Kasaya donu Milli Birlik Komitesi koydurttu...

Safile USUL |  06 Mart 2005 Pazar - 4:27 | Son Güncelleme : 06 03 2005 - 4:27

Menderes'in sevgilisine ait olduğu iddia edilen donu kasaya Milli Birlik Komitesi'nin bir üyesi koymuş. Bunu bize Komite'nin bir başka üyesi Sıtkı Utay, Menderes asıldıktan 2 sene sonra söyledi. Don Anayasa Mahkemesi'nin mahzeninde duruyordu


Burhan Apaydın 1924 doğumlu, neredeyse Cumhuriyetle yaşıt. "Benimle birlikte gitmesini istemediğim, gün yüzüne çıkmamış gerçekleri anlatmak istiyorum" deyince soluğu yanında aldım. Apaydın doğal olarak en çok Türkiye'nin idam edilen ilk ve tek Başbakanı Menderes hakkında konuştu. Çünkü o, 1961'de Başbakan Adnan Menderes'in avukatlığını yaptı, unutulmaz Yassıada duruşmalarının en yakın tanığı oldu. İşte Burhan Apaydın'ın ağzından, tam 45 yıl gizli kalmış şok edici anılar...

Donun fotokopisini çektik
Kasadan çıkan don iddiasının aslını Menderes asıldıktan çok sonra anladım. Bir iki sene sonra Milli Birlikçiler kendi aralarında ihtilafa düşmeye başladı. Aralarında çekişmeler çıktı. Kardeşim Orhan Apaydın bir gün yanıma geldi. Sene 1962 diye hatırlıyorum. "Biliyor musun don meselesi neymiş. Sıtkı Ulay anlattı bugün. Donu kasaya Milli Birlik Komitesi'nden birisi koymuş" dedi. Donu kimin oraya koyduğunu araştırabilecek şartlar yoktu. Ben 1965'te Anayasa Mahkemesi'nden, Yassıada delillerini araştırabilmek için bir izin çıkarttırdım. Yardımcım Avukat Hüseyin Tataroğlu'nu Anayasa Mahkemesi'nin mahzenine yolladım. O donu buldu orada ve dışarı çıkaramayacağı için fotokopi makinesinde kopyasını çıkarttı. Kopyaya baktım. Üzerinde bir Paris markası vardı. İç çamaşırlar konusunda uzman hanım bir dostuma gösterdim kopyayı. O bunun bir erkek donu olduğunu söyledi. Zaten ancak erkek donu olabilecek kaba bir dondu, beli kemerliydi.

Sahte mektup astırdı
Mahkeme dosyasında bir mektup vardı. Ama aslı değil, kopyasıydı. Güya Cemal Gürsel'in, Adnan Menderes'e yazdığı bir mektuptu. Cemal Gürsel bu mektupta Menderes'i "Memleketi diktatörlükle yönetme" diye uyarıyor. Ben bu mektubun aslının dosyaya konmasını istedim. Bu esnada tutuklanmıştım. Ben tutukluyken bir subay bana bir gazete haberi gösterdi. "Mahkeme Başkanı Salim Başol ve Başsavcı Altay Egesel, Cemal Gürsel'e gitti" şeklinde fotoğraflı bir haberdi. Aklıma hemen mektup geldi. Anladım ki, bu ikisi Cemal Gürsel'e "O kopyaya uygun bir asıl mektup yaz" diyecekler. Hakikaten böyle olmuş. Bunu bana önce tutukluyken o subay söylemişti. Sonradan da Cemal Gürsel'in kendisi anlattı. Serbest kaldıktan sonra duruşmaya hazırlanıyorum. Menderes'i bana çok az gösteriyorlar. Duruşmadan önce Ada Komutanı Tarık Güryay Menderes'e demiş ki, "Apaydın, mektubun aslını istemesin. Seni dinlemez de isterse onu azlet. Yoksa ikiniz de berhava olursunuz."

Zorla kürsüden indirdiler
Duruşma başladı. Menderes mikrofona yaklaştı. "Cemal Gürsel'in bu mahkemede isminin geçmesi memleketin yüksek menfaatlerine aykırıdır. Bu nedenle, avukatımdan mektubun aslı konusundaki talebini geri almasını istiyorum" dedi. Ben Menderes ile duruşma öncesine yakın bir zamanda zaten hiç görüşememişim. Söz istedim. Mahkeme Başkanı Salim Başol, "Asil konuştu, sizin konuşmanıza gerek yok" dedi. Ben, "Müvekkilimle 15 gündür görüşemiyorum. Beni 5 dakika onunla görüştürün, talebimi geri alıp almayacağıma karar veririm" dedim. Salim Başol kabul etmedi. Bunun üzerine, "Ben müstakil ve müstakim bir avukatım ve vicdanıma tabiiyim. Müvekkilime de tabii değilim. Talebimi geri almıyorum" dedim. Bunu söyledikten hemen sonra mikrofonumun cereyanını kestiler. Beni kürsüden indirirlerken, "Efkar-ı umumiye ne der" diye bağırıyordum. İşte anlattığım bu sahte mektuba dayanarak astılar Menderes'i. Alparslan Türkeş bunu Fırtınalı Yıllar kitabında şöyle anlattı. "Burhan Apaydın mektup olayını çok iyi anladı ama devamını getirmesi mümkün olmadı. Eğer o mektubun sahteliği anlaşılabilseydi, Menderes'i asamazlardı."

"Bebek davası"nda Başbakan'ın donla resmini çekeceklerdi
Yassıada'da Menderes'e karşı açılan davalardan biri de "Bebek davası" idi. Bu davadaki iddiaya göre, Adnan Menderes sevgilisi Ayhan Aydan'dan olan bebeği, doğumda hazır bulunan doktorlar Fahri Ata ve Mükerrem Sarol'un yardımıyla öldürtmüştü. Doktorlar dinlendi. Ayhan Aydan dinlendi. Savcı çok ağır suçlamalarda bulunuyordu. Bir yandan da elinde kasadan çıktığını söylediği donu sallıyordu. Birazdan mahkeme salonuna askeri fotoğrafçılar girdi. Ben hemen bir mizansen hazırlandığını anladım. Donu Menderes'in eline tutuşturup, o halde fotoğrafını çekeceklerdi. O fotoğrafın Menderes'in başına gelebilecek en kötü şey olduğunu düşündüm. Davayı kazansak bile o fotoğraf Menderes'i yıkardı. Oturduğum yerden kalktım. Mikrofona doğru yürüdüm. "Söz istiyorum" dedim. Yassıada Mahkeme Heyeti Başkanı Salim Başol, "Söz yok, önce bir işlem yapılacak" dedi. "Ben işte o işlemden önce söz istiyorum" dedim. İyi bildiğim bir kuralı uygulamaya koydum. CMUK'a göre, avukat ile Mahkeme reisi arasında bir ihtilaf olunca, heyetin geri kalan üyelerinin de fikri alınır. Heyette 9 tane daha hakim var. Ben söz hakkı aldım. "Elinde donla resim çekilmesi ülkemizin menfaatlerine aykırıdır. Bu hem başvekillik yapmış müvekkilimin haysiyet ve şerefine zarar verir hem de bu ülkenin bundan sonraki başvekillerine yurtdışı ziyaretlerinde alayla bakılır. Ayrıca asıl tarihe geçecek çirkin manzara şudur. Cumhuriyet savcısı eline don almış sallıyor. Arkasında Türk Bayrağı ve Atatürk'ün resmi. Hem bilinmeli ki, yere düşmekle cevher, sakıp olmaz kadr-ü kıymetten" dedim. Mahkeme salonundan yuh sesleri yükselmeye başladı. Thomson makineli tüfeklerin gölgesinde konuşuyorum. Korkmadım. Babamın bir sözü geldi aklıma: "Cesaret medeniyet ve bilgidir."

Demek insan böyle ölüyormuş
Bu esnada Menderes yarı düşer gibi oturduğu sandalyesinde dikleşmiş ve yüzüne bir sevinç ifadesi oturmuştu. Yuh sesleri devam ediyordu. O kadar kötü hissettim ki, içimden "Demek insan böyle ölüyormuş" dedim. Aklıma annem ve kardeşim geldi. Beklediğim gibi bir saldırı gelmeyince rahatladım. Mahkeme Heyeti Başkanı Salim Başol, "Apaydın'a ihtar" dedi. Bu tekrarlanırsa benim duruşmalara bir daha girememem demekti. Dışarı çıktım salondan. Vapura yaklaştığımda bir ses duydum. "Sen mücevherci misin?" Baktım. Mahkeme salonunda Salim Başol'un arkasında duran çıplak silahlı subay. Ortamı yumuşatmaya çalışarak, "Mücevherci değilim ama beraber olduğum kadınlara mücevher almak için kuyumcuya giderim" dedim. Bu kez, "Sen mahkemede kim için cevher dedin?" diye sordu. Bu subay Yüzbaşı Halet Bey'di. Kendisini bundan üç sene önce Bodrum Güvercinlikli'de gördüm. Yanıma koştu. Bana sarıldı. Niyeti beni vurmakmış o zaman.

"Odunu bile seçtiririm" dedi mi?
1954'te Menderes beni başbakanlık binasına davet etti. Ben Menderes'le sık sık beraber olmak ve oturup kalkmakla beraber DP'li değildim. Odasında karşılıklı otururken bana dedi ki, "Bu meclisin insan kalitesiyle partiyi az daha batırıyorduk. Ben bundan sonraki mecliste nitelikli insanlar istiyorum. Sizin gibi insanların mecliste olmasını istiyorum. Sizi Aydın'dan aday göstermeye ne dersiniz." Ben dedim ki, "Beyfendi ben meslek adamıyım. Mesleğime devam etmek istiyorum. O da bir kamu görevidir." Elini Ulus'a doğru çevirdi, "Tebrik ederim sizi. Ama yine de adaylık başvurusunu imzalamanızı istiyorum" dedi. İmzaladım. Birgün sonra aday listeleri ilan edildi. Ben mesleğimden uzak kalmayı göze alamadığım için ertesi gün Menderes'e telgraf çektim ve adaylıktan çekilmek istediğimi bildirdim. Bunun üzerine Nihat Erim'in yönetimindeki Ulus Gazetesinde "Burhan Apaydın DP listelerindeki isimleri beğenmediği için adaylıktan çekildi" diye bir haber çıktı. Menderes Yassıada'da Meclis'e kalitesiz adam seçmek istemekle suçlandı. "Odunu bile seçtiririm" sözü isnad edildi. Halbuki Menderes hiçbir zaman böyle bir cümle sarfetmedi. Menderes hep ilim ve fikir adamları ile temaslar yaptı partiye katılsınlar diye. Ama onun istediği kişiler politikayı istemediği için olmadı.

ETİKETLER

0