Gazetevatan.com » Yazarlar » Sansür...

Sansür...

16 Eylül 2016 Cuma


12 Eylül bandını girmeyin... Diğer bantlarla programı yapın...”

Televizyon kanalının talimatı buydu...

Oysa Gazeteci; 3.5 yılı programcı, 6.5 yılı olarak TRT’de “devlet memuru haline gelmeden” Atina muhabirliği yaptığı yayıncılığın 10. yılında “daha özgür program yapabilmek için” özel televizyona geçmişti...

***

Daha beşinci haftada;

-“Şunu girme, bunu gir...” diyorlardı...

Kabul etmeyi “yüreği” istemezdi Gazeteci’nin...

O da yüreğinin söylediği dışında hiçbir işi yapmazdı...

***

Avukatı ile haber müdürüne akşamın o saatinde noter bulmalarını söyledi...

Saat 17.30’a geliyordu ve televizyon programının yayınlanacağı akşam, o saatte noter bulup, televizyon kanalına getirtmek, deveye hedek atlatmaktan zordu...

***

Bazı noterler “STAR televizyonu”nun adını duyunca, oraya gelmekten vazgeçiyorlardı...

***

Yine yalnız kalmıştı...

Yapayalnız...

Gerçeklerle, doğrularla başbaşa...

Tıpkı on yıl önce Atina’da boncuk boncuk terlediği 1985 yazında olduğu gibi...

***

O gün Atina’da büro olarak kullandığı bir evde kirada oturuyordu...

Bankada 1500 dolar parası vardı...

10 yıl sonra, apar topar İstanbul’a dönmüş; babasının mal varlığından bir dükkanı satmış oturacağı bir ev almış; on beş yıllık gazeteciliğinin karşılığı 100 bin dolara yaklaşan birikimi ile televizyon programcılığı yapmaya uğraşıyordu...

***

Korkusu onbeş kişilik televizyon ekibinin geleceğinin ne olacağıydı...

Noterin gelmesinin beklendiği saatlerde yaşadığı en büyük drama buydu...

***

Kendi kendine soruyordu:

-“Doğru mu yapıyorum?.. Televizyon kanalının teklifini kabul etsem ve ekibin ekmek parasını bir süre daha almasını sağlasam daha mı doğru yaparım?..”

***

Düşünce arada bir yüreğine geliyor onu yokluyordu...

Böyle anlarda insanın bir “kaynama noktası” olurdu...

***

“Gazeteci”ye;

- “Programda yayınladığın iddialar double check yapılmamış... Muhatabın ne söylediği alınmamış...” deseler; belki o anda;

-“Peki onu da alıp öyle yayınlayalım” derdi...

***

Oysa o Kenan Evren’i Marmaris’ten telefonla aramış, röportajın kaydedileceğini ve yayınlanacağını söylemiş, Kenan Evren’in rüşvet iddiaları hakkında söylediklerini yirmi dakika boyunca kaydetmişti...

***

Her şeyi sormuştu...

Onun bütün cevaplarını almıştı...

Eksiksiz montajlamıştı...

***

Kenan Evren; bu iddiaların olduğunu bildiğini söylüyordu...

Soruşturma ve araştırma talimatı vermişti...

Sonucundan bir şey çıkmadığını söylüyordu; ama “bu iddialarla ilgili konuşmam” dememişti...

***

12 Eylül döneminde savaş uçaklarının alımıyla ilgili rüşvet iddiasına karşı ilk defa konuşan darbenin lideri Kenan Evren’in bu savunması iddialarla birlikte yayınlanacaktı, programda...

Dört dörtlük bir gazetecilikti yaptığı Gazeteci’nin...

***

Kabul edemediği böylesine bir gazetecilik çalışmasının sansür edilmesiydi...

Yüreğinin kabul etmediği buydu Gazeteci’nin...

***

12 Eylül darbesinin liderine “savaş uçaklarının alımında rüşvet var mıydı” sorusunun sorulmasını sansürleyen bir anlayışla, program yapamazdı...

***

Ekibinden iki üç kişiye birkaç aylık paralarını ödeyebilirdi...

Fakat böyle bir “sansüre” evet demeyi içine sindiremezdi...

AYDIN DOĞAN-CEM UZAN SAVAŞLARI; AYDIN DOĞAN-DİNÇ BİLGİN SAVAŞLARI...

Türkiye’nin medya patronları arasındaki en acımasız ve şiddetli savaşlardan biri; Hürriyet-Star şeklinde süren “Aydın Doğan-Cem Uzan savaşı”, diğeri; Milliyet-Sabah şeklinde yürüyen Aydın Doğan-Dinç Bilgin savaşıdır...

 ***

Bu iki savaş; analiz edilmeden;

1990-2005 döneminin medya gerçeği anlaşılamaz Türkiye’de...

***

Hürriyet-Star ve Milliyet-Sabah medya savaşları; Gazeteci’ye “ağır biçimde dokunan savaşlar” olarak medya tarihindeki yerlerini alacaktı...

MİLLİYET-SABAH KAVGASI... AYDIN DOĞAN’IN “GAZETECİ”YE; “SENİN KISA PANTALONLU HALİNİ BİLİRİM BEN...” DİYE KIZDIĞI AN...

Milliyet-Sabah arasında başlayan ve Hürriyet gazetesinin katılımıyla tarihe “ansiklopedi savaşları” olarak geçen, büyük savaşın esas iki unsuru Milliyet ve Sabah gazeteleriydi...

***

Aydın Doğan o yıllarda sadece Milliyet’in patronuydu... Hürriyet’in patronluğunu almamıştı henüz...

***

Milliyet Büyük Larousse; Sabah ise Meydan Larousse ansiklopedisini kupon karşılığı veriyordu... Gazeteci, Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi haline gelen ansiklopedi savaşlarını TRT’deki programında yapmaya karar verdi...

***

Her zaman yaptığı gibi tamamen objektif ve tarafsız davranacaktı...

Her iki gazeteyi de arayacak; görüşlerini yayınlayacak ve kendi anonslarıyla kamuoyunu bilgilendirecekti...

***

Görüntüleri montajlarken, iki gazetenin de tepe yöneticilerini aradı... Ansiklopedi görüntülerini istedi Milliyet ve Sabah gazetelerinden...

***

Sabah gazetesi çok hızlı davrandı...

Görüntüleri hemen gönderdi...

Milliyet gazetesi ise, bir türlü “kendi verdiği ansiklopedisinin görüntüsünü gönderemedi...”

***

Gazeteci Milliyet’ten görüntülerin gelmediğini görünce, Aydın Doğan’ın damadının bürosunu arattı...

Sekreterine not bıraktı... -“Acil görüntüleri istiyoruz...” diye...

***

Ancak ne oldu oldu; Milliyet’ten ansiklopedi görüntüleri akşam saatlerine kadar TRT’ye bir türlü ulaşmadı... Montajdaki çocuklar “Gazeteci”nin anonslarının arkasına eldeki tek görüntü olan Sabah gazetesinin ansiklopedi ekinin görüntülerini mikslediler...

***

Programda Gazeteci kılı kırk yarıp, iki medya devi arasında olabildiğince objektif olmaya çalışmıştı... Hayatın garip bir tecellisiydi gelmekte olan...

***

Milliyet’te on yıl çalıştıktan sonra büyük bir haksızlık sonucu gazeteden kopartılmıştı Gazeteci...

Akabinde kamuoyunda ses getiren bu televizyon programına başlamıştı...

***

“Milliyet”e ters bir şey olmasın diye, kılı kırk yarmıştı programı hazırlarken...

Ne ki, editoryal olarak eşitliği sağlasa da, Sabah’ın gönderdiği görüntüler; yayında fark yaratıyordu...

***

Program bitmişti...

Büyük odada toplantı yapıyordu Gazeteci... -“Aydın Doğan arıyor...” dediler...

Söyleyen çocukların sesi titriyordu... Gazeteci’nin ise, yüzünden bir gölge geçti...

***

On yıl çalıştıktan sonra Milliyet’ten ayrılmış, ne ayrılırken, ne sonrasında bir zamanlar genç Gazeteci’yi Genel Yayın Yönetmeni yapmak isteyen Aydın Doğan’ı görmemişti...

***

“Kırgındı” Aydın Doğan’a...

Bu inkar edilmez bir gerçekti...

Ancak; onun yıllarca Milliyet’te kendisine açtığı yolun da bilincindeydi...

Zor bir andı; yıllar sonra gelen Aydın Doğan’la konuşma anı...

***

-“Buyrun Aydın Bey...” dedi...

Aydın Doğan’ın öfkesi burnundaydı... -“Sen nasıl olur da Milliyet Sabah savaşında Sabah gazetesinin reklamını yaparsın?..” diye Gazeteci’ye kızmaya başladı...

***

Gazeteci anlatmaya çalıştı ki; Milliyet’in görüntülerini bizzat “damat”ının özel kaleminden istemiş, ancak program montajlanana kadar hiçbir görüntü gelmemişti...

Defalarca arayıp uyarmışlardı...

***

Montajdakiler; gazete savaşlarının hassas dengesini bilmiyorlardı... Varolan görüntüleri kullanmışlar; Sabah’ın görüntüleri olduğu için; daha fazla miktarda yayınlanmak durumunda kalmışlardı...

***

Ancak belli ki; Aydın Doğan’ı Milliyet’te yıllar önce “işledikleri” gibi yine Gazeteci’ye karşı “işlemişlerdi...” Gazeteci konuşmaya başlıyor; Aydın Doğan Gazeteci’yi susturuyordu...

***

Eski patronuydu...

Gazeteci’nin Milliyet’e başlamasına; Atina’ya gitmesine önayak olan kişiydi... Gazeteci böyle durumlarda hiç saygısızlık etmezdi... Ancak bu kadar haksızlık yüreğini sıkıştırmıştı... -“Ben Milliyet’in aleyhine bir şey yapacak olsam çıkar ortalıkta konuşurum... Programımda bir şey yapmam... Konuşayım mı bunu mu istiyorsunuz?..” dedi...

***

Aydın Doğan;

-“Ben senin kısa pantalonlu halini bilirim...” dedi ve telefon kapandı...

Bir süre çöktü kaldı Gazeteci...

Yanında çalışsın ya da çalışmasın; hayatının her döneminde önemli bir adam olmuştu Aydın Doğan...

O gün de öyleydi...

Çok güçlü bir adam olduğundan değil... Onu “yıllar önce Milliyet’e alan Aydın Doğan olduğu için çöküp kalmıştı yerine” Gazeteci...

***

Beş dakika sonra doğruldu yerinden... -“Çok teşekkürler arkadaşlar...” dedi... -“Çok güzel bir programdı yaptığınız... Hepinize çok teşekkür ediyorum...”

***

Yıllar geçti bu olayın üzerinden...

O gün Sabah gazetesinin promosyonunu yapan ve gazetenin “beyni olan gazete yöneticisi Aydın Doğan’ın en yakın yöneticisi oldu...”

***

Yine yıllar geçti aradan; Aydın Doğan’la en acımasız şekilde savaşan STAR’ın yönetici gazetecisi Aydın Doğan’ın yöneticisi ve yazarı oldu...

***

Gazeteci ise; aynı objektifliği sürdürerek; Aydın Doğan’ın yanında hiçbir yönetici görevi almadan, medya tarihini yazmaya devam etti...

Gazeteci “kartal” adı verilen hayvanı severdi...

Kartallar yalnız olur özgür uçarlardı...