Gazetevatan.com » Yazarlar » Ladino Museviler Yasmin Levy ve gazeteci...

Ladino Museviler Yasmin Levy ve gazeteci...

06 Eylül 2016 Salı


Telefonda;

-“Yasmin Levy’nin konserine davet etsek gelir misiniz?..” dediklerinde;

Karşındakine bıkkınlık veren; ‘durup dururken nereden aradık’ dedirtecek detaylı sorulara geçiyordu gazeteci...

-“Nerede olacak?..

Ne zaman yapılacak?..

Hangi saatte konser?..

Konser günü haftanın hangi gününe geliyor?..”

***

Sorular bitmek bilmiyordu..

Çocukları doğduktan sonra bir yere gidebilmek için, o kadar çok şeyin denk gelmesi gerekiyordu ki; çoğu zaman halkla ilişkilerciler, davet etmeye yeltendiklerine bin pişman kapatıyorlardı telefonu...

***

Yasmin Levy konseri için arayan halkla ilişkilerciler de ondan yana umutsuzlar...

Oysa Yasmin Levy ismini duymasıyla; ikinci telefon arasında “öyle saatler yaşıyordu ki Gazeteci; konser ‘ben buradayım’ diye bangır bangır onu çağırıyordu...”

***

Yasmin Levy’nin Sevda şarkısını dinlemeye başlıyordu ve bir anda çarpıldığını hissediyordu...

Firuze’yi dinlerken ise, sesi soluğu kesiliyordu...

***

Sevda ve Firuze Türkçe şarkılardı...

Melodisini biliyordu; ritmini biliyordu; sound’unu biliyordu...

Ne çarpıyordu peki onu öylesine?..

***

Yasmin Levy’nin muhteşem sesi...

İkincisi;

Parçaya yaptığı vurgu...

Fakat; hepsinden öteye parçaları dinlerken; ruhumun debisinin gitgide derinleştiğini hissediyordu...

Öyle bir dille söylüyordu ki şarkıları Yasmin Levy; hayatı boyunca ses, müzik ve dilin böylesine “estetik bir aqustik”le mixlendiğine şahit olmadığını fark ediyordu Gazeteci...

***

Önce İspanyolca gibi geliyor dili;

Ancak sadece İspanyolca; açıklayamıyordu Yasmin Levy’nin şarkılarındaki sound’u...

-“Acaba İbranice motifler mi sağlıyor bu durumu parçalarda” diye bütün vücut enerjisini kulağına fokusluyordu Gazeteci...

***

En sonunda anlıyordu ki; bu inanılmaz parçaları Yasmin Levy; Yahudi İspanyol’casıyla (Ladino) seslendiriyor...

***

Parçaları birkaç kere dinlemesine rağmen, bir türlü tekrar dinlemekten alıkoyamıyordu kendisini...

***

İkinci telefon konuşmasında; o çoktan konsere gitmeye karar vermiş bulunuyordu...

O kadar ki, 7 yaşına basan çocuklarını “kulaklarının böyle muhteşem bir müzikle açılması için” onları da konsere götürmeyi düşünüyordu...

*****

ADİO KERİDA... SALON YIKILIRKEN...

Konser gecesi; Zorlu Gösteri Merkezi en dolu gecelerinden birini yaşıyordu...

Gazeteci; muhteşem bir sesi ve yorumu dinlemek üzere oradaydı...

***

İsrail’den gelen Musevi bir sanatçıydı Yasmin Levy... Babası İzhak Levy; Manisalı Türk Musevisi bir müzisyendi...

İsrail Devleti kurulunca, oraya gidiyor ve İsrail Radyosu’nda müzisyen olarak görev yapıyordu...

Annesi de kendisi gibi yorumcuydu...

***

İlk kez 21 yaşında annesinin sahnesinde sahne alıyordu Yasmin Levy...

***

Parçaları o kadar aşkı, o kadar hüznü, o kadar duyguları çağırıyor ki; saatler geçse de ses ve melodilerin içinden çıkmak istemiyordu Gazeteci...

***

Firuze; Sevda’dan sonra Mal de l’amor; La Alegria geliyordu salonda...

Ve nihayet Yasmin Levy; en büyük hiti Adio Kerida’yı söylemeye başlıyordu...

Salon yıkılıyordu...

***

Gazeteci’nin ise içi yıkılıyordu...

*****

MUSEVİ BİR AŞK...

Adio Kerida’yı (Elveda Kerida) dinlerken; göğsünden fışkıracakmış gibi çarpan yüreği; bir anda Atina yıllarına gidiyordu Gazeteci’nin...

***

Hayatından alaboraların eksik olmadığı esmer günlerinde; ona kalbinin tüm güzelliklerini açıp; destek olmaya çalışan Nora’yı düşünüyordu...

***

Nora Atina’da tanıdığı hali vakti oldukça yerinde bir Musevi kadındı...

Eşinden ayrılıyor ve bütün gücüyle iki çocuğunu büyütmeye ve yetiştirmeye çalışıyordu...

***

Tertemiz bir kalbi vardı Nora’nın...

Ortak kız arkadaşlarından “Gazeteci’nin temiz kalpli bir insan olduğuna kanaat getiriyor”; ve sevgili olarak atan yüreğinin tüm sevgisini; mesleki olarak zor günlerinde ona yardımcı olmaya çalışarak göstermeye çalışıyordu...

***

Kaderin garip cilvesi;

Hayat Gazeteci’yi büyütmek için, aynı zamanlarda iki Musevi kökenli insanı hayatına sokuyordu...

“Birisi hayatına destek; diğeri ise köstek” olmak üzere geliyordu hayatına Gazeteci’nin...

Köstek olanı ona yapmadığını bırakmıyordu Milliyet gazetesindeki yıllarda...

***

Gazetesinden atılması; onun gazetecilikten silinmesi için elinden gelen her darbeyi yapıyordu...

En çaresiz günlerinde Musevi kökenli gazeteci şefine karşı, Musevi kökenli sevgilisi Nora’yla konuşuyordu Gazeteci;

***

-“Ne istiyor bu adam benden Nora?..” diyordu... 

Musevi sevgilisi Nora; aynı etnisiteyi taşımanın verdiği mahçup bir özgüvenle;

-“Senden ürküyor...” diyordu;

-“Onun için; seni bir an önce yok etmeye çalışıyor...”

***

Hayat o günlerde Gazeteci’ye unutamayacağı bir ders veriyordu...

İnsan denilen varlığın; etnisite, ırk, renk, milliyet, millet, din, mezhep üzerinden sınıflandırılamayacağını en açık haliyle gösteriyordu...

***

Aynı etnisitenin iki insanı; kadın ve erkek; biri Gazeteci’nin hayatını mesleki olarak bitirmeye çalışırken; diğeri ona hayat vermek için kalbine masaj yapıyordu...

Gazeteci; o günlerde en ağır tecrübeyle o dersi aldığında henüz 30 yaşındaydı...

***

Bir kez daha anlıyordu ki; “herhangi bir sınıfı, aidiyeti, milleti, milliyeti, dini, mezhebi, kültürü ötekileştirmek” hayata ve insana karşı yapılacak en büyük haksızlıktır...

Hayatı okumayan; gerçeği anlatmayan bir safsatadır kafatasçılık...

***

Adio Kerida...