Kadın neye para harcarsa ben ona yatırım yaparım

07 Nisan 2007 Cumartesi - 22:03 | Son Güncelleme : 07 04 2007 - 22:03

Park Bravo’nun sahibi, Nine West, La Senza ve Zara’yı Türkiye’ye getiren işadamı Kamil Özçoban, işe 20 metrekarelik kuaför malzemeleri satan bir mağazayla başladı


Park Bravo’nun sahibi, Nine West, La Senza ve Zara’yı Türkiye’ye getiren işadamı Kamil Özçoban, işe 20 metrekarelik kuaför malzemeleri satan bir mağazayla başladı. “BABAM bana çatal fırlatınca 17 yaşında kendi yolumu çizdim” diyen Özçoban, Victoria’s Secret’ı getirerek kadınların gönlünü bir kez daha kazanmaya hazırlanıyor

Park Bravo, Nine West, La Senza, Zara ve Victoria’s Secret... Park Bravo’nun kurucusu, saydığım bu diğer markaları da Türkiye’ye getiren işadamı Kamil Özçoban. 17 yaşından beri çalışıyor. İstanbul doğumlu. Babası DP eski milletvekili Kemal Özçoban. Babası milletvekili olunca aile Ankara’ya taşınmış ve Kamil Özçoban ilk, orta ve liseyi TED Ankara Koleji’nde okumuş.

Hakim ve savcı olan babasının etkisiyle Arkara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne giren Özçoban’ın bu macerası kısa sürmüş, bir yıl sonra okuldan ayrılıp Viyana’ya gitmiş. Viyana’da da bir yıl kaldıktan sonra bir kez daha üniversite sınavlarına girip Klasik Arkeoloji Bölümü’nü kazanmış. Ünlü arkeolog Ekrem Akurgal’ın öğrencisi olan Kamil Özçoban, “Memur çocuğuyduk, çalışmak zorundaydık” diye başlıyor iş yaşamını anlatmaya.

Özçoban, 37 yıllık iş yaşamında basından uzak durmayı başarmış bir işadamı. Çok şey başarıp medyatik olmamış. En önemli tanıtımın müşteri olduğuna inanıyor. Muzip biri, zaten onu öğrencilik yıllarından tanıyanların hemen hemen hepsi “fırlama” olduğunu söylüyor.

Milletvekili çocuğuyum

* İş yaşamına nasıl başladınız?
İş yaşamına 17 yaşında başladım. Ben 5.5 yaşında ilkokula girmiştim. O dönemde babam önemli bir siyasetçiydi. DP kurucularındandı. Afyon milletvekiliydi. Yassıada’da beraat eden milletvekillerindendi. Çünkü parti içindeki kırmızı oyların ender sahiplerinden biriydi. Afyon eşrafından bir aileyiz. Osmanlı bir düzende büyüdüm. Babam cezaevine girince biz kabak çiçeği gibi açıldık. Bir öğle yemeğinde babam bana “Yargılanırken senin TED Koleji’ndeki masraflarının hesabını verdim” dedi. Ben de “En kısa zamanda çalışıp ödeyeceğim” deyince çatalı bana fırlattı. Evin kapısını açıp kaçtım. Babama hayatım boyunca saygıda hiç kusur etmedim ama o gün kapıdan çıktıktan sonra baba ekmeği hiç yemedim. Denize atladım ve yüzmeyi öğrendim.

* İlk işiniz neydi?
İngilizce biliyordum. Ankara’da bir otelin resepsiyonunda çalışmaya başladım. Babamdan haftada 2.5 lira haftalık alıyordum, 450 lira maaşım olunca inanamadım, bahşişlerle birlikte 900 lira kazanıyordum. Milletvekili maaşı o dönem 1200 liraydı. Viyana’dan döndükten sonra arkadaşlarım o bölümde güzel kızlar olduğunu söyledikleri için arkeoloji okudum. Gerçekten de o bölümde karşıma çıkan eşimle evlendim. Ancak uzun bir nişanlılık dönemimiz oldu. Uzman nişanlıydık, çünkü parasızdım. Eşimin ağabeyi durumu görüp bana “Birlikte iş yapalım” dedi ve kuaför malzemeleri satmaya başladık.

Kızım yüzümü ezberleyemedi

* Mağaza mı açtınız? Turizme, otelciliğe neden devam etmediniz?
Otelcilikte başarılıydım. Hatta Kemal Dedeman askerlik dönüşü beni çağırmıştı. Dedeman Otelleri’nde ikinci müdürlüğe kadar yükselmiştim. 23 yaş için iyi bir kariyerdi. Kayınbiraderimin teklifi kafama yatmıştı. İzmir Caddesi’nde 20 metrekarelik bir dükkan tuttuk, kuaför malzemeleri satmaya başladık. Bu işi yapanlar cahildi, biz üniversiteliydik. Farklılık yakalamak için bir minibüs aldık ürünleri minibüse doldurduk ve ilkokul mezunu bile olmayan kuaförlerin ayağına gitmeye başladık. Ankara dışına da çıkıyorduk.

* Bu arada evlendiniz herhalde...
Evet. Eşimin iş yaşamımda bana sonsuz desteği oldu. Evlendiğimin üçüncü günü Torosları minibüsle aşıyordum. Daha sonra ilk iş deneyimimi yaşadığım “Barıkan Oteli”nin sahipleri, otelin ön cephesine mağazalar yaptırdıklarını, istersem bana verebileceklerini söylediler. Orayı tuttum. Her hafta İstanbul’a mal almaya gidiyordum. Küçük kızım tam babasının yüzünü ezberleyecekken yine unutuyordu. İyi mal seçiyordum. İstanbul’da o dönemde daha Vakko, Beymen yoktu. Biz Bravo ve Dolfin olarak iki mağazaydık. Daha sonra kırtasiye giderleri artınca mağazaların adını Bravo&Dolfin koyduk.

* Park Bravo nasıl oldu?
Ortaklığa son verdik. Bravo ismine sahip çıktım, parkın yanında olduğu için mağazama Park Bravo dedim. Yıl 1984’tü.

1000 kişi çalıştırıyor

* Hala al sat yapıyorsunuz, üretmiyorsunuz...
Evet. İstanbul’dan mal alıyorum, satıyorum. 1988 yılında üretime başladım.

* Park Bravo büyüdü, ardında da yabancı markaların Türkiye temsilciliği geldi...
Ankara yetmedi. İstanbul’a geldik. Şimdi 1000 kişi çalışıyor. 7 bin metrekare kapalı alanda Park Bravo için en son teknolojiyle üretim yapıyoruz. İnsana değer veren bir yapımız var. Restoranlarımız, cafelerimiz var. İş yerimizde kütüphanemiz var, işçilerimiz kitap alıp evlerine götürebiliyorlar. 25 gazete geliyor her gün buraya. Türk ve yabancı dergiler geliyor.

* Kaç satış noktanız var?
Park Bravo’nun 40 satış noktası var. İlk İstanbul mağazamı Bağdat Caddesi’nde açtım. Tamamı 90 mağaza oldu Nine West ile birlikte.

En büyük reklam müşteri

* Siz kadınların en beğendiği markaları Türkiye’ye getiren işadamısınız. Bunun sırrı ne?
Üç kadınla birlikte yaşıyorum ben. Kızlarımın ve eşimin kredi kartı harcamalarına bakıyorum, en çok ne alıyorlar diye... İşin şakası bir yana, kadınlar nereye para harcıyorsa ben oraya yatırım yapıyorum.

* İyi bir gözlemci misiniz?
Ben yıllardır basına çıkmadım, beni tanımaz kimse. Arabama atlar mağazalarımın olduğu alışveriş merkezlerine, illere giderim. Şehirlerin en işlek caddelerinde gezer, en kalabalık vitrinlerin önünde dururum, müşterileri izlerim. Tüketici ne alıyor? Müşterilerin konuşmalarını dinlerim. En büyük reklam müşteridir. Park Bravo’nun yıllardır fanatikleri vardır. Trikomu alan bir müşterinin kafasında soru işareti yoktur.

Eşim ABD’den 15 çift ayakkabı alınca Nine West’le yazıştım

* Nine West’i nasıl getirdiniz?
Bir sağlık sorunum oldu. Houston’a gittim. Eşim de yanımdaydı. Bir baktım eşim her gün alışverişe çıkıyor. Kızlara ayakkabı alıp geliyor. Neredeyse 15 çift ayakkabıyla geri döndük. “Napıyorsun, kaçakçı gibi mi döneceğiz?” diyorum ama beni dinlemiyor... Döndüğümüzde kızım “Türkiye’de ayakkabı açığı var” dedi. 11 sene öncesini söylüyorum. Ben de Nine West’le yazışmaya başladım. Başlarda bana da develer soruldu. İstanbul’a geldiklerinde gözlerine inanamadılar. 1996 yılında lisans anlaşmasını imzaladılar. Şu anda bana “En güzel Nine West mağazaları Türkiye’de” diyorlar.

* Park Bravo’larla Nine West’leri birleştirdiniz...
Evet bu iki marka için de iyi oldu. Bükreş’te açılacak mağaza içinde Park Bravo da olacak. Nine West bizi dışa açtı.

Türkler internetten sipariş yağdırdı, Victoria’s Secret’ın dikkatini çekti

* Zara’yı da kızlarınızın sayesinde mi keşfettiniz?
Kimse inanmaz, Zara’nın peşine ben düşmedim, onlar kapımı çaldı.

* La Senza’nın da temsilcisisiniz. İç çamaşırı işi nasıl başladı?
1982 yılında tesadüfen New York’ta Victoria’s Secret’ın CEO’suyla tanıştım. Onlarla tam 5 sene yazıştım. Bana hep “Türkiye’ye gireceksek seninle gireceğiz” dediler ama bir gelişme olmadı. Ama hep Türkiye potansiyelinin farkında olduklarını, internet müşterileri arasında Türkiye siparişlerinin dikkat çektiğini söylüyorlardı. Bana onlar Le Senza’yı almamı önerdiler. Ben de “Sizin rakibiniz, sonra siz gelirseniz benle birlikte yürür müsünüz?” dedim. “Yürürüz” dediler. Zaten sonra La Senza’yı da satın almaya karar verdiler.

* Victoria’s Secret ne zaman Türkiye’ye geliyor?
Belli değil. Ancak Limited Brands’in başka markaları da var, onlar daha önce Türkiye’ye gelebilir. Örneğin Bath & Body Works. Kozmetikte beşinci sırada. Türkiye’ye getirmeyi çok isterim.

Taviloğlu bana takılırdı ama 45 yaşında sanayici oldum

* Mağazacılık tamam, artık üretime geçmeliyim dediniz. Bu kararı verirken aldığınız riskler olmalı...
Evimi İstanbul’a taşıdığımda 40 yaşındaydım. 45 yaşında da sanayici oldum ben, zor olmaz olur mu, ama piyasayı iyi biliyordum. 1988 senesinde şartlar beni üretime zorladı. Çünkü istediğim gibi ürün bulamıyordum. Mustafa Taviloğlu, Kemal Büke, Aykut Hamzagil yakın arkadaşlarımdır. Onları iyi izledim. Yurtdışına birlikte giderdik, hepsi üreticiydi, iyi gözleri vardır. Benimle dalga geçiyorlardı, “Senin üretimin yok niye geliyorsun?” diye. Ne satacağımı öğreniyorum, derdim. Koleksiyonların içinde payım hep vardı. 45 yaşıma kadar bir mezurem yokken işe başladım, bakın nereye geldim.

Talep var, bu yıl içinde 29 yeni mağaza açacağız

* 2007 yılına yönelik planlarınız neler? Kaç yeni mağaza açacaksınız?
Bugünden sene sonuna kadar 29 mağaza açacağız. Bu dizginlediğim rakam. Talep var. Hedefimiz 2011 senesinde 5 milyon adet üretime ulaşmak. Mağazacılıktan geldiğim için avantajlarım var, mağaza açmak bana zor gelmiyor. Ben mesleği dene yanıl ile öğrendim. Şimdi ben zaman zaman üniversitelere derse gidiyorum. Vakit buldukça deneyimlerimi gençlerle paylaşmak istiyorum. Türkiye’nin büyük bir potansiyelinin olduğuna inanıyorum. Hiç umutsuz değilim.

EN ZOR GÜNÜM 2001 krizi en kötü dönemdi
37 yıllık iş yaşamımda darbeler, krizler gördüm ama en kötü günleri 2001 Şubat krizi dönemimde yaşadım. Böylesini Allah kimseye göstermesin. Dibe vurdu Türkiye. Osmanlı döneminden beri biz kötü idare edildik. Çok ciddi bir eğitim kalitesi sorunumuz var. Şu, bu hükümet diyemeyiz çünkü hepsinin kötü ve ortak noktaları var. Ben pozitif bakan bir adamım, her zaman iyi olacağını söylerim. Zor günleri de bu psikolojiyle yatırım yaparak atlattım.

ETİKETLER

0