Gazetevatan.com » Yazarlar » Kur’ân ve evrensel mesajı-2

Kur’ân ve evrensel mesajı-2

08 Temmuz 2015 Çarşamba


Kur’ân’ın üslûbu ve etkisi:

Zümer Suresi’nin 23. âyetinde Allah’ın, sözün en güzeli olan Kur’ân’ı, müteşâbih-mesânî bir Kitab olarak indirdiği; Rablerinden korkanların, onu dinlerken derilerinin ürperdiği, sonra derilerinin ve kalblerinin Allah’ın Zikrine yumuşadığı belirtiliyor ve bunun, Allah’ın dilediği kimseyi doğru yola ileteceği bir yol gösterici olduğu; Allah’ın şaşırttığını kimsenin doğru yola getiremeyeceği vurgulanıyor.

Müteşâbih, burada güzellikte, belâğatte birbirine benzer demektir. Mesânî de ikişerli anlamına gelen mesnânın çoğuludur. Allah, sözlerin en güzeli olan Kur’ân’ı, bütün âyetleri güzellikte, belâğatte, düzende, kapsamda birbirine benzer, ikişerli, tekrarlı olarak, her şeyi çiftiyle, karşıtıyla açıklayan ve anlatımları birbirinden güzel bir kitap olarak indirdi, demektir.

Kur’ân, olayları hep ikili, karşıtlı olarak anlatır: Gök, yer; cennet, cehennem; melek, şeytân; emir, nehiy; va‘d ve va‘îd. Bunlar birbiri ardından anlatılır. Mü’minlerin hali anlatıldıktan sonra kâfirlerin hali; Allah’ın gökteki kudret işaretlerinin ardından yerdeki kudret işaretleri; zamandaki kanıtların ardından mekândaki kanıtları anlatılır. Ve her şey karşıtıyla anlatılınca daha iyi kavranır.

Kur’ân’daki bu karşıtlık üslûbu, ruhta derin etki yapar. Allah’tan korkanlar, Kur’ân’ı dinleyince o kadar etkilenirler ki derileri diken diken olur.

Kur’ân-ı Kerîm’in temel amacı tevhîd (Allah’ın birliğine), meâd (âhiret) ve sâlih amel (ibâdet, güzel ahlâk)tır. Kur’ân’ın temel prensibi olan bu konular, hemen her surede değişik söylemlerle dile getirilir. Fakat öyle soyut ifadelerle değil, somutlaştırılarak, filmleştirilerek anlatılır. Bu temel prensipleri, ruha yerleştirmek için sunduğu kıssaların, hikâyelerin başına, arasına ve sonuna yerleştirir. İnsan hikâyeyi okurken veya filmi izlerken doğal olarak bu prensipleri de bellemiş olur. Bu maksatla yerin göğün yaratılışı ve hârika olayları ispatlayıcı kanıtlar olarak takdim edilir.

İnsan düşüncesi yerin, göğün derinlikleri içinde dolaştırılır. Dünyadan âhirete götürülmüşken tekrar göz açıp yumma gibi kısa bir zamanda dünyaya getirilir. İnsan kendisini âhirette, cennetin ni’metleri veya cehennemin alevleri arasında bulmuşken birden dünyaya gelir; denizler, ırmaklar, ormanlar, şifalı besin üreten balarıları, gökte cıvıl cıvıl uçan kuşlar arasında dolaşır. Zifiri karanlıklar içerisinde bardaktan boşalırcasına yağan yağmur altında kalır; gökte çakan ürpertici şimşeğin parıltısını görür; kulakları yırtan gök gürültüsünü işitince korkudan yüreği hoplar.

Birden bütün parlaklığıyla görünen Güneş, kuşluk vaktinde insanı sarmalayıp ısıtır. Sonra insan, gecenin; gündüzün ışığı üstüne, gündüzün de gecenin karanlığı üstüne dolanmasını izler.

Bu haliyle Kur’ân sadece bir din ve âhiret kitabı değil, dünya ve âhireti kaynaştıran İlâhî bir mesajdır. Nasıl dünyadaki hayat, ruh ile cesedin kompozisyonu ise, Kur’ân da dünya ve âhiretin, madde ile mânânın kompozisyonudur. Kur’ân’da bütün evren, bütün doğa kıpır kıpırdır. Bundan dolayı Kur’ân’ın konuları, belli bir yerde toplanmış değil; sûrelerin çeşitli âyetleri arasına serpiştirilmiştir. Bağlam gereği çeşitli konular, muhtelif yerlerde değişik söylem ve çeşni ile yinelenir.

Allah’ın, insanlığa ebedî mesajı olan Kur’ân-ı Kerîm, yalnız mânasıyla değil, kelimelerinin kulağı okşayan senfonisiyle de eşsiz bir mu’cizedir; dikkatle okuyanların gönüllerini huzur, mutluluk ve vecde boğar.

İnsanı tutarsız düşüncelerden kurtarıp tevhîdin nurlu yolunda dünya ve âhiret mutluluğuna götürmek için insan doğasına en uygun dini getiren Kur’ân mesajı, sağduyunun sevgilisidir.

Kur’ân, bütün İslâm ilimlerinin temelidir. İslâm alanında yazanlar mutlaka Kur’ân âyetlerine dayanmak zorundadırlar.