Hançerenin Peşinde BİR ABDAL!

16 Şubat 2015 Pazartesi - 2:30 | Son Güncelleme : 16 02 2015 - 2:30


 
İstanbul Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından Haluk Tolga İlhan; Hançere isimli halk müziği albümünü geçtiğimiz günlerde yayınladı. Albümünün yanı sıra Hollywood’daki başarılarından sanat yaklaşımına, operacı kimliğinden eğitmenliğine ve hançerenin manasına merak ettiklerimizi sormak için kendisi ile bir araya geldik.
 
Bir opera sanatçısı olarak, halk müziğinde büyük  bir çıkış yakaladınız, Ervah-ı Ezelde albümünüz 2012 yılında en çok satan albümler arasındaydı. Aynı zamanda şampiyonlukları olan başarılı bir tekvandocusunuz. Bu kadar çok özelliği barındırmanıza rağmen, neden medyatik değilsiniz? 
 
Bu durum esasında sizin neyi talep ettiğiniz ile ilgili. Eğer çok daha fazla görünür olmak, popüler olmak gibi bir gayem olsaydı, sektörün talep ettiği, görmekten zevk aldığı bir alanda, pop müzikte ya da rock müzik alanında kendimi geliştirirdim. Sansasyonel yaratarak gündeme gelmek çok kolay, fakat yaptığım hiçbir işte daha çok ekranlarda yer alma, şöhret sahibi olma gibi bir motivasyonum olmadı. Saydığınız özellikler de, yıllar içerisinde yaşamımın doğal bir süreci olarak gelişti. 
 
Fakat Ervah-ı Ezelde adlı sizin seslendirdiğiniz türkü sosyal medyada milyonlarca kişi tarafından görüntülendi, ne düşünüyorsunuz?
 
Önemli olan da buydu bana göre. Ervah-ı Ezelde içeriği gereği, üzerinde taşıdığı tüm anonim değerlerle beraber düşünüldüğünde popüler piyasa kültürüne hizmet edecek bir eser değildi, buna rağmen milyonlarca kişinin dinlemeyi talep etmesi, bu eserle arasında bir bağ kurması çok önemliydi. Bunu da başarabildiğim için çok mutluyum. Bizden sonra da herkes Ervah-ı Ezelde’yi söyledi. Bir akım yarattı sanıyorum.
 
 
2012 yılından bu yana sürdüğünüz “Abdal” projeniz de tamamen bu eser üzerine kuruldu, sanıyorum herkes sizin sesinizden bu türküyü çok sevdi ve diğer albümler de bu ışıltıdan nasibini aldı.
 
Tam olarak öyle oldu, çok güzel özetlediniz. Tabii bu daha iyisini yapmamayı gerektirmiyor o nedenle, gece gündüz aklım yeni projelerde. Kitlelerin, popüler olma gayesi ile içi boşaltılan sanat kavramını ayırt edebilecekleri ürünler, çalışmalar sunmak çok mutlu ediyor. Bu konuda mütevazı olamayacağım. Çünkü gerçekten çok ama çok çalışıyorum. Bu da karşılığını buluyor.
 
Hollywood’da en iyi tenor ödülü aldınız, başarılı bir opera sanatçısı olduğunuz gerçek. Neden operada değil de halk müziğinde yoğunlaştınız?
 
Mesleğimi çok seviyorum, her zaman, her temsile çıktığımda büyük zevk alıyorum. Ancak ülkemizde sanat anlayışı ne yazık ki bürokrasiyle şekilleniyor. Çok yetenekli olmanız her zam an sizi taşıyamıyor. B ürokrasi ile uyumlu, sessiz, sakin, duya sabuna dokunmayan bir yapınızın olması, çok daha avantaj sağlıyor. Örneğin Hollywood’daki başarım ile ilgili  ana akım medyada bir haber görmedik, çekim alanı yaratmak için başka donelere ihtiyaç duyuluyor demek ki.
 
 Yeni albümünüz Hançer’in anlamı nedir? Neden albümünüzün adı oldu?
 
Hançere, yayınlanmamış bir albümümle birlikte, dördüncü albümüm oluyor. Kendimi en iyi ifade edebildiğim, önceki çalışmalarımdaki eksiklerle, fazlalarla yüzleşerek, içime sinerek yayınladığım bir albüm oldu diyebilirim. Hançere ismi aynı zamanda albümün temasını yansıtıyor. 
 
Kelime anlamı ile gırtlak demek. Albümdeki çabamız da her türkünün, söyleyen kişiyi yönlendiren, kendi içinde barındırdığı duygusu, tarihi alt yapısı, kültür zemini üzerineydi. 
 
Toplumda “türkücü “ algısı ve “halk müziği sanatçısı” olmak arasında fark olduğunu düşünüyor musunuz? Kendisini hangisi kategoride görüyorsunuz?
 
Kelime anlamı ile itibari ile “türkücü” başlı başına yanlış bir ifade. İçinde nedense bir küçükseme barındırıyor gibi geliyor. “Halk müziği sanatçısı”nın daha saygınlık barındıran bir olgu olduğu görünüyor. Bana göre işini ciddi yapanla yapmayan ayrımı var. Ses kapasitesi yetersiz, kültürel ve tarihi bilinci olmadan türküleri söyleyip, bunu da insanlara dinlete dinlete insanlar kötüyü beğenmeye zorlandı. Böyle düşünüyorum. Müzik, sanat, türküler kimsenin kendine kimlik edinmek için kullanacağı bir araç değil bana göre. Kendimi de konumlandırmıyorum, buna dinleyenler karar versin diyeyim.
 
 
TÜRKÜ DOĞRU VE GÜÇLÜ SESLE GÜZELLEŞEBİLİR...
 
Sizin dışınızda da opera sanatçısı olup halk müziği albümü yayınlamış birçok sanatçı var. Ancak hem yurt içinde hem yurt dışında çok fazla konserleriniz oluyor. Albümünüz en çok satış yapan halk müziği albümleri arasında.  Bu anlamda diğerlerine göre nasıl bir fark yarattığınızı düşünüyorsunuz?
 
Kısaca özgünlük katamamak. Geçmişte Ruhi Su, Sümeyra Çakır gibi isimler işlerini çok iyi yaptılar, ciddiye aldılar. Bu isimlerin taklidini halk benimsemiyor, onlar zaten kalıcı yerlerini hepimizin gönlünde, bilincinde aldılar. Tabii operacılar da pozitivist yaklaşım çok yaygın, türkü doğru ve güçlü sesle güzelleşebilir; fakat doğru sesi çıkaracağım diye de türkünün kendine has özelliklerini geri planda bırakırsanız, insanlar da dinlemek istemiyor.
 
Son olarak, sahip olduğunuz birikimi aktarıyor musunuz, birilerini yetiştiriyor musunuz?
 
Yetiştirmek demeyelim de, bildiklerimi paylaşmak manasında, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nde şan dersleri veriyorum, her dönem yoğun bir katılım ile dönemi tamamlıyoruz. Bunun dışında Öteki Sesler Korosu diye oluşum var, işçilerden, emekçilerden oluşan bir koro. Düzenli olarak toplanıp, çalışıyoruz, konserlerimiz oluyor. Bundan da çok zevk alıyorum; çünkü profesyonellik zaman zaman duygu kaybı yaşanıyor, amatör ruhu her zaman taze tutmalısınız.

ETİKETLER