Yakışıklı prensin büyük trajedisi

Arda USKAN |  13 Haziran 2005 Pazartesi - 22:28 | Son Güncelleme : 13 06 2005 - 22:28

1963'te evlendiği İnci Trak'tan iki oğlu olmuştuArıklı'nın... Giray ve Ali. 1970'te ayrıldılar. Üç yıl sonra o korkunç gece yaşandı. İnci Hanım gaz dolu odadaçakmağı ateşledi. Giray ve Ali yanarak öldüler


Robert Kolej'in 1956 yıllığında orta son sınıf öğrencisi Ercan Arıklı için "Gelecekte gazeteci olmayı planlıyor" ibaresi kullanılmıştı.

O ve en yakın arkadaşı İsmail Cem bu yolda ilk adımlarını atmaya başlamışlardı bile... İnci Trak kolejin en güzel kızlarından biriydi. Sadece güzelliği ile değil, son derece ince ama bazen yaralayıcı esprileriyle, derslerdeki başarısı, zekası ve sosyal etkinlikleriyle tüm dikkatleri üzerinde toplamıştı. Köklü bir aileden geliyordu. Babası Razi Trak, Fenerbahçe Kulübü ve Yapı Kredi Bankası'nın Yönetim Kurulu Başkanlığını yürüten bir işadamıydı.

Yakın arkadaşı İsmail Cem kayınbiraderi oldu
1963 yazında, Razi Irak'ın Ziverbey'deki köşkünün ağaçlarla dolu geniş bahçesinde Ercan ve İnci evliliğe ilk adımlarını attılar. Hemen birkaç hafta sonra Çınar Oteli'nde evlendiler. Genç çift yaz sonuna kadar Razi Bey'in sahibi olduğu Osmanbey'deki Gün Apartmanı'nın sekizinci katında kalacaktı. Gün Apartmanı, Ercan ve ismail Cem'in yıllarca süren dostluklarında paylaştıkları ortak noktalardan bir başkasıydı. Bu iki yakın dost, hayat arkadaşlarını da aynı aileden seçtiler. Ercan'ın nikahından bir yıl sonra, Cem'in Hilton Oteli'ndeki evlenme töreninde beyaz bir gelinlikle dans eden genç kızın soyadı da Trak'tı. Elçin Trak, İnci'nin kız kardeşiydi.

1964 yılının Ekim ayının ilk günlerinde, baba olduğunu öğrendiğinde Ercan Arıklı henüz 24 yaşındaydı. İlk çocukları Giray, Ercan ve Inci'nin Lozan'a yerleşmesinin ikinci yılında dünyaya gelmişti. Bu arada İsmail Cem üniversiteyi bitirmiş, İstanbul'a dönmüştü. "O yıllarda ben de onun çocuklarıyla aynı yaşlardaydım" diye anlatıyor bugün İsmail Cem'in kızı İpek Cem Taha. "Hepimiz dört-beş yaşlarındaydık. Ercan abimin evi günün şartlarına göre inanılmaz teknolojik aletlerle donatılmıştı. Ali'ye ve Giray'a çok düşkündü. Ben onu bir ilah gibi görürdüm. Kimsenin oturduğu evde oturmaz, kimsenin yaşadığı gibi yaşamazdı." Ercan ve İnci 1970 yılında yollarını ayırdılar. İnci, bu ayrılığın acısını hiç unutmadı....

9 Eylül 1973-Neuchatel korkunç bir gece
Sağanak aniden başlamıştı. Podries caddesi, sokak lambalarının soluk ışıkları dışında, karanlığa ve yağmurun sesine teslim olmuştu. 18 numaralı apartmanın ikinci katında kapalı perdelerin arasından sızan ışık, bu kasvetli tabloyu tamamlıyordu. Sokaktan geçen biri için bu sadece yağmurlu bir Neuchatel gecesiydi. Ama ikinci kattaki kadın için aynı şey söylenemezdi. İnci önce banyonun musluğunu kapattı. Başını hafifçe kaldırarak aynaya baktı. Karşısında hala genç ve güzel bir kadının yüzü vardı. Ama gözleri... Altı hafifçe kararmış, çaresizlik ve kararlılık arasında kıyasıya mücadele veren bu gözler onun gözleri miydi? "Kim olursan ol" diye fısıldadı boşluğa doğru, 'Artık seni sevmiyorum..." Birkaç sene içinde hayatı nasıl da allak bullak olmuştu? Yatak odasının kapısını açtığı zaman ışığı yakmadı. Ali ve Giray uyuyordu. Yarı karanlıkta sessizce küçük oğlunun yatağının kenarına ilişti. Belli belirsiz bir dokunuşla saçlarını okşadı. Sonra gözü yatağın baş ucundaki fotoğrafa takıldı. İkisi de nasıl içten gülüyordu...Yanlarında "o" da vardı. Ercan... Ayağa kalktı. Sessiz bir veda mıydı? Salona geçtiği zaman sinsi düşman hala odanın içine sızmaya devam ediyordu. Pakete uzandı. Sonra da çakmağa... Gaz, artık emeklemekten vazgeçmiş tavana doğru fişkırıyordu... Çakmağı çaktı... Podries caddesi büyük bir gürültüyle sarsıldı. 18 numaralı apartmanın ikinci katı bir ateş topuna dönmüştü. Bu patlama, kilometrelerce uzakta bir insanın benliğinde art arda gelen darbeler halinde, yıllarca sürecek bir volkana dönüşecekti. O insan Ercan Arıklı'ydı...

Bu konuyu yıllarca kimseyle konuşmadı
O geceki patlamadan İnci Trak yüzünün ve vücudunun büyük bir kısmı ağır yanıklar almasına rağmen kurtuldu. Ama ne yazık ki Ali ve Giray yaşamlarını yitirdiler. Anklı ise çektiği acıları içine gömdü, bu konuyu yıllarca kimseyle konuşmadı, en yakın dostlarıyla bile paylaşmadı. O geceden 30 yıl sonra ilk kez bir psikoloğa güvenmişti. Onun söylediği şu cümle, belki de Ercan Arıklı'nın yaşamının bir özetiydi: "Çok büyük bir acı çekmişsin ama yasını tamamlamamışsın. O yası tamamladıktan sonra hayatına devam edeceksin..."

Üçüncü eşi piyanist Güher Pekinel'le boşanması yıllar sürdü
Nafaka almak için fakirlik belgesi çıkardı
Yıl 1987... İngiltere'den bir kitap getirtmiş... Hem de üç gün içinde... Herkesin merakı, onun "100 Soruda Klasik Müzik" gibi bir kitaba neden ihtiyaç duyduğu... Israrlı sorular üzerine baklayı ağzından çıkardı: "Kitabı getirttim çünkü bu akşam biriyle yemeğe çıkıyorum. Bir piyanist..."

Haberciler rahatladılar. Bu geceki buluşmaya donanımlı gidecekti. Patronları galiba yine "aşık oluyordu".. Kadının adı Güher Pekine!'di....

1991'de evlendüer. Aradan 20 yıl geçti. 14 Haziran 2001 günü Bebek Karakolu, Pekinel'in isteği üzerine mahkemeye sunulmak üzere deyim yerindeyse bir "fakir ilmühaberi" çıkarıyordu. Karakolun verdiği belgede şu cümleler yer alıyordu: 'Adı geçen şahsın, idaremiz Cevdat Paşa Cad. No 158 Eliyeşil Korusu Bebek sayılı adresinde bulunan müstakil evde oturduğu, bu evin sahibi ile ihtilaflı durumda olduğu, ayrıca tapu kayıtlarına göre dörtte birine sahip olduğu, devamlı bir işinin olmadığı, kendine ait BMW 318 marka otomobilinin olduğu, devlet sanatçısı unvanına sahip olduğu fakat devletten hiçbir ücret veya maaş almadığı SSK, Bağkur ve Emekli Sandığı'na bağlı bulunmadığı, son zamanlarda ailesinin yardımlarıyla geçimini sağladığı tarafımızdan tesbit edilmiş olup..." Dünya çapındaki piyanist Güher Pekinel nasıl olmuştu da bu duruma düşmüştü?

İşin sırrı trajikomik boşanma davasıydı. Ercan, 1999 yılının sonlarına doğru ayrılmaya ilk karar veren taraf olmuştu. Mahkemeye sunduğu boşanma dilekçesinde boşanmaları halinde eşine şunları teklif ediyordu: "Evin 1/4'ü Güher Pekinel'e aittir. Ev satılıncaya kadar Ercan Anklı, Güher Pekinel'e ayda 10 bin dolar kira verir. Londra'daki evin tamamı Pekinel'e bırakılır. Borcu ödenir. Güher Pekinel'e verilen 450.000 dolar istenmeyecek. Menkul mallarda (tablolar hariç) makul paylaşım..."

Kısa bir süre sonra Pekinel'in avukatları zehir zemberek suçlamalarla dolu bir dilekçeyle karşı dava açtılar. Pekinel, tazminat olarak, dava süresince Bebek'teki villada oturmak ve bu süre içinde ayda 10 bin dolar nafaka ve daha önce Ercan Arıklı'nın dörtte birini verdiği bu villanın tamamını istiyordu. Böylece Bebek karakolundan aldığı fakir kağıdının gerekçesi de böylece ortaya çıkmış oluyor: 6 milyon dolarlık villa ve nafaka... Dört yıl sonra dava sonuçlandı. Mahkemenin kararına göre Anklı, Pekinel'e sadece 150 milyar lira maddi, 5 milyar manevi tazminat ödeyecek, ve iki milyar da nafaka verecekti...

Bu kitap çok konuşulacak
Gazetimizin Yayın Kurulu Üyesi VATAN Dergi Grubunun kurucusu Ercan Arıklı'yı 3 Haziran 2003'te bir trafik kazasında kaybettik. Arıklı hayatı, kişiliği ve eserleriyle benzersiz, sıradışı bir isimdi. Türkiye'ye dergiciliği öğreten adamdı, Türk basının 'yakışıklı prensiydi'. Yıllarca onunla birlikte çalışan gazetemiz yazarlarından Arda Uskan, Arıklı'nın ilginç hayatını kitaplaştırdı. "Güle Güle Bebeğim, Hayatın Pimini Çeken Adam: Ercan Anklı" Doğan Kitap'ta tarafından çarşamba günü piyasaya çıkacak. Çok konuşulacak bu kitaptan bazı bölümleri bugünden itibaren VATAN'da okuyacaksınız.

ETİKETLER

0