Gazetevatan.com » Yazarlar » Doğayı seven iki sanatçı

Doğayı seven iki sanatçı

30 Ocak 2016 Cumartesi


Birçoğunuz başarılı genç sanatçılarımızdan Elmas Deniz ve Alper Aydın’ın eserlerini görmüş veya isimlerini duymuşsunuzdur. Bu değerli sanatçılarımızın eserlerini mercek altına almak istedim.
 
Öncelikle İstanbul Modern’in Çelenk Bafra küratörlüğünde gerçekleşen sergisi ‘Yok Olmadan: Doğa ve Sürdürülebilirlik Üzerine Bir Sergi’ doğa ve ekolojiyi konu alırken sürdürülebilirlik kavramına da değinen sanatçıları bir araya getiriyordu. Son yıllarda kaçınılmaz olarak ilgimi geçen, doğaya duyarlı bu üretimlere özellikle de yer vermek istedim. Serginin tümünü de ayrıca mutlaka görmenizi tavsiye ederim.
 
Alper Aydın - Taş Kütüphanesi 
 
1981 Bergama doğumlu Elmas Deniz’i 2014’te Pilot Galeri’de gerçekleştirdiği ‘Siyah Panteri Görebilmek’ isimli sergisinden de hatırlayacaksınızdır. Video, yerleştirme, fotoğraf, desen gibi geniş yelpazede yaptığı üretimlerinde, sanatçı çoğunlukla küresel güç yapıları, devlet kontrolü, şehircilik, ekonomi ve küreselleşme üzerine odaklanıyor. Onun gözünden, doğayı korumanın gerekliliğine ilişkin her şey, bir paradoksa hapsolmuş durumdayken, eserlerinin en çarpıcı noktası devamlı büyümeye odaklı kapitalist sistemin doğal kaynaklara getirdiği tahribata işaret ediyor olması. Doğal olana dikkat çekmek için kendince geliştirdiği yöntemleri gayet akıllıca genç sanatçının.
 
Geçtiğimiz 14’üncü İstanbul Bienali’nde de yer alan Deniz’in Modern’de gösterilen çalışması Güney Kafkasya’nın olağanüstü doğasındaki insansız bir hava aracına ait buluntu görüntülerini içeriyordu. ‘Güzel’ ve ‘el değmemiş‘ bu doğa görüntüleri ve ona eşlik eden drone-kuş melezi heykeli ile sanatçı teknolojileri durmaksızın ilerleyen tüketim odaklı insanlığın görsellik politikaları ve doğa temsilleri üzerine alternatif bir bakış açısı sunuyordu.
 
Elmas Deniz - Siyah Panteri Görebilmek
 
1989 Ordu doğumlu Alper Aydın’ın ismini ise genç yaşına rağmen son yıllarda sıklıkla duymaya başladım. Sanatçının kavramsal çerçevede ürettiği eserleri son derece yalın ve net. Onun için, geometrik formlar, yalnız bir çizgi, rakamlar veya renkler, dikkatleri doğaya çekmek adına gayet yeterli. Örneğin, denizin ortasında ki bir taşın kaç kilo olduğunu merak etmemeyi bırakın belki de o taşı orada görmüyoruz bile çoğumuz. Aydın ise birbirinden ince düşünülmüş  land  art projeleriyle dikkatleri ‘o şeyin’ varlığına yöneltmeyi  başarıyor. İşte bunu yaparken de kimi zaman sadece bir renk bile sanatçıya yeterli olabiliyor. Kendi deyimi ile de bu üretim sürecini ve üretimlerini, insani  bir diyalog olarak görüyor. “Hayatımız; sınırlar koymak, ölçüp biçmek, sınıflara ayırmak üzerine kurulu. Doğa ile aramızda kuracağımız her tür diyalog bize yaşadığımız yerin yaşayan bir varlık olduğunu gösterir.” diyerek ifade ediyor sanatçı kendisini.
 
2012 yılında İlk kez düzenlenen Full Art Prize’da 300e yakın katılımcı arasında ilk 13 sanatçıdan biri olmaya hak kazanan Aydın o günden bu güne şu aralar, ‘Yok Olmadan” sergisinin  en genç sanatçısı. Üstelik oldukça kuvvetli isimler arasında... Aydın’ın sergide yer alan ‘Taş Kütüphanesi’ isimli eserini ise, özellikle memleketi Ordu, Konya, Ankara ve İstanbul’dan topladığı fosilleşmiş ağaç ve taşlar oluşturuyordu.