Hrant Dink davasında flaş değişiklik

AA |  19 Aralık 2016 Pazartesi - 18:43 | Son Güncelleme : 19 12 2016 - 18:50

Hrant Dink cinayeti davasının görüldüğü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Canel Rüzgar, duruşma sonunda HSYK'nın aldığı son kararla İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına atandığını ve mahkemenin diğer heyetinin başkanı Ali İhsan Horasan'ın da bu mahkemeye başkan olduğunu duyurdu


Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in 19  Ocak 2007'de öldürülmesine ilişkin 35 kişinin yargılandığı davanın 27.  duruşmasında, mahkeme heyeti başkanı Canel Rüzgar, HSYK'nın aldığı son kararla  İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına atandığını ve mahkemenin diğer  heyetinin başkanı Ali İhsan Horasan'ın da bu mahkemeye başkan olduğunu duyurdu. 
 
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden duruşmada, savunması  biten eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı tutuklu sanık Ramazan  Akyürek'in çapraz sorgusuna geçildi. Akyürek, mahkeme heyeti, savcı, sanıklar ve  taraf avukatlarının sorularını yanıtladı.
 
Üye hakimin, "Trabzon'da emniyet müdürü olduğunuz dönemde, Yardımcı  İstihbarat Elemanı (YİE) Erhan Tuncel'den gelen istihbarat doğrultusunda, Dink'in  tehdit edilmesiyle ilgili hazırlanan ve kendi imzanız bulunan F3 ve F4 raporları,  İstihbarat Dairesi Başkanlığı'na (İDB) gönderilmiş. Aldığınız bu istihbaratı  Trabzon Valiliği veya ilgili yerlerle paylaştınız mı?" diye sorduğu Akyürek,  YİE'den elde edilen bilginin farklı bir kategoride değerlendirilmesi gerektiğini  ve herhangi bir bilgi sayılamayacağını söyledi.
 
Akyürek, şöyle devam etti:
 
"Buralardan gelen bilgiler, emniyet müdürü olsun olmasın otomatik  olarak devreye giren bilgilerdir. istihbarat şubeye YİE kaynaklı bir bilgi  geldiyse, bu diğer bilgilerden daha fazla hassasiyet arz eder. Bunu  değerlendirecek yer de istihbarat şubesinin kendisidir. Ben de İstihbarat Şube  Müdürü (Engin Dinç) ile 17 Şubat tarihli F4 üst yazısını bana imzalatırken, bu  konuyu konuştum. Eskiden istihbarat şube müdürlüğü yaptığım için, birkaç ilde  uzun süre, böyle bir bilgi önemli, ilgili illere haber notu olarak göndermek  aklıma geldi benim. Engin Dinç'e, 'haber notu yapalım' dedim. Uygun olmayacağı  kanaatini müdürden aldım. Bu sebeple jandarma ve diğer birimlere haber veya bilgi  notuyla dağıtmanın uygun olmadığı kararını, istihbarat müdürü kanaatiyle aldık.  'Şu an için dağıtımının uygun olmayacağı, ancak İDB'ye yazılmasının uygun  olacağını' ifade etti. Ben de bunu olağan karşıladım. Çünkü bizim istihbarat  kaynağına bağlı bilgilerin dışarıya sızması durumunda, haber notu dağıtımı uygun  görülmemesi durumu olabilir. İstihbarat ajanlarıyla ilgili yaşadığımız acı  olaylardan endişe etmiş olabilir. Zaten bu nedenle, F4'e çevirdiklerini ifade  etti ve ayrıca İstanbul İstihbarat Şube Müdürü ile telefonda görüştüğünü de ifade  etti. 'İstanbul'a yazmamız da uygundur' dedi. Böyle hatırlıyorum konuşmalarımızı.  İstanbul'a yazılmasına da karar verdi. Ekleri incelediğimde, belgeleri görünce,  mahkeme safahatında merkez, İstanbul ve Trabzon sanki birbirlerinin üstüne suç  atar gibi tavırlar oluşuyor. Doğrusu, 'bunu böyle yapalım' deyip imzalayıp  gönderseymişim belki daha hayırlı olurmuş diye düşünüyorum."
 
"Gelen bilgiyi olduğu gibi İDB'ye gönderdim"
 
Teklifi üzerine yazının İstanbul'a da yazıldığını ve sonra bu yazıyı  soruşturma konusu oluncaya kadar görmediğini anlatan Akyürek, "Engin Dinç'in o  yazıyı F4'ten farklı gönderdiği konusuna vakıf değildim. Meclise ifade vermeye  geldiğinde Dinç'le konuştum. 'Aynı manaya geliyor başkanım' dedi. Ben de onun  gibi düşündüm. Benim bugünkü kanaatim de aynı manaya geldiği noktasında ama bugün  tartışılıyor tabii. Gelen bilgiyi olduğu gibi istihbarat dairesine imzalayıp  gönderdim il emniyet müdürü olarak." diye konuştu.
 
Mahkeme heyeti başkanı Canel Rüzgar, Akyürek'e, "Engin Dinç'in Şubat  2006'da Dink'in öldürüleceğinin net bir şekilde yazıldığı 9 no'lu raporla ilgili  bir yazı yazıp İstanbul'a gönderdiğini ve 8 Nisan 2006 tarihli 10 no'lu rapor da  bulunduğunu" hatırlatarak, "Yasin Hayal'in Dink'e karşı gerçekleştirmeyi  düşündüğü öldürme eylemiyle ilgili hala kararlılığı devam ediyor. Muhittin Zenit  de 'Hayal'in düşüncelerinde bir şey değişmediğini görmüştüm' diyor. Siz de  savcılık ifadenizde, bir soruya cevapta, bu yazıya mahsus, 'Dink'in o dönemdeki  konumunu düşünürsek ağır ve ciddi bir eylemdir' demişsiniz. Size bu 10 no'lu  rapor geldiğinde üst yazıyla İDB'ye gönderiyorsunuz. 9 no'luda Dink'in  öldürüleceği bilgisi verilmiş. 10 no'luda bu eylemden vazgeçilmediği söylenmiş.  Bu durumda Trabzon F4'ü İDB'ye gönderdi. İstanbul'a göndermesi gerekmez miydi?"  diye sordu.
 
"Zenit ile görüşsem farklı karar verebilirdim"
 
Soruya karşılık, Trabzon'un İstanbul'a gönderdiği yazıda, 'ağır ve  ciddi eylemdir' kanaatini belirttiğini kaydeden Akyürek, "8 Nisan veya 10  Nisan'da imzaladığım ikinci F4 ile ilgili İstihbarat Şube Müdürü ile yaptığım  görüşmeyi Muhittin Zenit ile yapsam, emniyet müdürü olarak farklı karar  verebilirdim. Haliyle İstihbarat Şube Müdürü ile görüşüyorum. İstihbarat  müdürümün kanaatlerine göre değerlendiriyorum. 'Yasin Hayal, futbol oynamaya  başladı, bir takımda çay ocağı çalıştırmaya başladı, eylemden vazgeçme ihtimali  beliriyor' dedi. Bu kanaatteyse tekrar gönderme ihtiyacı hissetmeyebilirim. Ama  aynı güçte devam ettiği kanaati varsa devam edebiliriz. Hiçbir bilgi gelmese bile  yine Trabzon'dan İstanbul'a yazar ama yazılmamış." ifadelerini kullandı.
 
Ramazan Akyürek, başkan Rüzgar'ın, "Bilgiyi getiren Muhittin Zenit ile  görüşmenize engel bir durum yok. 'Gelsin bir anlatsın' diyebilirdiniz.  Düşünmediniz mi bunu?" sorusunu da "Haklısınız başkanım, öyle de düşünebilirdim.  İstihbarat Şube Müdürü, anlatımlarında veya gördüğü hizmetlerinde başarılı  bulduğum bir arkadaşımdı. Anlatımları da beni yönlendirecek seviyedeydi, ilgili  birisi olarak görüyordum. Biraz ilgisini eksik görsem yardımcısıyla, büro  amiriyle falan da konuşurdum. Ona ihtiyaç hissettirmeyecek bir arzda bulundu  bana. 'Vazgeçme eğiliminde bulunduğunu' söyledi." şeklinde yanıtladı.
 
"Şube müdürüm yazsa, 'yazma' mı derim?"
 
Raporda Hayal'in cinayetten vazgeçtiğine dair bir bilgi bulunmadığını,  konunun işlendiğinin belirtildiğini hatırlatan Başkan Rüzgar'a, Akyürek, "İl  emniyet müdürü olarak zaten başka kurumun yöneticisi gibi, 'kapatın bu konuyu'  diyen bir yönetici değilim. Önüme gelen bilgiyi, İDB'ye gönderen bir yetkiliyim.  Bana gelen bilgiyi olduğu gibi ilgili makama gönderen bir yöneticiyim. O gelen  bilgilerin hepsinin altında benim imzam var. İDB'ye benim imzamla gönderilmiş.  Hrant Dink ismi geçtiğinde, 'bunu haber notu yapalım' diyen bir emniyet  müdürüyüm. Şube müdürüm yazsa, ben, 'yazma' mı derim? Zaten yazılıyor. Tekrar,  'İstanbul'a bir daha yaz' diye söylemedim istihbarat müdürüme. İkincide, bana  ifade ettiği cümlelerden sonra, 'tekrar İstanbul'a yaz' demedim, Ankara'ya  imzalayıp gönderdim." karşılığını verdi.
 
Davanın sanıklarından, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin  Cerrah'ın, "Cinayetten sonra İstanbul'a gelen Ramazan Akyürek'in kendilerine  'herhangi bir bilgi sahibi olmadığını' söylediği" şeklinde ifadesi olduğu  hatırlatılan Akyürek, "Birtakım bilgiler var, kimin gerçekleştirebileceğine  ilişkin. Bilgilerinizin İstanbul Emniyet Müdürlüğünde de olduğunu  belirtiyorsunuz. Cinayet sonrası İstanbul'a geldiğinizde yapılan toplantılar  sırasında, cinayetin nedeni, kimler tarafından işlendiği, arkasında yapı olup  olmadığına ilişkin bir değerlendirme yapıldı mı?" sorusunu da şöyle yanıtladı:
 
"Saat 14.59 da olay oldu. 15.20 civarında öğrendim konuyu, Ankara'da.  Başbakan doğrudan aradı, İstanbul'a intikal etmemi istedi. İstanbul'da vilayete  geldik, ilk toplantı valilikte oldu. Saat 19.00 civarıydı. Orada olay mahallinde  neler olduysa, nelere vakıf oldularsa, il emniyet müdürü ve ekibi, emniyetçiler  orada olayın nasıl gerçekleştirildiğine dair çok da tatmin edici olmayan, o gün,  o saat itibarıyla eldeki bilgilere göre ne varsa bilgilendirmeye çalıştılar.  Neticede benim bildiğim Yasin Hayal'in böyle bir eylem gerçekleştireceği konusu,  İstanbul'un bilmediği ,vakıf olmadığı bir bilgi değil.
 
Birçok toplantılar yapıldı. Orada da 'ne olabilir' tartışıldı. Dink  gündemindeki konularda birkaç tanesi görüşüldü. Ama kim ne söyledi diye aklımda  yok. Yasin Hayal konusunda İstanbul'un bilgisi dahilinde yaptığına dair bir bilgi  olmayınca o gündeme gelmedi orada."
 
"F4'ü imha etmek mümkün müydü?"
 
Cerrah'ın kendisinden, "İstanbul'a gönderilen, Dink'e yönelik eylemle  ilgili F4 raporunu imha etmesi" yönünde talepte bulunduğu şeklinde savunma  yaptığı hatırlatılan Akyürek'e, mahkeme heyeti başkanı Rüzgar, "Faraza söyledi  diyelim, peki bu Cerrah'ın dediği şey yapılabilir miydi? Bu nasıl  gerçekleşebilirdi? Diğer yazılar da var sonuçta." diye sordu.
 
Akyürek de "Ben bilgisayardan, teknik bölümden hiç anlamam, o  bölümlerde hiç çalışmadım. Çok anlamayabilirler o bölümlerde çalışmayanlar. Değil  elektronik ortamda bulunmayan bir yazı, bir not bile olsa asla imha etmeyeceğimi,  bütün personelim de bilir. Böyle bir teklifle ilk defa karşılaştık. Yapılır  yapılamaz, düşünmeden reddettim ama Cerrah, 'inat etme, başkanlık yapar bunu'  demişti bana. F4 İstanbul'da yok. Böyle bir kapı açıldıktan sonra zaten çığ gibi  arkası gelir bunun. Ancak o gün İstanbul'a gelen yazıyı düşünerek, belki veya  başka neleri planlayarak yaptı, ben bilmiyorum. Kimlerin ne plan içinde bizi  buralara getirip de 2 senedir cezaevinde tuttuğu anlaşılıyor bugün. Süreç bizi  cezaevinde tutuyor, yazıyı imha etmek isteyenleri dışarıda tutuyor maalesef."  değerlendirmesinde bulundu.
 
Dink davası hakimi ve polislerin dinlenilmesi
 
Üye hakimin, "Dink davasına bakan eski mahkeme başkanı Erkan Canak'ın,  İBD Başkan Yardımcısı Coşkun Çakar imzalı taleple, sanıklardan Muhittin Zenit ile  Ercan Demir'in 'de İBD başkan yardımcısı Recep Güven imzalı taleplerle, terör  örgütleri soruşturmaları çerçevesinde dinlenildiği ve bu taleplerde kendi  imzasının olmadığı" hatırlatılan Akyürek, bu dinlemelerden haberinin olup  olmadığı sorusuna, "Hayır, benim bilgim yok" yanıtını verdi.
 
Mahkeme heyeti başkanı Canel Rüzgar da Akyürek'e, "Sabri Uzun, Reşat  Altay da dinlenilmiş. Açılan bir dava kapsamında Edip Başer, Rahmi Koç, Sedat  Ergin gibi birçok insanın terör faaliyetleriyle ilişkili olarak dinlenildiği  yönünde iddialar var. Siz o dönem İDB başkanısınız. Ahmet İlhan Güler de  savunmasında, 'size hayırlı olsun dilekleri yanında artık daireyi siz  yönetirsiniz' minvalinde söz söylediğini belirtiyor. Sabri Uzun da cemaat  yapılanmasından, Coşkun Çakar ve Recep Güven'in üyeleri olduğu bir şuradan  bahsediyor. Gelinen süreçle değerlendirdiğinizde, o dönemde İDB'de farklı bir  dayanışma ve anlayışla çalışan bir yapılanma olduğunu düşünüyor muzunuz? Personel  de dinleniliyor. Farklı meslekler dinleniliyor, hakimler dinleniyor ve bunlar  sizin İDB döneminde dinleniliyor. Arkanızdan iş çevirmişler, 'bizi uyutmuşlar'  diye düşündüğünüz oluyor mu?" diye sordu.
 
Soruyu yanıtlayan Akyürek, Sabri Uzun döneminde kimlerin  dinlenildiğiyle ilgili bir müfettiş raporu ve araştırmanın henüz bulunmadığını  belirterek, şöyle konuştu:
 
"Bu benim dönemimde olmuş, ifade edilen şekliyle. Ankara 4. Ağır Ceza  Mahkemesinde davası yürüyor. İDB dinleme prosedürünü ben burada arz etmiştim. İDB  başkanına yansıyan bir durum yok, normalde. Bir dönem böyle çalışmalar olmuş.  Zaten Ankara'da dava yürütülüyor. Ben Sabri Uzun'dan devraldım personeli. O  benden devralmadı, iddia ettiği personeli. Yeni geldim ve ismi geçen personelin  atanmasına, hiçbir katkım olmadı. Dinleme kısmında da dinleme prosedürü bellidir.  İDB başkanına yansıyan bir durum yok. Ankara'daki davayla ilgili ifade  verdiğimde, orada söyledim. 'Burada yargılanan polis ve başkan yardımcısı dahil  sorulsun, şu anda Engin Dinç'e sorulsun yazılı olarak, müdürken İDB başkanıyken  kişiyle veya yerle ilgili dinleyin demiş miyim, talimatım var mı? Bana yansıyan  bir şey olmadığı için, ben herhangi bir personelimin ister müdür ister polis  memuru olsun herhangi bir yapılanmayla görmüş olsam gereğini yaparım. Dink  özelinde çalıştığım dönemle ilgili bu söylediğiniz diğer hususlar noktasında  herhangi bir illegal yapılanma asla aklıma gelmedi, bu günde aklıma gelmiyor  açıkçası."
 
"Bir yapılanma, bir dayanışma sezinlemediniz mi?"
 
Başkan Rüzgar ise Akyürek'e "Aynı zamanda diğer mahkemelerde usulsüz  dinlemelerle ilgili Selam Tevhid gibi, üst düzey bürokratların dinlenildiği,  iddianamenin bir kısmında geçen bilgiler var. Bunların hepsi göz önüne alınarak,  belli bir dönemde devletin içindeki bir yapılanma mı diyelim, bir grup,  aralarında dayanışma yapıldığına dair bir şeyler sezinlediniz mi bugün  baktığınızda veya o gün baktığınızda? Dışarıdan görüyor musunuz? Böyle davalar  açılıyor. 2010 yılından önce bu tür davalar, Türk hukuk sisteminde yoktu pek.  Ancak daha sonra tanınmış kişilerin terör örgütleri adı altında, polis amirleri,  emniyet müdürleri, Dink dosyasına bakan hakimin dinlenilmesi de garip gelmiyor  mu?" sorusunu yöneltti.
 
Ramazan Akyürek, "Bunlar doğrudur demiyorum ama bunların Dink cinayeti  davasının aydınlatılmasına katkı sağlamayacağını düşünüyorum. Ben İDB başkanlığı  dönemimde 2,5 ton civarında patlayıcı yakaladım, patlamadan. Evimin önünde de  patladı. 2,5 ton patlayıcı yakalanırken, belki on binlerce telefon dinlemiştir  istihbarat görevlisi. Büyük başarı olarak arz ediliyordu. Bugün itibarıyla 2,5  ton patlatıyorlar, değil yakalanması." dedi. Mahkeme heyeti başkanı Rüzgar da  Akyürek'i "Konu o değil" diye uyardı.
 
Daha sonra Rüzgar'ın "İhtiyaç niye hissedildi, bir grup mu var?"  sorusunu da Akyürek, "Dediğiniz konularla, gerek bizim konumuzla, gerek  personelimizle ilgili dava zaten Ankara'da görülüyor. Dinlemelerle ilgili benim  dönemimde, 'ne oluyoruz' dediğimizde, örnekler verdikten sonra, '2 bin 500 kiloyu  geçtik patlatılmadan' diyorlardı. Dink olayı meydana geldi. Daire başkanıyım. 2,5  senedir tutukluyum. Çok önemli bir şey. Üzüldüm. 3 şehidimiz oluyordu  Güneydoğu'da, çok üzülüyoruz. İstihbaratımız olsa bu şehitleri vermeyiz. Bugün  bir yerde 30-40 küsur şehitler veriyoruz. Bugün bu dinlemeyle biraz ilintili."  şeklinde cevapladı.
 
"Bu adamlar niye dinlenildi?"
 
Başkan Rüzgar'ın, "Bizim söylemek istediğimiz; diğer dosyalarda da  oluyor, 'dinlenilmiyor da şurada şu kadar patlama oluyor' deniyor. Önem arz  ettiğinden dolayı söylüyoruz. Eğer terör örgütü boyutuyla, emniyet mensubu  dinliyorsanız, o zaman bu adamın emniyette çalışması sakıncalı. Sıkıntı var,  ilişiğinin kesilmesi lazım. Kamu görevi yapması sakıncalıdır. Öyle değil mi?"  şeklinde soru yönelttiği Akyürek, "Benim ne Reşat Altay dinletilmesinde, ne  Muhittin Zenit'in ne de diğer ismini söylediğiniz kişilerin dinletilmesinde  menfaatim var. Mesela bu örgüt, şu örgüt değil de 'emniyet amiri veya polis  memuru' diye gelse ben çok anlamlı bulmam. Hiçbir faydası olmayacağı  kanaatindeyim. Pratikte faydası olmayacağını bilirim ve böyle bir karara asla  razı olmam." diye konuştu.
 
Üye hakimin, "Bizim davada da C5 adında bir yapılanmaya gidildiği  iddiaları var. Bizim dava sadece Dink cinayetinden ibaret değil. Bu kısmıyla da  değerlendirme yapmak lazım. İDB cemaatçi şurası deniliyor, Coşkun Çakar ve Recep  Güven ile ilgili. Söylenenler, cemaat şurası size anlamlı gelmiyor mu?" diye  sorduğu Akyürek, "Ben herhangi bir tarikat, cemaat, örgüt havası sezmedim.  Bugünse kararı siz verin, ben ne diyebilirim. Ben o arkadaşlarla olan  diyaloğumda, görevleri dışında herhangi bir muhattabiyet yaşamadım. C şube  müdürüne başka kişi işleriyle ilgili bir görüşme talimatım olmadı." ifadesini  kullandı.
 
Duruşma, Akyürek'in çapraz sorgusuna devam edilmek üzere yarına  ertelendi.
 
Başkan Rüzgar, son kez katıldı
 
Bu arada, duruşmayı ertelemeden önce konuşan mahkeme heyeti başkanı  Canel Rüzgar, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararıyla görev yerinin  değiştiğini belirterek, İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesine atandığını söyledi.
 
Rüzgar, kendi yerine ise İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin ikinci  heyetinin başkanı olan Ali İhsan Horasan'ın atandığını duyurdu.