Yargıtay'dan Hizbullah açıklaması

15 Şubat 2011 Salı - 16:24 | Son Güncelleme : 15 02 2011 - 16:24


Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanı Mahmut Acar,
Hizbullah Ana Davasının geç sonuçlandığı yönündeki iddialara yanıt vererek,
davanın Yargıtaya geldiği tarih ile sonuçlandırılabildiği tarih arasındaki
sürecin 3 ay olduğunu belirtti.

Acar, yaptığı yazılı açıklamada, bir gazetede, "Yargıtay 9. Ceza
Dairesinin 16 Ekim 2009’da kendisine gönderilen dosyayı 4 ay gibi kısa bir sürede
inceleyerek 28 Ocak 2010’da sonuçlandırdığı, Hizbullah ana davası sanıklarına ait
dosyanın incelemesini ise 5 ayda tamamlayamadığı ve sanıklarının tahliye
edildiği" saptama ve yorumuna yer verildiğini belirterek, bu bilgilerin de
kamuoyunu yanıltıcı nitelikte olduğunu ve gerçekle bağdaşmadığını ifade etti.

Mahmut Acar, sözü edilen dosyanın, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesince
görülen, "30 sanığın 1987-2000 yılları arasındaki süreçte, değişik kentlerde
toplam 188 kişinin öldürülmesi, çok sayıda kişinin yaralanması, hürriyetlerinin
kısıtlanması, ateşli silah ve patlayıcı madde bulundurulması, yağma gibi suçları
işledikleri iddiasıyla 52 ayrı iddianame ile açılan davaların birleştirilerek
yargılamalarının birlikte sürdürüldüğü" bir dava olduğunu kaydetti.

Aynı suçlara iştirak ettikleri iddiasıyla değişik tarihlerde farklı
mahkemelerde yargılanan bazı sanıklarla ilgili yaklaşık 50 kadar iddianame,
belge, bilgi ve kararların da görülmekte olan davayla ilgileri bulunduğu için
getirtilerek bu dosya içinde değerlendirildiğini anlatan Acar, yerel mahkemedeki
yargılaması 10 yıl süren bu davanın, 30 Aralık 2009’da sonuçlandırıldığını,
yaklaşık bin 200 sayfayı bulan gerekçeli kararın mahkemece 3,5 ayda yazıldıktan
sonra gönderildiğini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 26 Ekim 2010’da
da Yargıtay 9. Ceza Dairesine temyiz incelemesi için teslim edildiğini
bildirdi.

Acar, 10 yıldan fazla hapis cezasına mahkum edilen sanıkların duruşma
istemi bulunduğu için, temyiz incelemesinin bu sanıklar yönünden duruşmalı
yapılmasının da yasal bir zorunluluk olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Tebliğnamenin tebliği, cevap süresinin beklenmesi, duruşma günü
saptanarak Tebligat Tüzüğünün emredici hükümleri gereği belirli bir süre önce
taraflara bildirilmesi gibi rutin ve zorunlu işlemler için belirli bir süreye
ihtiyaç bulunduğu, bundan da önemlisi, kendisine bu süre içinde başka bir iş
verilmeyen ve sadece bu dosyayı incelemekle görevlendirilen yargıcın, 85 klasör
hacmindeki yaklaşık 43 bin sayfadan ibaret belge, bilgi, doküman ve tutanakları
incelemesi, yasa gereği düzenlenmesi zorunlu raporu hazırlaması, davanın usul ve
esas yönünden müzakereye hazır hale getirilebilmesi için bir iki aylık bir
sürenin yeterli olmadığı, yargısal faaliyetin özellikleri ve gereklerini bilenler
bakımından başkaca bir izahı gerektirmeyecek kadar açıktır.

Görüleceği üzere, sözü edilen dosyada bir yandan tebligat gibi işlemler
gerçekleştirilirken, bir yandan da dosyanın incelenmesi faaliyeti paralel olarak
sürdürülmüş, zaman kaybına sebebiyet verilmemesi için, yapılabileceklerin tümü
yapılmıştır."

Mahmut Acar, ancak, hem tebligat ve duruşma işlemlerinin belirli bir
süreyi alması hem de bu hacim ve kapsamdaki bir dosyanın incelenip müzakereye
hazır hale getirilerek 31 Aralık 2010’a kadar sonuçlandırılmasının fiili
imkansızlığı karşısında, bu tarihe kadar gözetim ve tutuklulukta geçirdikleri
süreler yasada öngörülen sınırı aşmış bulunan sanıkların, 31 Aralık 2010’da
yürürlüğe giren yasal düzenlemenin öngördüğü zorunluluk nedeniyle
salıverilmelerine karar verildiğini, bu sanıklar hakkında adli kontrol
tedbirlerinin uygulanmasına da karar verildiğini hatırlattı.
Bu tarihten sonra da devam eden dosya inceleme ve rapor hazırlama
çalışmalarının ancak duruşma tarihinden üç gün önce bitirilebildiğini anlatan
Acar, duruşma gününe kadar davanın müzakeresinin sürdürüldüğünü, 26 Ocak
2011’deki duruşmaya sanıklar ve müdafileri gelmeyince, müzakerenin aynı gün
sonuçlandırılarak, bazı sanıklar hakkındaki hükümlerin onanmasına, bir kısım
sanıklar hakkındaki hükümlerin ise bozulmasına karar verildiğini anımsattı.
Mahmut Acar, "Bu davanın Dairemize geldiği tarih ile
sonuçlandırılabildiği tarih arasındaki süreç yazıda dile getirilenin aksine 3
aydır. Türk Ulusu adına karar veren ve bu durumun kendilerine yüklediği
sorumluluğun idrakinde olan yargıçlar olarak, diğer yargı personeli ile birlikte
sessizce ve fedakarca çalışmamıza karşın, haksız ima ve ithamlara maruz kalmaktan
duyduğumuz üzüntüyü ve gerçek durumu kamuoyuna saygıyla bildiririz" ifadelerine
yer verdi.
Acar, aynı gazetede, "Hizbullahçı davası rüşvetle hazırlanmış" başlıklı
yazıya da yer verildiğini belirterek, Hizbullah terör örgütüne üye olmak suçundan
Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 24 Ocak 2008 günlü kararıyla 10 yıl hapis
cezasına mahkum edilen Ali Kaya isimli kişi hakkındaki hükmün, duruşma istemiyle
temyiz edildiğini ve dosyanın 16 Ekim 2009’da Yargıtay 9. Ceza Dairesine
gönderildiğini belirtti.
Dosyadaki işlemlerin, diğer duruşma istekli temyiz incelemelerinde olduğu
gibi, olağan ve makul süreler içerisinde ve rutin biçimde gerçekleştirildiğini ve
28 Ocak 2010’da mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verildiğini anımsatan Acar,
bu sürecin, davanın sanığı ve müdafi ile irtibatlı kişilerin yasal olmayan
girişimleriyle süratli biçimde sonuçlandırıldığı yolundaki iddialardan gazete
haberiyle bilgi sahibi olduklarını belirtti. Acar, devamla şunları kaydetti:
"Yargıtayın herhangi bir dairesinin temyiz incelemesi sırasında
gerçekleştireceği işlemler ile bunların yapılması için gerekli olağan süre
konusunda bilgi sahibi olan ve esasen yargısal faaliyetle ilişkisi bulunmayan
kötü niyetli kişilerin, davaların tarafları nezdinde girişimde bulunup, onları
kandırarak süreci kısaltma, uzatma veya istenilen sonucun elde edileceği gibi
asılsız vaatlerle menfaat edinmeleri, alınan birçok önleme karşın mani olunamayan
ve dönem dönem rastlanan olaylardır. Nitekim bu olayda da Yargıtayın birçok
dairesinde görülmekte olan işlerle ilgili benzer dolandırıcılık girişiminde
bulunan kişilerin tespit edilerek, yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama
suçundan haklarında ceza davası açıldığı, bu kişilerin Dairemiz başkan, üye,
tetkik hakimi ve personeli ile ilgi ve iletişimlerinin bulunmadığı, iddianame ve
ilgili soruşturma dosyasının içeriğinden açıkça anlaşılmaktadır."

ETİKETLER

0