Gazetevatan.com » Yazarlar » Amy’i ne öldürdü?

Amy’i ne öldürdü?

20 Mart 2016 Pazar


Sanırım bazı solist ve grupların çok kısa kariyerlerinde neden efsane oldukları ile ilgili ön yargısız düşünmekte fayda var. Yeni neslin kolay hatırlayabileceği iki örnek: Kurt Cobain (Nirvana) ve Amy Winehouse.
 
 
3 albümle Nirvana ve 2 albümle Amy Winehouse neden bu kadar büyük bir iz bıraktı müzik tarihine? Müzikal olarak incelemenin dışında bence en büyük cevabı, o kadar vurdumduymaz bir farkları vardı ki, şok ettiler herkesi. Nirvana’nın aynı akorlar üzerine giden dev şarkıları, Amy’nin küçük yaşlarda yapabildiği emprovizasyonlar. Asif Kapadia’nın çektiği Amy’yi izledim geçen günlerde. Ne yalan söyleyeyim, bu satırlardaki gücü o belgeselden sonra bulabildiğimi fark ettim. Çünkü benim de kafamda soru işaretleri vardı.
 
Neydi bu “Amy” çılgınlığı diye. Şu da bir gerçek ki, soul ve caz benim ilgi alanımın kapısını ara sıra çalar. Miles Davis, Ray Charles, Erik Truffaz’dan öte değildir ilgim alakam. O yüzden de Amy’nin dehasını hemen görememiş olabilirim. Fakat filmi izledikçe, onun şarkılarını nasıl yaptığını gördükçe şaşkınlığımı gizleyemedim. Gitarla vurduğu aksak akorların üzerine bambaşka köşelerle oturttuğu vokalleri o yaşta birisi için “uzaylı” yardımıyla yapılabilecek bir şarkı söyleme tekniğiydi. Zaten herkesin sorusu şuydu, “Bu kız 17 yaşında böyleyse 27 yaşında ne olur.” Ama kimse bu sorunun cevabının “Ne yazık ki öldü” olacağını bekleyemezdi.
 
Hızlı şöhretin getirdiği popülerlik Amy’nin açıkçası beklemediği ve de istemediği bir şeydi. Bir rock grubunun aksine turneye çıkmak istemiyordu. Kendiyle olmak, şarkılar yazmak, stüdyoya girmek ve bağımlısı olduğu alışkanlıklarına devam etmek. Nişanlısı da pek yardımcı olmuyordu ona. Daha sonra menajerinin resti ve arkadaşlarının onu terk etmesiyle toparlanmaya başladı.
 
İdolü Tony Bennett ile yaptığı düet sırasında gayet mutlu ve sağlıklıydı. Bennet ona “Kendini kaybetme, çok önemlisin” demişti. Her şey güzel gidecekken anlaşmaları gereği yapmak zorunda olduğu dev turne başladı. O kadar çıkmak istemiyordu ki, terketmeye başladığı maddelere tekrar yüklenerek kendini konsere çıkamayacak hale soktu. Belgrad sahnesinde ayakta duramıyordu. Yüzbinlerin ıslığı çarpıyordu enstrümanların tellerine. Onu o halde o sahneye nasıl yolladı menajeri, hala inanamıyorum… Ve daha sonra gelen sonsuz uyku.
 
Tony Bennet belgeselin bir yerinde şöyle diyordu, “Hiçbir caz sanatçısı elli bin kişinin önünde çalmak istemez ki!"