir’ gibi filmleriyle Avrupa ve Türk sinemasının en önemli yönetmenlerinden Ferzan Özpetek’in, 11. filmi ‘İstanbul Kırmızısı’ (Rossa İstanbul) vizyona girdi. Özpetek’in ilk Türk filmi olan ‘İstanbul Kırmızısı’, yönetmenin 2014 yılında Türkiye’de yayınlanan aynı isimli romanından uyarlama. Ancak, filmin hikayesi kitapla birebir ilerlemiyor. Evet kitap da film de Özpetek’in hayatından isimler, anılar barındırıyor ama ne kadarının gerçek ne kadarının kurgu olduğu elbette bilinmiyor.

Geçmişle geleceğe yolculuk

Film, Londra’da yaşayan Türk yazar Orhan’ın (Halit Ergenç) İstanbul’a gelişiyle açılıyor. Özpetek’i canlandıran Deniz Soysal’ın (Nejat İşler) yeni çıkaracağı kitabına editörlük yapacak olan Orhan, Deniz’in boğaz kenarındaki kırmızı yalısına yerleşiyor. Deniz’in çocukluğunu, en yakın arkadaşları Yusuf (Mehmet Günsür) ve Neval’i (Tuba Büyüküstün) anlattığı kitaptaki karakterlerle tanışmaya başlayan Orhan, bir anda kendini çok karmaşık olayların içerisinde buluyor. Bu seyahat ile, İstanbul’da yaşadığı acıları derinlere gömerek Londra’ya yerleşen Orhan’ın, kilit vurulmuş duyguları gün yüzüne çıkıyor. Özpetek’in, geçmişiyle, acılarıyla yüzleşen karakterleri burada da etkilemeyi başarıyor. Filmin başlarında da geçmişte kalanların bugünü ıskaladıkları, bugünde yaşayamadıklarının altı çiziliyor.   

Müziklerin arka planda kaldığı filmde, İstanbul’daki gündelik yaşamın içindeki sesler farklı bir karakter yaratıyor. Bazen hırçınlaşan, bazen huzur veren bu karakterde yer yer ezan sesi, sokak çalgıcılarının ezgileri, martıların uçuşmaları, polis ve ambulans araçlarının sirenleri duyuluyor. Özpetek, şu anki İstanbul’u kayıt altına alıp dinlettiriyor. Kısa süre önce dediği gibi “Filmdeki İstanbul bir süre sonra olmayacak”. O yüzden İstanbul’u arşivliyor. Arşivini yaparken de tamamen objektif bakıyor her şeye. İyisiyle kötüsüyle, acısıyla sevinciyle... Plazada parti yapanları da çöpten kağıt toplayanları da ayrıntısıyla gösteriyor.

Kısa rollerde devleşenler...

Filmin galasında sahneye çıkan oyuncular biraz rollerinin kısalığıyla ilgili esprili bir şekilde Özpetek’e sitemde bulundu. Gelecek projelerde daha uzun roller için söz almayı da ihmal etmedi :) Şerif Sezer’in “Bir nefeslik”, Rıza Kocaoğlu’nun “Tamamlanamayan bir cümlelik rolüm var” demesiyle ‘Ne kadar kısa olabilir ki böyle bir oyuncunun rolü’ diye merakla izledim filmi. Sezer ve Kocaoğlu’nun yanı sıra, Serra Yılmaz ve Zerrin Tekindor da o kısacık rollerde tüm ustalıklarını konuşturmuşlar. Öyle uzun uzun rollere hiç gerek kalmamış. Büyüküstün’ün su gibi güzelliği de film boyunca etkisini hissettiriyor.

Özpetek, neyi nasıl anlatmak istediğini çok iyi bilen bir yönetmen. Filmin her karesinde bu durum hissediliyor. Kullandığı her obje, her söz anlattıklarını destekliyor. Ayrıca art house ve popüler sinemayı birleştirmesiyle de keyifle izlenecek bir yapım sunuyor.