Gazetevatan.com » Yazarlar » Ersan’ın dünyası

Ersan’ın dünyası

11 Kasım 2016 Cuma


Mahir Ünsal Eriş’in ‘Olduğu Kadar Güzeldik’ kitabındaki öyküden beyazperdeye uyarlanan, senaristliğini ve yönetmenliğini Çağan Irmak’ın üstlendiği ‘Benim Adım Feridun’, zekice kurgulanmış diyaloglara sahip. Ancak anlatımında aksaklıklar var. Bu da gerek karakterlerle gerekse de konuyla içselleştirmeyi kırabiliyor. 

Hikaye oldukça evrensel. Herkesin en az bir kez başına gelen sevdiğinden ayrılma, depresyon süreci ve yeniden hayata tutunma çabası anlatılıyor. Dört yıldır -kendince- sorunsuz ilerleyen ilişkisinde kendini rahatlığa bırakan Ersan (Halil Sezai Paracıkoğlu), sevgilisi Ayla’nın (Özge Borak) ayrılık kararı almasıyla neye uğradığını şaşırıyor. İlişkinin günden güne nasıl tükendiğini yüzüne haykıran Ayla’yı geri kazanmaya çalışsa da başarılı olamıyor. Çevirilerle geçimini sağlayan ve tek hayali kitap yazmak olan Ersan’ın maddi durumu da iyi olmadığından, ayrılık depresyonunu çıkacağı bir Avrupa tatilinde değil, Balıkesir Erdek’te, ana kucağında atlatmaya uğraşıyor. Annesinden de destek göremeyince kendini Erdek sahiline atıyor. Sahil kenarındaki düğün salonundan gelen sesler dikkatini çekiyor ve bir şeyler içmek için içeri giriyor. Ve olanlar oluyor...

Damadın babası (Tarık Pabuçcuoğlu), yıllar önce küsüp Almanya’ya yerleşen kardeşinin oğlu Feridun’la Ersan’ı karıştırıyor. İçinde olduğu depresyonda kendini bir süre farklı birinin yerinde görmek hoşuna gidiyor Ersan’ın. Bütün ilgi onun üzerinde olunca kısa süreli de olsa bu mutluluğu yaşamak istiyor. Ancak ne var ki kuzeni Hayal’i (Büşra Pekin) görüp etkilenmesiyle oyunu sürdürmekten kendini alıkoyamıyor.

 

Düğün sahneleri izlettiriyor

 

Çağan Irmak, Türkiye’deki neredeyse her bireyde, anlattıklarıyla derinlerdeki bir duyguya dokunabilmiş, etki bırakabilmiş senarist ve yönetmenlerden biri. Zaten Türkiye genelinde bu tür isimleri saymaya kalktığımızda bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azlar. O yüzden bazen onu sarıp sarmalayıp koruma altına almamız gerektiğini bile hissediyorum :) Fakat... Ne yazık ki, son işlerinde bir türlü aradığım tadı bulamıyor ve Çağan Irmak çizgisini göremiyorum.

Oyuncu kadrosuyla her zaman dillere destan işler çıkaran Irmak, bu sefer Halil Sezai ve Büşra Pekin ikilisiyle aynı etkiyi yaratamıyor. Anlattıkları hikayeye inanmakta zorlanıyoruz. Diğer yandan filmin neredeyse yarısının geçtiği düğün sahnesi Suzan Aksoy, Tarık Pabuçcuoğlu, Güngör Bayrak gibi usta oyuncuların yer almasıyla inanılmaz bir akıcılığa sahip. Bir an olsun sıkılmak mümkün değil. Film boyunca net ve zekice kurgulanmış diyaloglar insanı ilişkiler üzerine düşünmeye çağırıyor. Ancak, Ersan’ın dış sesi filmde kalmamızı zorlaştırıyor. Hep aynı tonda söylenen cümleler, konunun içine girmemizden çok dışına çıkmamıza neden oluyor.

Kitapta olduğu gibi, süreci hem melankolik hem de komedi tarafından ele almak isterken filmde bir tür karmaşası da yaşanmış. Ne tam olarak hüzünlenmek ne de gülebilmek mümkün değil. Tercihen komedi ağırlıklı yapılmaya çalışılsa da onun da ağır bastığını söyleyemeyiz.