Terör ve yolsuzluğun sonu Araplar artık zengin değil

04 Şubat 2004 Çarşamba - 20:58 | Son Güncelleme : 04 02 2004 - 20:58

Özellikle 1980'li yıllar boyunca petrol rezervleri sayesinde dünyanın en zengin ülkeleri arasında anılan Arap ülkeleri gitgide fakirleşiyor. Suudi Arabistan'da kişi başına düşen gelir 27 binden 11 bin dolara gerilerken Irak ve Filistin gibi bazı bölgelerde işsizlik oranı yüzde 50'lere ulaştı


Dünya petrol rezervlerininin yüzde 65'i Ortadoğu'daki Arap ülkelerinin sınırları içinde bulunuyor. Bu sayede Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır ve Fas gibi ülkeler özellikle 1980'li yıllar boyunca "petrol zengini" olarak anıldı, lüks içindeki hayatlar ve altın saraylar Batı'da gıpta ve merakla izlendi. Arap şeyhlerinin Nice, Cannes gibi her lüks tatil merkezinde bir saray yavrusu villası ve her villanın garajında Porsche, Lamborghini gibi otomobillerinin olması artık kanıksanmıştı. Ancak ekonomik göstergeler son yıllarda bu efsanenin içinin boşaldığını gösteriyor. Irak Savaşı ve İsrail-Filistin sorunu nedeniyle kendini çatışmaların ortasında bulan Arap ülkeleri, kültürel özelliklerinin de etkisiyle ekonomik bir çıkmaza girdi.

ABD'nin Santa Cruz Üniversitesi ekonomi profesörü Alan Richards durumun hiç de iç açıcı olmadığını söylüyor. Birleşmiş Milletler ve ABD'nin Ortadoğu danışmanlığını yapmış olan Richards, "Durum benim veya benim gibi yıllardır Ortadoğu'yu inceleyen kişilerin hiç görmediği, hiç hatırlayamadığı kadar kötü" diyor. Ortadoğu'da işsizlik ve fakirleşmeyle paralel olarak kızgın ve muhalif gençlerin yetişiyor olması ise dünya dengelerini sarsacak bir gelişme olarak görülüyor. Uzmanlar da Arap ülkelerinin ekonomik zorluklarının başında işsizlik geldiğini belirtiyor. Bunun nedeni olarak ise istikrarsız bölge politikaları, yabancı sermaye eksikliği ve bürokrasideki düzensizlik, yolsuzluk gösteriliyor.

Yabancı sermaye korkuyor
Arap ülkelerindeki eğitim sistemi, gençlerin modern iş dünyasına ayak uydurmasını imkansız hale getiriyor. Bu ülkelerin refah dönemlerinde adeta bağış yapar gibi dağıtılan hükümet işleri ve yardımlar, gençleri fiziksel işler için isteksiz ancak özel sektör için de donanımsız bıraktı. Uzmanlar, Arap ülkelerinin artan nüfuslarına karşı yeterli iş imkanı yaratılamamasının ana nedeni olarak yabancı sermayenin Arap ülkelerine gelmemesini gösteriyor. Arap ülkelerindeki yolsuzluk, yüksek vergi ve gümrük oranlan ile patent sisteminin olmaması yabancı şirketlerin yatırım yapmasının önünde engel oluşturuyor.

Şiddet dört bir yandan vurdu
Yabancı sermayenin Arap ülkelerine gelmesini engelleyen ve ekonomik istikrara zarar veren ikinci bir durum ise terör ve savaşlar. Şirketler güvenlik olmayan topraklara gelmek istemiyor. Örneğin Kuveyt'e 2001 yılında 16 milyon dolar değerinde yabancı yatırım yapıldı. Ancak 2001 yılında 40 milyon dolarlık yatırım geri çekildi. Aynı şekilde Mısır'da yıllık yatırım gelirleri 2000 yılında 1.2 milyar dolarken bu rakam 2001'de yarı yarıya azaldı. Turizm ise terörizmden payını fazlasıyla alıyor. Ürdün ve Mısır gibi ülkelerin turizm gelirlerinde önemli düşüşler oldu. 2000 yılında 4.3 milyar dolarla rekor kıran Mısır'ın turizm gelirleri, 11 Eylül'den sonraki birkaç ay içinde 2 milyar dolar düştü. Ürdün'ün 2002'in ilk yarısında turizm gelirleri yüzde 5.5 azaldı.

Düşen dolardan kaçamadılar
Döviz pariteleri ve petrol fiyatları, Arap ülkelerinde problem yaratan alanlardan biri oldu. Geçen yıla kadar Mısır Pound'u dolar paritesi 3.4'te sabit tutuluyordu. Hükümet dalgalı kur uygulamasına geçtiğinde ise bu oran 6.1'e kadar düştü. Dolayısıyla Mısır'da yüzde 65'i ithal edilen gıda ürürlerinin fiyatı aşırı pahalandı. Bölge ekonomisinin ana damarı olan petrol de döviz kurlarındaki dalgalanmadan etkilendi. Washington Ulusal Savunma Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olan Paul Sullivan, "Eğer 1980'li yularda bir varil petrolün fiyatı bugünkü kurlarla değerlendirilseydi, bugünkü 30 dolarlık fiyatın yaklaşık iki katı olduğu görülürdü" diyor. Arap ülkelerinin bunalımdan çıkmasının yolu ekonominin çeşitlendirilmesinden geçiyor. Fas, Ürdün, Bahreyn ve Katar gibi Batı eğitimli, genç liderleri olan ülkeler demokrasi yönünde ilerliyor. Ancak Sullivan, Batı ne yaparsa yapsın Arap liderlerin güçlerini sarsacak atılımlar yapacağından şüpheli olduğunu belirtiyor.

Uzmanlar halkın tutulmayan sözlerden ve kitaplarda kalan yasalardan bıktığını, yönetimden şüphe eder hale geldiğini belirtiyor.

İşsizlik oranı yüzde 50'ye kadar çıkıyor
Arap ülkelerinde bir kısır döngü haline gelen işsizlik ekonomik problemlerin bir göstergesi durumunda. Ancak çalışmayan halk da ekonomik şartları zorluyor. Suudi Arabistan'da resmi veriler işsizlik oranının yüzde 9.6 olduğu söylese de gerçek işsizlik yüzde 30'lara kadar çıkıyor. Yemen'de ise çoğunluğu üniversite mezunu olmak üzere halkın yüzde 35'inin işsiz olduğu biliniyor. Savaş ve şiddetin hüküm sürdüğü Irak'ta, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'da ise işssizlik oranı yüzde 50'lere kadar çıkıyor. 1950'li yıllardaki sosyalist düzen nedeniyle memuriyet imkanlarının daha geniş olduğu savunulan Mısır'da ise devlet geçtiğimiz aylarda 150 bin kişilik kadro açtığını ilan etti. Ancak yalnızca 2001 yılından önce mezun olanların kabul edileceğini açıkladığı halde 1.25 milyon genç başvuru yaptı. 1990'lı yıllarda, ekonominin daha sağlam olduğu dönemde ülkede yılda 435 bin iş imkanı açılıyordu. Mısırlı uzmanlar bugün, gençler arasındaki işsizlik probleminin çözülebilmesi için yılda 638 bin kişilik istihdam yaratılması gerektiğini söylüyor.

Kişi başı milli gelir 16 bin dolar azaldı
Arap ülkelerinde en yukarıdan en aşağıya düşenlerin en "iyi" örneği kuşkusuz Suudi Arabistan oldu. Dünyanın en geniş petrol rezervlerine sahip ülke olan Suudi Arabistan'ın bütçe gelirlerinin yüzde 75'i, GSMH'sinin de yüzde 45'i petrolden geliyor. Ülkede 1980'li yıllarda 27 bin dolar olan kişi başına düşen milli gelir, 2002 verilerine göre 11 bin 400 dolara indi. Bu rakamın 2004'te 6 bin dolara gerilemesi bekleniyor. Son yıllarda ülkenin petrol gelirleri yüzde 60-70 oranında azaldı.

ETİKETLER

0