İlk görüşte aşk uzun ilişkinin garantisi

ŞULE TÜRKER / suleturker34@gmail.com |  15 Nisan 2018 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 15 04 2018 - 2:30

Dünyadaki Tek “Aşk Laboratuvarı”nda çalışan Nöropsikolog Gül Yiğit çiflerle görüştüğü ilk 1.5 dakikada ilişkinin yürüyüp yürümeyeceğini belirliyor.


Nöropsikolog  Gül Yiğit, ilişki ya da evliliğinde sorunları olan çiftlere sorular yönelterek, 1.5 dakikada beraberliklerinin devam edip etmeyeceğini, birbirleri ne uygun olup olmadıklarını belirliyor. ABD’de yanında staj yaptığı, dünyanın tek Aşk Laboratuvarı’nın (The Love Lab) kurucusu, ilişki uzmanı Dr. John Gottman’dan öğrendiği ve uygulayıcı sertifikası da aldığı SPAFF metoduyla çalışan  Yiğit, bugüne kadar “Bitti” dedikleri noktada pek çok evliliği ve ilişkiyi de kurtarmış.

“Bu bir aşk pusulası” dediği kitabı Dert-i Aşk ile tanıdığım Gül Yiğit, uyguladığı tıbbi ve alternatif yöntemlerle sadece ilişkileri kurtarmıyor, kişilerin hafızalarında yer etmiş kötü sözleri ve anları siliyor, bedensel ve mental detoks ile daha mutlu, huzurlu ve sağlıklı olmalarını sağlıyor. İsviçre’de Saint Louis Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık Bölümü’nde okuyup, aynı üniversiteden klinik psikoloji yüksek lisans derecesi de alan Yiğit, Berkeley Collage’dan nöromüzik sertifikası sahibi. Kısa süre önce çıkan ve müziğin iyileştirici gücünü örneklerle aktardığı kitabı “Derde Deva”yı da okuyunca kendisini daha yakından tanımak ve tanıtmak istedim. Şu sıralar Şef Yağız İzgül ile Neuro Kitchen üzerinde seminerler ve workshoplar düzenleyen Gül Yiğit ile aşk ve ilişkilerin odağında keyifli bir Pazar söyleşisi yaptık.

En muzur hormon “Feniletilamin”

Aşık olunca vücutta ve hormonlarda birçok değişiklik oluyor. Beyinde haz, inanç ve güven hissediliyor. Aşık olunan kişiye tutku ne kadar artarsa, beyninizde haz ve heyecan duygusunu salgılamaya yarayan hormonlar, yani dopamin, noradrenalin, oksitosin ve  feniletilamin maddeleri daha çok artıyor. Dopamin beyindeki mutluluk sistemini harekete geçiriyor. Sosyalleşmeyi sağlayan bir özelliği var. Feniletilamin hormonu aşıkların ilk karşılaşmalarında salgılanıyor. “En muzur hormon” denilebilir. Bu hormon büyük miktarda salgılanınca duygusal ve fiziksel olarak çok enerjik hissederiz. Feniletilamin çikolatada bulunur, bu yüzden çikolata yediğimizde çok mutlu oluyoruz. Oksitosin, aşkta çok önemli bir hormon, beynin hipofiz arka lobunda, beynin ortasında bulunuyor. “Sarılma hormonu”, “Aşk hormonu” olarak da biliniyor. Aşıkken ellerin terlemesi, nefes alışverişinin hızlanması, tansiyonun, nabzın yükselmesinin müsebbibi!

Aşıkken günlük stres bir kenara atılıyor

Araştırmalara göre; birincisi kendimizi ödüllendirmek için aşkı kucaklıyoruz. Burada bahsettiğim ödül üreme hissi. Ve evrendeki en büyük ödül, üreme güdüsü. İkincisi, beynimiz için stres azaltan her şey ödüldür. Aşk stres azaltan en büyük ödüllerden biri. Araştırmalara göre aşk başlı başına bir stres hali, ancak aşıkken günlük stresler ikinci plana atılıyor, yerine hayatın güzel tarafları görülüyor. Beyin haz aldığı için sürekli o hissi yaşamak, aşık olmak istiyor. İlk bakışta aşkı sağlayan kimyasal karışım ise uzun beraberliğin de garantisi. İşin ilginç tarafı ise “ilk bakışta aşk” aslında sadece bir dizi kimyasal reaksiyondan ibaret. Beynimizdeki moleküller aşk ve tutkuyu yönetiyor. Nörobiyolojik bulgulardan ortaya çıkan sonuçlara göre, gözlerimizin sinir uçları, beynimizin ön korteksine bağlanıyor. Ön korteksin görevi düşünce, duygu, empati sağlamak. Gözlerin, beyin ve karar almada etkisi büyük. İki kişi göz göze geldiğinde ön korteks alanlarında sinirler harekete geçiyor ve bir bağ oluşuyor. Yani ön korteks iki kişinin birbirinden hoşlanıp hoşlanmadığını anlar, karar verir.

Ve aşkın ilk basamağı “Cazibe”dir, kalp hızlı çarpar, eller terler. İkinci aşama “Flört”te kadınlar dopamin ve oksitosin, erkekler testosteron ve vazopressin hormonları salgılar, aşk doruk noktasına çıkar. Üçüncü evre ise “Aşık olma” evresidir, tarifsiz mutluluk yaşanır. Aşık olduğunuz kişinin gerçekte kim olduğunu göremezsiniz, mantıklı düşünmeniz biyolojik olarak mümkün değildir. Halinizden de memnunsunuzdur ancak bu aşama geçicidir. Son evre “Gerçek aşk”tır. Göreceli olarak sakin, dönem yaşanır, heyecan yatışmıştır fakat gerçekte beyin taramaları farklı şeyler gösterir bize. Ayrılıklar bu evrede olur.

Aldatmanın müsebbibi de hormonlar!

Bilimsel veriler aldatmayı sadece bir beyin hastalığı değil, hormonal bir hastalık olarak tanımlıyor. Tek eşliliği sağlayan oksitosin ve vazopresin hormonları insanoğlunda genetik olarak var. Oksitosin ilk bağlanma kriterleriyle ilgili. Aldatan kişinin bağlanma kriterindeki noktayı tespit ederek, nedenini çözümlemek mümkün. Bunun sebebi doğuştan gelen genetik sağlık sorunları olabileceği gibi doğumdan sonra yaşadığı sağlık sorunları olabilir. Kulağa değişik gelebilir ama “Uzun süreli kötü beslenme aldatmayı tetikler” diyen araştırmalar var. Erkek ve kadınlarda testosteron ve kortizol hormonunun salgılanmasının aşırı artması da aldatma eğilimini tetikliyor. Bu hormonların salgılarını artıran temel faktörlerden biri stres. Aldatmaya sebep olan diğer bir faktörün ise dopamin eksikliği olduğu düşünülüyor. Sosyal faktörler de var; Maddi sorunlardan kaçma isteği, sosyal medyayı kaliteli kullanamamak, seçenek çokluğu v.b… Aldatmanın önüne geçmek için testosteron ve kortizol seviyelerinin düşürülmesi, ayrıca dopaminin de iyi salgılanması gerekiyor.

HANGİ TÜR AŞIKSINIZ?

- Mania tipi aşıklarda ihtiras, tutku ve oyun ön planda ve çok tehlikeliler.

- Eros tipi aşk türünde tutku ve romantizm ön planda.

- Ludus tarzı aşıklar genellikle özgür, bağlılık, kıskançlık duyguları az.

- Storge tipi arkadaşlığın ön planda olduğu, zaman içinde gelişen aşk.

- Agape, tutku ve arkadaşlığın bir araya geldiği aşk türü.

- Pragma tipi aşıklarda ise mantık daima ön planda.

Amigdala servis dışı kalıyor

Neofobi nedeniyle  yeni olana kaygı hissederiz ama eğer kişiyi onaylıyorsak, amigdala o kaygıyı susturuyor. Amigdalayı da güven hissi yani oksitosin hormonu bastırıyor. Ve hoşgeldiniz aşık olmanın ilk evresine giriyorsunuz. Amigdalaya dönersek, beynin korku, endişe, saldırganlık ve bazı ilkel güdüler gibi duygularını kontrol eder. Aşık insanların amigdalaları kapanır ve bu yüzden “gözü kara aşık” olurlar.” Gözü başka kimseyi görmüyor” dedikleri zaman biz buna kişinin amigdalası geçici olarak servis dışı oldu diyoruz. Oksitosin ise beynin hipofiz arka lobunda, beynin ortasında bulunur. Bu hormon “sarılma hormonu” ve “aşk” hormonu olarak bilinir. Aşık olunca bu hormonu salgılar.

Neuro Kichen çalışmaları

Hormonlarımızı nasıl beslersek, öyle hissederiz. Sonuç olarak; Mutluluğu ve huzuru satın alamasak da mutlu hissetmemizi sağlayacak besinleri satın alabiliriz. Yağız İzgül bey ile birlikte yaptığımız seanslarda, Hindistan ve Uzakdoğu’dan öğrendiğim tekniklerle daha çok mental detoks, yani zihinsel detoks dediğimiz, eğlenceli, kişisel bir yolculuğa çıkarıyoruz katılımcıları.

Yediklerimiz hislerimizi etkiler

Örneğin ne kadar hayvansal gıda tüketirsen, o kadar agresif olup baş ağrısı çekersin. Duygusal durumlara göre alınması gereken gıdalara  örnek verecek olursam;

Halsizlik hali: Havuç

Yalnızlık hissi: Biber, patates, patlıcan. Özgüven eksikliği: Kuşburnu, yeşil biber, maydanoz

Aşırı sinirlilik hali: Enginar, makarna (şekeri yoksa), fındık, fıstık . Kaygı durumu: komposto ayarında içecekler

Zinde kalmak, metabolizmayı hızlandırmak için: Limon, bal, kırmızı pul biber, toz zerdeçalı suya ekleyin. Rahat bir uyku, kaygı ve stresi azaltmak için: Lavanta esansı yatmadan evvel ve sabah kalkınca  koklayın ya da bileklerinize sürün. Beynin serotonin üretmesi için: Serotonin üretmek için iki kimyasala ihtiyacı var; Triptofan ve B6. Triptofanın serotonine dönüşmesi için B6 vitamini gerekiyor. Yeşil yapraklı sebzeler, balık, kümes hayvanları ve öğütülmemiş tahıllarda bolca B6 vitamini bulunur. B6 vitamini alınmasıyla beyinde serotonin hormonu salgılanır. Önerim kahvaltıda tahıllı gıdalar. Sabahları uyandığınızda enerji seviyenizi yükseltmek istiyorsanız, yulaf ezmesi, tahıl gevrekleri ve kepekli tahıllar, serotonin üretimine yardımcı olan gıdalar. Avokado tüketmek bu nedenle önemli.

Çiftlere yaklaşık 17 soru soruyorum

Hangi soruları soruyorsunuz ve kaç soru soruyorsunuz?

Çifte göre değişen 17 soru yöneltiyorum. Önce şikayet  lerini dinliyorum, uyuşmazlığı bildikten sonra çift olarak durumlarına uygun soruları soruyorum. Birkaç örnek verecek olursam; “Eşinizin en sevmediği huyunuz nedir  ?”, “Kavga esnasında ilk kriz kimin tarafından çıkıyor  ?”, “Krizi kim kapatıyor  ?”, “En son ne zaman   birbirinize sarıldınız  ?”, “İyi vakit geçirdiğiniz zaman dilimi nedir?  ”, “Eşinize/sevgilinize söylediğiniz en kötü kelimeler nedir?”

Çok sayıda evlilik kurtardım

Bu konuda tevazu gösteremiyorum, evet çok sayıda ilişki ve evlilik var kurtardığım. Nöropsikolog olarak batığımız zaman bu tarz metotlarla interaktif çalışabiliyoruz. Evliliğin bitmesinin temel sebeplerini biz görelim diyoruz. Çünkü çiftlerin bitmiş olarak gördüğünü, biz başka bir pencereden bitmemiş olduğunu gösterebiliyoruz.

Kitabınızda kötü anıları farklı bir teknikle hafızadan silebildiğiniz belirtiyorsunuz. Nasıl yapılıyor?

Tıbbi değil, alternatif bir teknik. Örneğin hafızasına yer etmiş eşinin söylediği bir kelimeyi, uyduruk bir lisanda söylemesini istiyorum. Önce çok geriliyorlar, zira saçmalık gibi geliyor. Bu müzikle de destekleniyor. Söylerken gülmeye başlıyor, gülünce beyin hafızadaki o kötü olayı bırakıyor.

Evliliğin geleceği anlaşılabilir mi?

Gottman Enstitüsü’nde yer alan Aşk Laboratuvarı’nda ilginç bir deneye de şahit olmuşsunuz. Evli bir çift sadece 15 dakika izlenerek evliliklerinin devam edip etmeyeceği anlaşılıyormuş…

Yanında staj yaptığım Dr. John Gottman, üniversitede kurduğu “Aşk Laboratuvarı”nda yaptığı deneyler sonucu bir teknik geliştirdi. Elektrot ve sensörler bağlanan çiftlere yapılan görüşmelerde vücutlarındaki tepkiler kaydedildi. Bu kayıtlardan elde edilen verilerle çiftlerde gözlenen duygular 20 ayrı kategoriye ayrıldı ve bu duygulara ayrı kodlar verildi. SPAFF denilen metoda göre çiftler numaralandırıldı. Kodları girenler, kadının ya da erkeğin kalbinin ne zaman hızlı attığını, vücut ısısının ne zaman yükseldiğini, ne zaman hareketlendiğini görebildi. Tüm veriler karmaşık bir formüle tabi tutuldu. Bu hesaplardan hareket ederek Dr.Gottman dikkate değer bir sonuca ulaştı; Eğer bir kadın, eşinin bir saatlik konuşmasını analiz edebilirse, çiftin 15 yıl sonra evli olup olamayacağını yüzde 95 doğruluk payıyla söyleyebileceğini kanıtladı.

SPAFF metodonu burada kullanıyorum. Buradaki temel amaç, ilişkiyi kurtarmak.