Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın açıkladı: Siyanürle ilgili flaş gelişme

19 Kasım 2019 Salı - 18:58 | Son Güncelleme : 19 11 2019 - 22:13

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, yaptığı açıklamada siyanür satışına ilişkin "Erişimin, satışın kontrol altına alınması, ayrıca bir takip sisteminin kurulmasına dönük çalışma yapılacak." ifadelerini kullandı


Kalın, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında  Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde yapılan  Kabine Toplantısı devam ederken  açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın takdim konuşmasında ABD ziyaretine ilişkin  değerlendirme yaptığını söyleyen Kalın, toplantıda ayrıca TBMM'de devam eden  bütçe görüşmelerinin ele alındığını, Suriye, güvenlik, terörle mücadele, Güvenli  Bölgesinin kurulması, mültecilerin yerlerine geri gönderilmesi, İdlib'deki  gelişmeler ile yaklaşan NATO Zirvesi'nin de gündemde yer aldığını belirtti.
 
Toplantıda, güvenlikle ilgili İçişleri, Dışişleri, Milli Savunma  Bakanlıkları ile MİT Başkanlığının sunum yaptığını aktaran Kalın, Ticaret  Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığının da sunumları olduğunu dile getirdi.
 
ABD ziyareti
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, ABD ziyaretine ilişkin değerlendirmelerde  bulunan Kalın, "Ziyaretin bizim açımızdan başarıyla neticelendiğini ifade etmek  isteriz çünkü bu vesileyle Cumhurbaşkanımız Türkiye'nin tezlerini açık, net bir  şekilde ortaya koymuştur ve oradan çıkan tablo Türkiye olmadan Suriye'de ve  bölgede oyun kurmanın mümkün olmadığı, olmayacağı gerçeğidir." diye konuştu.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı  görüşmede ikili konuların etraflı bir şekilde ele alındığına değinen Kalın,  "S-400 konusundan F-35'lere, Patriotlar meselesinden savunma sanayisinde iş  birliğine, Kongre'deki siyasi gündemden 100 milyar dolarlık ticaret hacmine kadar  geniş yelpazede bu konular etraflı bir şekilde, açık ve samimi bir biçimde bu  görüşmelerde ele alınmıştır." bilgisini paylaştı.
 
Erdoğan'ın 5 senatörle yaptığı görüşmede de Türkiye'nin tezleri,  pozisyonu, endişeleri, güvenlik kaygıları ve beklentilerinin açık ve net bir  şekilde ifade edildiğini vurgulayan Kalın, "Dolayısıyla ziyaret öncesinde işte  'radikal bir kopuş olacak, kriz olacak' beklentilerini boşa çıkartan bir tablonun  ortaya çıktığını söyleyebiliriz." ifadesini kullandı.
 
Türkiye'nin hem ABD hem de diğer ülkelerle ilişkilerinin temel  prensibinin belli olduğuna dikkati çeken Kalın, "Egemenlik hakları çerçevesinde  eşit aktör ilişkisini esas alan bir ilişki söz konusudur. Burada karşılıklı  çıkarların korunması ve karşılıklı saygıyı esas alan bir ilişki modelitesi bizim  sadece Amerika Birleşik Devletleri ile değil dünyanın diğer ülkeleriyle de dış  politikadaki ilişkilerimizin temel prensibini oluşturmaktadır."  değerlendirmesinde bulundu.
 
Bu hususun altını özellikle çizmek istediğini belirten Kalın,  sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Zaman zaman bununla ilgili birtakım spekülasyonlar yapılıyor.  Türkiye'nin özellikle Barış Pınarı Harekatı ile elde ettiği başarıyı gölgelemeye  dönük birtakım dezenformasyon faaliyetlerinin, çarpıtma çabalarının hala devam  ettiğini de maalesef üzüntüyle izliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi imkan ve  kabiliyetleriyle gerçekleştirdiği bu harekat bizim yakın tarihimizin en önemli  hadiselerinden bir tanesidir. İleride inşallah bugünler yazıldığı zaman  tarihçiler bu harekat sayesinde ve bundan önce yapılan Fırat Kalkanı ve Zeytin  Dalı Harekatlarıyla Suriye'nin kuzeyinde ve sınırımızın güneyinde kurulmak  istenen terör koridoruna ve terör devletine çok ciddi bir darbe vurulduğunu  mutlaka yazacaklardır. Dolayısıyla burada bu harekatın başarısını ve sonrasında  elde ettiğimiz stratejik mevzileri gölgeleyecek spekülasyonlardan uzak durulması  gerekiyor. Amerika ziyareti de Sayın Cumhurbaşkanımızın bu tespitleri ve bu  kazanımları da teyit eden bir netice doğurmuş ve tabloda bu şekilde ilerlemeye  devam etmektedir."
 
NATO Zirvesi
 
Kalın, 3-4 Aralık'ta Londra'da NATO zirvesi gerçekleştirileceğini ve  Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu zirveye katılacağını hatırlatarak, şöyle devam etti:
 
"Burada özellikle NATO ile ilgili birçok tartışmaların yapıldığı,  NATO'nun beyin ölümünün gerçekleştiği, ittifakın çatırdamaya başladığı,  müttefiklerin birbirleriyle uyum içinde hareket etmediği, külfet paylaşımının  yapılmadığı şeklinde bir takım tespitlerin, değerlendirmelerin, şikayetlerin  hatta suçlamaların olduğu bir ortamda Sayın Cumhurbaşkanımız da NATO Zirvesi'ne  ciddi bir hazırlık yaparak gidecek ve burada NATO'nun misyonu, vizyonu, 21'inci  yüzyıldaki konumu, bundan sonraki faaliyetleri, tehdit algısı ile ilgili önemli  mesajlar verecekler."
 
Konuya ilişkin hazırlıkların başladığını aktaran Kalın, şunları  kaydetti:
 
"Türkiye NATO'nun güçlü önemli bir müttefiki olarak ittifakın temel  prensiplerine bağlıdır. Fakat bizim bunun ötesinde NATO'nun 21'inci yüzyıldaki  konumu, pozisyonu, öncelikleri konularında da bir zihni berraklık içerisinde  olmamız gerekiyor. Yakın dönemde özellikle bu konuda bir karışıklığın olduğunu,  karmaşıklığın olduğunu hepimiz görüyoruz. Yapılan açıklamalar da bu karışık  tabloyu daha da karmaşık hale getiriyor. Bu zirvenin NATO'nun geleceğine ilişkin  daha belirgin, daha berrak, daha aydınlık bir tablonun ortaya çıkmasına vesile  olacağını biz ümit ediyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu çerçevede  hazırlıklarını yürütmekte."
 
İbrahim Kalın, NATO zirvesi marjında Türkiye, Fransa, Almanya ve  İngiltere liderlerinin katılımıyla Dörtlü Zirve yapılacağına da işaret etti.
 
Zirvenin ön hazırlık toplantısını İstanbul'da yaptıklarını hatırlatan  Kalın, "O zirvede de hem bu ülkelerle ikili ilişkilerimizi hem Türkiye'nin genel  olarak Avrupa coğrafyasıyla olan ilişkisini hem de Suriye, terörle mücadele,  Irak, İran ve diğer konuları Libya da dahil olmak üzere ele almayı planlıyoruz.  Avrupalı mevkidaşlarımızın önerisi bu zirvenin sadece bir defalığına değil daha  düzenli bir şekilde yapılması yönünde. Bunu tabii liderler de kendi aralarında  görüşerek bir karara bağlayacaklar ama prensipte böyle bir platformun etkin bir  şekilde kullanılmasının biz de iyi olacağı kanaatindeyiz." değerlendirmesinde  bulundu.
 
Suriye meselesi
 
Kalın, Barış Pınarı Harekatı'nda Türkiye'nin askeri birliklerinin ve  Türkiye'nin desteğiyle ve kontrolüyle ilerleyen Suriye Milli Ordusu unsurlarının  Tel Abyad, Rasulayn, diğer bölgelerde güvenlik ve istikrar çalışmalarına devam  ettiğini, insani yardımları da muhtaçlara ilettiğini ifade etti.
 
Sahada birçok zorluğun olduğunu bildiren Kalın, şu bilgileri verdi:
 
"Zaman zaman tahriklerin ve tacizlerin olduğunu hep birlikte  görüyoruz. Burada tabii biz hem 17 Ekim anlaşmasının muhatabı olan Amerika  Birleşik Devletleri'ne hem de 22 Ekim Soçi Anlaşmasının muhatabı olan Rusya  Federasyonu'na bu anlaşmaların gereğini yerine getirmeleri çağrımızı yineliyoruz.  Çünkü burada barış ve istikrarın sağlanması herkesin faydasına olacaktır. Terör  unsurlarının yaptığı intihar saldırılarının, taciz atışlarının, özellikle  sivillere yönelik baskılarının kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur. Bunları  durdurmak Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri tarafının tasarrufundadır,  mesuliyetindedir."
 
İlgili kurumların Suriye'nin farklı yerlerine insani yardımları  ulaştırdıklarını anlatan İbrahim Kalın, "Harekat başlamadan önce ve harekat  esnasında dile getirilen oradaki azınlıkların, Kürtlerin, dini azınlıkların,  Hristiyanların hedef alınacağı şeklindeki kehanetlerinin hiçbirisinin doğru  olmadığı açık ve net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Daha önce de zaten bizim hem  Zeytin Dalı Harekatı'nda hem Fırat Kalkanı harekatında geçmişte yaptıklarımız son  derece açık ve nettir, özellikle insani yardımlar ve insani konularda  askerlerimizin ne kadar hassas olduğu görülmüştür. Hamdolsun Barış Pınarı  Harekatı'nda da aynı tablo açık ve net bir şekilde iftihar duyacağımız bir  şekilde ortaya çıkmıştır." diye konuştu.
 
İdlib'deki durum
 
İdlib'deki durumun hassasiyetini koruduğunu ve Rus makamlarıyla bu  konudaki görüşmelerin devam ettiğini aktaran Kalın, "Burada yine Rus makamlarının  üzerine ciddi bir mesuliyet, sorumluluk düştüğünü ifade etmek isterim. Çünkü  orada İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi çerçevesinde yaptığımız anlaşma hala  bakidir ve mevcut statükonun korunması İdlib'de yeni bir insani krizin  yaşanmasının önlenmesi açısından büyük önem arz etmektedir." dedi.
 
Türkiye'nin bölgede 12 askeri gözlem noktası bulunduğunun altını çizen  Kalın, şunları söyledi:
 
"Bunların güvenliği açısından da bu 12 askeri gözlem noktasının  koruduğu sivillerin yaşam haklarının muhafaza edilmesi açısından da Rejim'in  tahriklerinin ve tacizlerinin mutlaka engellenmesi gerekiyor. Bu konuda Rusya  tarafına da bir sorumluluk düştüğünü özellikle ifade etmek istiyorum aksi halde  orada yeni bir kaos, yeni bir göç dalgası yeni bir insani kriz, yeni bir insani  dram anlamına gelecektir. Umarız bu konuda da Rus mevkidaşlarımız gerekli  çalışmaları vakit kaybetmeden hızlı bir şekilde yaparlar. Şunun altını özellikle  çizmek istiyorum, biz İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi Mutabakatına bağlıyız  bunun gereklerini yerine getiriyoruz. Oradaki askeri gözlem noktalarımızla ilgili  de herhangi bir değişiklik söz konusu değildir."

Barış Pınarı Harekatı'nın yanı sıra eş zamanlı olarak Irak'ta Pençe  Harekatı'nın üçüncüsünün ve Kıran Harekatı'nın devam ettiğini anımsatan Kalın,  "Türkiye'nin askeri kabiliyetler açısından baktığınızda geçtiğimiz 3-4 aylık süre  içerisinde aynı anda Irak'ta, Suriye'de ve Türkiye Cumhuriyeti topraklarında  birbiriyle koordineli ama farklı üç büyük operasyonun yapılmakta olduğunu  hatırlamakta fayda var." diye konuştu.

 
Zaman zaman Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) askeri imkan ve  kabiliyetleriyle ilgili spekülasyonların yapıldığını, terörle mücadelede etkin  netice alınamadığını söyleyenlerin bulunduğunu belirten İbrahim Kalın, şunları  kaydetti:
 
"Bu tabloya baktığınız zaman PKK terör örgütüne karşı onun Suriye'deki  uzantılarına karşı DEAŞ terör örgütüne karşı onun farklı yerlerdeki uzantılarına  karşı hamdolsun çok ciddi neticelerin alındığını artık görmekteyiz. Bu konuda  Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ilgili kurumlarımız, İçişleri Bakanlığımız,  Milli Savunma Bakanlığımız, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığımız, polisimiz  ve askerimiz tam bir uyum içerisinde iyi bir çalışma yürütüyorlar. Onun  neticelerini de hamdolsun sahada görüyoruz."
 
DEAŞ'la mücadele
 
Bütün bu süreç yaşanırken DEAŞ'la mücadelede hiçbir aksaklık olmaması  için de ellerinden geleni, yapılan anlaşmalar çerçevesinde ve sorumluluklarını  yerine getirdiklerini bildiren Kalın, şöyle devam etti:
 
"Türkiye'nin DEAŞ'la mücadelesindeki karnesi son derece net açık. Onu  tekrar etmek istemiyorum ama özellikle Rasulayn ve Tel Abyad'da Amerikalılarla  yaptığımız 17 Ekim Anlaşması'ndan sonra DEAŞ'lıların serbest bırakılması sürecini  hatırlayacak olursak YPG'nin planının ne oldu çok açık bir şekilde ortaya  çıkmaktadır. Aslında YPG, DEAŞ'ın geri gelmesini istiyor, DEAŞ'ın sona ermesini  istemiyor. Çünkü bunu kendini meşrulaştıracağı bir araç olarak kullanmak istiyor.  Kendisinin terör örgütü kimliğini gizleyip bunu Batı dünyasına satabilmek için de  DEAŞ tehdidinin devam etmesi gerektiğini gayet iyi biliyor.
 
Dolayısıyla 'DEAŞ tehdidi geri geliyor, DEAŞ canlanıyor' gibi  söylemler gündeme geldiğinde bunların kimler tarafından, nerede, sahada ve bunun  Batı'daki yansımalarından ne şekilde koordine edildiğine de dikkatle, yakından  bakmak gerekiyor. Terör örgütünün son tahlilde DEAŞ ile mücadele gibi bir  önceliği yok. Onların önceliği işgal ettikleri Suriye topraklarında ve diğer  bölgelerde devletimsi bir yapı ya da otonom bir yapı kurmaya çalışmak ama biz  Suriye'nin toprak bütünlüğü çerçevesinde ve devam eden siyasi süreci bağlamında  da buna müsaade etmeyeceğimizi ifade ettik."
 
Suriye'de bir seçim yapılması süreci gündeme gelecek
 
İbrahim Kalın, Suriye'de Anayasa Komitesi'nin çalışmalarına  başlandığını, ikinci toplantısını da kasım ayının sonunda yapılacağını  hatırlatarak, buradan çıkacak neticelerin siyasi sürecin ilerletilmesi açısından  büyük önem arz ettiğini vurguladı.
 
Anayasa'nın değiştirilmesi ya da yeni bir Anayasa yapılması konusunda  anlaşıldıktan sonra Suriye'de bir seçim yapılması sürecinin gündeme geleceğine  işaret eden Kalın, "Birleşmiş Milletler (BM) kararı çerçevesinde de bildiğiniz  gibi Anayasa Komisyonu çalışmalarını tamamlaması ve ardından seçimler yapılması,  Suriye'deki siyasi sürecin ilerletilmesi açısından hayati öneme sahip." ifadesini  kullandı.
 
Türkiye'nin yaklaşımının uluslararası toplumla birlikte Suriye içinde  ve dışındaki bütün Suriyelilerin bu seçimlerde oy kullanmasının sağlanması ve  seçimlerin uluslararası gözlemciler nezdinde yapılması olduğunu anımsatan Kalın,  "Burada BM ve diğer ülkelerin kolaylaştırıcı bir rol oynaması da büyük önem arz  ediyor. Böylece hem Esed rejiminin geleceğiyle ilgili hem de Suriye halkının  iradesinin sandığa yansıması noktasında önemli bir aşamaya da ulaşma imkanımız  olsun istiyoruz." dedi.
 
İbrahim Kalın, şunları kaydetti:
 
"Amerika Birleşik Devletleri'nin, İsrail'in Batı Şeria'daki  'yerleşimci' diye ifade edilen yerlerin uluslararası hukuka aykırı olmadığı  şeklindeki açıklaması. Bu son derece talihsiz, uluslararası hukuku yok sayan  Filistinlilerin hakkını, hukukunu ayaklar altına alan bu açıklamayı  reddettiğimizi ve kınadığımızı ifade etmek istiyorum. Burada bir kelime oyunu  oynandığını da özellikle sizlerin ve kamuoyunun dikkatine getirmek istiyorum.  İngilizcede 'settlement' diye ifade edilen, Türkçe'ye de 'yerleşimci' diye  tercüme ettiğimiz bu yerler yerleşimci falan değildir bildiğiniz düpedüz  işgalcilerdir. İşgal altındaki Filistin topraklarında Filistinlilerin zeytin  bağlarını, evlerini, tarihi mekanlarını ve bahçelerini işgal eden kişilerin  kurduğu yerlerdir buralar. Dolayısıyla yerleşimciler, 'uluslararası hukuka aykırı  değildir' ifadesi, 'işgal uluslararası hukuka aykırı değildir' demekle eş  anlamlıdır.
 
Bunun adı işgaldir, bu işgali meşrulaştırma çabasıdır. Biz nasıl  Filistin topraklarının tamamının işgaline karşı ise bu konuda alınmış onlarca BM  kararı ve Güvenlik Konseyi kararı bulunmaktadır. Aynı şekilde Batı Şeria'da,  Kudüs'te, Gazze'de veya başka bir yerde Filistin topraklarını işgal edilmesi  hiçbir şekilde kabul etmediğimizi ve Filistin halkı özgürleşene kadar, iki  devletli çözüm hayata geçirilene kadarda Filistin halkının haklı ve meşru  davasında onların yanında olacağımızı ifade etmek istiyorum."
 
ABD'nin Kudüs kararı
 
Özellikle Kudüs ile ilgili ABD yönetiminin aldığı kararın,  büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşımasının ardından yaşanan gerilimleri  hatırlatan Kalın, ardından gelen önemli bir hukuk ihlalinin de Golan Tepeleri'yle  ilgili olduğunu bildirdi.
 
Bir başka ülkenin topraklarını adeta İsrail'inmiş gibi takdim eden  yaklaşımın ne kadar büyük sorunlar yarattığının görüldüğünü vurgulayan Kalın,  "Şimdi üçüncü olarak bu konunun bu şekilde gündeme getirilmesinin barış ve  istikrara, özellikle Orta Doğu barışına hiçbir katkı sağlamayacağını tekraren  ifade etmek istiyoruz. Bu kararı kınadığımızı, reddettiğimizi de tekrar vurgulu  bir şekilde ifade etmek istiyorum." dedi.
 
Ahıska Türkleri'nin sürgününün 75'inci yılı
 
Bu yıl Ahıska Türkleri'nin sürgününün 75'inci yılı olduğunu hatırlatan  İbrahim Kalın, "14 Kasım 1944 tarihinde bildiğiniz gibi Ahıska Türkleri  yaşadıkları bölgelerden, Ahıska bölgesinden büyük bir sürgüne maruz kaldılar.  Burada 100 bini aşkın Ahıska Türk'ü, asırlardır yaşadığı topraklardan uzaklaşmak  ve sürgün acılarını yaşamak zorunda kaldılar. O dönemde Sovyetler Birliği'nin  uzak coğrafyalarına atıldılar sürgünün gayri insani sonuçları nesiller boyunca  Ahıska Türkü kardeşlerimiz tarafından da  yaşanmaya devam etti." ifadelerini  kullandı.
 
Dünyanın 9 farklı ülkesinde 500 binden fazla Ahıska Türk'ünün dağınık  bir şekilde yaşadığına değinen Kalın, şöyle devam etti:
 
"Bizim yaklaşık 20 yıldır devam ettirdiğimiz bir çalışma var. Türkiye  Cumhuriyeti Devleti olarak Ahıska Türklerinin tekrar kendi tarihi yurtlarına geri  dönmesiyle ilgili. Kısmi başarı elde ettiğimiz ama maalesef sorunun büyük bir  şekilde ortada durduğu alanlardan birisi bu konuda maalesef özellikle AGİT  bünyesinde yürütülen çalışmalar. Kısmi bir katkı sağladı fakat biz özellikle bu  sürgünün 75'inci yıl dönümünde Ahıska Türk'ü kardeşlerimizin bulundukları  yerlerde güven, barış, huzur ve refah içinde yaşamaları için elimizden geleni  yapmaya devam edeceğiz.
 
Ahıska Türklerini tanıyanlar bilirler onlar vatanperver, çalışkan  insanlardır ve bulundukları her yeri abad etmiş insanlardır. İster Kazakistan'da,  ister Kırgızistan'da, Gürcistan'da, Türkiye'de, ABD'de. Nerede olurlarsa olsunlar  gittikleri yerlerde hep olumlu etkiler bırakmış kolektif bir şekilde iyinin,  doğrunun ve güzelin yanında olmuş insanlar. Sürgünün 75'inci yıl dönümünde  Cumhurbaşkanımız adına da ben onların hüzünlerini, acılarını paylaştığımızı  tekrar ifade etmek istiyorum."
 
Cumhurbaşkanlığı Kongre Merkezi'nde 10 Aralık'ta sürgünün 75'nci yıl  dönümü ile ilgili bir program düzenleyeceklerini açıklayan İbrahim Kalın, "Ahıska  Türklerini, yaşadıkları acıları hep birlikte anma imkanımız olacak." dedi.
 
Kalın, hayatını kaybeden tiyatro sanatçısı Yıldız Kenter'e de  Allah'tan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diledi.
 
Bir gazetecinin, ABD'de gündeme gelen iki ülke arasında oluşan  mekanizmaya ilişkin bir çalışma takviminin belli olup olmadığı sorusu üzerine  Kalın, bununla ilgili bir görevlendirme olduğunu, kendisi ve mevkidaşı ABD Ulusal  Güvenlik Danışmanı Büyükelçi Robert O'Brien arasında bir çalışma yapılması  yönünde kendilerine talimat verildiğini söyledi.
 
"İlk önemli buluşmamız 3- 4 Aralık'ta Londra'daki NATO Zirvesi"
 
Bu çalışmanın Türkiye tarafında başladığını anlatan Kalın, şöyle  konuştu:
 
"Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Başkanlığı, Dışişleri  Bakanlığımız, İstihbarat Teşkilatımız ve Cumhurbaşkanlığımız olarak bu çalışmayı  başlattık. Bir noktaya gelince bunu tabii ki Amerikalı muhataplarımızla  paylaşacağız. Tabii ilk önemli buluşmamız 3-4 Aralık'ta Londra'da yapılacak NATO  Zirvesi. Orada bir araya gelmeyi planlıyoruz. Yani ben de mevkidaşımla bir araya  geleceğim, bakanlarımız da kendi mevkidaşlarıyla, işte belki heyetler olarak da  bir araya geleceğiz."
 
"S-400, F-35 programına varoluşsal tehdit oluşturan bir mesele  değil"
 
Bunun orada biraz daha netleşeceğini ancak NATO Zirvesi sırasında da  bir görüşme yapacaklarını vurgulayan Kalın, şöyle devam etti:
 
"Biz tekliflerimizi önereceğiz, onların tekliflerini alacağız,  dolayısıyla bir sürecin başladığını söyleyebilirim. Tabii temel çerçeve olarak  şunun altını tekrar çizmek istiyorum, S-400 konusunda bir geri adım atmak söz  konusu değil. Bu, imzası atılmış, tamamlanmış bir anlaşmadır. Bunun dışında  teklifler, Amerika tarafından veya başka yerlerden gelecek maksimalist  tekliflerin egemenlik haklarımızı ihlal eden bir mahiyet arz etmesi kabul  edilemez. Ama bunun ikili ilişkilerde Türkiye ile Amerika arasında bir sorun  haline gelmesini önlemek için de biz, bazı çalışmalar yapacağız, birtakım  teklifler götüreceğiz. Bize göre sorun aşılamayacak bir sorun değildir. S-400  meselesi iddia edildiği gibi F-35 programına varoluşsal tehdit oluşturan bir  mesele değildir. Bunu teknik olarak çözmek mümkündür, siyasi olarak da çözmek  mümkündür, yeter ki bununla ilgili bir irade olsun."
 
Kalın, Türkiye'nin enerji kaynakları gibi savunma sanayi kaynaklarını  da çeşitlendirmek durumunda olduğuna dikkati çekerek, "Yaşadığımız coğrafya  itibarıyla Türkiye'nin büyüyen, genç, dinamik nüfusu ve coğrafyası dikkate  alındığında farklı kaynaklardan savunma sanayi ihtiyaçlarını karşılamasından da  daha doğal bir şey olamaz." ifadelerini kullandı.
 
"Türkiye'nin alternatifsiz olmadığını herkesin bilmesi gerekir"
 
Savunma sanayi alanında yerli payını da son yıllarda çok ciddi şekilde  artırdıklarını, yüzde 60-70 ve 80'lere doğru getirdiklerini vurgulayan Kalın, "Bu  tabii çok ciddi bir kazanım, bundan sonra da bu devam edecek. Burada biz, tabii  ki Transatlantik İttifak ve NATO İttifakı'nın önemli bir üyesi olarak, öncelikle  müttefiklerimizle bu savunma sanayi iş birliklerini, anlaşmalarını yapmayı hep  tercih ettik, halen da tercihimiz bu yöndedir ama Türkiye'nin yüzüne kapılar  kapatıldığında Türkiye'nin alternatifsiz olmadığını da herkesin bilmesi gerekir."  diye konuştu.
 
Özellikle ihtiyaçların çok çeşitlendiği ve farklılaştığı bir dönemde  Türkiye'nin de farklı alternatifler üretmesinin gayet doğal olduğuna işaret eden  Kalın, şunları söyledi:
 
"Biz buna sıfır toplamlı bir oyun olarak bakmıyoruz. NATO ittifakı  içinde olmamız bizim, Rusya ile Çin ile iyi ilişkiler içinde olmamıza mani  değildir. Aynı şekilde bizim Rusya ile ilişkiler geliştirmemiz, ABD ile  ilişkilerimize bir alternatif değildir. Avrupa ile ilişkilerimiz, Orta Doğu ile  ve Afrika ile olan ilişkilerimiz de bir alternatif değildir. Dış politikaya biz  360 derece perspektifinden bakıyoruz. Denge politikasını önemsiyoruz ama bütün  bunları yaparken egemenlik hakları çerçevesinde ulusal çıkarlarımızı  öncelediğimizi de özellikle ifade etmek isterim."
 
Kalın, S-400'ler konusunda sistemin aktive edilmesiyle ilgili bir  planlama ve Rusya tarafından Türkiye'nin yeni S-400 sistemlerini almasına yönelik  bir hazırlık olup olmadığına ilişkin soruya ise bu konuda Nisan 2017'de imzalanan  anlaşma çerçevesinde sürecin devam ettiğini kaydetti.
 
"Yeni bir anlaşma söz konusu değildir, şu aşamada." diyen Kalın,  bataryaların gelmesi, eğitim programı, bunların yerleştirilmesi, konumlarının  belirlenmesi, yazılım gibi süreçlerin teknik olarak uzun bir süreç olduğunu  anlattı.
 
"S-400'ler, NATO güvenlik sistemine entegre edilmeyecek"
 
İbrahim Kalın, önümüzdeki dönemde de bu sürecin devam edeceğini  belirterek, şöyle devam etti:
 
"Dolayısıyla bu parçalar belki önümüzdeki haftalarda, aylarda gelmeye  devam edecek. Bununla ilgili teknik detaylar, yazılımlar vesaireler de çalışmaya  devam ediyor. Orada, bu vesileyle şunun altını ben tekrar çizmek istiyorum;  S-400'ler, NATO güvenlik sistemine ya da hava savunma sistemine entegre  edilmeyecek. Biz bunu en baştan da ifade ettik. Kendi başına müstakil bir savunma  sistemi olarak kalacak. Dolayısıyla mevcut NATO savunma sistemine bizde ya da  bölgemizde bulunan NATO hava savunma sistemlerine bir tehdit oluşturması söz  konusu değil. Biz zaten aldığımız herhangi bir savunma sisteminin bir başka  güvenlik sistemine tehdit oluşturmasını asla olumlu karşılamayız. Daha da  önemlisi adı üstünde, bu bir savunma sistemi yani bu bize yönelik tehditleri  bertaraf edecek bir sistem. Bununla biz gidip, bir başka ülkeye saldırmayacağız.  Adı üstünde 'Füze Savunma Sistemi'dir bu. Türkiye'nin tehdit öncelikleri söz  konusu olduğunda da biz bunu, müttefiklerimiz de dahil olmak üzere herkesle  birlikte kurup, geliştirmeyi hedeflediğimizi de bir kez daha ifade etmek  isterim."
 
"Dipsiz Göl ile ilgili bu idari ve adli soruşturma devam ediyor"
 
Gümüşhane'deki Dipsiz Göl'e ilişkin bir soru üzerine Kalın, burada  yaşananların "çok üzücü" olduğunu ifade etti.
 
Kalın, bu konuda Kültür ve Turizm ile Çevre ve Şehircilik  bakanlıklarının hemen harekete geçip, soruşturma başlattığını, ilgililerin  görevden alındığını ve buranın doğal sit alanı olarak ilan edilmesi konusunda  çalışmanın başladığını hatırlatarak, "Bu konuda çok hızlı bir şekilde adım  attığımızı söyleyebilirim. Tabii bu işte izni kimler istedi? Kimler verdi? Bunlar  bu adli ve idari soruşturma çerçevesinde daha net bir şekilde ortaya çıkacak."  dedi.
 
Burada kamu olarak kendi üzerlerine düşen görevler olduğuna dikkati  çeken Kalın, aynı zamanda ve bu alanda bir toplumsal bilincin yerleşmesi,  yayılması gerektiğine değindi.
 
"Bizim, özellikle bu tür tarihi ve doğal değerlerimizi ortadan  kaldırmaya dönük hareketleri toleransla karşılamanız söz konusu değil."  ifadelerini kullanan Kalın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla 11  Kasım'da milyonlarca ağacın ekilmesi ve yeşil oranının daha da artması için ülke  çapında büyük bir kampanya yaptıklarını hatırlattı.
 
Bu konudaki hassasiyetlerinin son derece açık ve net olduğunun altını  çizen Kalın, "Aslında oluşturulmaya çalışılan algının tersine, Türkiye'de yeşil  oranı da her yıl artmaktadır ve ama bunların korunması, yaşatılması,  vatandaşımızın da bu konuda bir bilinç içinde olması son derece önemli.  Dolayısıyla Dipsiz Göl ile ilgili bu idari ve adli soruşturma devam ediyor." diye  konuştu.
 
Kalın, gölün korunması için birtakım çalışmaların hemen başladığına  işaret ederek, zemine su verildiği bilgisini paylaştı.
 
Gölün tekrar eski doğal haline kavuşması için ilgili iki bakanlığın  müşterek bir çalışma yürüttüğünü aktaran Kalın, "En kısa sürede inşallah buranın  eski doğal güzelliğine kavuşması için elimizden geleni yapacağımızı ifade etmek  isterim." dedi.
 
"Bu bir toplu intihar değil, cinayettir"
 
Bir gazetecinin siyanürle gerçekleşen ölüm vakalarını hatırlatarak,  siyanüre kolay ulaşımın engellenmesi için bir yol haritası olup olmadığına  ilişkin sorusu üzerine "Öncelikle şunun altını açık ve net bir şekilde çizmek  istiyorum; bu bir toplu intihar değil, cinayettir. Öldürme ve öldürülme şekli ne  olursa olsun, siyanür, silah, başka bir şey kullanılsın, bunun adı toplu intihar  değil, bildiğiniz toplu cinayettir. Bunu yapan kişi son tahlilde bir cinayet  işlemiştir." diye konuştu.
 
Bu tür hadiselerin yaşanmaması için Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler  Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığına kadar bütün birimleri harekete geçirdiklerine  dikkati çeken Kalın, siyanürün erişimi son derece kolay bir kimyasal olduğuna  işaret etti.
 
Siyanürün hem iyi hem de kötü amaçlarla kullanılabileceğine dikkati  çeken Kalın, şunları kaydetti:
 
"Bununla ilgili bugün Kabine Toplantısında İçişleri Bakanlığımızın da  yaptığı sunumda bu konu gündeme geldi. Bir düzenleme yapılacak bununla ilgili.  Erişimin, satışın kontrol altına alınması, ayrıca bir takip sisteminin  kurulmasına dönük çalışma yapılacak. Yani siyanürü aldıktan sonra bunu nerede  kullanıldığı, ne şekilde işlem gördüğüyle ilgili de bir takip sisteminin  kurulmasına dönük de bir çalışma yapılacak bununla ilgili. Yönetmelikle ilgili  bazı düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Eğer kanuni düzenleme gerekirse bu tabii  ki Meclis'te de gündeme gelecek."
 
İbrahim Kalın, Kullanımı Kontrole Tabi Kimyasal Maddeler hakkındaki  yönetmeliği  hatırlatarak, "Siyanürün buraya dahil edilmesi ile ilgili bir  çalışma ivedilikle başlatıldı. Umarız bu tür hadiseler bundan sonra tekrar  yaşanmaz. Ama burada bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum. Bu  bahsettiğiniz üç hadise ardı ardına gelip, 11 vatandaşımız hayatını kaybedince,  siyanür kelimesi Google'da, arama motorlarında işte en çok araştırılan  kelimelerden birisi haline geldi. Bu konuda kamuoyunun, medyamızın da bir  sorumluluk içinde hareket etmesi büyük önem arz ediyor." dedi.
 
İletişim Başkanlığının bu konuda genel bir çerçeve çizdiğini, buna  dikkat edilmesinin önemli olduğunu dile getiren Kalın, "Bu birbirini çoğaltan,  birbirini tetikleyen bir tartışmaya döndüğünde herkes bunu sıradan, normal bir  şeymiş gibi konuşmaya başladığında ortadaki cinayetin, ölümün, vehametin  sıradanlaşması, duyarsızlaşması gibi bir tablo ortaya çıkıyor, buna karşı  hepimizin teyakkuz halinde olması, buna müsaade edilmemesi lazım. Dediğim gibi  ortada bir ölüm, kayıp, cinayet, intihar var, ne derseniz deyin ortada büyük bir  acı var. Bunu sıradanlaştıracak, bunu kamuoyu nezdinde duyarsız hale getirecek  yayınlardan, yorumlardan mutlaka kaçınmak gerekiyor." diye konuştu.