‘Tüm sorumluluğu üzerime alıyorum’

30 Ağustos 2019 Cuma - 8:17 | Son Güncelleme : 30 08 2019 - 8:36

Mustafa Kemal Paşa, 16 Haziran 1922’de kesin kararını vermişti. Kendisine karşı çıkanlara ise son sözünü söyledi: Tarihe karşı bütün sorumluluğu kendi üzerime alıyorum.

Öte yandan Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusuna esir düşen Yunan generali Trikopis’in Kayseri’de yaşadığı esaret dönemine ait görseller de ilk kez gün yüzüne çıktı.


Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundaki mihenk taşı sayılan Büyük Taarruz öncesi, Yunan Orduları, Güney Marmara’dan Menderes’e kadar olan bir hat boyunca Batı Anadolu’yu işgal etmişti. Yunan ordusu, Büyük Taarruz öncesi, hafif ve ağır makineli tüfek, top, uçak ile motorlu araçlar bakımından sayıca üstün olmasına karşın Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, nihai sonuç için taarruz etmekte kararlıydı.
 
Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Milli Savunma Bakanı Kazım Özalp ile birlikte Doğu ve Güney cephelerindeki birliklerin çoğunun Batı’ya kaydırılması kararı verildi. Batı cephesinde ilk kez 200 bin kişilik bir güç toplanmıştı. Mustafa Kemal Paşa, 16 Haziran 1922 tarihinde aslında kesin kararını vermişti. Kendisine karşı çıkanlara ise son sözünü söyledi: “Tarihe karşı bütün sorumluluğu kendi üzerime alıyorum...”
 
26 Ağustos 04.30’da
 
Mustafa Kemal Paşa, 18 Ağustos gecesi gizlice Ankara’dan ayrılarak otomobille Konya’ya gitti. 21 Ağustos 1922 tarihli gazetelerde, Mustafa Kemal Paşa’nın Çankaya’da bir çay ziyafeti vereceği haberleri yer alıyordu. Oysa ki Başkomutan, Batı Cephesi Karargâhı’nda, İsmet İnönü’ye 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana taarruz edilmesi emrini veriyordu.
 
30 Ağustos günü, beş gün beş gece süren meydan muharebesi son bulurken, Yunan ordusunun esas kuvveti imha edildi. Mustafa Kemal Paşa ise 31 Ağustos’ta muharebe meydanında gördüğü manzarayı şöyle anlatıyordu:
 
“Muharebe meydanını dolaştığım zaman, ordumuzun ihraz ettiği zaferin azameti ve buna karşılık, hasım ordusunun uğradığı felaketin dehşeti beni çok duygulandırdı. Sırtların gerilerindeki bütün vadiler, bütün dereler, mahfuz ve örtülü yerler, bırakılmış toplar, otomobiller, sınırsız teçhizat ve malzeme ile ve bütün bu metrukât aralarında yığınlar teşkil eden ölülerle, toplanıp karargâhımıza sevk edilen esir kafileleri ile hakikaten bir mahşeri andırıyordu.”
 
Köyleri ateşe verdiler
 
Mehmetçikler, 2 Eylül’de Uşak’a girerken, bölgeden kaçışan Yunan ve Rum birlikleri Türk köylerini ateşe verdiği gibi, birçok sivil Türk katledildi. Türk ordusu için artık kurtarılması gereken tek şehir İzmir’di. 9 Eylül 1922 sabahı önce Ahmet Zeki Bey komutasındaki 2. Süvari Fırkası ile Mürsel Paşa komutasındaki 1. Süvari Fırkası, ardından da 5. Süvari Kolordusu Komutanı Mirliva Fahrettin Paşa komutasındaki birlikler İzmir’e girdi.
 
Yüzbaşı Şerafeddin Bey, yaralı halde Hükümet Konağı’na Türk bayrağını astı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ise Fevzi ve İsmet paşalar ile 10 Eylül sabahı İzmir’e girerken, Fahrettin Paşa ile buluşup doğruca Hükümet Konağı’na gitti. 30 Ağustos’ta kazanılan zaferin ardından Türk ordusu, sadece dokuz günde işgal kuvvetlerini yenip İzmir’i kurtardı.
 
Patrik Meletios’un  büyük ihaneti
 
Tarihçi Prof. Dr. Uğur Üçüncü, Büyük Taarruz sırasında Fener Rum Patriği olan Meletios Metaksakis’in, Yunan orduları adına giriştiği faaliyetleri, zaferin 97’nci yılında paylaşırken, şu bilgileri verdi:“Meletios, 1921’de İngiliz kralından Sevr Antlaşması’nın değiştirilmesini rica etti. Patrik Meletios, 5 Mart 1921’de Edremit halkının Yunanistan idaresini istediğine dair Londra’ya telgraf gönderirken, Büyük Taarruz öncesinde İstanbul Rumlarını Yunan Ordusuna katılmaya davet etti. Polis Müdürlüğü, Meletios’un bu faaliyetlerini Dahiliye ve Harbiye Nezareti’ne bildiren belgeler arşivlerimizde mevcut. Patrik Meletios, dünya kamuoyunda, Türk Yunan savaşını Müslümanlarla Hıristiyanların savaşı gibi göstermeye çalıştı.” Meletios’un, İstanbul’daki Rumca yayın yapan gazetelerin müdürlerini 10 Ağustos 1922 sabahı makamına çağırdığını belirten Prof. Dr. Üçüncü, “Gazetecilerden Yunan işgaline destek isterken, beraberlik içinde olmalarını, zamanın ruhuna aykırı davranmamalarını, meseleyi particilik uğruna yıpratmamalarını isteyerek, eleştiri hakkını yabancı basına bırakmalarını tavsiye etti. Meletios, İstanbul’daki Yunan subay ve askerlerin mali durumlarının düzeltilmesi adına yardım çabalarında bulundu. Patriğin bu faaliyetleri Anadolu Rumlarını ve Ortodoks Türkleri rahatsız edince, Papa Eftim (Pavlos Karahisarithis) liderliğindeki Türk Ortodoksları, tepki olarak 1 Nisan’da Kayseri’de bağımsızlıklarını ilan ettiler” diye konuştu.
 
Havacıların fedakârlığı
 
Zaferin isimsiz kahramanları Türk havacılardı. Büyük Taarruz öncesi büyük fedakârlıklarla faal uçak sayısı 17’ye çıkartılmış, 26 Ağustos saat 06.00’dan itibaren 18 hava görevi başarıyla tamamlanmıştı. Tarihçi Selman Yaşar’ın araştırmalarına göre Batı Cephesi Komutanlığı, taarruz öncesinde yayınladığı bir emirle, Yunan uçağı düşüren havacılara bin lira ödül verileceğini duyurdu. Ancak kahraman pilotlarımız, düşürdükleri uçak sayısını karargaha bildirmeyip ödülden vazgeçti. Taarruzun ilk iki günü yapılan keşif uçuşlarında Türk uçakları, Yunan 2. Kolordusu’nun tüm hareketlerini anında Başkomutanlık karargâhına ulaştırıyordu.
Türk uçakları ayrıca Yunan uçaklarını yığınak yapılan bölgeye yaklaştırmıyordu. Savaşın en kritik safhalarında elde edilen bu bilgiler sayesinde hızlı hareket etme imkânı elde edilmişti. Böylece Türk uçakları, taarruzun planlandığı şekilde, emniyetle sevk ve idaresini sağlıyordu. Türk kuvvetleri İtalyan yapımı Spat uçaklarını kullanarak, Yunanlıları avlamış ve geri çekilmeye zorlamıştı. Büyük Taarruz süresince Türk Kuvvetleri’nin üç uçağına karşılık, Yunan Ordusu 27 uçak kaybetti. Kuva-yı Havaiye Müfettişliği tarafından Türk havacılarının yaptıkları faaliyetler 23 Eylül 1922 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı’na gönderilen raporda, “Düşman keşif uçakları keşfe devam edemediğinden harekâtımız örtülü kalmış ve kendi uçaklarımız mükemmel şekilde keşiflerini yapmışlardır” ifadeleri yer aldı. 
 
 
Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, son denetlemelerini Akşehir’de gerçekleştirdi (üstte). Yüzbaşı Şerafeddin Bey, İzmir’in işgalden kurtarılmasından sonra bir grup askerle Hükümet Konağı’na Türk bayrağını çeken ilk kişiydi.
 
Mustafa Kemal’e hayran kaldı
 
Batı Anadolu’daki Yunan birliklerinin komutanı Trikopis, 2 Eylül 1922’de tüm komuta kademesiyle birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri’ne teslim oldu. Trikopis, önce İsmet Paşa’nın, ardından da, taarruz bölgesinde bulunan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkarıldı. Aradan 30 yıl geçti. 1952 yılında, Türk gazetecilerinden oluşan bir heyet, Yunanistan’ın başkenti Atina’ya gitti. Gazeteciler onuruna Türkiye Büyükelçiliği’nde bir davet verildi. Basın mensupları arasında günümüzün üstat gazetecilerinden Hıfzı Topuz da vardı. Konuklardan, 80’li yaşlardaki ak saçlı bir davetli, Topuz’un dikkatini çekmişti. Gazetecilik merakı ile yaklaştığı bu kişinin 30 yıl önceki işgalci Yunan birlikleri komutanı Trikopis olduğunu anladı. Şimdi, Trikopis’in Türk basın mesleğinin duayenlerinden Hıfzı Topuz’a, Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği’nde anlattıklarını dinleyelim:‘Siz bizim misafirimizsiniz’
 
“2 Eylül 1922 gecesi, Türk askerlerine esir düştüm. Sağ kalan birliklerimiz, İzmir’e doğru kaçmaya çalışıyordu. Bu, bizim için büyük bir mağlubiyetti. Beni, önce Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa’ya götürdüler. İsmet Paşa da, beni yanına alarak, Mustafa Kemal Paşa’nın huzuruna çıkardı. Mustafa Kemal Paşa, beni mert bir askere yakışır şekilde kabul etti. Kendisinin şu sözlerini o gün bugün hiç unutmadım: ‘Üzülmeyin general; siz, görevinizi sonuna kadar yaptınız. Askerlikte mağlup olmak da vardır. Napolyon da vaktiyle esir olmuştu. Siz bizim misafirimizsiniz. Yakında her şey düzelecektir. İstirahat ediniz.’  
 
Mustafa Kemal Paşa’nın bu ince ve nazik davranışı üzerine, bu büyük komutana karşı içimde hayranlık duymaya başladım. Aslında, bizim Anadolu’da ne işimiz vardı? Biz, yabancı devletlere alet olduk. Sizden de, bizden de bunca insan öldü. Bu kadar şehit verdik. Sonunda ne oldu? İşte, bugün kardeşiz. Hata idi Anadolu harekâtı; hem de muazzam bir hata...”  
 
Topuz, bu seyahati sırasında, Trikopis’in her 29 Ekim’de Atina’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne gidip, Atatürk’ün büyük boy fotoğrafı önünde saygı duruşunda bulunduğunu da öğrendi. 1868 doğumlu general Trikopis, 1956 yılında 88 yaşında iken hayatını kaybetti.
 
GÜN YÜZÜNE ÇIKAN FOTOĞRAFLAR
 
Yaklaşık 40 yıldan beri Türk siyaset sahnesinde önemli roller üstlenen ünlü iş insanı Cavit Çağlar’ın 70 yıllık fırtınalı yaşam öyküsünden oluşan anı-biyografisi, 2020 yılının Ocak ayında okurlarla buluşuyor. Bugün Yunanistan topraklarında bulunan Osmanlı Türk kenti Gümülcine’de dünyaya gelen Çağlar, 1948 yılında, henüz 5 yaşındayken, anne ve babasının kucağında Meriç Nehri’nden kaçak olarak anavatan Türkiye’ye sığınmış.
 
Cavit Çağlar’ın yaşam öyküsünün anlatıldığı kitapta, bugüne kadar günışığına çıkmamış pek çok bilgi, belge ve fotoğraflar da yer alacak. İşte o fotoğraflar arasında, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusuna esir düşen Yunan generali Trikopis’in Kayseri’de yaşadığı esaret dönemine ait görseller de bulunuyor. Kitapta, Trikopis’in Kayseri’de sözde esir, gerçekte ise misafir edildiği dönem ile Batı Trakya Türklerinin kasvetli yaşantılarına da mukayeseli bir şekilde yer verilecek.
 
Gazeteci-yazar Hulûsi Turgut tarafından çok uzun ve kapsamlı bir alan çalışmasından sonra yayına hazırlanmakta olan kitapta, Trikopis’in Kayseri yaşantısına ait gün yüzüne çıkarılan orijinal fotoğraflar, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 97. yıl dönümü nedeniyle kamuoyu ile paylaşılıyor.
 
Ücretli olarak inşaatlarda çalıştılar
 
Türk askerlerinin esir aldığı general Trikopis’in yanı sıra, 2 general, 11 albay, 4 yarbay, 12 binbaşı, 34 üsteğmen, 69 teğmen, 193 yedek subay ile 2000’den fazla er ve erbaş ile Yunan ordusuyla iş birliği yapan Osmanlı vatandaşı sivil Rumlar, daha sonra Kayseri’nin Talas ilçesindeki esir kampına getirildi. Trikopis’in İstanbul-Büyükada’da yaşayan eşi Elena ile ikiz kızları Eirini ve Maria da, eş ve babaları ile Talas’ta buluştular. Kayseri’nin Talas ilçesi ile Zincidere beldesindeki büyük evlere yerleştirilen Yunan esirler, Türk ordusundaki subay ve eratın haklarından yararlandırıldı. Esir erler, Kayserideki binaların onarımında, köprü ve duvar inşaatlarında, Kayseri-Sivas karayolunun yapımında ücret karşılığı çalıştırıldı. Esirler, 1923 yılında Lozan Anlaşması ile ülkelerine gönderildi.
 
İŞTE O FOTOĞRAFLAR 
 
 
Yıl 1923. Esir general Trikopis (soldan ikinci), Talas’taki Amerikan Hastanesi’nin bahçesinde, eşi Elena, ikiz kızları Eirini ve Maria ile Yakındoğu Yardım Heyeti’nin Müdürü Dr. Deway (ortada, beyaz önlüklü) ve esir subaylarla birlikte.
 
 
General Trikopis, eşi Elena, ikiz kızları Eirini ve Maria ve Yunan esir subaylar Talas Amerikan Hastanesi’nin doktorlarına tahsis edilmiş bahçede sere serpe oturmuş poz veriyorlar. Trikopis, fotoğrafta eşi Elena’nın sağ tarafında yer alıyor.
 
Kurtuluş Savaşı sırasında Türk askerlerine esir düşen Yunan generaller Kayseri/Talas’taki esir kampında. (Oturanlar, soldan sağa) General Dirias, General Trikopis, Esir Yerlerinden Sorumlu Garnizon Komutanı Kurmay Albay Adnan Bey, General Diyonis, Kamp Güvenlik Komutanı Yüzbaşı Emin Bey.
 

ETİKETLER