İstediğim rol gelmezse yazarım

MELİS GÜVENÇ / mguvenc@gazetevatan.com |  24 Şubat 2018 Cumartesi - 2:30 | Son Güncelleme : 24 02 2018 - 2:30

Oyuncu ve yazar Murat Tavlı dördüncü kitabı ‘Gözyaşlarım İftiharla Sunar’ ile 10 gün gibi kısa bir süre içinde yine en dikkat çeken kitaplar arasında yerini aldı. Tavlı yeni kitabını ve bilinmeyenlerini anlattı.


Oyuncu ve yazar Murat Tavlı, ‘Bu Yalnızlık Bana Fazla Bölüşelim mi?’, ‘Hanfendi Bir Bakar mısınız?’ ve ‘Kuytu’ romanlarından sonra  dördüncü kitabı ‘Gözyaşlarım İftiharla Sunar’ı okurlarının beğenisine sundu. Kısa bir süre içinde yine en dikkat çeken yazarlar arasında yerini alan Tavlı kitabında, kendi duygularından yola çıkarak okurlarına bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyor.

Oyunculuktan sonra yazarlıkta da rüştünü ispatlayan Murat Tavlı başrolünde yer aldığı Can Erik oyunuyla da izleyenlerden büyük beğeni topluyor. Oyundaki yüksek performansıyla izleyenleri kendisine hayran bırakan oyuncu, “İnsanların kafası benimle ilgili çok karışık” diyor ve ekliyor;  “Oyuna gelip beni izleyip kahkahalarla gülen biri, kitabımı okuyup ağladığında şaşırıyor. Bu adam hangisi diye soruyor ama aslında ben hepsiyim” diye anlatarak, oyunculuğuyla güldüren, yazdıklarıyla ağlatan biri olduğunu tekrar gözler önüne seriyor. Oyunculukta hiçbir kaygısının olmadığının altını çizen Tavlı, “İstediğim rol gelmezse yazarım” diyecek kadar da iddialı ve kararlı…

Yeni kitabın ‘Gözyaşlarım İftiharla Sunar’la bugünlerde nasıl bir heyecan içindesin? Nasıl bir kitap oldu?

Bu kitap benim için yeni bir heyecan, yeni bir evlat, yeni tanışma vesileleri… Kitaplarla hayatıma yeni insanlar katıyorum, daha çok büyüyoruz.  Daha önceki kitaplarım hep bir kurgu üzerineydi. Belki de daha sahtekarca yazdığım şeylerdi. Çünkü yazdığım romanlarda duygularımı ve kendimi gizledim. Ama bu kitap benim itiraflarım oldu. Bu zamana kadar yaşadığım ne kadar hayal kırıklığı, sevgi, mutluluk, yanılgı varsa hepsini okurla paylaşıyorum. Yani bu kitap başlı başına benim.

Kitabı okuyanların hakkındaki düşünceleri sence ne olacaktır?

Aslında bu kitap benim kendi itiraflarım ama hepimiz biraz sahtekar değil miyiz? Hepimiz kendimizi gizliyoruz, hepimiz kaçıyoruz, gerçekle yüzleşmekten korkuyoruz. Bu kitapla yaşadığımız ne kadar yanlış tercihler varsa onları ortaya döküyorum.

Yaptığın yanlış tercihler için “Yine olsa yine yaparım” dediğin oluyor mu?

Evet yaparım. Çünkü beni ben yapan şeyler onlar.

Hem oyuncu, hem yazar olarak iki kariyeri birden başarılı bir şekilde yürüten ve sürekli yükselişte olan birisin. Hangi kariyer senin için öncelikli?

Haz almadığım hiçbir şeyin altına imzamı atmadım. Her iki mesleğimi de çok severek yapıyorum. Oyunculuk benim 15 yıldan beri yaptığım bir iş. 13 yaşımdan beri sahneye çıkıyorum. 2014 yılından beri de kitap yazıyorum. Ama kitap yazmanın öncesinde bir tane yazmış olduğum tiyatro oyunum var. Kendimi oyuncu ve yazar olarak tanımlıyorum. Benim için önce oyunculuk sonra yazarlık geliyor. Ama ikisi birbirinden çok değerli.

Yazabildiğini ne zaman keşfettin?

13 yaşında oyunculuğa başladığımda aslında bir şeyler karalamaya da başlamıştım. Mesela evimi taşırken 13 yaşındayken yazdığım bir şeyi buldum. Kendim bile yazdığıma şaşırdım. Çünkü o yaşta bir çocuk ne yaşamış olabilir ki böyle bir şey yazsın… Yazdığım şey şuydu; “Sen gittin ben derbeder oldum. Kan revan içinde kaldım, hep beter oldum”.  O yaşlarda her ay başka birine aşık olduğum için herhalde bu duygusallığı onlar pekiştirmiş. Ama bu genetik bir miras çünkü babam da bir şeyler karalıyormuş. Anneme yazdığı mektupları bulduğumda anladım…

Yazarlar hep içe kapanık, bohem ve melodram olur gibi bir algı var. Sen de öyle misin?

Bir arkadaşım bir gün bana “Çok hüzünlü bakıyorsun” dedi.  Yazarlarda böyle bir algı var ama ben o kalıbı kırıyorum, öyle değilim. Halktan biriyim, şekilci değilim. Yazar kimliğimle de, oyunculuğumla da,özümle de ben aynı adamım.

Gerçekçi, romantik, duygusal, hassas şeyleri bir bütün olarak yazıyorsun. Kendi ikili ilişkilerinde romantikliğin ne durumda?

Hassas ve alıngan bir adamım ama bilmezler. Bilmedikleri için, anlatamadığım için zaten yazıyorum. Belki okurlarım beni anlar diyerek kendimi yazmaya verdim. İlişkilerimde maçoyum, sahipleniciyim.   İlişkide beni çıldırtan şey değersizlik hissidir. Ama aksi takdirde tabi gayet romantik olabiliyorum.

Bu kadar ince ruhlu biri aşkı nasıl yaşar?

Aşk uğruna yapabileceklerimi benim bile hayal gücüm almıyor. Aşık olacağım kadının da hayal gücü alamaz. Nasıl bir aşık olduğuma gelecek olursak, her zaman yanlış tercihlere aşık olan bir adamım. Hiçbir zaman doğru tercihlerle, doğru bir aşkı yaşayamadım. Belki de bu yüzden aşka bu kadar aşığım.  

Doğru aşktan kastın ne?

Kandırılma duygusu çok acımasız bir duygu. İnsan geriye dönüp baktığında kandırıldığını hissettiğinde gerçekten hayata dair inandıklarından vazgeçebiliyor. Ve bu vazgeçiş senelerdir verdiğin emeğin ve yaşadıklarının bir yanılgıdan ibaret olduğunu gösteriyor. İnancın kırılması çok kötü bir şey. Yoksa ayrılıklar olur, sevdalar, aşklar biter ama kitapta yazdığım gibi “Öyle bir git ki, gidişin bile onurlu olsun” denir.

Nasıl bir kadın seni etkiler hatta nasıl birine aşık olursun?

Bu konuda işim zor. Çünkü hayvan terli. Ama bunun öyle bir siparişi veya formülü yok. Absürt bir şekilde davransa da aşık olurum herhalde. Her alime bir zalim düşermiş derler ya bizimki de o hesap… Hepsi bir yana bir kadın saygı duyulması gereken, bir erkeğe her zaman bir şeyler öğretebilen,  adamın çocuğuna annelik yapabilecek, onun soy adını taşıyabilecek, erkek ne kadar yerin dibine girerse girsin o erkekle küçülmeyecek ve bir adam ona böyle hayran hayran bakıp kadınlığına aşık olduğunda, onun hayatını da sahiplenen bir kadın olmalı. Bence doğru aşk bu.

Güzellik senin için belirleyici mi?

İnsanın baktığı zaman seyrine doyamayacağı, gözüne hitap eden bir durum olmalı ama hepsinin bir sonu var. Bu yüzden her şey dış güzellik değil. Tabi sağdan, sola dönerken karşılaştığın manzaradan insan ürkmemeli. Sonuçta hayatının sonuna kadar aynı yatağı paylaşacaksın…

Bundan sonra neler yapacaksın? Planın ve programın belli mi?

Beşinci ve altıncı kitaplarımın hikayesi hazır. İkisi de roman olacak. Her hikayemde farklı bir dünya göstermek istiyorum.

Kitaplarına gelen geri dönüşten seni en çok etkileyen şey neydi?

Bu yalnızlık bana fazla ‘ kitabımı okuyan bir okurumdan gelen bir mesajla çok sarsılmıştım. Çünkü bana mesajında “İntihar etmeyi düşünüyordum. Ama kitabınızı okuduktan sonra hayata daha da sarılmaya başladım. Hayatımı siz kurtardınız” diye bir şey yazdı. Benim için bundan daha önemli ve değerli bir şey olamaz.

Oyunculuk hayatının neresinde?

Oyunculuk kalbimin yarısı, diğer yarısını da kalanlarla dolduruyorum. Ama arkadaşlığın, dostluğun olmadığı, mücadelenin çetin geçtiği bir sektördeyiz. Bu yüzden kendi değerlerini kaybetmeden var olabilme mücadelesi vermek zorundayız. O mücadeleyi vermekten korkanlar da kendi değerlerini satıp hayatta kalmaya çalışıyorlar. Aslında bakarsanız bu sektördeki hiçbir şey ekrandan göründüğü gibi değil. Mesela ben rol dahil hiçbir şey için kendimi ve değerlerimi satmam.

Sektörde yaşanan bu durumlar seni meslekten soğutuyor mu?

Aksine onları gördükçe kendimi ve işimi daha çok seviyorum. Onları görüyorum ve gördükçe “İyi ki onlar gibi değilim” diyorum.

Hiç yaptıklarımın kıymeti bilinmiyor kaygısı yaşadın mı?

Kıymetim bilinmese bu kadar üretken olmam, vazgeçerim. Ama insan kendi değerini kendi belirliyor. Muhtaçlık duygusuna sahip değilim. Bu yüzden kendi değerimi kendim belirleyebiliyorum. Yapılan bir yanlış varsa buna karşı çıkıp, düzelmiyorsa kendinize iyi bakın diyebiliyorum. Çünkü ben ilk paramı pazarda soğuk su satarak kazanmaya başladım…

Beklediğin ve oynamak istediğin bir rol var mı?

Geçmişte travmaları olan, kötü olmaktan başka şansı kalmamış sevilen ama kötü bir adamı oynamak isterim.  Şu an tiyatroda da, son dizide de komedi yaptım. Artık dram oynamak istiyorum. Ama şöyle bir avantajım var, eğer istediğim rol gelmezse istediğim rolü yazar, oynarım. Hani derler ya kötü komşu insanı ev sahibi yapar diye aynen öyle…

Oyunculuktaki iddian ne?

Yazan bir adam olduğum için senaryo analizi konusunda bir adım önde olduğumu düşünüyorum. Çünkü senaristin yazarken beklediği duyguyu anlayıp ortaya koyabiliyorum. Bu benim şansım. İddiam işimin en iyisi olmak olabilir ancak. Çünkü ben çöpçü de olsaydım o mahallenin en bilinen çöpçüsü olurdum. Çünkü kendimi yaptığım her işi sevmeye adadım.

Şöhret veya gördüğün sevgi selinden etkileniyor musunuz?

Şöyle etkiliyor; ben kimim sorusunu kendime çok sık soruyorum. Çünkü öyle bir sevgi selinden çıkıp eve geldiğinde, “Eve vardın mı?” diye soran olmayınca hangisi gerçek, hangisi yalan diyorsun. Aslında şöhret bir psikolojik travma. Ama aynı zamanda şükredilmesi gereken bir durum. Çünkü başka kimse işini iyi yapıyor diye bu kadar çok alkışlanmıyor ve en önemlisi karşılıksız bir şekilde sevilmiyor. Biz seviliyoruz ve bunun değerini bilmek gerekiyor. Bu noktada şımarmamak büyük bir erdem.

Bu işlere ilk başladığında bu kadar ilgi görmeyi bekliyor muydun yoksa sürpriz mi oldu?

Şaşırmadım diyen yalan söyler. Mesela çok uzak bir yere imza gününe gidiyorum. O gittiğim yere benden daha uzun yol kat ederek gelen kişiler var. İmzama Hindistan’dan bile gelen oldu şaşırmamak elimde değil.  Bütün hayranlarımı çok seviyorum. Onlar benimle yürümeye devam ettikçe ben onlara koşmaya devam edeceğim. Hepsiyle elimden geldiğince iletişim halinde olmaya çalışıyorum.

Hem oyunculukta hem yazarlıkta rüştünü ispatladığını düşünüyor musun?

İlk kitabımda bazı ön yargılarla karşılaştım. “Hem oyuncu, hem yakışıklı bir de üzerine kitap yazmış bir de bu taraftan yürüyeyim” diye konuştular. Ama ilk kitaptan sonra bu ön yargıları yıktım. İnsanlar ikinci kitap ne zaman geliyor diye sormaya başladı. İkinci ve üçüncü kitapta yerimi iyice sağlamlaştırdım. Bu sefer insanlar “Murat Tavlı ne yazsa okuruz” demeye başladı. Bu anlamda rüştümü ispatladım. İnsanların kafası benimle ilgili çok karışık. Oyuna gelip beni izleyip kahkahalarla gülen biri eve gidip kitabımı okuyup ağladığında şaşırıyor. Bu adam hangisi diye soruyor ama işte ben hepsiyim.

Can Erik oyunundaki yüksek performansın da büyük beğeni topluyor. Nasıl bir deneyim oluyor?

Can Erik çok büyük keyif aldığım bir rol. Tiyatroname Esatgil Oyuncuları’nın sahneye koyduğu bir oyun. Yanlış anlaşılmalar silsilesinde gelişen olaylarla ortaya çıkan bir komedi oyunu. İnteraktif eğlenceli bir oyun biz oynarken seyirciler de izlerken çok mutlu. Herkesi oyunumuza bekleriz.