Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Doğu Akdeniz resti!

AA |  12 Ocak 2021 Salı - 14:27 | Son Güncelleme : 12 01 2021 - 16:42

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Doğu Akdeniz'i bir rekabet alanı olmaktan çıkartıp uzun vadeli çıkarlarımıza hizmet edecek bir iş birliği havzası haline getirmeliyiz. Hiçbir geçerliliği olmayan maksimalist haritalar üzerinden ülkemizin sahillerine hapsedilme girişimlerine itiraz ediyoruz. Doğu Akdeniz'de hakkımız olmayan bir şeyi talep etmiyoruz. Yunanistan'ı gerginliği tırmandırmaktan vazgeçmeye çağırıyoruz." dedi.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Ankara büyükelçileriyle  Çankaya Köşkü'nde bir araya geldi.Buradaki konuşmasına kendisini dinleyen büyükelçileri selamlayarak  başlayan Erdoğan, toplantının ülkeler ve insanlık için hayırlara vesile olmasını  diledi.Erdoğan, tüm Avrupa halklarının yeni yılını kutlayarak, 2021'in  sağlık, barış ve huzur getirmesini temenni etti.
 
 
Geride bırakılan 2020'de koronavirüs salgını başta olmak üzere birçok  zorlukla mücadele edildiğini hatırlatan Erdoğan, şunları kaydetti:
"Son asrın en ciddi sağlık krizlerinden olan Kovid-19 virüsüne kimimiz  bir arkadaşını, kimimiz bir yakınını kurban verdi. Salgın, daha şimdiden dünyanın  hemen her ülkesinde izleri yıllarca silinmeyecek derin acılar bıraktı. Bugüne  kadar salgında hayatını kaybeden yaklaşık 2 milyon kişinin her biri istatistikten  öte bir candır. Yaşadığımız süreç, bize din, dil, ırk, bölge farkı gözetmeden tüm  insanlığın aynı gemide olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır. Salgınla mücadelede,  küresel dayanışma ve iş birliği sayesinde başarılı olabileceğimizi hep birlikte  gördük. Türkiye olarak, bu anlayışla kendi vatandaşlarımıza en iyi sağlık  hizmetini sunmaya çalışırken, yardım faaliyetlerimize de hız verdik. Hiçbir ayrım  yapmadan, aralarında Avrupalı dostlarımızın da olduğu 156 ülkeye ve 11  uluslararası kuruluşa tıbbı malzeme desteği sağladık."
 
Acil tahliye uçuşlarıyla 100 bini aşkın vatandaşı Türkiye'ye  getirdiklerini belirten Erdoğan, 67 ülkeden 5 bin 500'den fazla yabancının  tahliyesini de yaptıklarını söyledi.
 
Erdoğan, Türkiye'den ana vatanlarına dönmek isteyen 90 ülkeden 38 bin  yabancıyı ülkelerine gönderdiklerini ifade ederek, "Tüm bunları muhataplarımızdan  maddi bir karşılık beklediğimiz için değil, insanlık ailesine karşı kendimizi  mesul hissettiğimiz için yaptık. Paylaşmanın bereketine, dayanışmanın gücüne  inanan bir millet olarak yardım faaliyetlerimizi bundan sonra da devam  ettireceğiz." dedi.
 
"2020'de Türkiye-AB ilişkileri kolay geçmedi"
Salgının son haftalarda dünya genelinde yeniden ivme kazandığına  dikkati çeken Erdoğan, aşı çalışmalarında elde edilen başarıların umudu  artırdığını vurguladı.
 
Erdoğan, Türkiye'nin farklı kaynaklardan temin ettiği aşıları,  vatandaşlarına gönüllülük esasına dayalı olarak uygulamaya başlayacağını  belirterek, "İnsan deneyi aşamasında olan yerli aşılarımızı gerekli onayların  ardından inşallah milletimizle birlikte tüm insanlığın hizmetine sunacağız." diye  konuştu.
 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2021'in bu musibetten kurtulmaya vesile teşkil  etmesini ve küresel ekonomik toparlanmanın başladığı bir sene olmasını temenni  ederek, şunları kaydetti:
"2020 senesi Türkiye-AB ilişkileri bakımından maalesef kolay geçmedi.  Geride bıraktığımız dönemde çoğu da suni olarak üretilen pek çok tatsız sorunla  uğraşmak zorunda kaldık. Bazı üye ülkeler, Türkiye ile ikili problemlerini AB  koridorlarında çözme çabasına girdi. Birlik dayanışması bahanesinin ardına  sığınılarak Türkiye-AB gündemi suistimal edildi. Bu yaklaşım bir yandan köklü  münasebetlerimizi esir alırken, diğer yandan birliğin bölgesel ve küresel güç  olma iddiasını da zayıflatıyor. 'Stratejik körlük' olarak nitelendirdiğimiz bu  tavrın en somut göstergesi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs meselesidir. Her iki konuda da  Türkiye ciddi haksızlıklara maruz kalmıştır. Oysa Türkiye, Akdeniz'in en uzun  kıyı şeridine sahip ülkesidir."
 
"Türkiye, Akdeniz'de barıştan yana"
Türkiye'nin şimdiye kadar hayata geçirdiği enerji projeleri ile  Avrupa'nın enerji arz güvenliğine önemli katkılarda bulunduğunu vurgulayan  Erdoğan, "Biz, Doğu Akdeniz'de hakkımız olmayan bir şeyi talep etmiyoruz. Bölgede  var olan hidrokarbon kaynakları konusunda ülkemizin ve milletimizin meşru  menfaatlerini korumaya çalışıyoruz. Hiçbir geçerliliği olmayan maksimalist  haritalar üzerinden ülkemizin sahillerine hapsedilme girişimlerine itiraz  ediyoruz." dedi.
 
Erdoğan, geçen aylarda yaşanan kimi hadiselerde Türkiye'nin, haklarını  koruma kararlılığını gösterdiğini hatırlatarak, şunları ifade etti:
"Türkiye'nin ve KKTC'nin içinde yer almadığı hiçbir denklemden Akdeniz  barışı çıkmayacağı herhalde artık anlaşılmıştır. Altını çizerek ifade etmek  isterim ki Türkiye, Akdeniz'de gerilimden değil, barıştan, iş birliğinden,  hakkaniyetten ve adaletten yanadır. Akdeniz, bizleri ayıran değil, hepimizi  birbirimize yakınlaştıran, birleştiren, iş birliğimizi güçlendiren bir denizdir,  öyle olmalıdır. Akdeniz, Cezayir'den Mısır'a, Libya'dan Tunus'a, Filistin'den  İsrail'e, Türkiye'den Yunanistan'a, İtalya'dan İspanya'ya kadar tüm ülkeleri ve  halklarıyla büyük ailemizin çatısı, ortak yuvasıdır. Doğu Akdeniz'i bir rekabet  alanı olmaktan çıkartıp uzun vadeli çıkarlarımıza hizmet edecek bir iş birliği  havzası haline getirmeliyiz. Gündeme getirdiğimiz Doğu Akdeniz Konferansı'nın da  bu amaca hizmet edeceğini düşünüyoruz."
 
 
Erdoğan, Kıbrıs Türkleri dahil tüm tarafları bir araya getirecek bir  enerji iş birliği forumu kurulmasının faydalı olacağı kanaatinde olduklarını dile  getirdi.
 
"Alternatifleri tartışmamız gerekiyor"
Erdoğan, Yunanistan'ın Navtex ilanı gibi amacı belli bir uluslararası  imkanı, sahaların sadece yüzde 10'unu kullanarak yeni bir gerginlik sebebi haline  dönüştürecek kadar ileri gittiğinin altını çizerek, şöyle konuştu:
"Son yıllarda, hava sahası ihlallerini ve gayri askeri statüdeki  adalarda özellikle hukuka aykırı faaliyetlerini artıran Yunanistan'ı gerginliği  tırmandırıcı faaliyetlerinden vazgeçmeye davet ediyoruz. Komşumuz Yunanistan ile  25 Ocak'ta başlayacak istikşafi görüşmelerin inşallah yeni bir dönemin habercisi  olacağına inanıyorum. AB'nin hem bu konularda hem de Kıbrıs meselesinde samimi  bir özeleştiri yapması gerekiyor. AB, Kıbrıs'ta 2004 yılında çözüme 'hayır' diyen  Rum tarafını tam üyelikle ödüllendirirken, referanduma 'evet' diyen Kıbrıs  Türküne verdiği taahhütleri unutmuştur. Bunları da yerine getirmesini bekliyoruz.  Son dönemde, AB'nin Kıbrıs Türk tarafıyla üst düzey hiçbir teması olmamıştır. Hal  böyleyken AB, Kıbrıs meselesinin çözümünde nasıl kolaylaştırıcı bir rol  oynayabilir?"
 
Kıbrıs'ta iki devletli model dışındaki alternatiflerin çözüm  olmayacağını, yarım asırlık müzakere tarihinden alınan derslerin açıkça  gösterdiğine işaret eden Erdoğan, "Kıbrıs'ta başarısız olmuş modelleri tekrar  tekrar konuşmak yerine, yeni ve gerçekçi alternatifleri tartışmamız gerekiyor."  dedi.
 
 
Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin Ankara büyükelçileriyle Çankaya  Köşkü'nde bir araya gelen Erdoğan, Fransa ile ilişkileri vizyoner bir yaklaşımla  yeniden ele alarak gerilim hattından kurtarmak istediklerini, son dönemde bu  çerçevede iki tarafça atılan adımları memnuniyetle takip ettiklerini söyledi.
 
Portekiz'in AB dönem başkanlığında tüm başlıklarda müspet gelişmeler  sağlanmasını ümit ettiklerini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:
"Bin yıldır aynı coğrafyayı paylaşıyor, aynı medeniyet havzasından  besleniyoruz. Türk tarihini nasıl Avrupa'sız okumak mümkün değilse, Avrupa  tarihini de Türkiye'siz anlamak mümkün değildir. Millet olarak geleceğimizi  Avrupa ile birlikte tasavvur ediyoruz. Bu anlayışla 60 yıldır Birliğe tam üyelik  mücadelesi veriyoruz. Bu süreçte karşılaştığımız onca çifte standarda ve  haksızlığa rağmen nihai hedefimiz olan tam üyelikten hiçbir zaman vazgeçmedik.
 
Göreve geldiğimiz 2002'de 'Kopenhag Kriterleri'ne gerekirse Ankara  Kriterleri der, yolumuza devam ederiz' demiştim. Nitekim son 18 senede bu  sözümüze sadık olarak vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerini genişletme  noktasında tarihi nitelikte adımlar attık. Mevcut anayasamızın üçte ikisini  değiştirerek darbe dönemlerinin izlerini büyük ölçüde ortadan kaldırdık. Darbe,  cunta ve siyasete anti demokratik müdahalelerle maruf bir ülkeyi ileri demokrasi  rayına oturttuk. Sivil siyasetin önündeki engelleri kaldırıp ülkemizde sessiz bir  devrime imza attık. Avrupa Birliği üyesi ülkeler bunu 'Türkiye'nin sessiz  devirimi' olarak nitelemişlerdir."
 
"Kimi Avrupalı siyasetçiler adeta darbeye çanak tutan bir tavır  sergiledi"
Erdoğan, 18 yıl boyunca sokak olaylarından teröre, vesayetten 15  Temmuz kanlı darbe girişimine kadar demokrasiye yönelik saldırıları  püskürtmelerinde söz konusu sessiz devrimin çok büyük payının olduğunu dile  getirdi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün elini vicdanına koyan herkesin, 18 sene  öncesine göre Türkiye'nin demokrasiden hukuka kadar her alanda hayal dahi  edilemeyecek derecede ileri bir konumda olduğunu görebildiğini söyledi.
 
Yine süreci yakinen takip edenlerin, Türkiye'nin bu süreçte Avrupalı  dostları tarafından yalnız bırakıldığını da kabul ettiğini belirten Erdoğan,  şöyle devam etti:
"Özellikle 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve terörle mücadelede Türkiye  Avrupa'dan beklediği destek ve dayanışmayı görememiştir. Daha vahimi, 15 Temmuz  gecesi kimi Avrupalı siyasetçiler adeta darbeye çanak tutan bir tavır  sergilemişlerdir. Darbe gecesi 251 vatandaşımızı şehit eden FETÖ'cü teröristler,  birçok Avrupa ülkesinde hiçbir tahkikata uğramadan hayatlarını devam ettiriyor.
 
Aynı şekilde bölücü terör örgütü mensupları Avrupa'nın göbeğinde  şahsımı, milletimizi ve ülkemizi en aşağılık şekilde hedef alan sözde protesto  eylemleri düzenleyebiliyor. Strazburg'da, Brüksel'de çadırlar kurmak suretiyle  hatta hatta oralarda konferans verebilecek seviyede bunlara kapılar açılabiliyor.  Hukuk, demokrasi, özgürlük ve müttefiklikle asla bağdaşmayan bu tablonun  milletimizde oluşturduğu infialin Avrupalı dostlarımız tarafından yeterince  kavranamadığı anlaşılıyor."
 
"Türk insanın Avrupa Birliğine inancının zayıflamasının temel  nedeni"
Büyükelçilere, "Nasıl oluyor da bu tür teröristlere Avrupa  Konseyi'nde, Avrupa Birliği'nde kapılar açılıp bunlar oralarda rahat rahat cirit  atabiliyor?" sorusunu yönelten Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
"Türk insanın Avrupa Birliğine ve Avrupa değerlerine olan inancının  zayıflamasının temel nedeni işte bu tablodur. Son yıllarda yükselen İslam  düşmanlığı ve kültürel ırkçılık ise bu olumsuz algıyı daha da körüklüyor. İslam  karşıtlığı Avrupa'da yaşayan 6 milyona yakın insanımızın güvenliğini tehdit  etmenin yanı sıra Avrupa değerleri açısında da büyük bir kara deliğe dönüşüyor.  Buradan açık açık siz değerli dostlarıma soruyorum; Türkiye'de herhangi bir  kiliseye karşı böyle bir bomba atma, herhangi bir eylem girişimi söz konusu olmuş  mudur? Olamaz. Böyle bir şeye asla müsaade etmeyiz. Tam aksine kilise, manastır,  sinagog bunların kendi cebimizden restorasyonlarını yapmak suretiyle ibadete  açıyoruz. Bütün bunlar açık, net ortadayken acaba şu anda Fransa'da, Almanya'da,  Avrupa'nın birçok yerinde Müslümanların ibadet yerlerine yapılan bombalama ve  saldırıları neyle izah edeceğiz? Oralardaki din adamlarımıza karşı saldırıları  neyle izah edeceğiz?"
 
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin  kültürel ırkçılıkla mücadelede de Birliğin elini güçlendireceğini belirterek,  "Ülkemizin 60 yılı bulan üyelik süreci nasıl bizim için stratejik bir tercihse  Avrupa Birliği'nin ülkemizi tam üyeliğe kabul etmesi de Birliğin geleceği  açısından ontolojik bir tercih olacaktır. Brexit ile artan belirsizlik ancak  Türkiye'nin Avrupa ailesinde hak ettiği yeri almasıyla giderilecektir. Biz ülke  olarak uzun vadeli bir bakış açısıyla olumlu gündem oluşturmak ve ilişkilerimizi  yeniden rayına oturtmak için hazırız. Avrupalı dostlarımızın da aynı iradeyi  sergilemesini bekliyoruz." diye konuştu.
 
 AB konsey ve komisyon başkanları ile geçen yıl mart ayında Brüksel'de  yapılan görüşmede mutabakatın güncellenmesi konusunda anlaşmaya varıldığını  hatırlatan Erdoğan, "Türkiye olarak bu anlaşma doğrultusunda üzerimize düşeni  yaptık, güncellenmiş önerimizi ilettik ama henüz Avrupa makamlarından  tekliflerimize cevap alamadım." dedi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, düzenli Türkiye-AB zirvelerini ve üst düzey  diyalog toplantılarını yeniden başlatmakta fayda gördüklerini belirterek  "Bunların ahde vefa ilkesinin gerektirdiği adımlar olduğuna inanıyoruz. Kısa bir  süre önce gerek Charles Michel gerekse Ursula von der Leyen ile yaptığım  görüşmelerde bu adımları atma ve bu ay sonu kendileriyle beraber ülkemizde bir  araya gelme teklifini yaptım. Onlardan da kabul gördü." diye konuştu.
 
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'e Suriye'nin kuzeyinde  yapılan briket evleri ziyaret etme teklifinde bulunduğunu dile getiren Erdoğan,  şöyle konuştu:
"Sayın Ursula von der Leyen'e dedim ki, 'sadece gelmek değil hatta şu  anda Suriye'nin kuzeyinde yapmakta olduğumuz briket evleri sizinle beraber gezmek  isterim. Göçten sorumlusunuz, göç konusuyla ilgileniyorsunuz, buraları beraber  bir görelim ve bu konuda nasıl bir hassasiyet içerisinde olduğumuzu görün.' Çünkü  biz kendilerinden söz aldık ve bu briket evler konusunda, ciddi bir sayıyı  onların da yapmak istediklerinin sözünü bana verdiler ama bize bu konuda en ufak  bir destek gelmedi.
 
Şimdi ise 50 bin briket konut yapma planımızın şu anda hemen hemen  yarısından fazlasını gerçekleştirmiş durumdayız. Bir taraftan şu anda altyapısını  yapıyoruz ama sizinle oraya gidene kadar büyük oranda bunları da bitirmiş oluruz.  Türkiye'nin bu konuda neler yaptığını ve İdlib'deki, o gerçekten muhacir  insanların, ölümle her an karşı karşıya olan insanların, buraları nasıl heyecanla  beklediklerini orada göreceksiniz."
 
Erdoğan, Türkiye'nin yük olan değil yük alan bir ülke olduğunu  belirterek özellikle Avrupa'nın sığınmacı akınına uğramasının önüne geçmede  gösterdikleri fedakarlığın asla unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.
 
Türkiye'nin son 6 yıldır dünyada en fazla sığınmacıya ev sahipliği  yapan ülke olduğuna işaret eden Erdoğan, şöyle devam etti:
"Bunu Ursula von der Leyen ifade etti. Yani '6 milyar avroluk bunun  için bir para ayrıldığını ve bundan da 3 milyar 200 milyon avronun Türkiye'ye  gönderildiğini veya gönderileceğini', buna benzer ifadeler kullandılar. Proje  bazlı çalıştık, çalışıyoruz. Her şey ortada. Bunları görmek mümkün. Böyle bir şey  yapılmış olsa da bizim şu anda göçmenlere yaptığımız harcamanın bu rakamlarla  zaten halledilmesi mümkün değil. Bunlar öyle ufak tefek rakamlar değil. Yapılan  harcama çok çok büyük ve şu anda ülkemizin sadece bir bölgesinde değil, birçok  bölgede bu tür göçmen kamplarımız var."
 
"Sınırlarımız ötesindeki 5 milyon ihtiyaç sahibine düzenli yardım  ulaştırıyoruz"
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin kamplarının, dünyanın  değişik yerlerindeki gibi ilkel çadırlardan oluşmadığını vurgulayarak "Hepsinde  adeta insani bir yaşam tarzını göçmenlere hazırladık ve bundan iftihar duyuyoruz.  İstiyorum ki, bu da özellikle Avrupa Birliği'nin dünyaya örnek bir sergilemesi  olsun. Bu işleri Sayın (Antonio) Guterres de çok iyi bilir. Onunla beraber de  ülkemizdeki göçmen kamplarını bu görevde iken gezmiş dolaşmıştık. Şimdi de  aynısını yine beraber yapalım diyorum ve kendileri de olumlu yaklaştılar. Temenni  ederim ki Türkiye ziyaretinde bunu beraber gerçekleştiririz." diye konuştu.
 
Sadece Suriye kökenli 4 milyona yakın insanın Türkiye'de misafir  edildiğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Sınırlarımız ötesindeki 5 milyon ihtiyaç sahibine düzenli yardım  ulaştırıyoruz. Avrupa Birliği bir ülkeye 100 bin sığınmacı için 3 milyar avro  destek verirken Türkiye'deki 4 milyon sığınmacı için 3 artı 3 milyar avroluk  taahhüdünü bile tam olarak yerine getirmemiştir. Buna rağmen Türkiye göçün ortak  yönetimi konusunda aynı iradeyi tekrar sergilemeye hazırdır. Gümrük Birliği'nin  güncellenmesi, Türk vatandaşlarına vize serbestisi sağlanması ve üyelik  müzakerelerimizde mesafe katedilmesi de 18 Mart Mutabakatı'nın parçasıdır. Vize  serbestisi, aslında 2020'nin değil 2014'ün sonuna kadar çözülmesi gereken bir  sözdü ama yapılmadı. Şimdi 2020 bitti, 2021'deyiz."
 
"Bu mücadeleyi beraber sürdürmemiz gerekmez mi?"
Erdoğan, güvenlik ve terörle mücadele alanında iş birliğinin  ilerletilmesi gerektiğini belirterek şöyle devam etti:
"DEAŞ ile mücadele deniyor. Soruyorum, Türkiye'den başka DEAŞ ile  mücadelede onurlu, şahsiyetli bir mücadele veren ülke var mı Avrupa Birliği  ülkeleri içinde? Bu mücadeleyi de en onurlu şekilde veren Türkiye, biziz. Hiç  gözlerinin yaşına bakmayız. Nerede bulursak orada gereğini yaparız. PKK/YPG ile  aynı şekilde mücadelemiz sürerken, maalesef batılı dostlarımız PKK/YPG bunlarla  ilgili, onları kendi ülkelerinde barındırıyor, onlara gerekli destekleri veriyor.  Kusura bakmayın açık ve net konuşuyorum. Dost acı söyler ama gerçeği söyler. Ben  gerçeği söylemek mecburiyetindeyim. Çünkü şu anda müzakereci bir ülke olarak  Türkiye bunları sizinle paylaşmazsa, bilesiniz ki yarın aynı bela sizin de  başınıza gelecektir.
 
Avrupa'nın ve NATO'nun güneydoğu sınırlarının, dolayısıyla da  güvenliğinin Türkiye'nin doğu ve güneydoğusundan başladığını hatırlatmak isterim.  Hepinizle NATO'da beraberiz. NATO'da birlikte olduğumuza göre bu mücadeleyi de  beraber sürdürmemiz gerekmez mi? Bunu da beraber sürdürmemiz gerekir. Terörle  mücadelede biz hiçbir NATO ülkesini yalnız bırakmadığımıza göre, acaba neden  NATO'nun diğer ülkeleri bizi terörle mücadelede yalnız bırakıyor?"
 
Suriye'nin kuzeyinde PKK/YPG ve DEAŞ terör örgütlerinin bulunduğuna  değinen Erdoğan, bölgedeki koalisyon ülkeleri olarak Almanya, Fransa, İngiltere  ve hatta Amerika'nın bu mücadelede Türkiye'nin yanında yer almadığını belirtti.
 
Erdoğan, binlerce tır silah, mühimmat ve araç gerecin terör  örgütlerine gönderildiğini ve terör örgütlerinin bunlarla Türkiye'ye savaş  açtığını vurgulayarak, "Biz bir NATO ülkesi olarak bunlarla bu şekilde savaştık,  savaşıyoruz ve savaşacağız. Geri durmak yok." diye konuştu.
 
Libya ve Dağlık Karabağ gibi bazı kesimlerce sorunlu addedilen  alanlardan hiçbirinin Avrupa Birliği ve üye ülkelerle olan ilişkilerin özüne  müteallik olmadığının altını çizen Erdoğan, Libya'nın doğusundaki gayrimeşru  güçlerin lideri Halife Hafter'e karşı yapılan Berlin Konferansı'nda alınan  kararlara uyulmadığına dikkati çekti.
 
Erdoğan, Hafter'in bölgede kendi kendini koruma durumunda olduğunu  hatırlatarak, "Biz eğer o darbeci Hafter'e karşı mücadelemizi vermemiş olsaydık  çok açık net söylüyorum, uluslararası camianın kabul ettiği şu andaki Milli  Mutabakat Hükümeti yok olurdu. Bizim oradaki varoluşumuz oradaki Milli Mutabakat  Hükümeti'nin ömrünü uzatmıştır." ifadelerini kullandı.
 
"Türkiye aldığı inisiyatifle Avrupa'nın güvenliğine katkıda bulundu"
Türkiye'nin bu bölgelerde aldığı inisiyatiflerle Avrupa'nın  güvenliğine katkıda bulunduğunu kaydeden Erdoğan, şu bilgileri verdi:
"Bugüne kadar 9 bine yakın yabancı terörist savaşçı yakaladık ve  hepsini de geri gönderdik. Çatışma bölgeleri ile bağlantılı olduğunu tespit  ettiğimiz yaklaşık 100 bin kişiye ülkemize giriş yasağı koyduk. Türkiye'nin sınır  dışı ettiği DEAŞ mensuplarıyla ilgili gereken tedbirleri almadıkları için eyleme  maruz kalan ülkelerin içine düştükleri acı durumu sizler de gördünüz. Suriye'de  bir dönem terörün kol gezdiği bölgeleri güvenli hale getirerek 420 bini aşkın  mazlumun memleketlerine geri dönmesini sağladık. İdlib'deki mevcudiyetimizle yeni  bir insani trajedinin ve büyük bir göç dalgasının önüne geçtik. Libya Milli  Mutabakat Hükümetine sağladığımız eğitim ve danışmanlık desteği, ülkenin kanlı  bir iç savaşa sürüklenmesini engelledi. Ortaya koyduğumuz inisiyatif Libya'da  Birleşmiş Milletler öncülüğündeki siyasi sürecin önünü açtı."
 
"MİNSK Üçlüsü'nün 30 yılda başaramadığı"
Erdoğan, Türkiye'nin Dağlık Karabağ'da 30 yıllık bir gecikmeyle de  olsa adaletin tecelli etmesini ve bölgenin hasret çektiği istikrara kavuşmasını  sağladığını anımsatarak, 30 yılda MİNSK Üçlüsü'nün başaramadığının Türkiye'nin  verdiği destekle 44 günde gerçekleştirildiğini ifade etti.
 
Tüm bu konuların objektif ve stratejik bir bakış açısıyla ele alınması  durumunda Avrupa Birliği ile Türkiye'nin çıkarlarının örtüştüğünün görüleceğini  belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"2021 senesini Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri bakımından başarıya  tahvil etmek bizim elimizdedir. Önyargılar veya korkular yerine uzun vadeli bir  bakış açısıyla hareket ettiğimizde bunu başarabileceğimize inanıyorum. Sayın  Michel ve Sayın von der Leyen'ı ay sonunda Türkiye'de misafir edeceğiz.  Kendileriyle bu konuları etraflıca ele alacağız. Dışişleri Bakanı'm da bu ziyaret  öncesinde 21 Ocak'ta Brüksel'de temaslarda bulunacak."
 
Erdoğan, hukuk ve ekonomi alanında yeni reformların hazırlıkları  içinde olduklarını hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürdü:
"Son aşamasına gelen çalışmaları inşallah yakında kamuoyumuzla  paylaşacağız. Bu çerçevede Reform Eylem Grubu'nu da toplayarak, kapsamlı bir  değerlendirme yapacağız. Temennim odur ki 6 ay gibi bir aralıkla sizlerle de bir  araya gelmeyi, ama Dışişleri Bakanı'm ama ben şahsım, önemli görüyorum. Bu  toplantıları yapmak suretiyle istiyorum ki bu buluşmalarla çok daha bu  münasebetleri güçlendirelim, Bu adımları atalım ve bu adımları atarak, sizler de  adeta ülkelerinizi enforme edin. Tüm kurumlarımızın katkılarıyla 2021-2023 arası  Avrupa Birliği Ulusal Eylem Planımızı güncelledik. Bu süreçte sizden gerek  Brüksel'e gerek başkentlerinize yapacağınız yönlendirmelerle Türkiye-Avrupa  Birliği ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılmasına destek vermenizi bekliyoruz.  Bu vesileyle bir önceki Dönem Başkanı Almanya'ya ilişkilerimizin geliştirilmesi  yönünde harcadığı çabalar için teşekkür ediyorum. Yeni dönem başkanı Portekiz'e  ve müteakip dönem başkanı Slovenya'ya şimdiden başarılar diliyorum."