CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Suriye konferansında konuştu

AA |  28 Eylül 2019 Cumartesi - 16:54 | Son Güncelleme : 28 09 2019 - 16:54

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Aklımızdan çıkarmamamız gereken bir gerçek var. O da Suriye'nin barışı ile Türkiye'nin huzurunun iç içe geçmiş olduğu gerçeğidir. Bunun için Ankara ile Şam arasındaki yolun barışa giden en kestirme yol olduğunu ve Suriye'nin geleceğine ancak Suriye halkının karar verebileceğini hiç unutmamalıyız." dedi.


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP tarafından "Suriye'de Barışa Açılan Kapı" teması ile  gerçekleştirilen Uluslararası Suriye Konferansı'nın açış konuşmasını yaptı.
 
Türkiye'nin Suriye ile ortak tarihi ve kültürel bağlara sahip olduğunu  belirten Kılıçdaroğlu, bir an önce dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerini yeniden  kurmak isteyen bir siyasi partinin genel başkanı olduğunu ifade etti.
 
Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesine sahip  çıktıklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
 
"Mart 2011'de Suriye'de iç karışıklıklarla başlayan, daha sonra ülke  geneline yayılan ve dış müdahalelerin de etkisiyle derinleşen iç savaş, kısa  sürede küresel ölçekte büyük bir insani felakete dönüştü. Türkiye, bölgemizdeki  bu yangını söndürebilecek kapasiteye sahip, güçlü ve itibarlı bir bölge ülkesi  iken uygulanan yanlış Suriye politikası nedeniyle komşumuzdaki yangının  büyümesine sebep oldu. Ve bu yangın hiç tereddütsüz doğrudan Türkiye'yi de  etkiledi. İşte bu konferans, bölgemizdeki yangını söndürme istek ve niyetimizin,  Türkiye ve Suriye halkları arasındaki tarihsel bağlara ve kardeşliğe verdiğimiz  önemin, bölgemizin huzur ve refahına katkı yapma çabamızın ve her şeyden  önemlisi, Türkiye'nin dış politikasının yeniden barışçıl temeller üzerinde  yükselmesine yönelik özlemimizin bir çabasıdır."
 
Kılıçdaroğlu, CHP olarak bu konferansla Türkiye ve Suriye arasındaki  ilişkileri onarmak için, Suriye'de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana  attıkları adımlara yenisini eklediklerini belirterek, daha önce yaptıkları dokuz  öneriyi okudu.
 
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
 
"Hatırlatmam gerekirse 2011 yılından bu yana 'Suriye'de akan kan  dursun, bölgemizde barış rüzgarları essin' diye, Suriye yönetimiyle Eylül  2011'de, Suriye muhalefetiyle ise Aralık 2012'de temas ederek diyalog ortamı  kurmaya çalıştık. Nisan 2012'de TBMM'de bir genel görüşme önerisi vererek Suriye  konusunda bütün siyasi partilerin barıştan yana ortak bir tutum almaları için  çaba gösterdik. Yine Nisan 2012'de İstanbul'da bir "Arap Baharı konferansı"  toplayarak bölgemizin barışa, eşitliğe ve özgürlüğe olan özlemini dile getirdik.  Ağustos 2012'de Suriye'deki savaşa son vermek için Türkiye öncülüğünde bir  uluslararası konferans toplanmasını önerdik, iktidar tarafından reddedilen  önerimizin bir benzeri Cenevre Süreci olarak bugün işlemektedir. Şubat 2013'te  Sosyalist Enternasyonal bünyesinde bir Suriye Çalışma Grubu kurulmasını sağladık.  Mart 2013'te dönemin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'a Suriye  konusunda çözüm için önerilerimizi içeren bir mektup gönderdik. Haziran 2016'da  ülkemizdeki Suriyeli sığınmacılar sorununa sosyal demokrat bir perspektifle çözüm  önerileri üreten bir kitap yayımladık, aynı konuda Mart 2019'da da iki adet rapor  yayımladık. Mayıs 2018'de açıkladığımız seçim bildirgesinde, "Orta Doğu Barış ve  İşbirliği Teşkilatı", OBİT'in kurulmasını önerdik. Gururla ifade etmek isterim ki  başta Orta Doğu ülkeleri olmak üzere özellikle Orta Doğu'ya yönelik hassasiyeti  bulunan tüm ülkelerin siyasi ve/veya diplomatik temsilcileri OBİT'i bölge için en  önemli önermelerden biri olarak kabul ettiklerini ifade ediyorlar. İlk etapta  Türkiye, İran, Irak ve Suriye'nin katılımıyla kurulmasını öngördüğümüz OBİT'in  kısa sürede bölgeden tüm dünyaya yayılacak barışın öncüsü olacağına inanıyoruz.  Eylül 2018'de İdlib konusunda altı maddelik bir çağrı yaparak yaklaşan tehlikeye  karşı bütün sorumluları uyardık"
 
Kılıçdaroğlu, tüm bu çabalarının amacı ise Orta Doğu'da kanı durdurmak  ve bölge halklarının eşitlik ve kardeşlik içinde yaşamalarını sağlamak olduğunu  ifade etti.
 
İzlenen dış politikanın Türkiye'nin çıkarlarına endekslenmiş bir dış  politika olmadığını öne süren Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin 90 yıllık dış  politikasının kısa bir süreç içinde perişan edildiğini ve bütün birikimlerin çöp  sepetine atıldığını, Orta Doğu'ya mezhep eksenli bakılmasının Türkiye'nin  tarihinde görülmediğini söyledi.
 
"BİZ ULUSLARARASI HUKUKTAN YANAYIZ"
 
Kemal Kılıçdaroğlu, eskiden Türkiye'nin Orta Doğu'da "tarafsız" olarak  görüldüğünü, son yıllarda izlenen dış politikayla bu tarafsızlığını yitirdiğini  savunarak, "Şimdi komşularımız 'Türkiye bize neden düşman?' diye soruyorlar. Şu  hususun altını kuvvetle çizmek isterim. Biz uluslararası hukuktan yanayız.  Silahlı müdahaleler bakımından uluslararası meşruiyetin tek kaynağı hala BM  Güvenlik Konseyi'nin kararlarıdır. Uluslararası hukuka ve sağduyulu bir dış  politikaya saygı göstererek hareket etmek zorundayız. 2011 yılından bu yana  yaşadıklarımız ve bugün geldiğimiz nokta, CHP'nin konuya ilişkin tutumunun ne  kadar isabetli olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle doğru bildiğimiz yolda,  yürümeye devam edeceğiz." dedi.
 
SURİYE İÇİN YENİ ANAYASA KOMİTESİ
 
Suriye'deki savaşın sona ermekte olduğuna ilişkin kanaatin her geçen  gün güçlendiğini, Ankara ve Şam'ın önlerinde yanıt bekleyen sorular bulunduğunu  ve barışa doğru atılması gereken adımların olduğunu belirten Kılıçdaroğlu,  şunları söyledi:
 
"Öncelikle, Suriye Anayasası'nı yazacak bir Anayasa Komitesi'nin  nihayet oluşturulmasını not ediyor, yeni anayasanın Suriye'nin  demokratikleşmesini sağlamasını ve Suriye halkının geleceğini aydınlatmasını  diliyoruz. Anayasa Komitesi hepimizin bildiği gibi Suriye yönetiminin, Suriye  muhalefet temsilcilerinin ve sivil toplum kuruluşlarının belirledikleri 50'şer  isimden oluşan 150 kişilik bir listedir. Bu komitenin dış müdahalelerden uzak bir  şekilde, Suriye halkının ortak çıkarları zemininde mutabakat sağlamaya  odaklanması beklenir. Aynı şekilde, Suriye'nin farklı dil, din, mezhep ve etnik  aidiyetlerinin oluşturduğu çoğulcu ve seküler toplum yapısının korunmasına da  özen gösterilmesi büyük önem taşımaktadır. Biz hep savunageldik, bugün de aynı  kararlılıkla savunuyoruz. Suriye'nin geleceğine Suriye halkının karar vermesi  demokrasinin, egemenliğin ve bağımsızlığın olmazsa olmazıdır."
 
Kılıçdaroğlu, İdlib'deki gelişmelerin son derece kaygı verici  olduğunu, İdlib'de El Kaide ve türevi örgütlere mensup, on binlerce teröristin  Türkiye'ye sızma olasılıklarının ülkenin güven ve istikrarı için ciddi bir  tehlike olduğunu ifade ederek, İdlib'deki gözlem noktalarındaki askerlerin can  güvenliğinin herkesin ortak kaygısı olduğunu dile getirdi.
 
"SINIR ÖTESİ OPERASYONLAR ULUSLARARASI ANLAŞMALARIN SAĞLADIĞI BİR HAKTIR"
  
"Türkiye'ye sığınan milyonlarca Suriyelinin durumu demokratik dünyayı  düşündürmelidir" diyen Kılıçdaroğlu, "Türkiye çok uzun süredir terör örgütlerinin  hedefi altındadır. Ülkemiz içinde teröre karşı sürdürülen mücadelenin,  sınırlarımızın ötesinde sürmesi ise uluslararası anlaşmaların ve angajmanların  sağladığı bir haktır. Bu bağlamda, Türkiye'nin kendi güvenliğini sağlamak  amacıyla Suriye toprakları üzerinde sürdürdüğü terörle mücadelenin meşruluğuna  inanıyoruz. Ancak terörle mücadelenin Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygı  gösterilerek ve doğrudan Şam yönetimiyle ilişki kurularak sürdürülmesinin en  doğru yol olduğu inancındayız." dedi.
 
Kılıçdaroğlu, beş öneride bulunarak konuşmasını şöyle tamamladı:
  
"Aklımızdan çıkarmamamız gereken bir gerçek var. O da Suriye'nin  barışı ile Türkiye'nin huzurunun iç içe geçmiş olduğu gerçeğidir. Bunun için  Ankara ile Şam arasındaki yolun barışa giden en kestirme yol olduğunu ve  Suriye'nin geleceğine ancak Suriye halkının karar verebileceğini hiç  unutmamalıyız. ABD ve Rusya'nın çıkarları arasında savrulmamak için, toprak  bütünlüğü, siyasi bağımsızlık, egemenlik ve iyi komşuluk ilişkileri ilkelerine  dayanan, bütünlüklü ve uyumlu tek bir Suriye politikası izlemeliyiz. Suriye  yönetimi başta olmak üzere, uluslararası hukuka ve ilişkilere dayalı, meşruluğu  olan bütün aktörlerle, tıpkı burada olduğu gibi konuşarak diplomasiyi etkin  kılmalıyız. Bugüne kadar, uluslararası hukuk ve meşruiyete aykırı bütün  hamlelerimizi yeniden gözden geçirmeliyiz. Suriye yeniden güvenli ülke olduktan  sonra ülkemizdeki sığınmacıların gönüllü geri dönüşlerini teşvik etmeli ve bu  amaca uygun politikalar geliştirmeliyiz."
 
Konferansta, "Suriye sorunun uluslararası boyutları", "Suriyeli  sığınmacıların karşılaştıkları sorun", "Toplumsal yaşam ve uyum", "Bölgedeki  aktörlerin strateji konumları; Suriye'deki güncel duruma askeri ve hukuki açıdan  bakış" ile "Yerel yönetimlerin rolü; sorunlar ve öneriler" başlıkları alanında  uzman kişiler konuşacak.