Gazetevatan.com » Yazarlar » Haftada bir geceyi karınla baş başa geçir...

Haftada bir geceyi karınla baş başa geçir...

25 Aralık 2013 Çarşamba


Ahmet Kanık ben Atina’da gazetecilik yaparken bir dönem Hava Ataşesi’ydi... İlginç değişik ve bir askerden çok, bir filozofu andırırdı... İstisnai bir kişilikti...

Onun gönderdiği hayata dair öğütleri yazmaya bugün de devam ediyorum... Öğütler esas olarak erkekler için yazılmış...

Kadınlar erkeklere yazılan bu öğütleri merakla okuyacaklar...

Düzgün erkeğe rastlayabilmek umuduyla...

***


“Dikkatini işini daha büyütmeye değil, daha iyi yapmaya ver...

***


Arada sırada güzel manzaralı ara yolları kullan...

***


Konferanslarda ön sıralarda otur...

***


Namını koru... En büyük servetin odur...

***


Bol bol gül...

Hayatın kötülüklerine karşı çok iyi gelir...

***


Kötü yemek getirdi diye garsona az bahşiş verme... Pişiren o değil...

***


Dürüstlükten asla ödün verme...

***


İş ne kadar önemsiz olursa olsun; ekmek parası için çalışan herkese saygı duy...

***


Zamanı ve sözleri dikkatsizce kullanma...

İkisi de geri alınmaz...

***


Daha sonra ne olacağını düşünerek o anın sihrini bozma...

***


İşe ziyarete gelenleri ayakta karşıla...

***


Başladığın her işi bitir...

***


İş sırasında yorgun, aç ya da sıkkın olduğunu belli etme...

***


Kazancının yüzde on’unu tasarruf et...

***


Sadece aşk için evlen...

***


Anneni babanı ara...

***


Senden çok fazla ya da çok az parası olanlarla para konuşma...

***


Aynı hatayı iki kez yapma...

***


Sıkma meyve suyu iç...

***


Hiç kimsenin sözünü kesme...

***


Pazar günleri en az iki gazete al...

***


Az tanıdığın birine, elini uzat ve adını söyle...

Seni hatırlamayabilir...

***


Kendi dininden başka üç din hakkında da bilgin olsun...

***


Başkalarının başarılarını coşkuyla karşıla...

***


Adliyeye giderek bir duruşma izle...

***


Kim eksik olursa olsun, toplantıları zamanında başlat...

***


Otomobilinde akü için bir ara kablosu bulundur...

***


Haftada bir geceyi karınla baş başa geçir...

***


Seninle iş yapanlarla iş yap...

***


Bir ev satın alırken şu üç önemli şeyi aklından çıkartma...

Semt; semt, semt...

***


Atak ve cesur ol...

Bir gün geriye dönüp baktığında yaptıklarından değil, yapmadıklarından pişman olacaksın...

***


Hastanedeki arkadaşlarını ve akrabalarını ziyarete git...

Senin orada geçireceğin süre, onlarınkinden çok kısadır...

***


Herkesin önünde öv...

***


Bütün canlılara saygı duy...

***


Eleştirilerini bir kenara çekerek söyle...

***


Ailevi sorunlarda, para sorunlarında ve saç kesimi konusunda başkalarına akıl verme...

***


Bir beyefendi ol...

***


İş bitmeden önce, asla ödemenin tamamını yapma...

***


Asıl savaşı kazanmak için, küçük çarpışma yitirmeyi göze al...

***


İlk izlenimlerine güvenme...

***


Her gün sekiz bardak su iç...

***


Gelenek ve göreneklere saygılı ol...

***


Başkalarının zamanına saygılı ol...

Randevularına on dakikadan fazla gecikeceğin zaman telefon ederek haber ver...

***


Öyle olmadığın zamanlarda bile neşeli görünebilmeyi öğren!..

***


Daima yakınındaki benzinciden benzin al...

Karda kışta otomobilin çalışmadığında ahbaplığın işe yarayacaktır...

***


Dedikodu yapma...

***


Sırtüstü uzan ve yıldızlara bak...

***


İşe erken git ve mesai bittikten sonra da çalış... (Eğer işin varsa R.M.)

***


Parayla saadet olmaz...

***


Durum ne kadar vahim olursa olsun, soğukkanlılığını yitirme...

***


Herkesin ortasında kürdan kullanma...

***


Erkekliğini kanıtlamak için, korunmasız hayvan ve kuşlara ateş etmekten başka yollar bul...

***


İnsanların gerçeği her zaman bilmek istemeyeceklerini unutma...”

*****


DOSTLAR; “YARIN ENDİŞESİ DUYMADIĞINIZ İNSANLARDIR...”

Dün 24 Aralık’tı...

Hristiyan aleminin bugün kutladığı Noel Bayramı’nın ünlü arefe gecesi...

Ailecek yemek yenen, çam ağacının altından hediyeler çıkan, saatlerce pişirilen meşhur hindi yemeğinin yendiği gecedir o gece...

Bir Atina gecesinde kızlı erkekli bekar arkadaşlarım, “Bu gece dışarıda çok hoş bir piyano barda Noel’in gelişini kutlayacağız... Mutlaka gel...” demişlerdi...

Öğleden sonra program için bürodaki işleri bitirmeye çalışıyordum...

Üniversiteden yakın arkadaşım Celal Kazdağlı aradı...

- “Hayırlı olsun...” dedi...

- “Ne hayırlı olsun?..” dedim...

- “Bugün Selin’le boşandınız...” dedi;

- “Mahkeme tek celsede bir itiraz olmadığından sizi boşayıverdi... Hayırlı olsun...”

***


Ağzımdan belli belirsiz bir teşekkür ederim çıktı...

Celal evliliğimizin başından sonuna en yakın tanığıydı...

Birkaç ay önce bedelli askerlik yaparken, birliği ziyarete gelmiş, Selin’le ortak boşanma avukatı için imzamı ve vekaletimi almıştı...

Şimdi işlemlerin bittiğini, boşanmanın gerçekleştiğini haber veriyordu...

Böyle bir boşanma gününün gecesinde hemen eğlenmeye gitmeyi pek içime sindirememiştim...

Telefon ettim arkadaşlara;

- “Ben bu gece gelmeyeyim...” dedim...

- “Olmaz...” dediler...

- “O zaman...” dedim;

- “Siz gidin, ben gece onikiden sonra, 25 Aralık olduğunda size katılırım...”

***


Bir yıl önce yine yılbaşı haftasında Atina’daki en yakın dostum olan Kaya Dorsan’a bir öğle yemeğinde açmıştım konuyu...

- “Abi biz ayrılıyoruz eşimle...”

Gülmüştü önce...

Allah Allah demiştim içimden...

Espritüel bir adamdır, ama niye güldü ki bu söylediğime...

3-5 saniye sonra anlamıştım ki, o da benim espri yaptığımı zannederek gülmüştü...

Sakin ve oturaklı bir adamdı...

Güven verirdi dostlarına...

Ona bir şeyi anlattığınızda “kendiliğinden rehabilite olur, rahatlardınız... Başka bir şey yapmanıza gerek kalmazdı...”

***


Plaka’da bir restoranda iki saat şarap içip konuşmuştuk...

Şarap mı iyi değildi, benim psikolojim mi bilmiyorum, şarap midemde kaynama yapmıştı...

Dün kızı Esin Dorsan’ın Marie Clair dergisine mimari başarısının kapak olacağını öğrendiğim esnada, Kaya Dorsan’ın Amerikan Hastanesi’ne yattığını söylediler bana...

Atina gibi yerlerde kurulan dostluklar, teknede kurulan denizci dostluklara benzer...

Yunan başkentinde “kesif bir düşmanlık yalnızlık ortamında, o yıllarda görev yapan Türkler, ilginç bir kader ortaklığı yaşamışlardı...”

***


O yıllardaki arkadaşlıklar ve dostluklar arasında, olaylardan ve zamandan süzülebilenler, çok rafine kaldılar...

Kaya Dorsan öyle rafine bir dostumdu...

Hayatın en zor zamanlarında varlığıyla güç aldığım, Atina’da çok önemli virajlarda bana destek olan adam gibi adam bir dosttu...

Dün Amerikan Hastanesi’ndeki tanıdıklarımı aradım...

Onlara şöyle söyledim:

- “Biliyorsunuz, belimi sakat bırakan ameliyatın sahibi doktorunuzla ilgili olaylardan sonra, bir daha kendi doğduğum, çocuklarımın doğduğu hastanenize gelmiyorum...

Bu durumdayken bile, sizi Kaya Dorsan’a mukayyet olmanız için arayabiliyorsam, o dostun benim için ne kadar büyük bir dost olduğunu anlarsınız... Başka bir şey söylemeyeceğim...”

Aslında benim aramama gerek bile yoktu...

Damadı zaten hastanede doktordu...

Yine de;

- “Elbette...” diyerek bana bir nezaket gösterdiler...

***


Şimdi yine hayatımda nice viraja rastgelen bir 24 Aralık ve yılbaşı haftası...

Boşandığım hafta gibi...

Kaya Dorsan’la ayrılığı paylaştığım gün gibi...

Ayşe Nazlı’nın ‘baba’ dediği ilk gecede olduğu gibi...

Mina’yla Poyraz’ın annesiyle birlikte olduğum Aralık’ın son haftası günleri gibi...

Hayat dostluklarla anlam ve değer kazanır...

Dostlar hayatta en kutsal değerleri paylaştığınız ve kendinizi güvende hissettiğiniz yegane insanlardır...

Onlarlayken yarın veya dün endişesi yoktur...

Kaya Dorsan‘la beraberken de benim yarın endişem yoktu ve hiç olmadı...

Bunu dün gece baş başa bir yemekte çocuklarıma anlattım...