‘Melek annem’ olmasa olimpiyatlara gidemezdim

BURAK KARA / bkara@gazetevatan.com |  11 Şubat 2018 Pazar - 2:30 | Son Güncelleme : 11 02 2018 - 2:30

Hamza Dursun. Milli kayakçı. 15 yaşında Ağrı’da kayak ile tanıştı. Hastalıklar, imkansızlıklar onu yıldırmadı. PyeongChang Kış Olimpiyatları’nda kayaklı koşu branşında yarışacak olan Dursun mucizevi hikayesini anlattı.


Hamza Dursun... Bu ismi daha çok duyacaksınız. Mavi gözlü, boylu poslu yakışıklı bir genç. PyeongChang Kış Olimpiyatları’nda Türkiye’yi temsil edecek sekiz sporcumuzdan biri Hamza. Milli kayakçımızın etkileyici yaşam hikayesi filmlere konu olabilecek nitelikte. Ne hastalık, ne imkansızlıklar Hamza’yı yolundan döndürememiş. 1994 yılında Ağrı’nın Çamurlu köyünde doğan Dursun, altı çocuklu çiftçi bir ailenin oğlu. Bir yandan tarlada çalışıyor ailesine yardım ediyor, bir yandan da üniversitede okuyor.

Sekiz yıl önce henüz 15 yaşındayken ve aslında spora başlamak için geç bir yaştayken hayatının fırsatı Hamza’nın karşısına çıkıyor. Okullar arası yapılan yarışmalarda hocalarının da yönlendirmesiyle kayaklı koşuya başlıyor Hamza. Kayaklı koşu öyle sıradan bir spor değil, kış sporları arasındaki en zorlu branş. Hamza kayakla tanışmasını şöyle anlatıyor heyecanla, “Biz Ağrılıyız, buranın kışları çetin olur, kar uzun süre topraktan kalmaz, bu nedenle karla yaşamasını biliriz, hayatımızın bir parçasıdır. Ben küçükken elektrik kablolarını kapatan borularını söküp onların üzerinde kayardım. Bu sevgi bana dedemden geçti. O da yayık ayranı yapılan tahta tekneyi söküp kayak yapar ve öyle kayarmış. Bizim oralarda imkanımız yoktu. 15 yaşıma gelene kadar gerçek bir kayakla hiç kaymadım. Orta okul son sınıftaydım derslerim de süper değildi, biz o yıllarda her braşta spor seçmelerine katılıyordum çok enerjiktim futbol, atletizm ne olursa katılıyordum. Aslında futbol oynamak istiyordum. Öğretmenim, ‘böyle olmaz sana uygun bir spor bulalım’ dedi önce atletizm seçmesine girdim 12’nci oldum bu tabii zoruma da gitti. Babam bir de kayağı dene dedi. İyi ki de öyle demiş. Hayatımda ilk defa kayak yapacaktım ve bir anda kayaklı koşu takımına seçildim.”

Tarlada çalışırken dayanıklığım arttı

Tesadüf eseri kayak ile tanışan Hamza, Ağrı’nın merkezine 2 kilometre uzaktaki Çamurlu Köyü’nde yaşıyor. Hayatında hiç kayak yapmamış biri nasıl olur da takıma seçilir diye soruyorum, “Bu spor için güç lazım” diyor ve anlatıyor, “Bana seçmelerde mekik ve şınav çektirdiler. Nedeni kayaklı koşu yapmak için kondüsyon ve dayanıklılık gerekiyor. Hatta tüm otoriteler kayağın estetik olmayan ve en zor hali diyorlar bu spora. Yarışlarda uzun mesafe 50 kilometere. Biz hem yokuş çıkıyor, hem düzlükte ve engebeli arazide koşuyor hem de yokuştan kayıyoruz. 13 kilometre hızda 10 dakikada 260 kalori harcıyorum. Çocukluğumdan beri sabah erkenden kalkıp tarlada çalışmam, aileme yardım etmem bir avantaj oldu benim için. Tarla işlerinde dayanıklığım arttı. Zaten Ağrı’nın doğası çetin, rakımı yüksek bu bana daha fazla direnç verdi. 2014’te Soçi Kış Olimpiyatları seçmelerine girdim, kotayı aşmama rağmen Soçi’ye gidemeyince spora küstüm. Böylesine kötü bir dönemde hiç hesapta yokken hastalandım. İşte o hastalık zaten tüm şevkimi, enerjimi aldı götürdü...”

 

Sporu bırakma noktasına geldim

Hamza hayallerini süsleyen olimpiyat yolunda en büyük darbeyi iki yıl önce yakalandığı hastalıkla yedi. Öpücük hastalığı diye de bilinen ‘mononükleoz enfeksiyonu’na yakalanan ve bağışıklık sistemi çöken Dursun, bir yıl boyunca bu hastalıkla mücadele etti. “Soçi’ye gidemediğim için moralim dipteydi. Sporu bırakmak istiyordum, antrenmanlara isteksiz gidiyordum. Bir süre böyle gitti, sabahları yataktan zor kalkıyor, hiçbir şey yapmak istemiyordum. Doktora gittim, bana tedavisi olmayan bir hastalığa yakalandığımı söylediler, insanın bağışıklık sitemini çökerten öpücük hastalığıydı bu. Muazzam bir yorguluk isteksizlik vardı, yürürken bile yoruluyordum. Anterenman yapamıyordum

hiçbir şeyden zevk alamıyordum. Tam o sırada sporu bırakma noktasına geldim. Bir yıl sürekli hastaydım. Direncim çok düşüktü, haftada bir grip oluyordum. Tedavisi olmayan vücüdun kendi kendini onardığı bir hastalıktı bu. Uzadıkça moralim altüst oldu. Annem ise sürekli bana moral veriyor, artık spora başlamamı istiyordu. Her gün kayak malzemelerimi gözümün önüne getiriyordu.”

Hayata döndüm ve çok çalıştım

Hamza annesinden bahsederken gözleri ışıldıyor, “Annemin sihirli dokunuşları da var benim hikayemde” diyor. “Annem benim için en büyük destek kaynağım, en büyük yol göstericim ve benim meleğim. Bu hastalığı yaşarken spor hayatımın biteceğini düşünürken o an annemi gördüm baktım ki sanki yeniden yarışmalara dönecekmişim gibi benim kayaklarımı, malzemelerimi, aldığım madalyaları siliyor. O an bende bir kıvılcım oluştu. Anneme dedim ki, “Ben sana artık yeni madalyalar getireceğim, eski madalyalarımı bırak yenilerini silersin..” Annem beni aslında hayata döndümüştü. Ne mutlu bana ki ben de annemi mahçup etmedim ona yeni madalyalar getirdim. Şimdi olimpiyatlardayım. Ben olimpik sporcuysam o da olimpik anne. Annem yarın Kore’ye yanıma gelecek. Salı günü de ilk yarışıma çıkacağım. Koşarken annemin bana verdiği güç ve emekleri beni motive edecek.”

Olimpik anne Asiye hanım da PyeongChang’ta

Geçtiğimiz yıl 30’uncu yılını kutlamasından hareket Olimpik Anneler Projesi kapsamında 21 farklı branştan 30 sporcuya ve annesine sponsor olan P&G Türkiye, desteklediği Hamza Dursun ve Annesi Asiye Dursun’u PyeongChang’de yalnız bırakmayacak. Asiye Dursun bu akşam Seul’e uçuyor yarın da oğlu ile buluşacak. P&G de Hamza’nın ailesini Kış Olimpiyatları için PyeongChang’de kurulacak P&G Aile Evi’nde ağırlayacak. Olimpiyatlar gibi dünyanın en büyük etkinliklerinden birinde Hamza’nın ailesi, Hamza’yı canlı izleyerek ona en büyük manevi desteği sağlayacaklar.

Günde 6-7 saat antrenman yaptım

Hamza kışın karda yazın da tekerlekli kayaklarla asfaltta, çimde hatta daha zor tarlada bile kayak antrenmanı yapıyor. Olimpiyatlara hazırlanmak için de son bir yılda çok zorlu antrenmanlar yaptığını söyleyen Dursun. “Bolu’da ve Erzurum’da olimpiyatlara hazırlanmak için kapm yaptım, yurtdışındaki yarışmalara katıldım. Bizim en önemli çalışmalardan biri de ağırlıkla yapılan antrenman. Araba lastiğini belime bağlayıp çekiyorum. Ayrıca kumda da koşmaya çalışıyoruz. Bizim sporda dayanaklılık en önemli unsur olduğu için bu tip antrenmanlar yapmamız geriyor. Günde 6-7 saat antrenman yaptım her gün 50 kilometre koştum. Bu Norveçlilerin ata sporu, onlar çocukluktan itibaren doğunca ayağına kayağı takıyor ben 15 yaşında taktım kayağı ayağıma. En büyük hedefim ülkemi en iyi şekilde temsil etmek..”