Gazetevatan.com » Yazarlar » documenta 14 izlenimlerim

documenta 14 izlenimlerim

15 Nisan 2017 Cumartesi


Atina'da devam eden çağdaş sanat sergisi "documenta"da bu yıl Türk sanatçılar öne çıkıyor.

"documenta" her beş yılda bir Almanya’nın Kassel şehrinde düzenlenen önemli bir çağdaş sanat sergisi. Eserlerin 100 gün boyunca sergilenmesi sebebiyle etkinlik, "100 günlük müze" olarak da adlandırılır. documenta bu yıl Haziran ayında Kassel’de izleyiciyle buluşmadan önce 8 Nisan - 16 Temmuz tarihleri arasında Atina’da gerçekleştiriliyor.

Çeşitli ülkelerden 100’ü aşkın sanatçının katıldığı serginin artistik direktörlüğünü bu yıl Polonyalı Adam Szymczyk üstleniyor. Yunanistan’da devam eden ekonomik buhran, mülteci krizi konusundaki stratejik konumu gibi nedenlerle Atina’yı odağa almayı tercih eden ekip, etkinliğin kavramsal temasını "Learning from Athens-Atina’dan Öğrenmek" olarak belirlemiş.

Mobilyalar müzik aletine dönüşürse

Bu yılki documenta’da Türk sanatçıların öne çıktığını söyleyebilirim. Nevin Aladağ, Banu Cennetoğlu gibi isimlerin yanı sıra Ardan Özmenoğlu Nitra Gallery’deki kişisel sergisiyle, Pınar Ögrenci ve Erkan Özgen ise "ARTISTS at RISK" pavyonuyla boy gösterdiler. Birbirinden başarılı bu isimler büyük ilgi görüyor.

Nevin Aladağ’ın sehpa, koltuk, iskemle gibi mobilyalara ve çeşitli objelere tel çekme, deri germe gibi müdahalelerle onları müzik aletine dönüştürdüğü üç kişilik muhteşem performansı documenta’ya damga vurdu diyebilirim. Özellikle ferforje masaya bağlanmış tel ve çanlar ile müzik yaparken adeta transa geçen sanatçı, nesnelerin insan bedeniyle kurduğu direkt bağdan yola çıkarak müziğin bireysel ve içsel yönüne vurgu yapıyor. Etkinlik süresince tekrarlanacak olan performansa yabancı basının yoğun ilgisi gerçekten gurur vericiydi.

 

Dünyaya ilham veren müze: Akropolis

Banu Cennetoğlu’nun Gennadius Kütüphanesi'nin avlusunda sergilenen “Gurbet’s Diary” yerleştirmesi etkileyici bir çalışma olarak öne çıkıyor. Bir günlüğün tüm kelimelerini içeren 145 adet taş levha, bir zamanlar yok edilen "Manuscripts Don't Burn" isimli kitabın atfettiği gibi elyazmalarının ölümsüzlüğünden dem vuruyor.

Atina’daki çağdaş sanat müzesi Benaki Museum, hem documenta’ya ev sahipliği yapan mekanlar arasında olmasıyla hem de ilgi çekici koleksiyon ve tematik süreli sergileriyle mutlaka görülmesi gereken bir nokta. Özellikle Hiwa K’nın yapının bahçesinde yer alan, gri beton merdivenle kurgulanmış oda yerleştirmesi şehrin tarihi dokusu ile düşündürücü bir tezatlık yaratmayı başarmış. 

Şehrin geçmişinin muazzam bir özeti niteliğindeki Akropolis Müzesi'nde, M.Ö. 6'ncı yüzyıla dayanan görkemli tarihiyle tüm dünyaya ilham vermiş Yunan uygarlığını keşfetmek harika bir deneyim. Mekanın özenle tasarlanmış iç mimarisi de doğal gün ışığı ile gölgelerin büyüleyici oyununa tanıklık etmenizi sağlıyor.

Nevin Aladağ, etkileyici çalışmasıyla müziğin bireysel ve içsel yönünü vurguluyor.

 

 

Turistik olarak Türkiye’den rol çalınmış...

Tarihi kalıntıları, yüzyıllara yenilmemiş yapılarıyla adeta bir açık hava müzesi olan Atina’yı yaşamanın en iyi yolu yürüyerek gezmek. Portakal çiçeklerinin mis gibi kokusu eşliğinde dolaşmanın eşsiz bir tecrübe olacağını söyleyebilirim. Genel itibariyle organizasyonel sorunların dikkat çektiğini söylemeden geçemeyeceğim. Pek çok kişiden de duyduğum gibi etkinliğin içeriği, programı ve yönlendirmeleri zayıf. Ancak yurtdışı sanat çevresinden kayda değer isimlerle tanışmak, bir araya gelmek için de önemli bir fırsat.

Tamamen politik sebeplerle seçilen bu rota, her ne kadar turistik anlamda Türkiye’den rol çalmış gibi görünse de ülkelerarası diyaloğu sağlamak, sınırları yok ederek ortak bir anlayışta buluşmak, bu şiddet ortamında sanatın umut veren ışığından faydalanmak adına bu deneyimi yaşamak gerektiği kanısındayım.