Oyun bağımlısı olduğunuzu gösteren "3 işaret"

AA |  07 Haziran 2019 Cuma - 11:57 | Son Güncelleme : 07 06 2019 - 11:57

Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi ve Hasan Kalyoncu Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Tolga Arıcak, oyunun insanın bir ihtiyacı olduğunu fakat bazı durumlarda bunun hastalık ve bağımlılığa dönüştüğünü belirterek, "Burada, Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) 3 tanı kriteri önem kazanıyor. Kontrol kaybı, hayatta öncelikli hale gelmesi ve olumsuz sonuçlarına rağmen oynamayı bırakamama. Bu 3'ünü son bir yıl içerisinde gözlemliyorsak, 'oyun bağımlısı' diyoruz." dedi.


 Prof. Dr. Arıcak, DSÖ'nün "Oyun Oynama Bozukluğu" olarak  tanımlandırdığı oyun bağımlılığının kişinin hayatına olumsuz etki eden aşırı  davranışları hastalık olarak kabul etmesini, AA muhabirine değerlendirdi.
 
 
DSÖ'nün oyun bağımlılığı ve oyun oynama bozukluğuyla ilgili  toplantılarına 2015 yılında bu yana katıldığını aktaran Arıcak, örgütün  alışveriş, dizi, borsa ve egzersiz gibi bağımlılık türlerini dikkate almadığını  fakat oyun bağımlılığı üzerinde oldukça titiz çalıştığını dile getirdi.
 
Örgütün, oyun oynama bozukluğunu bağımlılık türü olarak tanımlamasına  değinen Arıcak, "Dünya Sağlık Örgütü özellikle veriye dayalı olarak çalışan ciddi  bir kurum.  Oyun oynama bozukluğu diye bir hastalık var mı? Tabii ki var. Çünkü  bunlar veriye dayalı olarak konuşuyor. Oyun oynama bozukluğunun bağımlılık olarak  tanınmasıyla ilgili de dünyadan çok sayıda veri var. Dünyanın çeşitli  ülkelerinden Avrupa, Amerika ve Doğu Asya ülkeleri başta olmak üzere çok sayıda  veri geliyor. Tabii Japonya, Çin, Güney Kore de bu doğu Asya ülkelerinin başını  çekiyor. Çünkü onlarda daha fazla görülüyor." diye konuştu.
 
 "Bağımlı olmadan da oyun oynanabilir"
 
Oyun bağımlılığını, kişinin oyun oynama üzerinde kontrolünü  kaybetmesi, oyun oynamanın işi, eğitimi, aile yaşantısı gibi hayatında her şeyin  önüne geçmesi ve bu olumsuz sonuçlarına rağmen oynamayı bırakamaması olarak  tanımlayan Arıcak, şöyle devam etti:
 
 "O yüzden 'Her oyun oynayan, bütün gününü oyun başında geçiren herkes  oyun bağımlısıdır' demiyoruz. Genellikle sorulan şöyle bir soru var. Kaç saat  oyun oynayan oyun bağımlısıdır? Böyle bir tanı kriteri yok. Yani bir kişi günde  15 saat oyun oynayabilir mi, bağımlı olmadan da oynayabilir. Oyun oynamak kötü  bir şey değil. Sanki Yeşilay ve Dünya Sağlık Örgütü, oyun düşmanıymış gibi bir  imaj çizilmeye çalışılıyor. Biz buna karşıyız. Çocuklar, gençler ve yetişkinler  tabii ki oyun oynayacak. Oyun oynamak insanın bir ihtiyacı fakat bazı kişilerde  bu hastalık ve bağımlılığa dönüşüyor. Burada, DSÖ'nün 3 tanı kriteri önem  kazanıyor. Kontrol kaybı, hayatta öncelikli hale gelmesi ve olumsuz sonuçlarına  rağmen oynamayı bırakamama. Bu 3'ünü son bir yıl içerisinde gözlemliyorsak, 'oyun  bağımlısı' diyoruz."
 
 Prof. Dr. Arıcak, oyun bağımlılığının aileler ve öğretmenler  tarafından küçümsendiğine işaret ederek, "Biraz elinde tabletle gezen çocuk ya da  günde 5-6 saatini oyun başında geçiren bir kişi hemen 'bağımlı' diye niteleniyor.  Bağımlılık bir hastalıktır. Bu yüzden kolay kolay kullanılmaması gereken bir  kelimedir. 'Eşim, çocuğum, kardeşim oyun bağımlısıdır' gibi kolay bir ifade  kullanmamamız gerekiyor." dedi.
 
DSÖ'nün bu kararı uzun yıllar süren araştırmalar sonucunda  verdiğini ifade eden Arıcak, oyun bağımlılığının tedavisi zor bir hastalık  olduğunun altını çizdi.
 
"Yeşilay'ın oyun bağımlılığında tedavi edicilik rolü henüz yok"
 
Yeşilay'ın bütün bağımlılıklarla mücadele eden bir kurum olduğunu  vurgulayan Arıcak, şunları söyledi:
 
 "Bir şey bağımlılık olarak tanımlanmışsa o bizim mücadele etmemiz,  üzerinde çalışmamız gereken bir alan. Burada tabii bir şeyi ayırmak gerekiyor.  Biz oyunun kendisine karşı değiliz. Oyunla insanların eğlenmesiyle ilgili bir  sorunumuz yok. Bizim burada sorunumuz oyun oynama bağımlılığına neden olacak  faktörler konusunda aileleri, psikologları, sağlık üzerinde çalışan insanları  bilinçlendirmek. Oyun oynama bağımlılığı konusunda Yeşilay'ın doğrudan bir tedavi  edicilik rolü henüz söz konusu değil. O yüzden biz neler yapıyoruz? Milli Eğitim  Bakanlığıyla protokol çerçevesinde, Türkiye Bağımlıkla Mücadele (TBM) programı  kapsamında okullardaki rehber öğretmenleri, bu konuda moderatör olmak isteyen  psikologları ve aileleri eğitiyoruz. Basın aracılığıyla bilinçlendirme  kampanyaları yapıyoruz. YEDAM'lar bünyesinde de yine az sayıda da olsa bu amaçla  başvuran kişilere nerede tedavi görebileceklerine ilişkin yol gösteriyoruz. Bu  konu hakkında daha fazla araştırma yapmak için projeler üretiyoruz. Oyun  bağımlılığıyla ilgili genel çerçevemiz bu."
 
"Yüzde 1 ila 3 oranında bağımlı olduğunu tahmin ediyoruz"
 
Oyun bağımlığının daha çok 12-20 yaş arası çocuk ve gençlerde yaygın  olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Arıcak, günde 8-10 saat oynayan bir kişiye  DSÖ'nün kriterleri gözlemlenmiyorsa "bağımlı" diye nitelemenin doğru olmadığını,  bu kişilerin "problemli kullanım" denilen bir davranış sergilediklerini dile  getirdi.
 
Problemli kullanımın bağımlılığın önceki aşaması olduğuna işaret eden  Arıcak, bunu "normal kullanım", "problemli kullanım", "riskli kullanım" ve  "bağımlılık" olarak sınıflandırdıklarını belirtti.
 
Prof. Dr. Arıcak, aşırı ve problemli kullanımdan dolayı bireylerin  yaşadığı sorunları şöyle anlattı:
 
"Duruş bozuklukları gelişiyor. Gözleri bozuluyor. Sürekli oturdukları  için tuvalet düzenleri aksıyor. Uyku düzenleri bozuluyor. Yemeklerini bilgisayar  başında yemeye başladıkları için obezite gelişebiliyor. Omurgaları bozuluyor.  Ellerini sürekli mouse üzerinde tuttukları için bir süre sonra sinir sıkışmaları  meydana gelebiliyor. Dikkat eksikliği varsa daha büyük bir sorun haline geliyor.  Oyunun içeriğine bağlı olarak şiddet içerikli oyunlar oynuyorlarsa, bu onların  günlük yaşamdaki ilişkilerini bozabiliyor. Cinsel içerikli şeylerle  ilgileniyorlarsa yine bu onların toplumdan geri çekilmelerine, insanlarla  ilişkide problem yaşamalarına neden olabiliyor. 'Yan etkiler' diyebileceğimiz  problemli kullanımdan kaynaklı sorunlar gözlemliyoruz bazı danışanlarımızda ama  tabi bunların yüzde 99'una yakın bir oranında bağımlılık olmadığını görüyoruz.  Yeşilay'ın İstanbul genelinde yaptığı bir çalışma vardı. O çalışmalarda oyun  bağımlılığıyla ilgili değişen oranlar var. Türkiye'de problemli kullanımın yüzde  8 civarında, oyun bağımlılığının ise yüzde 1 ila 3 arasında değiştiğini tahmin  ediyoruz fakat Türkiye genelinde yapılmış temsil edici çalışma henüz yok."
 
 "Oyun bağımlılığıyla mücadelede bazı Avrupa ülkelerinden daha  iyiyiz"
 
Türkiye'de internet ve oyun bağımlılığı konusunda çalışan uzman  sayısının çok az olduğunu ifade eden Arıcak, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları  Hastanesi ve 2 özel hastanede bununla ilgili merkezlerin olduğunu söyledi.
 
Türkiye'nin oyun bağımlılığı tedavisinde dünya ülkeleriyle aynı yerde  olduğunu dile getiren Arıcak, "İngiltere'de bir iki yer dışında tedavi merkezi  yok. Amerika'da yine eyalet bazında baktığımız zaman diğer kliniklere oranla çok  az sayıda. Dünyada en fazla bu işi ciddiye alıp tedavi merkezi oluşturan ülkeler  Japonya, Güney Kore ve Çin. Orada bu iş daha ciddi yürütülüyor. Avrupa, Amerika  ve Kanada ile Türkiye arasında oranlılık açısından baktığımızda büyük bir fark  olmadığını görüyoruz. Hatta Yeşilay, bu konuda gerçekten büyük bir efor sarf  ediyor. Oyun bağımlılığıyla mücadelede bazı Avrupa ülkelerinden daha iyi  olduğumuzu düşünüyorum." dedi.
 
Okullarda "dijital vatandaşlık eğitimi" verilmeli
 
Oyun bağımlısı olan kişilerin tedavi olmaktan başka çaresinin  olmadığını aktaran Arıcak, çocukları oyun bağımlısı olan aileleri, çocuklarını  cezalandırmamaları konusunda uyararak onlara tedavi için destek olmaları  tavsiyesinde bulundu.
 
Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Osman Tolga Arıcak,, "dijital  vatandaşlık eğitimi" dersinin 4. sınıftan itibaren okullarda okutulması  gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
 
 "Dijital vatandaşlık, yani bir kere artık insanlar dünyada dijital  birer vatandaş. Herkesin elinde akıllı telefon var, herkes artık online. Bir  anlamda biz hem bu ülkenin hem de online bir ülkenin vatandaşıyız. Yani internet  diyelim biz buna, sanal dünyanın vatandaşıyız. Bunu doğru, sağlıklı ve verimli  kullanmamız gerekiyor. Hem kendi menfaatimiz, hem ülkemizin menfaati hem de dünya  insanlarının menfaati için kullanmamız gerekiyor. O yüzden de çocukluktan  itibaren teknolojiyi nasıl doğru kullanabiliriz, nasıl üretken hale  getirebiliriz, başkasına zarar vermemek ve bağımlıktan korunmak için nelere  dikkat etmemiz gerekir, bunları öğrenmeliyiz. Bu yüzden dijital vatandaşlık  eğitiminin ilkokuldan itibaren her yıl ayrı bir ders olarak okullarda okutulması  gerektiğini düşünüyorum. Çünkü interneti doğru ve verimli kullanma konusunda çok  geç kalıyoruz. Çok erken yaşta çocuklarımızın eline tablet ve telefonları  veriyoruz. Ama bunların nasıl kullanılacağı konusunda hiçbir eğitim vermiyoruz.  Bu da ister istemez bağımlılığa yatkın, ailesiyle sorun yaşayan, yalnız kalan  çocuklarda ve gençlerde problemli kullanım, riskli kullanım ve bazılarının da  bağımlılık dediğimiz sorun yaşamasına yol açıyor."

ETİKETLER