Gazetevatan.com » Yazarlar » Gazeteci ve Amerika..

Gazeteci ve Amerika..

30 Eylül 2016 Cuma


Türkiye’nin medya tarihini araştıranlar; Milliyet Gazetesi’nin bu tarih içinde ne kadar önemli bir yer tuttuğunu fark edemezler...

***

Oysa Hürriyet Gazetesi; “devletin halk ve millet nezdindeki kitle gazetesi olsa” da; Milliyet gazetesi “Türkiye’nin, aydın, entelektüel, akademik, sivil ve askeri bürokratik merkezlerinin” sesi olarak, “prestiji ve etkinliği yüksek gazete”si konumunu ve misyonunu her daim sürdürürdü...

***

Hürriyet geniş kitleler nazarında etkiliydi...

Oysa Milliyet; geniş kitleleri etkileyen asker ve sivil bürokrasi, akademik dünya, diplomasi ve siyaset üzerinde bir “referans gazetesi” olarak; en etkili gazeteydi...

***

“Gazeteci” 35 yıl önce; Milliyet Gazetesi’nde, mesleğinin ikinci yılına başladığında; bu gerçeklerin farkında değildi;

O “aile gazetesi olarak görüyordu Milliyet’i ve Milliyet’te çalışmaktan çok mutluydu...”

***

Gazeteci’yi işe başlatan Ankara Temsilcisi Orhan Tokatlı; onu “Milliyet’in duayen diplomasi muhabiri; Ankara’nın diplomasi  kulislerinin en etkin ismi Nilüfer Yalçın’ın yanına verdi...”

***

Orhan Tokatlı; Gazeteci’yi Milliyet’te Nilüfer Yalçın’ın yanına verirken ona şöyle söyledi;

-“Nilüfer’den her şeyi öğren... Çok iyi diplomasi muhabiridir... En iyisidir... Amerika’yı çok sever... O durumdan etkilenme... Ama ondan gazeteciliğin bütün inceliklerini öğren...”

***

Gazeteci solcu bir dünyadan gelse de; Amerika’ya körü körüne karşı olan bir tavrın çok dışındaydı...

O “Gazeteci” olmak istiyordu...

Çağdaş; batılı, evrensel ölçülerde...

***

Aile genetiği, kişisel özgeçmişi “milli” bir kimlik taşıyordu...

Türkiye; her şeyden ve değerden önce gelirdi Gazeteci için...

Ancak Amerika’ya karşı bir düşmanlığı, bir çatışması, bir takıntısı mevz-u bahis değildi...

O Gazeteci olmak istiyordu...

Dünya çapında ve Batılı standartlarda...

***

Gazeteci’liği Amerika veya başka bir devletle çatışmak için seçmemişti Gazeteci...

Gazeteciliğin; “Devletlerin, ülkelerin, milletlerin; her türlü baskı grubunun üstünde” bir pozisyonu olduğunu zannederek!!! seçmişti gazeteciliği...

***

Orhan Tokatlı’ya;

-“Önemi yok Şef...” dedi...

-“Benim kimseye ve hiçbir ülkeye takıntım yok...”

*****

NİLÜFER YALÇIN’IN ROBERT KOLEJİ...

Nilüfer Yalçın İstanbul Robert Kolej mezunuydu...

“Gazeteci”nin annesi de, oğlunu ilkokulu bitirirken Robert Kolej’de okutmak istemişti...

Ne ki; Robert Kolej İstanbul’daydı; biricik oğlunu İstanbul’a yatılı gönderemezdi...

Onun yerine “Gazeteci”yi TED Ankara Koleji’ne göndermişlerdi...

***

Ortaokul başlarken gerçekleşen bu okul ayrımının; hayatında ne kadar büyük bir fark yaratacağını; Gazeteci o sırada bilmiyordu...

***

O her Ankara TED Koleji mezunu gibi; Türk bilinciyle yetiştirilmiş bir genç olarak; “Batı dünyasını, Batı’nın değerlerini, Batı yaşam tarzını, Batı’nın çağdaş olduğuna inandığı yaşam standartlarını severdi...”

***

Nilüfer Abla’sıyla arasındaki temel fark; Nilüfer Abla Batı standartlarının ötesinde “Amerika’nın bizzat kendisini seviyordu...”

Gazeteci bir ülkeye yönelik hayranlık duymuyordu...

Amerika’ya da hayranlığı bulunmuyordu...

Şehir olarak Paris’i severdi; bu sevgisinden Fransızlar bile nasibini almazdı...

Aile genleri itibariyle “Türk” bilinci almış; Batı’yı seven, onun standartlarını önemseyen bir Ankara TED Kolej’i mezunuydu o...

*****

AYDIN YALÇIN’LA KARŞILAŞMA... 

Nilüfer Yalçın’ın eşi; Aydın Yalçın; Gazeteci’nin okuduğu; Mülkiye adıyla diye bilenen Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde profesördü...

Gazeteci’nin okuldan dönem arkadaşları; Profesör Aydın Yalçın’ı “faşist” diye sıfatlıyor ve derslerini boykot ediyorlardı...

***

Aydın Yalçın; Gazeteci’nin üniversitede Hoca’sı değildi...

Dolayısıyla “derslerine girip girmemek” konusunda Gazeteci’nin bir karar vermesi gerekmiyordu...

***

Aydın Yalçın ve Nilüfer Yalçın Yeni Forum isminde aylık bir düşünce dergisi çıkartıyorlar, fikirlerini oradan savunuyorlardı...

***

Nilüfer Yalçın; bir gün iş çıkışı Gazeteci’ye;

-“Bizim eve gelsene...” dedi...

Evleri birbirine çok yakındı; Gazeteci, iş çıkışı genelde Nilüfer Abla’sıyla evlerine kadar yürüyordu...

-“Olur...” dedi Gazeteci...

***

Nilüfer Yalçın’ın evine gittiler iş çıkışı birlikte...

Evde; Nilüfer Yalçın’ın kocası Profesör Aydın Yalçın’ı gördü ilk kez Gazeteci...

Koskoca Mülkiye’nin; “faşist; Amerikancı” olarak niteleyip derslerini boykot ettiği Aydın Yalçın ev kıyafeti ve terlikleriyle karşısında duruyordu...

***

Gazeteci; okuldaki şöhretiyle; karşısında gördüğü gözlüklü, halim selim aile babası Aydın Yalçın, arasında gidip geliyordu...

Hangisi “gerçek Aydın Yalçın”dı acaba?..”

Siyasal’daki arkadaşlarının dediği “Amerikancı faşist Aydın Yalçın mı;” yoksa karşısında gördüğü gözlüklü halim selim aile babası adam mı?..

*****

HANIMEFENDİ’YLE GAZETECİNİN 30 YIL ÖNCE KARŞILAŞTIĞI AN...

Gazeteci Aydın Yalçın’ı tanımasının hemen ardından yine Nilüfer Abla’sı vasıtasıyla; hayatının en önemli “karşılaşmalarından birini yaşayacaktı o günlerde...”

Bu karşılaşmanın hayatına damga vuracak önemini, o günden başlayarak, gazetecilik hayatında tam 30 yıl hiçbir zaman fark edemeyeceğini de bilmiyordu...

***

-“Bizim kız yurt dışından gelmiş...” dedi Nilüfer Abla’sı...

-“Gel seni onla tanıştırayım...”

Yurt dışından gelen hanım misafir; Gazeteci’nin yaşamının o sıralarda “gazetecilik idolü olan gazetecisinin eşiydi...”

***

Gazeteci’nin gözünde; idolü olan örnek aldığı gazeteci, kuyruklu bir yıldız gibiydi...

Onun eşiyle tanışmayı merakla bekliyordu...

“Yıldız gazeteci’nin” eşi nasıl birisiydi acaba?..

Bu derece ünlü ve etkin gazetecilerin eşleri nasıl olurdu?..

Gazeteci, bunların cevabını bulacaktı o görüşmede...

30 yıl sonra Gazeteci’nin en değerli varlıklarına gadredecek “Hanımefendi”yle tanıştığının farkında bile değildi Gazeteci... 

***

Etap Mola Oteli’nin asma kattaki kafesinde karşılaştılar Hanımefendi’yle Gazeteci, hayatlarında ilk kez...

Etap Mola Oteli; Ankara Kızılay İzmir Cadde’sindeki Milliyet Gazetesi’nin yüz metre ilerisindeydi...

***

“Örnek aldığı gazeteci idolünün eşi”, ya da nam-ı diğer Hanımefendi ile orada karşılaştılar...

Nilüfer Abla’sıyla Gazeteci yanyana oturdular...

Küçük yuvarlak bar masasının diğer ucunda da; “Hanımefendi” oturuyordu...

Kaderin ağlarını örmeye başladığı akşamdı o akşam...