Gazetevatan.com » Yazarlar » Ülser eden bir aşk...

Ülser eden bir aşk...

29 Haziran 2016 Çarşamba


Kız ünlü sinema salonunun yanında aynı adı taşıyan pastanede oturmuş; genç erkeğin karşısında konuşmaya başlarken; ikisi de romantizmin doruklarında uçuyordu...

***

İkinci görüşte birbirlerine deli gibi aşık olmuşlardı...

Birbirlerine çok benzediklerini düşünmüşlerdi... Bir elmanın iki yarısı gibi olduklarını hissetmişlerdi...

***

Yirmili yaşlarının başlarındaydılar...

Hayata yeni başlıyorlardı...

Birey olarak kendilerini; birilerine, bir yerlere, etrafa, çevreye, ahaliye ispat etme duygusunun yarattığı hırs, azim ve yırtıcı enerji ikisinin de ortak gıdasıydı...

***

Genç kız, hırslı, iddialı ve tutkuluydu...

İnatçıydı...

Zekasına ve aklına çok güvenirdi...

Güzeldi...

Güzelliği önemsemez görünse de, güzelliğinin farkındaydı...

***

Güzellikle birleşen, zeka, akıl, ve başarı çizgisi genç kızın üzerinde kaçınılmaz bir özgüven anaforu yaratmıştı...

Yaptığı her şeyin hakkı olduğuna inanıyor; iddialı bir yaşam felsefesinin kendi mukadderatı olduğunu düşünüyordu...

***

Eylemlerini öylesine akıl dolu bir mantık örgüsüyle izah ederdi ki; karşı taraf ya susar; ya da onaylardı... O gün konuşmaya da öyle başlamıştı...

***

Konuşma isteği, geçmişi deşme ve geleceğe köprü tesis etme talebi genç kızdan gelmemişti...

Bu daha çok genç erkeğin düşüncesiydi...

***

Hayatının kadınını bulduğunu hissediyordu... Onunla uzun yıllara dayanacak mutlu bir beraberliği bir an önce oluşturmak derdindeydi...

***

Geçmişlerini birbirlerine tüm çıplaklığıyla açacak; her şeyi birbirlerine eldivensiz söyleyeceklerdi...

 ***

Yalansız, dolansız tertemiz bir aşk mimarisi onların eseri olacaktı...

Bunu hak ettiklerine inanıyorlardı...

Dahası bunun için yaratıldıklarını bile hayal ediyorlardı...

AŞKIN HÜSRAN ÇAĞIRAN AYAK SESLERİ...

Genç kız konuşmaya başladı... Yaşadığı özgün, maceracı, dogma tanımayan hayatı; bütün açıklığıyla anlatmaya girişti karşısındaki gence...

***

Kendine, güzelliğine, aklına, zekasına ve başarısına karşın; sınıfta aşık olduğu erkek arkadaşı tarafından ilk kez öldürülmüştü genç kız...

***

Aşklarının sonsuz olacağını düşünmüş; kendisini her şeyiyle erkeğine vermişti genç kız...

Oysa bir süre sonra, genç sınıf arkadaşı bir başka aşka yelken açmış; kendisine her şeyini veren güzel, akıllı, zeki ve başarılı genç kızdan kopmuştu...

***

Genç kız aradan yıllar geçtikten sonra olaydan duyduğu acının üstesinden geldiğini söylüyordu...

Kendisiyle eskiden beri beraber olmak isteyen bir başka sınıf arkadaşıyla gidermeye çalıştığı “acı”, yürümeyen ilişkiyle; yarasına merhem olmamış o ilişki de başlangıcındaki hata nedeniyle bitmişti...

***

Arkasından çok başka bir dünyaya yelken açmıştı genç kız...

Doğa sporlarına yönelmiş; o dünyanın içinden gelen; kendi kültürüne oldukça yabancı bir erkekle “alternatif bir yaşamın mutluluk perdesini açmaya yönelmişti...”

O da bir süre sonra hüsranla sonuçlanmıştı...

***

Hayatlarındaki ve yaşam biçimlerindeki farklılık; genç kızı bir süre sonra o dünyadan hayal kırıklarıyla dolu olarak kopartmıştı...

***

Tersini yaşayacağına inandığı batılı değerlerle yetişmiş entelektüel erkek ise ona aradığını hiç vermemişti...

***

Şimdi, aradığı prensinin karşısındaydı...

Hayata onunla yepyeni bir başlangıç yapıyordu...

Mutluydu...

Karşısındaki gencin kendine yönelik özgüveninden müthiş etkilenmişti...

***

Ona yaşadığı hayal kırıklıklarını hatırlatmayacak, özgüveni yüksek, çağdaşlığı ve batılılığı hayatının mihenk taşı yapmış genç adamla “çok değerli bulduğu ve kimselerin anlayamadığı” hayatını paylaşacaktı...

PRENS VE PRENSESİN “KIRILMALARI” VE SONRASINDAKİ HAYATLARI...

Genç adam; sevgilisini dinliyordu...

Her şeyi anlatıyordu en ince ayrıntısına genç kadın...

Kendini her şeyiyle verdiği sınıf arkadaşına bir öfke duymadığını söylüyordu... Olaydan etkilenmişti, ama kısa zamanda aşmıştı...

***

Diğer erkeklerle ilişkileri ise zaten baştan yanlış temeller üzerine kurulmuştu... Bitmeleri doğaldı ve başından belliydi ve nitekim bitmişti...

Şimdi doğru temeller üzerine kurduğu ilişkisi müthiş başlıyordu...

Umutluydu...

***

Nutkunun tutulduğunu hissetmişti genç adam... Prensesin kısacık hayatında yaşadığı tecrübeler; genç adamı tahmin edilmeyecek ölçüde derinden sarsmıştı...

***

Bir genç kızın yaşadıklarıyla aynı yaşlardaki genç bir erkeğin yaşadıkları arasında; bu derece büyük bir tecrübe farkının olması karşısında ne diyeceğini şaşırmış, sesi soluğu çıkmaz olmuştu...

***

Neden sonra, zar zor toparlanabildi...

Her şeyi açıkça anlattığı için, genç kıza teşekkür etti... Genç kızın yaşadıklarını anlayabilecek, onları toparlayabilecek, onu güçlü ve güvenli bir ilişki sağlayabilecek bir tecrübenin çok uzaklarındaydı genç adam...

***

Olan ilişkileri, hiç bu yamaçlara erişmemişti...

Çok daha erken bitmişti ilişkileri...

Çok daha az yaşanmıştı yaşanmışlıkları...

Genç kıza; kendisine hayran bıraktığı özgüveniyle; hayal kırıklığı yaratmayacak bir ilişki kuracağına inanıyordu, ama o günden sonra bünyesi buna bir daha izin vermedi...

***

Mide ağrıları o günlerde girdi genç erkeğin hayatına...

Uzun yıllar bir daha çıkmak bilmedi...

Mide yanması, gastrit, içinde koskoca bir delik yara varmışcasına yanan, ülser belirtisi hep o günün eseriydi...

***

Genç erkeğin fizyolojisi iflas etmişti...  

Ne yapsa fayda etmiyordu...

Genç kızla bir daha ne ilk bir aydaki gibi, tutku ve aşk dolu bir hayat kurabildi; ne nedenini anlayamadığı fizyolojik belirtilerin üstesinden gelebildi...

***

Bir süre sonra mide yanmaları, dayanılmaz bir hal almaya başladı...

Geceleri uyuyamaz, gündüzleri yaşayamaz hale geldi... Gecenin bir vakti ter içerisinde uyanıyor, sigara üzerine sigara içerek, içindeki yangını söndürmeyi düşünüyordu... 

Dumandan; içindeki yangını söndürmesini talep ediyordu genç adam...

Hiçbir şey fayda etmeyecek; Tutku ve aşkla başlayan genç bir ilişki, bir daha dikiş tutmayacak harap olup bitecekti...

***

O günden sonra; gastrit yanması, ülser belirtisi hayatının hep bir yerlerinde, “kaygı duyduğu günlerde, kendini ifade edemediğini hissettiği biçare anlarda” kendisini yokladı durdu...

***

Kaygının; hayatı tehlikeli bulmanın ve kendini ifade edememenin gastrit ve ülsere neden olduğunu öğrendi genç adam... Kaygıdan kurtulmanın, kendini ifade etme biçimini özgüvenle pekiştirme arayışını o yıllar içinde gıdım gıdım güçlendirmeye çalıştı...

Bir daha “nutkunun tutulmasına” sebebiyet vermeyecek, bir ruh halinin kimyasını oluşturma çabasına girişti...

Ülser ve gastrit, uzun yıllar sonra, yanmaları, kıvrandırmaları, nefessiz bırakmalarıyla tarihe karıştı...

***

Ülserle “yaşlı” başlayan hayatı, midesinin tıkır tıkır işleyen “gençlik aromasıyla” bambaşka bir dünyaya geçmişti; kaygılardan ve kendini ifade edememe virüsünden kurtulduğunda gençleşen adam... “İyi yaş almanın gençleşme anlamına geldiğini” ilk o zaman fark etti adam...

***

Kendini ifade edememe durumlarına kendini sokmamaya çalıştı...

Kendini ifade edememe; kaygıyı...

Kaygı koruyu;  Korku fizyolojik reaksiyonları tetikliyordu...

Prenses mi; hiç evlenmedi?..

Prens mi?..

O da evlenmedi...