Gazetevatan.com » Yazarlar » “Tanrım; madem bana Mozart’ın yeteneğini vermedin; bari onu anlayacak zekayı da vermeseydin...”

“Tanrım; madem bana Mozart’ın yeteneğini vermedin; bari onu anlayacak zekayı da vermeseydin...”

18 Ağustos 2016 Perşembe


“Madem bana; Mozart’ınki gibi bir yetenek vermedin Tanrım... Bari onu anlayacak zekayı da vermeseydin...”

Tarihin en trajik sözlerinden birini söyleyen kişinin doğum günü bugün...

O kişinin ismi Antonio Salieri’dir...                      

***

Hayatı boyunca dünyanın gelmiş geçmiş en dahi müzisyeni olan Mozart’ı kıskandı... Onun yükselmemesi; Yükselince popüler hale gelmemesi;

Popüler hale gelince etkisizleştirilmesi... Etkisizleştirilemediğinde, itibarsızlaştırılması ve işsiz bırakılması... İtibarsızlaştırılma ve aç bırakma yeterli gelmediğinde muhtemelen zehirlenerek öldürülmesi... Dahil olabilecek her kumpası, mesleki ihtirasın verdiği kıskançlığın trajik tezahürü olarak uygulamaktan çekinmedi Salieri...

Saray’da etkili konumdaydı ve bu etkisini hayatı boyunca Mozart’ı yok etmek için kullandı...

***

Bugün onun doğum günü...

Ancak kendisi iyi eğitimli bir müzisyen, orkestra şefi ve klasik müzik ustası olmasına karşın; doğum gününde Salieri’yi besteleri ve müzisyenliğiyle değil; Mozart’a yaptıklarıyla, ona olan haseti ve kıskançlığıyla hatırlıyor  dünya...

***

“Gazeteci” 1984 yılında; Mozart’ın hayatını anlatan Amadeus filmini izlerken: Salieri’nin; kıskançlık ve haset dolu ifadeyle Tanrı’ya yakarışını gördü ve irkildi...

***

Tanrı’ya sitem ediyordu Salieri...

-“Tanrım; madem bana Mozart’ınki gibi bir yetenek vermedin; bari onu anlamamı sağlayacak zekayı da vermeseydin...”

GAZETECİ’NİN HAYATINI ZİNDANAÇEVİREN SALİERİ VE EŞİ...

“Gazeteci”; Salieri’nin, Mozart’ın başına açtığı çorapları ilk gördüğünde, henüz dört yıllık bir gazeteciydi...

Ankara’da Batı sinemasında; Amadeus filmini izlemişti 1984 yılında...

Hiç unutamayacağı bir filmdi ve çocukluğunun geçtiği Ankara’da izlediği belki de hayatındaki son filmdi Amedeus... Sonra Atina’ya gidecek ve genç yaşta gazetecilikteki merdivenleri hızlı tırmanmaya başlayacaktı...

***

Gençti, yüreğinin sesini dinlediği için yeteneklerini gösterebileceğine inanıyordu...

Kopyacılığı değil; “yaratıcılığı” benimsemişti...

Elbette bir Mozart değildi...

***

Ama Mozart’ı benimsemek demek; dünyanın en ünlü dahisi olmak demek değildi, “Gazeteci”ye göre...

***

Mesleki yeteneklerini; kimselere bulaşmadan, kimselerin ayağını kaydırmadan en üst düzeye ulaştırmaya, bir değer yaratabilmek için kalbinin sesini dinlemeye çalışmaktı Gazeteci için “Mozart olmanın” anlamı...

NAZIM... “GAZETECİ”... TÜRKİYE’YE TEK BAŞINA KOMÜNİZMİ GETİRECEK İKİ KİŞİ!!!

Salieri’nin; çehresini, Mozart’a yaptıklarını filmden sonra bir daha hiç unutamadı Gazeteci...

Yaptıkları; onu derinden etkilemişti...

***

Kendi hayatında da “bir Salieri”si olduğunu, o Ankara gününden itibaren Salieri ve eşinin onu adım adım izleyeceğini, perde arkasından hayatını karatacağını, zindana çevireceğini, onu yok etmek için her yolu deneyeceklerini bilmeyecekti...

***

Gazeteci; 30 yıl “kendi Salieri”sinin kim olduğundan bilmeden; gazetecilik mesleğini yapmaya çalıştı...

***

Salieri’nin Mozart’a yaptığı kumpasların, hepsini hayatında birer birer yaşadı...

Onun Salieri’si sadece Salieri değil, Salieri’nin eşiydi aynı zamanda...

Hatta  Salieri’den daha çok Salieri’nin eşi...

Nam-ı diğer; “Hanımefendi...”

***

35 yıllık gazeteciliği süresince;

Anlayamadığı nedenlerle işinden el çektiriliyor...

Hangi nedenle yapıldığını kestiremediği itibarsızlaştırmanın hedefine oturtuluyor...

“kendi öz çocuklarını görmekten aylarca mahrum bırakılıyor... 

Korkunç düğmelere basılarak iş ve özel hayatına tehlikeli etki ajanları sızdırılıyordu...

***

Mesleğinden edildiği, işinden el çektirildiği yetmiyor; cezaevine girmesi için kampanyalar açılıyor...

Siyasi partilere, etki ajanlarına suç duyuruları yaptırılıyordu...

***

Gizli ve etkin kurumların yönetim merkezleri “Gazeteci”yi; yaptığı haberlerle “Ülkeye komünizmi getirecek kişi” olarak lanse ediyorlardı...

***

Nazım Hikmet’le Gazeteci;        

“Türkiye’ye tek başına komünizmi getirmekle itham edilen iki kişi” haline geliveriyorlardı...

***

Zavallı Nazım Hikmet; suçsuzdu; ama “komünist”ti...

Gazeteci “komünist” de değildi...

Komünist olmadan ülkeye komünizmi getirecek dünyadaki tek kişiydi!!!

***

Yetenekleri en üst noktaya çıkartmaya çalışan duyguya, kopyacılık yerine; yaratıcılık ve özgünlük prensibini hayata geçirmeye “Mozart Ritüeli” derdi Gazeteci...

***

Kimselerin ayağına basmadan, kimselerin ayağını kaydırmadan, kendi yeteneklerine ve emeklerine yoğunlaşarak yapılan çabanın adıydı “Mozart Ritüeli” Gazeteci’nin gözünde...

***

Mozart da, dahiyane eserlerini yaratırken, bestelerken, yorumlarken; kimsenin ne yaptığıyla ilgilenmemiş, bütün enerjisini “eserlerine ve yarattığı değerlere vermeye özen göstermişti...”

***

Gazeteci’nin gözünde Mozart Ritüeli”nin anlamı buydu...

SALİERİ’NİN MOZART’I ZEHİRLEYEREK ÖLDÜRDÜĞÜ İDDİASI...

Antonio Salieri’nin; Mozart’a çektirdikleri ve onu 35 yaşında zehirle öldürdüğü iddiası; 8 Oscar kazanan Amadeus filmini  efsaneleştiriyordu...  Film bu temasıyla; Salieri’nin, Mozart’a yönelik hasetini ve kıskançlığını da tarih sahnesinde; ölümsüzleştiriyordu...

***

Amadeus Mozart dünyanın gelmiş geçmiş en iyi kulağa sahip büyük olasılıkla en yetenekli  müzisyeniydi...

Bir dahiydi o...

***

Piyano konçertosu; Mozart’ın tek başına geliştirdiği ve dünya çapında popüler hale getirdiği bir türdü...

35 yaşında iddialara göre Salieri tarafından zehirlenerek öldü...

***

Mozart’la hayatı boyunca girdiği gizli rekabette, onun kadar yetenekli olmadığı için geride kalan ve Tanrı’ya “bana onun yeteneğini vermedin; bari o yeteneğini anlayacak zekayı da vermeseydin” diye serzenişte bulunan Salieri’ydi...

MOZART’IN AŞIK OLDUĞU TÜRK KIZI “ZAİDE OPERASI VE 32. SENFONİ...”

Türklerin Avrupa’da hayranlık uyandırdığı yıllarda Mozart 1783 yılında Mehter Marşı’ndan esinlenerek, Türk Marşı’nı besteledi ve dünyaya armağan etti...

***

Tarihçiler öyle demese de; “Gazeteci”ye göre Mozart’ın Türklere olan hayranlığının esas nedeni; Zaide isimli bir Türk kızıydı... Mozart; Zaide isimli Türk kızına aşık olmuştur o yıllarda... Nitekim Türk Marşı’nı yazmadan üç yıl önce, 1780’de Zaide isimli iki perdelik bir opera besteledi...

***

Zaide isimli Türk kızından ilham alarak yazdığı biliniyordu Zaide Operasının... Ne var ki Mozart öldüğünde, bitirememişti iki perdelik Zahide operasını...

Onun için Zahide eserinin sahnelenmesinde; Mozart’ın  hayattayken yazamadığı uvertürü yerine, yine kendisinin yazdığı 32. Senfoni’si kullanılırdı...

***

Mozart...

Aşık olduğu Türk kızı Zaide... Bestelediği Zaide Operası... Ve Zaide Operasında çalınan 32. Senfoni...  Onun hayatını zindana çeviren, belki de onu zehirleyerek öldüren Antonio Salieri...

***

Bunların hepsi dün “Gazeteci”nin gözlerinin önünden birer birer akıp gitti...

Salieri’nin doğum günüydü dün...

32. Senfoni’yi ve Zaide Operasını dinledi Gazeteci dün... Mozart’ın ölümünden sonra, Tanrı’yla kavga ederek öldüğü söyleniyordu Salieri’nin...

***

Mozart’ın nahif kahkahasını saatlerce kulaklarında duydu dün “Gazeteci...”  Ne diyordu onun için Salieri; -”Tanrım; Madem bana onun yeteneğini vermedin...

Bari onu anlayacak zekayı da vermeseydin...”