"Türkiye'de talasemi taşıyıcılık oranı yüksek"

AA |  11 Mayıs 2019 Cumartesi - 12:27 | Son Güncelleme : 11 05 2019 - 12:30

Prof. Dr. Buket Erer Del Castello, talasemide taşıyıcılık oranının yüksek olmasının hastalığın çıkma oranını artırdığını belirterek, "Ülkemizde taşıyıcılık oranının yüksek olmasının yanı sıra akraba evliliklerinin de fazla olması hasta çocuk doğma riskini de artıyor. Türkiye'deki beta talasemi taşıyıcılığı sıklığı yüzde 2,1 düzeylerinde. Bu oran farklı bölgelerde artmakta, yüzde 13'e kadar yükselmektedir." dedi.


 AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Castello, anne ve  babadan çocuklara kalıtsal olarak geçen bir kan hastalığı olan ve Akdeniz anemisi  olarak da bilinen beta talaseminin, kandaki kırmızı kürelerde bulunan ve dokulara  oksijen taşıyan hemoglobinin yapımındaki genetik bozukluktan kaynaklandığını  aktardı.
 
 
Castello, Türkiye'de yaklaşık 1 milyon 400 bin taşıyıcı ve 4 bin 500  talasemi hastası olduğunu ifade etti.
 
Erer Del Castello, Türkiye'nin de içinde olduğu Akdeniz Bölgesinde  önemli bir halk sağlığı sorunu olan talaseminin bazı Avrupa ülkelerindeki görülme  sıklığının göçlerle birlikte artığının görüldüğünü aktardı.
 
Bu noktada hasta sayısı kadar talasemi taşıyıcılarının sayısının da  önemli olduğunu vurgulayan Castello, şunları kaydetti:
 
"Taşıyıcılık oranının yüksek olması hastalığın çıkma oranını  artırıyor. Ülkemizde taşıyıcılık oranının yüksek olmasının yanı sıra akraba  evliliklerinin de fazla olması hasta çocuk doğma riskini de artıyor. Türkiye'deki  beta talasemi taşıyıcılığı sıklığı yüzde 2,1 düzeylerinde. Bu oran farklı  bölgelerde artmakta, yüzde 13'e kadar yükselmektedir. Özellikle Akdeniz, Ege ve  Trakya bölgelerinde taşıyıcılık yüksektir. Talasemi hastalarında genetik bozukluk  sonucu kırmızı kan hücrelerinin ömrü kısadır ve hastalıkta öne çıkan bulgu derin  bir kansızlıktır.
 
Hastalık genellikle doğumdan 3 ay ile 1 yaş arasında fark ediliyor.  Anne ve babalar çocukta solukluk, gözlerinde hafif sarılık, iştahsızlık,  halsizlik, huzursuzluk fark ederek doktora başvuruyor. Ancak taşıyıcılık  atlanabiliyor. Taşıyıcılarda derin bir anemi gelişmez. Kan tablosu kırmızı kan  hücrelerinin yüksekliği dışında demir eksikliği anemisine benzer. Ülkemizin  içinde bulunduğu coğrafyayı göz önünde bulundurarak demir eksikliği anemisi  düşünülen hastaların talasemi taşıyıcılığı açısından da değerlendirilmesi  önemlidir. Talasemi taşıyıcılarında da demir eksikliği gelişebilir, bu durumda  demir eksikliği tedavisi verilmelidir."
 
 "Talasemi taşıyıcılığı hastalık değildir"
 
"Talasemi taşıyıcılığı bir hastalık değildir ve tedavi gerektirmez."  diyen Prof. Dr. Buket Erer Del Castello, talasemi taşıyıcısı olan bir kişinin  hayatını ömür boyu sağlıklı şekilde sürdürdüğünü bildirdi.
 
Castello, "Ancak kişinin taşıyıcı olduğunu bilmesi önemli. Çünkü iki  taşıyıcının evlenmesi sonucunda her bir çocuk için yüzde 25 hasta doğma olasılığı  vardır. Biri taşıyıcı, diğeri taşıyıcı olmayan çiftlerin çocukları sağlıklı  dünyaya gelir, hasta çocuk doğma olasılığı yoktur, taşıyıcı çocuk doğma olasılığı  vardır." dedi.
 
 Hastalığın kesin tedavisi için 1980'lerden bu yana tüm dünyada  hematopoietik kök hücre nakli yapıldığını vurgulayan Prof. Dr. Erer Del Castello,  konuşmasını şöyle sürdürdü:
 
"Özellikle doku grubu uyan kardeşten veya doku grubu uyan akraba ve  akraba dışı donörlerden kemik iliğinden aldığımız kan kök hücrelerini talasemi  hastalarına naklediyoruz. Nakil işlemi ile hastanın kemik iliğindeki hastalıklı  hücreleri yok edip yerine donörün sağlıklı kırmızı kan hücreleri yapan kök  hücrelerini yerleştiriyoruz. Hematopoietik kök hücre nakli ile hastanın genetiği  değişmiyor ancak hastalık tablosunu ortaya çıkaran ve yaşamı tehdit eden sorunun  yattığı kemik iliğindeki problem çözülüyor. Sonuçta donörün kök hücreleri  sağlıklı hemoglobin taşıyan kan kırmızı hücreleri üretiyor ve hastanın kan  desteğine ihtiyacı kalmıyor, sağlıklı bir yaşam sürüyor."
 
 "Binlerce talasemi hastası kök hücre nakliyle tedavi edildi"
 
Talasemi hastaları içinde kimlerin kök hücre naklinden  yararlanabileceği konusunda da bilgi veren Castello, "Çok ciddi organ hasarı  oluşan, ilerlemiş talasemi hastalarında bunu yapmaktan çekiniyoruz. Düzenli ve  uygun kan trasfüzyonu ve demir şelasyon tedavisine rağmen yıllar geçtikçe  organlar etkileniyor, bu nedenle kök hücre nakil öncesi hastayı çok iyi  değerlendirmek gerekiyor. Kök hücre naklini mümkün olduğunca erken yaşta  yapabilmek önemli, eğer hastanın doku tipi uyan bir kardeşi varsa hiç beklemeden  uygulandığında başarı çok yüksek oluyor. Daha ileri yaşta olup iyi takip ve  tedavi edilmiş talasemi hastalarına da kök hücre nakli yapılıyor." şeklinde  konuştu.
 
Prof. Dr. Erer Del Castello, dünya genelinde binlerce talasemi  hastasının kök hücre nakliyle tedavi edildiğini, edilmesinin de sürdüğünü  belirterek, taşıyıcı kardeşlerin donör olabileceklerini belirtti.
 
Castello, "Kök hücre nakli gerçekleştirdiğimiz talasemili  hastalarımızın büyük çoğunluğunun kardeşleri de taşıyıcı. Dolayısıyla talasemi  majör dediğimiz hasta bir talasemiliyi kök hücre nakli sonrası sağlıklı bir  talasemi taşıyıcısı haline getiriyoruz. Taşıyıcılık hastalık olmadığı için  hayatını sağlıklı bir şekilde sürdürmek mümkün oluyor. Naklin başarısız olduğu  durumlarda hasta tekrar talasemili durumuna geri dönüyor. Bazı hastalarda ikinci  kez nakil yapılabiliyor." değerlendirmesinde bulundu.
 
Birçok hastalığın tedavisinde olduğu gibi talasemide kemik iliği nakli  konusunda da Türkiye'de son derece başarılı sonuçlar alındığına işaret eden  Castello, talaseminin bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmasının önemini  vurguladı.
 

ETİKETLER