Gazetevatan.com » Yazarlar » Medya imparatorunun Milliyet ve Vatan’ın satışını yaptığı tören...

Medya imparatorunun Milliyet ve Vatan’ın satışını yaptığı tören...

06 Ekim 2016 Perşembe


2011 Nisan ayının sonlarına doğru; Gazeteci yazı yazdığı gazetenin genel yayın müdürünü aradı... Uzun zamandır gazeteye gitmiyordu... Yazılarını evinden gönderiyordu... Gazetenin yazı işleri dedikodularından, iç çekişmelerinden, ekip kavgalarından, bitmek bilmeyen iktidar savaşlarından bıkmıştı...

***

İki yıl önce çocukları olmuştu...

Üzerine ağır operasyonlar yapılıyordu... O ise, yarım sayfayı bulan köşe yazılarını iyi çıkarmak; hayatın üstüne yüklediği tüm sorumlulukları yerine getirebilmek için, yaşamında fazlalık olan her şeyi  üzerinden atmıştı...

***

Gazetelerde “boş laklak, geyik, gırgır, muhabbet” de bunlardan biriydi...

-“Gazetede ne yapıyorum ki?..” diye düşündü yazı yazmanın dışında... Çokça muhabbet, bitmek bilmeyen iktidar savaşları laklak ve gereksiz medya dedikoduları öğrenmekle geçiyordu zaman...

***

Bunun üzerine karar verdi...

Evinin büyük bir bölümünü gazete bürosu yaptı... Gerekli her şeyi büroya taşıdı... Kendi başına çalışmaya karar verdi... Böylece daha fazla işe yetişecek; çalışma verimi ise katbekat artacaktı...

***

Ancak 22 Nisan 2011 günü öyle bir gün değildi... Gazeteci o gün; “evinden kalkıp, bir zamanlar Aydın Doğan’ın odasının bulunduğu  Milliyet gazetesine bir kez daha gitmek zorunda hissediyordu kendini...

***

Gazetenin genel yayın yönetmenini aradı... -“Yarın oralara gelsem; Milliyet ve Vatan’da patronların devir teslim töreni öncesi odanda yarım saat otursam bir problem olur mu İsmail?..” diye sordu... İsmail Yuvacan;

-“Elbette abi...” -“Buradan birlikte ineriz, törene...” dedi...

*****

ZAFER MUTLU’NUN ODASINDA AYDIN DOĞAN’LA...

Milliyet ve Vatan gazeteleri el değiştiriyordu...

Gazeteci o gün; kişisel tarihinin en önemli “olaylarından birini yaşayacaktı...” Tarihe tanıklık etmek istiyordu... Medyadaki bu değişimin; Gazeteci için o kadar çok anlamı vardı ki; hangi birisini düşüneceğini ve yaşayacağını şaşırıyorndu... İlk olarak Gazeteci’nin çalıştığı Vatan Gazetesi, el değiştiriyordu...

***

Aydın Doğan Vatan Gazetesi’nden ayrılıyordu... Gözünün önüne, birkaç ay öncesi gelmişti...

Aydın Doğan’ın; Zafer Mutlu’dan hisseleri alarak, Vatan Gazetesi’nin büyük hissedarı olduğu günü...

***

O gün Zafer Mutlu’nun odasında Vatan gazetesinin yazar ve yöneticileri Aydın Doğan’a “hoş geldiniz buluşmasına” katılmışlardı... Gazeteci; “Aydın Doğan’la ilişkisinin yıllar içinde grup içinde nasıl ters teptiğini bildiğinden, geçmişten beri gelen ilişkisinden hiç bahsetmemeyi öğrenmişti...

***

Zaten yıllar içinde Aydın Doğan, o kadar çok, yazar, muhabir, yönetici, foto muhabiri, sayfa sekreteri, yazı işleri editörü ile dirsek temasına girmişti ki; çok gazetecinin hayatında  Aydın Doğan’la hatıratlarını içeren bir albüm malzemesi” oluşmuştu...

***

Onun için nispeten rahat hissediyordu artık kendini Gazeteci...

Katılacağı buluşma toplantısında, herkes yazar ve yöneticiydi... Üstelik çoğu Aydın Doğan’ı yıllardır tanıyordu...

Beraber çalışmıştı...  Hepsi ünlü gazetecilerdi... Gazeteci’nin Aydın Doğan’la ilişki açısından hiçbir ayrıcalığı kalmamış, hatta gerilere düşmüştü...

*****

AYDIN DOĞAN VE UZAN'LARIN STAR TELEVİZYONU...

Gazeteci; SHOW TV’den ayrıldıktan sonra, Aydın Doğan’ın o yıllardaki en büyük belalısı “Uzan’ların Star televizyonuna gitmişti...

***

STAR televizyonu ve gazetesiyle Aydın Doğan’ın Hürriyet’i; Milliyet’i; Posta’sı, Radikal’i arasında büyük bir savaş vardı... Gazeteci; haber bültenini birkaç ay yaparak ayrılmış, Aydın Doğan’la yürütülen o medya savaşının içinde de yer almamıştı...

***

Ancak o günlerde yine hiç unutamayacağı kadar acı bir “itibarsızlaştırma kampanyası ile karşı karşıya kalmıştı...”      

Gazeteci’nin ekibi, STAR binasının ikinci katında, geniş salonda, diğer haber merkezleri, gazeteler, spor servisleri ile aynı büyük salonda çalışıyordu...

***

Televizyona, kaşeli çalışan kanalın şoförleri de, ekiplerin işlerine koşturuyorlardı...

Gazeteci bir gün Milliyet gazetesini açtı ve gözlerine inanamadı... Milliyet’te şöyle bir haber vardı: -“Gazeteci’nin STAR televizyonundaki şoförü, televizyon programı konuklarından birine tecavüze yeltendi...” Haberde Gazeteci’nin ismi büyük puntolarla veriliyordu...

***

-“Bu ne biçim iş böyle” diye, hemen şoförünü çağırdı...

-“Oğlum kime tecavüze yeltendin sen...” -”Ne tecavüzü abi...” -“Oğlum gazetede böyle yazıyor... Nedir bu işin aslı?..    

***

Şoför gidip, olayın ne olup olmadığını araştırıp döndü...

Gazeteci bu arada haber müdürlerini de çağırmış, ne olduğunu öğrenmeye çalışmıştı...

Sonunda programa katılan ve gece bölgedeki otellerde misafir edilen konuklardan blirinin, STAR televizyonunun kaşeli çalışan şoförlerinden birinin adliye intikal eden bir vakası olduğunu öğrendiler...

Olay tecavüz müydü, taciz miydi, yoksa hiçbir şey miydi; Gazeteci yıllar geçtikten sonra da bilmedi...

***

Şoförü zaten tanımıyordu...

“Havuz sistemiyle bütün kanalın işlerini yapan kaşelişoförlerden biriydi...”

Milliyet Gazetesi’nin o günkü etki ajanı olan genel yayın yönetmeni; “haysiyet cellatlığına soyunmuş; “Gazeteci’nin şoförü, program konuğuna tecavüz etti” başlığını hiç utanmadan atmıştı...”

***

Yayın, bir gün iki, gün üç gün, beşgün sürekli devam ediyordu...

Her seferinde “Gazeteci’nin şoförü” başlığını kullanarak... 

Gazeteci’ye geçmiş bir yayından ötürü garezi olan “etki ajanı genel yayın yönetmeni”, hedefe koyduğu kişinin “rakip kanal STAR’da çalışmasını fırsat bilerek”, televizyonda çalışan kaşeli bir şoförün, ne olduğu belli olmayan olayından; Gazeteci’nin ismini tecavüzle birlikte anıyor ve “haysiyet cellatlığına” soyunuyordu...

***

Şoför Gazeteci’nin şoförü değildi...

Olayda ve haberin manşetinde Gazeteci’nin adının geçeceği hiçbir nokta bulunmuyordu...        

En basit ahlak bunu gerektiyordu...

Oysa Gazeteci’nin adı “olmayan şoförünün, ne olduğu belli oymayan tecvaüz vakası” üzerinden, her gün başlığa çıkılıyordu...

***

Gazeteci sonunda eski dostu Taylan Bilgel’i aramak ihtiyacı hissetti...

-“Böylesi bir haysiyet cellatlığının, on yıl çalıştığı Milliyet gazetesinde kendisine yapılmasından” duyduğu hüznü anlattı... Taylan Bilgel konuyla ilgilenmeye çalışacağını söyledi ama söz veremedi...

***

Gazeteci ertesi günü, daha ertesi günü aynı başlığı yine Milliyet gazetesinde gördü... Genel Yayın Yönetmeni ahlaksızca intikam alıyordu Gazeteci’den...

Unutmamıştı yılllar önce SHOW Haber’e karşı “gazeteci olarak atladığı olayı...”

*****

MİLLİYET’İN KİLİTLENEN TELEFON SANTRALLERİ...

Gazeteler, televizyonlar ve ona bağlı muhabirler, büyük olaylarda; olayın tanıklarını  yayına almak ve özel röportaj yapmak için perde arkasında büyük savaş verirlerdi...

***

Bu olayların hepsinde, Gazeteci bir gece öncesinden “olay yerine göndereceği, muhabirleri, kameramanları ve ekibi toplar” olayın tanığının önce ve sadece SHOW Haber’e getirilmesi için, neler yapılacağının planını en ince ayrıntısına kadar yapardı...

***

O gün de SHOW Haber’in “olayın bir numaralı görgü tanığını almasını engellemek için”, Milliyet ve Kanal D ekipleri işbirliği yapmışlar, ve “on beş kişilik ekipleriyle tanığın çevresini sarmışlardı...”

***

Ancak SHOW Haber böyle olaylarda çok maharetliydi...

Muhabirler, kameramanlar ne yapıp etmişler; tanıkların Milliyet ve Kanal D ekiplerince alınmasını önlemiş ve olayın görgü tanıklarını tıpış tıpış SHOW Haber’e getirmişlerdi...

***

Ertesi günü Milliyet’in genel yayın yönetmeni;  “SHOW Haber’in terörü” manrşetini atmış ve kendi ekibine göre çok daha azınlıkta olan SHOW muhabir ve kameramanlarının, tanıkları ikna etme başarısını, “terör” olarak lanse etmişti... 

***

Gazeteci, böyle bir hak yemeğe çok sinirlenmiş; milyonlarca insan tarafından izlenen haber bülteninin sonunda; Milliyet gazetesini eline almış, “SHOW Haber’i teröristlikle suçlayan bu yayının Milliyet’te yapılmasından duyduğu üzüntüyü paylaşmıştı...”

Sonunu da şöyle bitirmişti haber bülteninin; -“Siz sevgili seyircilerimizden özel ricam; şimdi bir telefon açıp Milliyet’i santraline tepkilerinizi dile getirmenizdir...”

***

Bir süre sonra gelen haberler, Milliyet’in santrallerinin tamamen kilitlendiğini söylüyordu...

Gazeteci, kendi yardımcılarına sürekli Milliyet’i aratıyor, ancak kilitlenen santralleden Milliyet’e ulaşmak mümkün olmuyordu...

***

Bir gazetecilik rekabetinin intikamını; ahlaksızca Gazeteci’nin olmayan şoförünün, ne olduğubelli olmayan vakasından; Gazeteci’nin isminin geçtiği bir tecavüz çıkartarak alıyordu etki ajanı genel yayın yönetmeni...

Yıllar yılları kovalayacak;

o genel yayın yönetmeni yazdığı köşede her gün ülkeye “ahlak, onur ve şeref dersleri vermeye devam edecekti...”

*****

AYDIN DOĞAN; “SENİ TAKİP EDİYORUM... NEREYE GİDERSEN ORAYI ALIYORUM...”

STAR’daki günlerden sonra Gazeteci; bu kez Aydın Doğan’ın bir başka rakibi Sabah gazetesinde köşe yazmaya başlamıştı...

Oradan; Zafer Mutlu’nun teklifiyle  Vatan Gazetesi’ni geçmişti...

***

Aydın Doğan o gün hisseleri alıp Vatan gazetesine geldiğinde; Gazeteci yine hiçbir şey olmamış gibi, ona “hoş geldiniz” demeye gitmişti...

Aydın Doğan; Gazeteci’yi görünce samimi bir gülümsemeyle yanına eğilmiş; yakındakilerin duyacağı bir tonda;

-“Seni takip ediyorum...” demişti;

-“Nereye gidersen orayı alıyorum...”