Gazetevatan.com » Yazarlar » Dengesiz ve çıkarcı ABD!

Dengesiz ve çıkarcı ABD!

24 Nisan 2011 Pazar


Hangisi daha dengesiz, hangisi çıkarlara göre daha çok takla atıyor belli değil.. ABD’nin kendisi ile Ankara Büyükelçisi Francis Ricciardone’den söz ediyorum. Hani son gazeteci tutuklamaları, özellikle de Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmasından sonra “Hem demokrasiden söz ediyor, hem de gazetecilerinizi cezaevine atıyorsunuz” diye çıkışan ve hükümetle çekişen Büyükelçi’den..

NÜKLEER SANTRALİ GÖRÜNCE..

Ne zaman bir toplantıda konuşsa “Türkiye’de baskıların olduğunu, bunun en net şekilde medya mensuplarına yapılan ‘tutuklamalar ve müdahalelerle görüldüğünü” söyleyip duruyor. Bununla yetinmiyor ABD Büyükelçiliğinin resmi sitesine aynı “demokrasi-gazeteci tutuklama çelişkisi” hakkındaki görüşlerini koyuyor.

Ama o da ne?. Bir gün sonra, sanki “Big Brother” ABD bu tutumuna kızmış ve “Ne yapıyorsun, senin yüzünden Türkiye’de planlanan (ve millet karşı çıksa da, hayatlar tehlikeye girse de, Japonya örneği önlerinde dursa da değişmeyecek) nükleer santrallerin yapımını Rusya’ya kaptıracağız” demiş gibi dönüveriyor.

STANDART YÜKSELİVERDİ!

Bu kez “Türkiye’nin demokrasi standardının yükseldiğini, Nato ve G-20 üyesi olması dolayısıyla ABD’nin dostları arasında ilk sırada olduğunu, ekonomik ilişkilerinde büyük potansiyel olduğunu” filan sıralıyor. Yani sitesinde “demokratik standart düşük” görünürken ağzı başka şey söylüyor. Aynen petrol söz konusu olduğunda Ortadoğu’nun haritasını bile değiştirmeye, özel projeleri uğruna ülkelerin iç politikasıyla oyuncak gibi oynamaya çekinmediği gibi Nükleer santral için de taklasını atıyor.
Bu durum açıkça ortadayken ‘hangisi daha dengesiz’ diye sormaz mısınız?

ABD sadece kendi çıkarını düşünen, kendi ülkesi dışında demokrasiyle falan ilgisi olmayan, bu nedenle de asla güvenilmeyecek bir ülkedir!

Pentagon’un tarihçisi Huntington bunun ispatını kitaplarında yıllar önce yapmıştı zaten!

*****


Bravo çocuk bakana!

23 Nisan’da Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun koltuğuna oturan öğrenci İnci Çetin “YGS sınavındaki şifre skandalından en çok öğrencilerin etkilendiğini, önlerinde bir de LYS sınavı olduğunu, motivasyonlarının düşünülerek güvensizlik duygusunun giderilmesi gerektiğini” söylemiş.
Yaşı küçük ama maşallah aklı büyüklerden fazla, gerçek Bakan’ın kendisi veya diğer sorumlular (ÖSYM Başkanı’nın istifa etmemesi nasıl yorumlanmalı) öğrencilerin hakları ve psikolojileri için bu kadar endişe etmediler. 23 Nisan
Bayramı büyükler için de yararlı oluyor bakın!!

*****


‘Fatmagül’ün başarısı!

Çok nadiren bir diziyi devamlı izlerim ama bu dönem durum değişti..Mesela çok önemli bir neden yoksa “Fatmagül’ün Suçu Ne” ile “Öyle Bir Geçer Zaman ki” dizilerini kaçırmıyorum. “Fatmagül”ü her izleyişimde takdirim daha çok artıyor, özellikle de en küçük detaya bile özen göstermeleri, bu nedenle kusursuzu yakalamaları beni etkiliyor. Oyuncuların performansı baştan beri aynı başarıyla sürüyor, hepsi tek tek gerçekten ‘çok iyi’ler.

ÖDÜL HAKKIDIR!

Geçmişte “Afife Ödülü”nün arka arkaya Sumru Yavrucuk’a verilmesini eleştirmiştim (ve bu nedenle onunla tartıştık bile) ama şimdi izlerken sözümü geri alıyor ve ‘elimde olsa ben de tüm ödülleri ona verirdim’ diye düşünüyorum. Meslek hayatımda nadir yanılgılardan biridir. O kadar kusursuz oynuyor. Tabii diğer sanatçılar da, oyunlarıyla büyülüyorlar.

TECAVÜZCÜNÜN CEHENNEMİ

Hele tecavüz konusunun çözümüne nasıl bir yarar sağlıyorlar, nasıl doğru işliyorlar anlatılır gibi değil. Tecavüz olayı önce mağdurun ve tüm ailesinin, sonra tecavüzcülerin ve ailelerinin hayatını mahvetti. Arkasından tecavüzcüler çok güçlü ailelerden olmalarına rağmen cezaevine girdi. Ama orası da tam bir cehenneme dönüştü, önce “tecavüz suçlusu” olduklarını sakladılar, ortaya çıktığı andan itibaren de diğer mahkumlardan hakaretin, dışlamanın en kötüsüyle karşılaştılar. Onlar da suçluydu ama tecavüzü “en aşağılık, en alçak suç” sayıyorlardı.

‘ABİ DEME LAN DÜMBÜK!’

Başka bir mahkuma “abi” diye hitab ettiklerinde “Bana abi deme lan dümbük, dilini koparırım senin”den başlayıp “Bir kızı kirletmek nasılmış, kalkın lan namussuzlar”a, “Bir masum kızın tepesine çökersiniz ha”dan, “sus, adi yalaka”ya kadar her tür hakaret.. Tüm çamaşır ve bulaşıkları yıkamaktan, yerleri silip tuvalet temizlemeye kadar hiç durmadan çalışma.. Ve o arada mahkumlar gazeteden “tecavüzcüler hadım edilecek” diye “Hadım Yasası”nı okuyorlar. (Meclis’in çıkarmadan kaçtığı yasayı. Çıkmadı ama sorumluluk hisseden dizi senaristi çıkmış gibi yararlanmış, bravo!).. Tecavüzcüler dayak, hatta ölüm korkusu ile sonunda o koğuştan kaçtılar ama bu kez de benzer suçluların koğuşuna verildiler.

MAĞDUR AFFETSE DE..

Bir tek hata vardı ama roman yazıldığında henüz o yasa çıkmadığı için mazur görülebilir, tecavüz olayına karışan fakat kendisi tecavüz etmemiş olan Kerim için Yenge’nin Fatmagül’e “Sen onu affettikten sonra hakim ceza verir mi” demesi.. Evet artık yeni yasaya göre “evlense bile” ceza vermesi gerekiyor. Hakimler hala görevlerini yapmayarak “tutuksuz yargılama” gibi hukuk cinayetleri işliyorlar ve aslında bu kararları verebilen hakimlerin de kesinlikle cezalandırılması gerekli ama teoride durum budur!
“Fatmagül’ün Suçu Ne” dizisini; tüm ekibiyle ve özellikle son bölümü nedeniyle ayakta alkışlıyorum.

DİZİLER ÇOK ÖNEMLİ!

“Öyle Bir Geçer Zaman ki” de zevkle izlediğim bir dizi ama Ali’nin tüm kötülüklerinin cezasız kalması “eski eşine tecavüz”ün de cezasız kalacağı endişesi yaratıyor. Bu sahne zaten bugüne kadarki benzerlerinden çok daha fazla rahatsız ediciydi (ve yeni konu yaratma dışında) gereksiz görünüyordu... Dizi giderek izleyicinin sabrını zorlayan bir “kötülükler zinciri”ne dönüştü, son bölümde bu durum açıkça ortadaydı. TV dizilerinin toplum kesimlerini en kolay şekilde etkilediği düşünülerek hiç değilse kadına şiddet gibi suçların (teknede, evde Ali’nin Cemile’ye ve karısına muamelesi felaket örnekler) özellikle “tecavüzün mutlaka cezalandırıldığını” göstermeliler bence. Ama genel olarak bu dizi de takdiri hak ediyor!