Gazetevatan.com » Yazarlar » Süper Cage’in dönüşü

Süper Cage’in dönüşü

27 Ocak 2017 Cuma

Aksiyon, macera ve gerilim türündeki ‘xXx’ serisinin üçüncü filmi ‘Xander Cage’in Dönüşü’ bugün vizyona giriyor. Vin Diesel’in başrolünü üstlendiği yapım, normal bir insana ‘süper kahraman’ özellikleri yükleyerek gerçek dışı aksiyon yaratıyor


2002 yılında ‘Yeni Nesil Ajan’, 2005 yılında ‘State of the Union’un ardından meraklılarını bir hayli bekleten serinin üçüncü filmi ‘Xander Cage’in Dönüşü’ vizyona girdi ve uzun süren hasret sona erdi.

İlk filmden sonra, dünyaca ünlü oyuncu Vin Diesel’in canlandırdığı Xander Cage karakteri ikinci filmde yer almamıştı. Ve beklediği gişeyi yapamamıştı. Gel zaman git zaman hem Vin Diesel’in ‘Hızlı ve Öfkeli’, ‘Riddick’ gibi filmlerle şöhretine şöhret katması hem de ilk filmin başarısı yapımcıları harekete geçirdi. Cage karakteri, konuya uygun bir başlıkla, ‘Xander Cage’in Dönüşü’ ile sevenleriyle buluştu.

Kim bu Cage?

Cage, ekstrem sporlar konusunda uzman. Bu konudaki uzmanlığı da onu neredeyse ölümsüz yapıyor. İçine düşüp kurtulamayacağı durum yok. Haliyle dikkat çekiyor. xXx programının yaratıcısı ABD’nin Ulusal Güvenlik Ajansından Ajan Gibbons (Samuel L. Jackson), ona devlet için gizli görevlerde çalışma teklifinde bulunuyor. Devlet, vatan deyince haliyle milliyetçilik duyguları kabarıyor. Bir de macera sevince işi kabul etmeden duramıyor. İlk filmde Prag’daki bir olayda görevlendirilen Cage, daha sonra kendi kendini sürgüne yollayıp bu işlerden uzaklaşıyor. Ama işler pek öyle yürümüyor. Bir kere bulaşınca devamı geliyor.

Yeni film ilginç bir kaykay gösterisiyle açılıyor. Cage, yeteneğini dünyayı kurtarmaktan ziyade keyfi işler için kullanıyor. Ancak, ABD’nin en üst yetkililerinin olduğu bir toplantıdan, uyduları kontrol edebilen Pandora’nın Kutusu çalınınca yine akla Cage geliyor. İlk başta mırın kırın etse de sonuçta dünyayı kurtarmaktan kendini alamıyor. Kısa sürede ekibini toplayıp, eliyle koymuş gibi hırsızları buluyor. Ancak olayın çok daha büyük bir oyunun parçası olduğu anlaşılıyor ve müthiş bir kaçma kovalamaca başlıyor. Üçüncü filmde kimler yok ki... Jet Li’nin oynamaktan son anda vazgeçtiği ‘Xiang’ rolünde Donnie Yen, ‘Serena’ rolünde, Bollywood’un gözbebeği, hem oyunculuğuna hem danslarına hayran olduğum Deepika Padukone, model ve oyuncu Ruby Rose, Hollywood’un aranan yüzü Toni Collette, benim gibi futbol severler için büyük sürpriz Neymar ve tabii ki sinema dünyasının ağabeyi Samuel L. Jackson...

Gerçek dışı aksiyon

Ne var ki yıldızlarla dolu bu filmin hikayesi hiçbir şekilde inandırıcı durmuyor. Bir süper kahramanın uçaktan atlaması, arabalar üzerinde uçması, kurşun yağmurunun altından sağ çıkmasını beklersiniz. Normali budur. Yeri gelir Süperman tüm gezegeni sırtlayabilir. Çizgi roman dünyasından beyazperdeye uyarlanan bu karakterler kendi dünyalarında gerçekçidir. Ancak bunları kanlı canlı bir insan günümüzde yapıyor ve bir sıyrık bile almıyor, üzerine ‘Evet ben karizmatiğim, bütün kadınlar bana hasta’ diye etrafa bakıp espriler yapabiliyorsa bu işte bir tuhaflık oluyor. Açıkçası kendi adıma böyle bir durumdan gram keyif almıyorum.

İlla böyle bir ajan istiyorsanız, diğer filmlerde olduğu gibi bir ilaç enjekte eder süper güçlere kavuşturur konuyu daha izlenebilir hale getirirsiniz. Diğer yandan hikayedeki inanılmaz aksaklıklar sürekli ‘Şimdi bu nasıl oldu’ diye sormanıza neden oluyor. Mesela eline ‘Pandoranın Kutusu’nu alan herkes hemen uyduları kontrol edebilip dünyaya çarpması için yönlendirebiliyor. Bu kadar mı yani? Herkes bu teknolojiye hakim ve üstelik başka bir yerden kontrol mekanizması da yok. Şu an başkasının telefonuna bile girmek hayli zorken bunun bu kadar kolay olması şaşırtıcı.

Vin Diesel, filmin 1 saat 47 dakikalık süresi için şikayet etmişti. Böylesine bir filmin daha uzun süreye sahip olması gerektiğini savunmuştu. Ne yalan söyleyeyim, oyuncuların hatrına bu kadarı fazlasıyla yeterli gibi bence.