Cumhurbaşkanı Erdoğan, Reuters'a konuştu: AB verdiği sözleri yerine getirmeli

AA |  13 Eylül 2019 Cuma - 21:10 | Son Güncelleme : 14 09 2019 - 0:16

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya'dan alınan S-400 hava savunma sistemine ilişkin, "Biz bütün bunlara rağmen bölgedeki barış için bu adımı atmak zorundaydık. Zira biliyorsunuz bu taarruz sistemi değil, savunma sistemi. Bizim de böyle bir savunma sistemine ihtiyacımız vardı." dedi.


Erdoğan, Dolmabahçe'deki Cumhurbaşkanlığı Çalışma Ofisi'nde Reuters'a değerlendirmelerde bulundu.

Bu dönemde Türkiye ile Amerika arasında özellikle S-400 konusunun öne çıkan bir konu olduğunu söyleyen Erdoğan, "Rusya ile Türkiye arasındaki bu S-400'lere yönelik atılan adımın da bir geçmişi var. Bu durup dururken olmadı. Bu sayın Obama döneminde başlayan bir süreç. Sayın Obama döneminde maalesef bizler malum bu savunma sistemlerine yönelik ABD'den yapmak istedik. Tabii ABD bize 'Kongre izin vermiyor.' diyerek önümüz kesildi." diye konuştu.

Trump döneminde de bu konuyu dile getirdiklerini kaydeden Erdoğan, "Sayın Trump da bu konudan rahatsızlığını ifade etti. Osaka'da 'Türkiye üzerine düşeni yapıyor. Kendisi talepte bulundu. Ama Amerika olarak buna evet denmedi. Denmeyince de o da S-400'leri almak durumunda kaldı.' Biz S-400'lere dönünce Rusya burada gerçekten samimi bir yaklaşım ortaya koydu. Bu samimi yaklaşım neydi? Gerek ortak üretim, gerekse kredi temini konusu. Gerekse takvimin gayet sağlıklı bir şekilde işlemesi konusu. Bunlar bu süreci hızlandırdı." ifadelerini kullandı.

Erdoğan, "Biz bütün bunlara rağmen bölgedeki barış için bu adımı atmak zorundaydık. Zira biliyorsunuz bu taarruz sistemi değil. Savunma sistemi. Bizim de böyle bir savunma sistemine ihtiyacımız vardı. Bunu tabii NATO'nun bir müttefiki olarak ortaklarımızdan da bunu özellikle istedik. Ortaklarımızdan bize bu konuda yardımcı olanlar oldu. Fakat kısa bir süre sonra onlar da bu sistemlerini geri çektiler. Şu anda biz tabii S-400 sistemiyle ilgili adımı atınca bu tabii bizi biraz rahatlatacak. Niçin? Çünkü en geç nisan ayına kadar bunlar yerlerine monte edilmiş olacak ve bunlar monte edildiği anda da bizler savunma sistemleri olarak çok daha huzurlu bir hale gelmiş olacağız." değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye'nin savunma sanayisinde çok önemli adımlar attığını kaydeden Erdoğan, savunma sanayisinde atılan adımlarla birlikte, ortak savunma sistemlerine de girildiğinde, Türkiye'nin bölgede çok daha güvenli bir güç, ön koruma noktasında tedbirlerini almış bir NATO ülkesi olarak geleceğe bakacağını söyledi.

S-400 sisteminin F-35'lerle çatışan veya çakışan bir yanının söz konusu olmadığını aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:

"Biz bütün bunların incelemesini yaptık. Çünkü sonunda bir savunma sistemi bu. Sayın Trump bütün bu yapılanları anlayışla karşılarken, yaptırım tehditlerinin gerçeği yansıttığını düşünmek de mümkün değil. Biz para ise paramızı veriyoruz. 1 milyar 350 milyon dolar F-35 ile ilgili ödeme yaptık. Biz F-35'lerin aslında ortağıyız, üreticisiyiz. Yani orada birçok parçayı aynı zamanda biz Türkiye'de üretiyoruz ve bu üretime ortak olmak kaydıyla da biz pazar değil aynı zamanda üretici konumundayız ve 100 15 gibi de bu uçaklardan bizim alım protokolümüz var. Tabii bunlar şu anda sekteye uğradı. Oraya gönderdiğimiz pilotların yetiştirilmesi ile ilgili süreç vardı, o şu anda askıda."

"ABD gibi bir ülke müttefiki Türkiye'yi daha fazla incitmek istemeyecektir"

Erdoğan, haftaya BM zirvesi kapsamında yapacağı Amerika seyahatinde ABD Başkanı Donald Trump ile bunları da konuşacaklarını belirterek, "Ama bana göre ABD gibi bir ülke, müttefiki Türkiye'yi daha fazla incitmek istemeyecektir. Bu rasyonel bir davranış da değildir, sorumlu bir dış politika hiç değildir." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Patriot teklifi ile ilgili de şunları kaydetti:

"Gündemimize geldi, konuştuk. Zaten yaklaşık bir hafta gibi bir süreç oldu o telefon görüşmemiz. Ben tabii kendisine (Trump) daha önce şu teklifi yaptım, 'Biz her ne kadar 100'lük paket S-400 alıyorsak sizden de belirli bir miktarı Patriot olarak alabiliriz. En azından S-400'deki şartları sizde de görmemiz lazım.' dedim. (Trump) 'Ciddi mi diyorsun.' dedi. 'Evet.' dedim, 'Bunu arkadaşlara söyledik.' dedim. 'Belirli bir oranı belirli bir paketi bu tür şartlarda, ortak üretim, kredi vesaire gibi olduğu anda biz Patriot'u alabiliriz.' 'Bu konuda samimi misiniz?' dedi. 'Evet samimiyiz.' dedim. 'Amerika'ya geldiğimde bunu etraflıca görüşürüz.' dedim. Çünkü bu sistemlerde alternatifli çalışmanın tabii ki faydası var buna inanıyorum. Türkiye böyle bir yapıyı da kaldırır."

"Nasıl Patriotlarda önümüz tıkanınca biz S-400 olayına girdiysek, F-35'lerde de önümüzün tıkanması halinde ne yapacağız? Bunun çaresine bakacağız." diyen Erdoğan, bu konuda alternatifleri arayacaklarının altını çizdi.

Bu uçakların alternatiflerini bir de Çin'in ürettiğini hatırlatan Erdoğan, "Fransa'da da var ama tabii uyum nereyle olacaksa bu ortak üretimi kimlerle yapacaksanız, onlarla adım atacaksınız. Mesela Fransa ile İtalya ile Eurosam’ı konuştuk ama henüz adım atamadık. Öyleyse biz nereyle adımı hızlı atabiliyorsak orayla işi yapacağız. 'Efendim orası NATO'nun üyesi değil falan filan.' Tamam da NATO'nun üyesi değil ama NATO'nun üyesi olan bana bu desteği vermiyorsa, ben de bana bunu kim veriyorsa oraya yönelmek durumundayım." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca, Rusya'nın Türkiye'ye SU-35/SU-57 savaş uçakları satmayı teklif ettiğini ve Rusya'nın bu konuda savunma sanayisine yönelik her adımda destek verdiğini ifade etti.

"Rusya mı, ABD mi, hangisi en iyi müttefikiniz?" sorusuna ise Erdoğan, "Tabii şimdi bu çok çok zor bir soru. Şimdi bizim de işimiz her soruyu aynı şekilde cevaplamamak. Çünkü derdimiz bizim dünyada dostların sayısını artırmak, düşmanların sayısını da azaltmak. Buna gayret ediyoruz ve bunu temin edeceğiz." diye yanıt verdi.

"Rusya ve İran'la bir görüşme gerçekleşecek. Rusya ve İran, Esad'ı  desteklemekte siz pazartesi günü toplantı çerçevesinde neleri elde etmek  istiyorsunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, şunları söyledi:

 
"Pazartesi günü Ankara'da yapacağımız bu İdlib zirvesini Çankaya'da  yapacağız. Bu zirvede gerek Rusya gerekse de İran'la ikili görüşmelerimiz olacak.  Ondan sonra bir de tabii üçlü görüşmemizi yapacağız. Ardından da basın  toplantımızla aldığımız kararları birlikte açıklayacağız. Buradaki bütün beklenti  anlık ateşkesler değil. Bir buradaki göçü sona erdirmek bu çok önemli. İkincisi  ateşkesi burada temin etmek. Üçüncüsü terör örgülerini ciddi manada kontrol  altına almak. Eğer, burada bu ateşkesi sağlayamazsak ki bunca insan ölüyor şu ana  ana kadar yüzlerce bini aşkın insan öldü. Bunlar sivil. Diğer taraftan artık göç  kuzeye doğru, kuzeybatıya doğru başlamış durumda. Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak  bu göçe şu anda devam eden İdlib halkını AFAD ve Kızılay'la destekliyoruz. Onlara  her türlü yardımı ulaştırmaya çalışıyoruz. Bunu Türkiye yapıyor. Batı'nın böyle  bir derdi yok ama biz bunu yapmaya da devam etmek durumundayız. Fakat, şu anda 3  milyon 600 bin mülteciyi evinde barındıran Türkiye oradan gelecek milyonlarca  insanı da alamaz. Bunun altından biz kalkamayız. Onun için biliyorsunuz yaptığım  bazı açıklamalar var. Batılı dostlar bundan rahatsız oluyorlar ama kusura  bakmasınlar. 'Gerekirse kapıları açmak durumundayız.' dedim. Niye? Taşın altına  elinizi sokmuyorsunuz. Biz 40 milyar dolar şu ana kadar harcama yaptık."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB'nin harcamalar konusunda verdiği sözleri  yerine getirmediğini aktararak, "Ama şu anda AB'nin yaptığı harcama ne yazık  ki... Verdikleri sözleri bile yerine getiremediler. Verdikleri sözleri yerine  getiremeyen AB karşısında artık biz sessiz kalamayız. Bu rakam da şu anda 3  milyar avro gibi bir rakam. Bizim harcadığımız şu ana kadar 40 milyar dolar. Öyle  bir rakamı harcadık." ifadelerini kullandı.
 
Ekimde dörtlü zirve
 
Hafta içinde Şansölye Merkel'le görüştüğünü anımsatan Erdoğan,  sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Macron'la da görüşmem oldu. Bu görüşmeleri New York'ta da devam  ettireceğiz. Ekim başında belki bir dörtlü zirve yapacağız. Rusya, Almanya,  Fransa olarak dörtlü bir zirveyi Türkiye'de gerçekleştireceğiz. Bu dörtlü zirvede  de İdlib'i daha önceki İstanbul Zirvesi'nin bir devamı olarak ele alacağız.  Temenni ederim ki özellikle Almanya ve Fransa koalisyon güçleri içerisinde çok  daha farklı bir adım atsınlar. Kendilerine de bunu söyledim. Güvenli bölge  noktasında Trump'la da bunu tekrar konuşacağım. Çünkü bu ülkelerin hepsi de  güvenli bölge konusuna iyi bakıyorlar. Güvenli bölge noktasında adım atmaya  gelince işi biraz frene basmak suretiyle ağırlaştırıyorlar. Halbuki Trump'ın 20  mil kuzeyden güneye ki 30 kilometrelik bir derinliktir. Burada bir güvenli bölge  oluşturmamız hem bizdeki  mültecilerin kendi topraklarına dönmelerini  sağlayacaktır hem de orada bunların her türlü imkanını sağlama noktasında eğitim,  sağlık, barınma bu noktalarda kendi topraklarında yaşamaları artık çadır  hayatından kurtulmalarını sağlayacaktır. Konteyner kentlerden kopmalarını  sağlayacaktır. Mesela benim yaptırdığım çalışmada şu var. 250 metrekarelik  konutlar yapalım. Bir o kadar da bahçesi olsun. Bu insanlar oralarda eksik  biçsin. Bu tür şeylerini yapmak suretiyle dört yüz-beş yüzer metrekarelik bu tür  onlara konutlar yaparsak bir mülteciler şehri, hepsine barınacağı böyle bir yeri  ayarladığımız anda tarihe kayıt düşeriz. Bunların lojistik olayını da bu ülkeler  sağlamış olur, güvenliğini sağlamış olur. Bütün bu terör gruplarından da bunları  koruma altına alarak orada bunlara böyle bir imkan sağladığımızda hep birlikte  tarihe kayıt düşeriz. Bu ülkeler de tarih boyunca anılır. Bu benim onlara  teklifim olmuştur. Obama döneminden beri bu teklifi yaptık, yapıyorum."
 
"PYD/YPG bunlar PKK'nın bir koludur"
 
Erdoğan, "ABD ile bazı ortak çalışmalar söz konusu ama yavaş da  olduğunu ifade ediyorsunuz. 30 kilometrelik bir derinlik isteğiniz söz konusu. Ne  şekilde bu süreçte ABD'yi ikna edeceğinizi düşünüyorsunuz. Bu ayın sonunu son  tarih olarak ortaya koydunuz. Nasıl gerçekleşecek, ne şekilde ikna edeceksiniz  Başkan Trump'ı?" şeklindeki soru üzerine, "Yaptığım açıklamalar da bunu da  söyledim. Biz bir defa şunu görmemiz lazım. PYD/YPG bunlar PKK'nın bir koludur.  Bunu tüm Batı'nın kabul etmesi lazım. Bunu en iyi biz biliriz. Bunu Batı bilmez.  Bunu Batı'ya anlatamadık. Bütün belgeleriyle resimleriyle her şeyiyle bunu  ispatlamamıza rağmen buna inanmıyorlar. PKK'nın şu anda başı kimdir? İsmini  anmama gerek yok içeride İmralı'da. Bunun bu dediğim PYD/YPG ile resimleri var.  Bunları gösteriyoruz. Ondan sonra bakıyorsunuz aynı yerlerde aynı şeyleri yiyor  içiyorlar her türlü şeyleri yapıyorlar. Hala diyorlar ki 'Onunla alakası yok.'  Biz daha neyi anlatacağız?" diye konuştu.
 
Tüm bunlara rağmen kendilerinin söylediklerine inanmayanların terör  örgütlerinin söyledikleriyle hareket ettiğini anlatan Erdoğan, sözlerini şöyle  sürdürdü:
 
"Terör örgütlerinin söyledikleriyle hareket etmek suretiyle bir başka  yanlışa düşüyorlar. O da hemen bizim sınırımızda on binlerce tır Amerika mühimmat  getirdi. Araç gereç her tülü savaş aletleri getirdi. Bunların içinde zırhlı  taşıyıcılar var, ağır silahlar var. Bunları getirdi. Irak üzerinden bunlar oraya  geldi. Biz nasıl bir müttefikiz, NATO'da nasıl beraberiz ki siz buralara on  binlerce tır silahı, mühimmatı her şeyi getireceksiniz, kime karşı getiriyorsunuz  bunları? Kim var burada? Burada Türkiye var. Burada herhangi bir eyleme  girecekseniz karşınızda kim var? Türkiye var. Çünkü bu terör örgütlerinin  mücadele verdiği, savaştığı Türkiye'dir. Siz de bu getirdiklerinizi kime teslim  ediyorsunuz? Terör örgütlerine teslim ediyorsunuz. Biz NATO'da sizin ortağınızız.  Ortağınıza parayla vermediğini silahları bunlara bedava veriyorsunuz. Bunu  anlamak mümkün değil."
 
"Sabrımız taşıyor"
 
Bunu Fransa'nın da Almanya'nın da diğerlerinin de anlamadığına dikkati  çeken Erdoğan, "Dolayısıyla biz anlata anlata artık bıktık. Bunu Trump'a da  Putin'e de anlatıyorum. Putin NATO'yla olan ilişkileri malum. Trump o bizi  anlamalı diye düşünüyorum. Mesela ne yaptı bir ara Fırat'ın doğusundan askerini  çekme kararını açıkladı. Çekildi mi? Hayır. Niye? Bu da düşündürüyor. Amerika  gibi bir devletin başı çekme kararını açıklar da o asker oradan çıkmazsa bu bize  güven vermiyor. Bunu başarmamız lazım. Maalesef görüyor ki güvenli bölge  arayışları bizim bu beklentilerimizi karşılamıyor. Bu bir oyalama siyasetine  dönüşüyor. Bu oyalama siyaseti de bizim sabrımızı bir denememi midir nedir onu  anlamakta zorlanıyoruz. Sabrımız da doğrusu taşıyor. O zaman da biz başımızın  çaresine bakmak durumunda kalacağız." şeklinde konuştu.
 
Erdoğan, güvenli bölge konusunda 20 mil talebinin ABD Başkanı Donald  Trump'tan geldiğini belirterek, "Bu 30 kilometreye Sayın Trump'ın yanındakiler ve  altındaki ekip uymadı. Bunun dışında bir başka adım da Fırat'ın Doğusu. Mesela,  Obama'nın bana verdiği söz şuydu, 'Mümbiç'ten çıkacağız.' dedi. Antalya'daki G-20  zirvesinde de Obama ile bunları konuşmuştuk, 'Çıkacağız.' dedi. Peki çıktı mı?  Çıkmadı. Sayın Trump'a bunu söylediğim zaman aynı şeyi o da söyledi. O zaman  görevde Tillerson vardı. Tillerson, 'Çıkacağız.' dedi, ama çıkmadılar ve hala  oradalar. Peki Mümbiç''in gerçek sahipleri kimler? Yüzde 90 ile Araplar.  Şu anda  ve o toprakların gerçek sahipleri topraklarına giremiyor. Biz diyoruz ki, 'Eğer  buraları işgal etmeyecekseniz lütfen buraları sahiplerine terk edin.' Sahiplerine  verilmiyor. İkide bir 'Kürt, Kürt' diyorlar. Bunların aslında oradaki Kürtlerle  samimi bir ilişkisi de yok. Orada Kürt diye geçinenler aslında terör örgütünün  temsilcileri. Gerçeği görmemiz lazım. Mesela bunu yine Obama ile yaşadık. Sayın  Obama, bana bir gece telefon açtı, 'Kobani'ye uçaklarımızı indirmek zorundayız.  Oradaki insanlar zor durumda, onları Türkiye'ye almak zorundayız ya da oradaki  belirli yerlere ciddi manada mühimmat indireceğiz.' dedi. Ne yaptılar? Oraya  ciddi manada silah indirdiler ve o günden bugüne yaklaşık 300 bin Kobanili'yi  ülkemizde yedirip içirip, giydiriyoruz. Nerede Amerika? Yok. O Kürtler nerede?  Benim ülkemde, onlara biz bakıyoruz. Bakın bizim ülkemizde mültecilerin içinde  Araplar, Kürtler, Yezidiler, Keldaniler de var. Biz ayrım yapmadık, bize en ufak  bir destek gelmedi. Özellikle Suriye'de Hristiyanlarla ilgili olarak o bölgede  Süryaniler çok ciddi sıkıntı çekiyor. O Süryanilere sormak lazım, 'Size bu terör  örgütleri ne yapıyorlar?' Onlara sorun, biz biliyoruz hepsi çok ciddi sıkıntılar  çekiyor. Oradaki PYD/YPG'nin zulmüyle karşı karşıyalar. Biz bunların hiçbirini  anlatamadık dostlarımıza. Biz burada tek şey söylüyoruz, barış koridoru esastır.  Sınırımızda terör koridoruna izin vermeyiz, vermeyeceğiz. Bu konularda atılması  gereken adım neyse bu adımları da atacağız." dedi.
 
Erdoğan, İdlib'teki gözlem noktalarından şu anda çekilmenin söz konusu  olmadığını da vurgulayarak, şöyle konuştu:
 
"Bizim oradaki 12 gözlem noktası hususunda muhatabımız Suriye değil.  Biz bu çalışmaları ağırlıklı olarak Rusya ile yürüttük, yürütüyoruz. İran ile  kısmen yürütüyoruz, ama Türkiye olarak Suriye iç savaşı başladığından bu yana bu  ülkenin toprak bütünlüğünü ve Suriyelilerin geleceğinde söz sahibi olmasını  savunduk. İşte bu Anayasa çalışmaları da buna dahil. Fakat rejimin böyle bir  derdi yok. Rejim bizim gözlem kuleleri ile uğraştığı ve oralara saldırı falan  yaptığında, durum zaten çok farklı istikamete gider. Şu anki gibi durmayız. O  zaman atılacak adımlar neyse bu adımların gereğini yaparız. Burada biz şu anda  Soçi Mutabakatı neyse o mutabakatı işletiyoruz ki bunda Rusya, İran var,  güçlüyüz. Bu gözlem noktaları İdlib'in içindeki sivilleri korunmasına yöneliktir  fakat rejim rahat durmuyor. O sivilleri vuruyor. Rejim Halep'i ne hale getirdiyse  şimdi aynı şeyi İdlib'te yaptı. Kolay değil burada 3 milyon insan yaşıyor. Şu  anda İdlib tamamen harabül basra oldu. İdlib'in gerginliği azaltma bölgesi  statüsünün korunmasına önem veriyoruz. Bu amaçla Rusya ile 17 Eylül 2018'de  imzalamış olduğumuz Soçi Mutabakatı'na da bağlıyız, herkesin de buna bağlı  olmasını istiyoruz. Türkiye olarak, bizim bu konudaki hassasiyetlerimiz ve  önceliklerimiz var. Rejim güçlerinin terörizm ile mücadele bahanesiyle sivilleri  hedef alması kabul edilemez. Bunu görmemiz lazım. Biz bu saldırıları ülkemize  yönelik yeni bir mülteci akını riskini ve siyasi çözüm sürecinin iflası tehlikesi  olarak da görüyoruz. Çünkü gelen bu insanların hepsinin yükünü kaldırmak kolay  bir iş değil.
 
"40 milyar dolar bizim yaptığımız harcamamız var"
 
"AB'den gerekli destek gelmezse, kapıları açabilirim diyorsunuz, bunu  detaylandırır mısınız?" sorusuna Erdoğan şu yanıtı verdi:
 
"Biz desteği verdik, fakat şu anda Avrupa Birliği'nin daha önce  verdiği söz vardı, bu 6 milyar avroluk bir destek, bunu bizim milli bütçemize  yapmıyor, bunu STK'lar vasıtasıyla aracı kuruluşlara örneğin AFAD ve Kızılay'a  yapıyordu, yapmaları lazımdı. Söz verdikleri süre içinde yapmadılar. Hatta bunu  daha da artıracağız dediler. En son Merkel ile yaptığım görüşmede, sayın  Şansölye, '6 milyar avronun üzerinde ne yapmamız gerekiyor bize bunu da söyleyin'  dediler. '6 milyar avronun üzerinde çok şey yapmanız gerektiğini şimdiden  söyleyebilirim' dedim. Çünkü yaptığımız harcama ortada, 40 milyar dolar bizim  yaptığımız harcamamız var. Zaten sizin buradan nelerin yapılması gerektiğini  anlamanız lazım.' dedim. Bu konularda herhangi bir adım atılamadığı zaman bu  yükün altında biz kalamayız. Ege ve Akdeniz'de botların içinde insan  kaçakçılığının bu insan kaçakçılığıyla ölen insanların herhalde bir bedeli var.  Bunları da birileri ödeyecek, ödemesi lazım. Biz de diyoruz ki, o zaman bu işi  madem kabullenmiyorsunuz biz de kapıları açarız, oradan nereye gideceklerse  buyursunlar gitsinler. "
 
Erdoğan sadece Cerablus ve Elbab'a 365 bin Suriyelinin geri  gönderildiğini hatırlatarak, "Kuzeyin tamamını planladığımız zaman rahatlıkla o  bir milyonu Afrin dahil buralara alabiliriz. Bakın sadece Elbab ve Cerablus'ta  365 bin insan şu anda oralara döndü. Bu bir planlama melesidir. Planlamayı  yaptığımız anda bu işi çözeriz. Arkadaşlarımız bunu çalıştı." dedi.
 
"Kuzey, hakkını nüfusu oranıyla alacak"
 
Akdeniz'deki sondaj çalışması ve Kıbrıs konusunda atılacak adımlara  ilişkin soru üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Kıbrıs adası olarak ele aldığımızda Kuzey-Güney, 3 de garantör ülke  var. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere. Bir de misafir garantör ülke olarak Avrupa  Birliği görünüyor. Birçok mevcut liderler benim katıldığım süreçlere onlar  katılmadılar. Nedir bu, Bürgenstock zirvesi. Kiminle yaptık bunu, Kofi Annan ile  yaptık. Kendisiyle Bürgenstock'ta bir araya geldik. O zaman Yunanistan Başbakanı  garantör ülke olarak, biz garantör ülke olarak karşılıklı olarak oturduk,  konuştuk. AB'yi temsilen Verheugen geldi. Bu toplantıları yaptık. Önce masadan  kalmak istediler, ancak merhum Kofi Annan, 'Ben söz verdim burada işi bitirmeden  kalkamayız.' dedi. Bunu üzerine imzaları atmak zorunda kaldılar. Peki ne oldu?  Referanduma gidildi ve referandumda Kuzey Kıbrıs tarafı görüşmeye yüzde 65 evet  dedi. Güney Kıbrıs yüzde 75 hayır dedi. Hayır dediği halde Güney Kıbrıs'ı Avrupa  Birliğine aldılar, ama Kuzey Kıbrıs'a almadılar. Bakın bu işlerin dayandığı  yerler nereye gidiyor. O günden bugüne adaletsiz yaklaşım, hak hukuk tanımayan bu  yaklaşım dünyadaki barışı tehdit ediyor. Kıbrıs'ın etrafında belirlenmiş olan  yerler ve buralarda Türkiye'nin de aramaya yapabileceği, Güney Kıbrıs'ın da arama  yapabileceği yerler var. Fakat uluslararası hukuk bu konuda neyi emrediyor?  Uluslararası hukuk şunu emrediyor, 'Buradan hangi ürün çıkarsa çıksın, balık ya  da petrol olabilir, bunlar nüfusa oranla eşit oranda paylaşılır.' diyor. Bunlar  ne yapıyor? Kuzey Kıbrıs'ı bunların tamamından mahrum etmek istiyorlar.  Uluslararası hukukta böyle bir şey yok. Neyse bu hakkını nüfusu oranıyla alacak.  Güney de hakkı neyse onu alacak. Ama burayla hiç alakası olmayan ülkeler bu  denizler üzerinde söz sahibi olmaya çalışıyorlar. Sıkıntının kaynağı burada  yatıyor. "
 
Türkiye'nin batılı ülkelerle enerji araması konusunda ortaklık yapma  ihtimalinin sorulması üzerine, bunun değerlendirilebileceğini belirten Erdoğan,  "Bunların hiçbiriyle bir tersliğimiz yok. Her an her şey olabilir. Yapılabilir.  Bizim iki tane sondaj gemimiz var. Üçüncüsünün gelme ihtimali var. İki tane  sismik araştırma gemimiz var. Bütün bu gemilerimiz çalışmalarına peyderpey  başladılar ve devam ediyorlar." ifadelerini kullandı.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Amerika'nın İran yaptırımlarından sonra  Türkiye-İran ilişkileri ile Türkiye'nin enerji ve petrol ihtiyacının  karşılanmasında alternatif ülkeler olup olmadığı sorusuna şu yanıtı verdi:
 
"Özellikle enerji hatları ağırlıklı olarak Rusya'dan. 40 milyar  metreküp doğalgaz alımımız var. Bunun 28 milyar metreküpe yakınını Rusya'da temin  ediyoruz. Bunun dışında LNG olarak aldığımız yerler de var. Amerika, Cezayir ve  Katar gibi ülkelerden de ihtiyacımızı gideriyoruz. Azerbaycan'dan aldıklarımız  var. Irak'tan aldıklarımız var. Biz burada halkımızı kış mevsiminde soğukta  bırakacak halimiz yok. Hepsinin ihtiyacını gideriyoruz ve gidermeye devam  edeceğiz."
 
"Kabine konusunu ele almanın anlamı yok"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçlarının  hatırlatılması ve kabinede değişiklik olup olmayacağının sorulması üzerine, şöyle  konuştu:
 
"Biz kabineyle alakalı konuda ihtiyacımız olduğu anda bu tür bir şeyi  yaparız. Sipariş üzerine böyle bir şeyi yapmayız. Fakat parti teşkilatında  değişime gelince her kongre biliyorsunuz bir değişimi getirir. Niye? Güç  devşirmedir bu. Bunu en alt kademe belde teşkilatlarından tutunuz ilçe  teşkilatlarına, il teşkilatlarına ve büyük kongreye kadar bütün bu kademelerde  bazı değişiklikler yaparsınız. Bu yaş gruplarından tutun, kadın erkek gruplara  varıncaya kadar hepsini kapsar. Şu an itibariyle de bizim zaten ortalamada  ağırlık olarak mesela büyük kongrede yüzde 30 civarında bayan aramızda olmasını  istiyoruz. İllerde aynı şekilde istiyoruz. Böylece kariyerleri ve meslek  grupları, bunları da önemsiyoruz. Bu şekilde kongreleri inşallah önümüzdeki ay  başlatıyoruz. Ardından da büyük kongreye doğru partimizi taşımış olacağız.  Şimdiden 2023'e tüm hazırlıklarımızı en güçlü şekilde sürdürelim."
 
Kabinede değişikliğin tekrar hatırlatılması üzerine ise Erdoğan,  "Belli olmaz. Şu anda ortada herhangi bir sıkıntı yokken kabine konusunu ele  almanın anlamı yok. Çünkü gerek ekonomi olsun gerek diğer alanlarda olsun şu anda  arkadaşlarımın hepsi de ellerinden gelen bütün gayreti gösteriyorlar. Eğer böyle  bir şeye aksama olur da gerek duyulursa, onu zaten yaparız." dedi.
 
"Yeni bir döneme hazırlanacağız"
 
Erdoğan'a, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine uluslarası kamuoyundan  gelen eleştiriler de soruldu.
 
Bu tür eleştirileri getirenlerin ne siyaseti ne devlet yönetimini  bilmediklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi:
 
"Şimdi devlet başkanı olarak yargının gücü benim elimde mi? Böyle  saçmalık olur mu. Hiç alakası yok. Yargı bir defa bağımsızdır ve bağımsız yargı  kararlarını vermekte de serbesttir. Bir başka konu parlamento. Yürütme olarak güç  parlamentoda. Parlamentonun yasama olarak yaptıklarını benim yapma yetkim yok,  ama yasama dışında hakkında herhangi bir yasama organı olarak alınmış bir karar  yoksa o zaman Cumhurbaşkanlığı kararnamesi devreye girer. Bu da ne yapar? Süreci  hızlandırır."
 
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin demokratik bir hükümet sistemi  olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:
 
"Amerika için böyle bir şey konuşuluyor mu? Konuşulmuyor. Fransa'da  yarı başkanlık sistemi var. Konuşuluyor mu? Konuşulmuyor. Dünyanın değişik  yerlerinde buna benzer sistemler var. Konuşuluyor mu? Hayır konuşulmuyor, ama  Türkiye'de Erdoğan Cumhurbaşkanı, sürekli bu konuşuluyor. Bu bize bir şey  sunuyor. Bu da siyasal istikrardır ve biz bu siyasal istikrarı getirebilmek için  bu adımı attık. Şu an itibariyle de bazı eksikler vesaireler olsa da  hazırlıklarımızı yaptık. Bunu kamuoyuyla da paylaşacağız. Güzel bir yere geldik  ve inanıyorum ki, Cumhurbaşkanlığı Sistemi'nin ülkemizdeki şu bir yılı aşkın sürecin bütün artıları eksileri elimizde. Onlarla beraber yeni bir döneme  hazırlanacağız."
 
  
 
 
 
 
 

ETİKETLER