Gazetevatan.com » Yazarlar » Özgüvenini sağlamak için, kendine güvenen erkeklerle ilişkiye giren kadın... (1)

Özgüvenini sağlamak için, kendine güvenen erkeklerle ilişkiye giren kadın... (1)

07 Nisan 2016 Perşembe


“Yattığım erkeklerin kendilerine güvenleri çok fazlaydı... Bense kendime hiç ama hiç güvenmezdim... Onların yanında olmak bile kendime duyduğum güveni arttırırdı... Onların güvenlerini sanki emer ve kendi güvensizliğime katardım...”

***

Marilyn kendi özgüvenini sağlamak için, Albert Einstein’den, beyzbol ilahı Joe Dimaggio’ya kadar, birçok ünlü ya da yakışıklı erkekle beraber oldu...

***

Sonradan Amerikan Satanist Kilisesi’ni kuran Anton Szandor Lavey’le “yatak ilişkileri” kesintisiz 2 hafta sürdü...

***

Lavey daha sonra Marilyn için, “Erkeklerle flört etmekten, onları tahrik etmekten çok hoşlanıyordu, ama cinsel açıdan pasifti...” diyecekti,

-“İş daha ileri ilişkilere geldiğinde garip bir biçimde kaçardı... Kimi zaman bunda başarılı oluyordu, kimi zamansa kaçamazdı ve kendini yatakta bulurdu... Kararsız ve ürkek bir kişiliği vardı...”

*****

 

 

MARİLYN; SARIŞIN BİR SEKS OBJESİ OLMAKTAN SIKILDIĞINDA... (2)

İkinci kocası gelmiş geçmiş en ünlü beyzbol yıldızlarından Joe Dimaggio’ydu...

***

Bütün kadınların özlemle baktıkları, bütün erkeklerin imrendikleri bir süper sporcuydu...

***

Joe ondan sinemayı bırakmasını istedikten bir süre sonra ayrıldılar ve Marilyn bu dönemde “Aptal Sarışın” imajından sıkıldığını farketti...

***

Sarışın bir seks objesi olmadığını ispat etmek için ünlü tiyatro yazarı Arthur Miller’la evlendi...

***

Bu süre zarfında hizmetçisinin anlatımına göre, “Tiyatro dersleriyle, psikiyatrik tedavi kliniği arasında mekik dokudu...”

***

Marilyn iç çamaşırı giymiyordu, hizmetçisinin anlatımına göre çok sık banyo falan da yapmıyordu...

***

Bakımına özen gösterdiği tek şey apış arası kıllarıydı...

En az haftada bir kez onları sarıya boyar ve gerekçe olarak da “Kendimi her yönümle sarışın hissetmek istiyorum...” derdi...

***

İki kez düşük yaptı ve daha sonra artık çocuk yapamayacağı gerçeğiyle yüz yüze geldi... Depresyonu derinleşti, uyku haplarının dozajını arttırdı ve kendini uyuşturarak uyumaya başladı...

***

Arthur Miller’den boşandığında 35 yaşındaydı, yaşlanma korkusu içini kemirmeye başlıyordu...

***

Yaşlanmadığının, çok güzel bir kadın olduğunun sürekli kendisine hatırlatılmasını istiyordu...

Frank Sinatra’dan Eve Montand’a kadar birçok ünlü erkekle oldu ama Montand, karısı Simone Signoret’i terketmedi.

***

Frank Sinatra’yla evlenme fantezileri kurarken, Sinatra onu, Amerikan Başkanı ve kardeşi Kennedy’lerle tanıştırdı...

*****

AMERİKAN BAŞKANI VE KARDEŞİYLE YAŞADIĞI AŞKLARI... (3)

Önce Amerikan başkanı John F. Kennedy’yle ilişki yaşadı...

Bir süre sonra John başkanlığı açısından politik sorun çıkacağını hesap ederek Marilyn’i Adalet Bakanı olan kardeşi Bobby’ye devretti...

***

Marilyn evlilik fantezileri kurmaya ve bu kez de Bobby’nin karısı Ethel’i ve 9 çocuğunu bırakarak kendisiyle evlenmesini beklemeye başladı...

***

Bir süre sonra Bobby, Marilyn’den kurtulmak için telefonlarını değiştirdi...

Bu kez Marilyn reddedilmenin öfkesiyle, bir basın toplantısı düzenleyeceğini ve Kennedy kardeşlerin gizli çamaşırlarını ortaya dökeceğini sağda solda söylemeye başladı...

***

Bobby Kennedy’nin telefonunu değiştirdiği Haziran ayından başlayarak 1962 yazı süresince Marilyn büyük bir psikolojik bunalıma girdi...

Hapların dozu arttı psikologla seanslar sıklaştı...

***

5 Ağustos 1962 Pazar sabahı fazla uyku hapı aldığı için yatağında ölü bulunduğunda, “intihar mı cinayet mi sorusu” bütün dünyaca soruldu...

***

20 gün önce ortaya çıkan bir FBI belgesinde, Marilyn’e fazla uyku hapı dozunun, doktor tarafından verildiği ve doktora da yukarıdan bir yerlerden telkin geldiği ortaya çıktı.

*****

KONUŞURSA... (4)

Muhtemeldir ki, konuşup kirli çamaşırları ortaya dökebilir endişesiyle, “Amerikan Başkanlık sistemi kendini garantiye almıştı.”

***

Son günlerinde ikinci kocası olan beyzbol ilahı Joe Dimaggio’ya bir mektup yazdı...

***

Mektubunda şöyle diyordu:

“Artık ne yaparsam yapayım bir erkeği kendime tam olarak bağlayamıyorum... Hiçbir erkeğin gereksinimlerini tam olarak karşılayamıyorum...”

***

Mektubu yazdı, ama postaya vermedi...

Öldüğünde mektup hala yanındaydı!..

*****

“ÇOCUĞUMU ÖLDÜRDÜĞÜN İÇİN TANRI BİR DAHA SANA ÇOCUK VERMEYECEK...” (5)

Önceki gün; hakkında yıllar önce bu satırları yazdığım Marilyn Monroe’nun “Bilinmeyen Hikayesi” isimli filmi izliyorum...

Dünyanın “en muhteşem sarışın bombası” olmaktan sıkılıp, entelektüel bir sanatçı olma arayışını sürdürdüğü yıllarında; ünlü yazar Arthur Miller’la yaptığı evliliğini izliyorum...

***

İlk günlerde Marilyn’i teşvik etmek için “inanılmaz çabalar harcayan ünlü yazarın”, bir süre sonra, genç kadından yeni bir eser yaratma uğraşından vazgeçerek, onu küçümsemeye başlamasının trajik öyküsünü adım adım izliyorum...

***

Aldığı haplar ve alkolün sonucu bebeğini düşüren Marilyn’e, ünlü yazarın söylediği sözün; kadını nasıl mahvettiğini birebir izliyorum... Şöyle diyor Arthur Miller, bebeğini düşürdüğü karısı Marilyn Monroe’ya;

***

-“Sen benim çocuğumu öldürdün... Benim çocuğumu öldürdüğün için Tanrı bir daha sana çocuk vermeyecek...”

*****

DENİZLE MARTININ AŞKI... (6)

Aşkı “aşk halinde bırakmayıp, ötesini zorlama macerasının, Marilyn ve Arthur Miller’ın hayatında olduğu gibi yaşamda trajik sonuçlar doğurduğunu fark ediyorum... Aklıma Deniz ile Martı’nın “aşk hikayesi” geliyor;

***

Deniz eğiliyor kulağına Martının...

-“Yapma...” diyor; -“Maviliğime aldanıp dalma sularıma... Balık yaşamıyor içimde artık...”

***

Tebessüm ediyor Martı... -“Sadece balık için dalıyorum sanıyorsun maviliğine...” diyor...

-“Ya neden?..” diye soruyor Deniz... -“Biz birçok aşığın fotoğraflarında aynı karede yer alıyoruz...  Birçok ayrılanın sakladığı fotoğraflarda da... ‘balık yok’ diye seni terk etsem, o fotoğrafları terk etmiş olmaz mıyım?.. 

Ben balığa ayıp olmasın diye değil... Aşka ayıp olmasın diye seninleyim...”