Herkes birbirini ihbar ederken... Korkutucu bir ihbar olayı...

İşinde çok sevilen; onbinlerce öğrenci yetiştiren, her hükümete birkaç öğrencisi bakan atanan, yaptığı işte uzun zaman ülkede tek olan Osmanlıca ve Arapça dillerinin öğretim üyesiydi Hoca...

***

İki ayrı fakültede, bir kültür merkezinde, ayrıca bir de Genelkurmay’a bağlı; Ordu Dil okulunda ders veriyordu...

Aynı anda dört yerde Hoca’lık yaparken; genç yaşına rağmen, bir akşam üstü yorgunluktan ders sırasında sendelemiş, düşecek gibi olmuştu...

***

Her kurumla yıllık ya da iki yıllık sözleşmeler yapıyor; gücü yettiğince Arapça ve Osmanlıca öğretmeye devam ediyordu binlerce öğrencisine...

Eşi ve tek oğluyla Çankaya’da çok sevdikleri bir evde oturuyorlardı...

Günlerden bir gün; oturdukları apartmanın eski ve yeni yöneticisi arasında bir para tartışması oldu...

***

Üniversite Hoca’sı, o tartışma esnasında diş doktoru olan yakın dostunun sözüne itimat etti; ve Albay olan öteki komşusuna;

-“Size o parayı verdiğini söylüyor...” dedi...

Albay hiddetlendi...

-“Ben almadım parayı...” dedi...

***

Konunun birinci derecede muhatabı değildi Hoca...

Haberin Devamı

Biraz tatsız hava esmişti Albay’la arasında; ama kapandığını düşündü olayın...

***

Ne ki Albay bu işi bitirmeyecekti...

Ders yılı bitti, araya yaz tatili girdi ve bir sene sonraki ders yılı günleri geldi çattı...

ÜNİVERSİTE HOCA’SININ BAŞINA GELENLER...

Hoca’nın fakülteleri, diğer kültür merkezi derslerin devamı için Hoca’nın kapısını aşındırmaya başladılar...

***

Hoca’nın haftalık ders saatleri çok fazlaydı ve bir yerden kırpıntıya gitmek istiyordu...

O sırada fark etti ki; Ordu Dil Okulu Hoca’ya yeni sezon için teklif getirmedi...

***

Fazla geldiği için dersleri kesmek istiyordu; ancak teklif gelmemesi garibine gitmişti...

Meslek hayatında hiç olmayan bir şeydi bu...

Konu kafasını kurcalıyor bir türlü aklından gitmiyordu...

Sonunda; hemşehrisi olan Genelkurmay İstihbarat Dairesi’nin başındaki Paşa’ya gitti;

Ona ne olmuş olabileceğini sordu...

***

Paşa kendisini tanırdı...

O dünyalarda herkesin Hoca’yı tanıdığı gibi...

Yardım etmek istiyordu...

Ancak görevinin sınırlarını aşmadan...

Haberin Devamı

Açıktan bir şey söylemedi...

Ancak;

-“Komşularınız hakkınızda bir şeyler söylemiş olabilirler mi?..” diye bir söz söyledi...

Hoca o anda anladı...

Albay; onun Ordu Dil Okulu’ndaki derslerini kestirmek için yalan bir ihbarda bulunmuştu...

***

Neydi ihbar peki?..

Hoca’nın aklına hiçbir şey gelmiyordu...

Hemşehrisi Paşa’ya üsteleyerek sordu...

Ne söylemiş olabilirler ki?..

-“Apartmanınızda oturan yabancı ülke vatandaşlarıyla dostluk ettiğiniz söylenmiş olabilir mi acaba?..” dedi Paşa...

***

Hoca; hayatında çok şey görmüştü; ama bir iftiranın bu derece hayasızca atılabileceğine ilk defa şahit oluyordu...

O bir Kerkük’lüydü...

Onun hiç alakası olmayan bambaşka bir dünyadan bir ülkenin eşinin dostu olan kadından kaynaklı “çiftiyle; çay sohbeti dostluklarının hangi iddianın hayasız iftirası olabilirdi ki?..

***

Oğlu; hemşehrisi paşayla görüşmeyi yapıp arabaya geldiğinde babasının yüzünü tanıyamadı...

Hiç böyle görmemişti babasını...

Çocuk korktu...

Baba “böyle şey olur mu” deyip duruyordu...

***

O gece evde hiç kimse uyuyamadı...

Haberin Devamı

Ertesi günü; babası o sırada Ordu Dil Okulu’nun Başkanı olan “Kenan Evren’e hitaben” bir mektup yazdı...

-“Hakkımda çok geniş bir tahkikat yapılmasını istiyorum...” dedi...

-“Aylarca sürebilir bu tahkikat... Kime istenirse benim hakkımda sorulmasını istiyorum...” diye devam etti...

-“Sizden bunu önemle istirham ediyorum... Namusum ve onurum için önemli...”

BİNBAŞI SELİM’İN ZİYARETİ...

Bu olayın üzerinden bir yıl geçti...

O ders yılı sona erdi...

Hoca; iki fakültede bir de kültür merkezinde derslerine aralıksız devam etti...

Ordu Dil Okulu’na ise gitmedi...

Bir yıl sonra evine bir ziyaretçi geldi...

***

Fakülteden öğrencisi Selim Binbaşı’ydı gelen...

-“Hocam...” dedi;

-“Ordu Dil Okulu’ndan beni görevlendirdiler... Sizin bu yıl Ordu Dil Okulu’nda ders vermenizi çok istiyoruz... Lütfen kırmayın bizi...”

***

Hoca derslerinin çok yoğun olduğunu; o yıl dört ayrı yeri kaldıramayacağını anlattı Binbaşı öğrencisine...

Selim Binbaşı lafı ağzına tıkadı...

-“Hocam hiç olmazsa bir sene... Bunu bizim için yapın... Geçen yıl gelemediniz... Lütfen bu yıl özellikle bu davetimize icabet ediniz...”

Haberin Devamı

***

Hoca durumu anlamıştı...

Mektubu üzerine gerekli çalışma yapılmış; “iftiraya kurban götürülmeye çalışılan Hoca tertemiz çıkmıştı...

Şimdi Binbaşı; “iade-i itibar daveti için eve gelmişti...”

ÇOK ‘AH’ ALINIR; O AHLAR GÜN GELİR...

Ertesi günü; Hoca’yı okula götürmek üzere bir askeri cip geldi...

Binbaşının cipiyle Hoca Ordu Dil Okulu’na gidecekti...

Ordu Dil Okulu iade-i itibarın ihtişamlı olmasını istemişti...

***

Bu iftirayı atan komşuları Albay; kurmaydı...

Generallik sınırında bulunuyor ve “Ha oldu ha olacak” deniyordu...

Albay üç yıl boyunca beklediği Generallik terfiini alamadı...

Ordudan çok istediği “paşa”lığı alamadan ayrılmak zorunda kaldı...

***

Üniversite Hoca’sı; sonraları mesleğinde en hayasız iftiralara uğrayan bir “Gazeteci”nin babasıydı...

Hayatında tek bir leke olmadan 58 yıl üniversitede öğretim üyeliği yaptıktan sonra emekliye ayrıldı...

***

Gazeteci oğluna gelince...

Tanrı katında; kaderleri planlanmış bir aile geleneğinin üyesiydi onlar;

Ritüel şaşmadan sürüyordu...

***

Onlara iftiralar atılıyor;

Güçlü ve devlet içinde nüfuzlu ihbarcılar bu iftiralarla sevmedikleri insanların hayatlarını karartmaya çalışıyorlardı...

***

Ne var ki bütün iftiralar duvara çarpıyor, atan kişilerin suratlarına bumerang olarak dönüyordu...

***

Darbe girişimleri ve sonrası günler; iftiracıların, hayasız ihbarcıların, kötülük timsallerinin çevrede at koşturduğu günler olur...

Çok “ah” alınır...

O “vah”lar sonra çok kötü çıkarlar...

DİĞER YENİ YAZILAR