Oyun oynarken haftada iki kilo veriyorum

Eylem Kaftan / kaftaneylem@gmail.com |  28 Ocak 2018 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 28 01 2018 - 11:15

Özge Özder, ‘Bak Bizim Şarkımızı Çalıyorlar’ oyununda Sonya karakterini oynuyor. İki sanatçının aşkını anlatan oyundan yola çıkarak ilişkilerdeki hassas dengeleri konuştuk.


Sahnede neredeyse iki buçuk saat boyunca dansedip, şarkı söylüyorsun. Zorlanmadın mı?
 
Oynadığım Sonya karakteri enerjisi çok yüksek, sempatik, neşeli, sürekli adrenalin yüklü bir karakter. Oyun oynarken haftada iki kilo kaybediyorum. Hep o en yüksek enerjide olman gerekiyor. İnsanların enerjisinin de etkisiyle her seferinde o seviyeye çıkabiliyorum. Tatlı bir ekibimiz var. Canlı orkestra çalıyor zaten. Kişisel bir sorun yaşadığın zaman, seni çok güzel yükselten bir ekip.
Pozitif bir rol...
 
Oyunun hikayesini dinleyebilir miyiz?
 
Oyuncu için heyecan verici olan şey normalde gösteremediğin bir yönünü göstermektedir. Genelde güçlü kadın karakterler geliyor bana. Benle ilgili ilk görünen his değil de, benden başka bir şey çıkacağına inandıran roller beni heyecanlandırıyor. Seyirci bu kadar zıpır, heyecanlı, pozitif rolde görmemişti beni. O yüzden içinde yer almak istedim.
 
İnsanı mutlu eden bir karakter Sonya. Sen de bu kadar neşeli misin?
 
Benim içimde de küçük, çılgın bir oğlan çocuğu var. Ersin’le biz gece çok dışarı çıktığımız için, beni çok iyi tanıdığı için ‘bunu sen oynamalısın’ dedi zaten.
 
Yaptığın en büyük çılgınlık nedir mesela?
 
Bir mekana gittiğimde atıldığım oldu. Aşırı dansettiğim için. Çok neşeliydik. Çok zıplıyorduk. Tam olarak içinden gelen şeyi, o anı yaşamakla ilgili benim ki. Aşık olduysam o aşkın peşinden gidiyorum. Kalıplar, koşullar, toplumsal kurallar yok. Yastaysam, ayrıldıysam ve içimden yere oturup ağlamak geliyorsa gerekirse yere oturup ağlıyorum. 
Gözyaşımda boğuluyorum. Çünkü bir sanatçı olarak o zaman sana yeni bir kapı açılıyor. Sıkıcı, ağladığında makyajı akmasın diyen bir kadın değilim. Şöyle yaparsam, söyle derler gibi kendin olmaktan seni çıkaran şeylere yönelmiyorum.
 
‘Biz’ olmaktan keyif alıyorum 
 
 
Aşka dair farklı ne söylüyor oyun?
 
Hiç ummadığınız bir zamanda ummadığınız biriyle bir aşk yaşanabilir. Özellikle de bir şeyler üretiyorsanız, bir şeyler doğuruyorsanız daha destansı bir aşk çıkıyor. Kendimden yola çıkacak olursam ilişkiden beklediğim şey biz olabilmekle ilgili. Biz olma ihtimalin varsa o şey tadından yenmiyor. Hayata bakış açım bu. Biz olduğumuz sürece keyif alıyorum. Herkes ben dediği zaman orada benim işim olmuyor. 
 
Oyun senin ilişkilerine dair bir farkındalık kazandırdı mı?
 
Erkek arkadaşım Sinan aslında sporcu. Artık müzikal hayallerine dair daha köklü bir şeyler yapma yolunda ilerlediği noktada tanıştık. Birbirimizin hayallerine dair etkilerimiz oldu. Hayata bir kere geliyorsak kendin olmakla ilgili hayallerini gerçekleştirmekle ilgili daha ısrarcı olman gerektiğini düşünüyorum. Sinan’ı gördüğümde ‘tam aradığım kişisin’ dedim. Çünkü birbirimize her anlamda destek oluyoruz. Ben hayatımdaki insanı desteklerken tüm riskleri paylaşırım. Sonuçta yaşamı paylaşıyoruz. Bir yıldır aynı evde yaşıyoruz. Tanışır tanışmaz beraber yaşamaya başladık çünkü kopamadık, o yüzden evlerden birini kapattık. Birbirimizle ilgili plancı davranmadık, ‘henüz birlikte yaşamak için erken’ gibi. Ben zaten hayatımda hep duygumun peşinden giderim. Bir senedir girip çıkmadığımız, fotoğraf vermediğimiz yer kalmadı. Geçen gün bir AVM’de çektiler. ‘Hiç bir yerde görüntülemeyen Özge Özder’in sevgilisi ondan 8 yaş küçük’ yazmışlar.
 
Fazla vericilik şeytanlığı gıdıklıyor
 
Oyunla hayatın arasında nasıl parelellik kurdun?
 
Aslında Sonya bana çok benziyor. Hiç görmediğimiz Leon diye bir karakter var. Sonya’nın bir türlü ayrılamadığı eski erkek arkadaşı. Ona hala bir bağımlılığı ve sorumluluk duygusu var. Bu anlamda bana benziyor. Hayatımda herkesle ilgili sorumluluk alma gibi bir huyum var.
 
 
‘Artık ilişkilerimde şunu yapmayayım’ dediğin bir şey var mı?
 
İnsanların yükünü hafifletmekten çok haz aldığım için bazen sıkıntı olabiliyor. Çünkü o zaman karşıdaki insan da kendi öncelik sıralamasıyla ilgili sarsıntı yaşıyor. Karşındaki insan bir süre sonra kendini tembelleştiriyor. ‘Zaten Özge gücenmez’ gibi. Fazla vericilik karşıdaki insanda kötü şeyleri ortaya çıkarabiliyor. Ondaki şeytanlığı gıdıklıyor. Bencil olmaya müsait bir insansa en bencil insana dönüşüyor. Sevdiğimiz insanlar için çok şey yapabiliriz ama bir noktada kendini tutman da hem kendin hem onun için daha iyi.
 
 

ETİKETLER